SOPHOKLES"İN en önemli tragedyalarından biri olan Antigone, kralın yasasına, eril yasaya tabi olan bir kadının, Antigone"nin bu yasaya başkaldırışını anlatır. Eser, baş karakteri Antigone sayesinde, bugüne kadar hakkında en çok tartışılmış ve yazılmış tragedyalardan birisi olmuştur. Peki Antigone karakterini bu kadar değerli ve benzersiz yapan nedir?
Antigone"nin Thebai uğruna birbirine karşı savaşan iki erkek kardeşi savaş meydanında birbirini öldürmüştür. Dayıları olan kral Kreon kardeşlerden Eteokles"i kahraman ilán eder ve gereğince defnedilmesine izin verirken, diğerine, Polyneikes"e hain muamelesi yaparak cesedinin gömülmesini yasaklar. Ceset çıplak, aşağılanmış, paralanmış haliyle öylece ortada bırakılacak, kurda kuşa yem olacaktır. Ancak Antigone, kardeşinin cesedinin ortada kalmasına dayanamaz, kardeşini gömerek bu yasağı deler. Kral Kreon, koyduğu yasağın çiğnenmesine sinirlenerek suçlunun bulunmasını ve cezalandırılmasını emreder. Antigone yakalanır ve cezasının ölüm olduğunu bildiği halde yaptığını inkar etmeye kalkışmaz.
İktidar karşısında yurttaş
Kreon ceza olarak Antigone"nin bir mağaraya kapatılarak ölüme terkedilmesi buyurur. Bu sırada kahin Teiresias, Kreon"a, gömülmesine izin vermediği ceset yüzünden tanrıları kızdırdığını ve cezalandırılacağını söyler. Bunun üzerine Kreon, Polyneikes için bir cenaze düzenler ve Antigone"yi serbest bırakmaya karar verir, ancak artık çok geçtir: Antigone kendisini öldürmüştür. Bunun üzerine Antigone"nin nişanlısı ve Kreon"un oğlu olan Haemon da kendisini öldürür. Ardından Kreon"un karısı ve Haemon"un annesi olan Euridike de olanlara dayanamayıp intihar eder. Kreon tanrılar tarafından cezalandırılmış ve yapayalnız bırakılmıştır.
Antigone"nin bu kadar etkileyici olmasının sebebi, eserin evrensel, çok temel bir gerilimi konu edinmesidir. Yasa ve adalet arasındaki bu gerilim, devletin yasası ile onu aşan bir adalet arasındaki çakışmazlığa işaret eder. Klasik dönem Atina"sında kadınların yurttaş sayılmadığı düşünülürse, Antigone"nin kralın yasasına karşı gelmesi ve dahası, yaptığı şeyi savunması son derece çarpıcıdır. Antigone, kralın yasanın kendisine ve tüm tebaya yasakladığı birşeyi yapar, üstelik yasadan haklılığını tanımasını talep eder. Judith Butler"ın Yaşam ile Ölümün Akrabalığı, Antigone"nin İddiası (Kabalcı Yayınevi, 2007) adlı eserinde dediği gibi, edimi üstlenme olumladığı edimi yineler ve itaatsizlik edimini duyurarak genişletir. Böylece Antigone, tabi olduğu yasayı sorgulamaya giriştiğini açıkça beyan eder. O, siyasi alanın yasasını aşan bir adalete atıfta bulunmuştur. Antigone"nin özür veya af dilemek, kralın iktidarı karşısında alttan almak yerine edimini savunması önemlidir, çünkü bu, onu yurttaş olarak tanımayan ancak yasasına tabi olduğu bir iktidara edimini ilan etmektir. Antigone ancak bu ilanla yasayı olumsuzlama edimini tamamlamış olur.
Ölüm ve yaşamın akrabalığı
Hegel"in Tin"in Görüngübilimi"nde yaptığı Antigone okumasına bakılırsa, Antigone, kentteki eril siyasi yasanın karşısındaki tanrısal adaleti, kadının asıl koruyucusu olduğu ailenin yasasını temsil eder. Devletin yasası ile iláhi yasa arasındaki yarık, Eski Yunan dünyasının çöküşüne yol açacaktır. Öte yandan Antigone evlenmemiş bir kadındır, bir anne değildir; erkek kardeşine karşı görevini yapmak uğruna eş veya anne olma imkánını feda etmekten çekinmez. Polyneikes"in ölüsünün gömülmeden teşhir edilmesini ve gömenin cezalandırılacağını buyuran yasa, kızkardeşin ailesinden birisinin, ölüsünü gömme hakkını gözardı etmektedir. Devleti yöneten her yurttaş bir aileden geldiği için, ailenin bu yasasının ihlál edilmesi, aslında devletin yasasının kendi altını oyması anlamına gelir. İlkesel olarak yasa ve adalet birbirlerini varsayarlar. Yasanın görevi adaleti sağlamaktır; adalet ise yalnızca yasayla sağlanabilecektir.
Buna karşın, adalet ile yasanın çakışmazlığı, Sofokles"in bu tragedyasında, eril bir adalet ile dişi bir adalet arasındaki bir çarpışmaya dönüşür. Bu çarpışmada Antigone"nin ölümü, eril yasayı temsil eden Kreon"un da mahvına sebep olan feláketlere yol açacaktır. Antigone devleti değil, yaşamı temsil eder. Fakat ölüm ile yaşam arasındaki akrabalığını da göz önüne sermektedir.
Yasalar kendilerine tabi olanlara bir takım haklar vermeye söz verirler ve bunu her zaman bazı kavramlara atıfta bulunarak yaparlar. Çağımızda da insan haklarının herkes için geçerli olması beklenir. Devletlerin yasaları yoluyla vatandaşı olan herkese eşit haklar verdiği varsayılır. Ancak bu ne kadar geçerlidir? Giorgio Agamben, günümüzde devletlerde tam yurttaşlığa sahip olmayan, yasal tebalar olarak statüleri askıya alınmış istisnai kesimlerin olduğuna işaret eder. Tebanın tam olarak tanınmayan, meşru topluluk yaşamına giremeyen kesimidir bu. Buna Hannah Arendt"gölgeli alan" der. Bu kesim, bir proje olarak kamusal insan inşasının dışında bırakılır ve normatif anlam tam da bu dış sayesinde, ona karşıtlığı üzerinden kurulur.
Gölgeli "kamusal" alan
Aslında kamusal ve siyasal alanın sınırları, tam da bu dış sayesinde sağlama alınır. İşte Antigone, bir kadın olarak, bu dışlanmışlığın sesi olduğu ölçüde kışkırtıcı bir figürdür. Hegel bu önemli noktayı yakalamıştır aslında, çünkü Hegel, Antigone"nin kentin dışında olduğunun altını çizer; ancak bu öyle bir dıştır ki, onsuz kent de mümkün değildir. Antigone, dışında bırakıldığı yasayla özdeşleşemeyecek, böylece normatif olanda bir kaymaya sebep olacaktır. Bu da nihayetinde norm ve kurucu yasanın yeniden düşünülmelerine olanak verir. Antigone işte bunun için de yeniden okunmayı hakeder. Judith Butler"ın kitabı Antigone"nin İddiası okunurken, Şahika Tekand"ın yönettiği çarpıcı tiyatro oyunu Euridike"nin Çığlığı da izlenmeli kesinlikle.



