Makaleler Bütün Yazılar Teori Antonio Negri Yaygın Yanlış Anlamalara Karşı Negri Seçkileri - 1 : Emperyalizm/ Ulus Devlet vs. İmparatorluk
 

Yaygın Yanlış Anlamalara Karşı Negri Seçkileri - 1 : Emperyalizm/ Ulus Devlet vs. İmparatorluk Popüler

Makale

Bugün belirmekte olan İmparatorluk, modern emperyaliz­me karşıt olarak, ulusal egemenliğe dayanmaz: İçeri ile dışarı arasındaki her tür ayrımı bulanıklaştırması anlamında, tam ola­rak küreseldir. Her durumda, İmparatorluğun ulusal egemenliğe dayanmadığını söylemek, ulus devletlerin artık önemli olmadı­ğını savunmak demek değildir.

Ulus devletler elbette önemli ol­mayı sürdürmektedir - bazıları, açık olarak, ötekilerden daha önemli. İmparatorluk iktidarı, ulus devletleri içerir, ama onların ayrıcalıklarının çok ötesine yayılır. Emperyal egemenlik, kar­ma bir yapı üzerine kuruludur. Bir ilk yaklaşım olarak, dünya­da emperyal egemenliği monarşik güçler ile aristokratik güçler arasındaki sürekli bir işbirliğinin belirlediğini söyleyebiliriz.
{sidebar id=2}
Sözgelimi, küresel askeri boyutun içindeki monarşik güç ola­rak Pentagon'u düşünelim: Pentagon, sık sık, tek yan lı kararlar temelinde hareket eder. Ya da uluslararası siyasal ve ekonomik meseleleri fiili olarak yönettiğinde bütünüyle monarşik bir rol üstlenen ABD yönetimini düşünelim. İkinci olarak, dünyanın aristokratik güçleri arasına, ABD'nin ötesinde, öteki hükümran ulus devletleri, keza bir devlet oluşturmayan güçleri -önde gelen çokuluslu kapitalist şirketler, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi ulusüs­tü ekonomik kurumlar ve bir dizi başka güç- katmak gerekecek­tir. Monarşik güçler, bu İmparatorluğu tek başlarına yönetemez­ler, çeşitli küresel aristokrasilerle sürekli olarak birlikte çalışmak zorundadırlar. Bu, bir başka deyişle, hiçbir ulus devletin tek yan­lı olarak bu İmparatorluğu yönetemeyeceği anlamına gelir - en güçlü ulus devletin bile, ABD'nin bile.

Küresel monarşik güçler ile aristokratik güçler arasındaki işbirliğini gösteren karma kuruluş kavramı, emperyal egemenlik kavramına da iyi bir giriş oluşturur. Daha pratik ve yenilikçi bir kavramsal yaklaşım -bir biçimde bu kavramın kendisini daha iyi tanımlayan bir yaklaşım-, İmparatorluğu bir iktidar ağı; emper­yal egemenliği de yaygın bir ağ biçimi olarak değerlendirir. Yaygın bir ağın bir merkezi yoktur; daha çok, birbirleriyle değişik biçim­lerde bağlanabilen bir dizi düğümü gösterir. Bu kavrayışa göre, egemen ulus devletler, önde gelen çokuluslu kapitalist şirketler, ulusüstü kurumlar ve öteki küresel iktidarlar, emperyal egemen­lik ağındaki düğümlerden ibarettir ve bu düğümler birlikte farklı birleşimler halinde ve değişik anlarda işlev göreceklerdir.
Ağ modeli, daha önceki saptamamıza, başka bir deyişle, İmparatorlukta içeri ile dışarı arasındaki ayrımın bulanıklaşma eğilimi göstermesine açıklık getirir. Elbette, her yaygın ağda dış öğeler vardır; ama ağın her düğümü, potansiyelolarak ağın içi­ne alınabilir, böylece içeriile dışarı arasındaki sınır belirsiz hale gelir.
Bu aşamada kolaylıkla ortaya çıkabilecek birtakım yanlış anlamalardan kaçınmak için, değindiğimiz son nokta üzerinde kısaca duracağız. Her şeyden önce, şunu vurgulayalım: Modern emperyalizmlerin aksine, İmparatorluğun temelini ulusal ege­menliğin oluşturmadığını söylediğimizde; bu, bir kez daha be­lirtelim, ulus devletlerin artık önemli olmadığı anlamına gelmez.


Küreselleşme üzerine tartışmalarda çok sık olarak bu olgu, bir alternatif, bir denklem olarak görülür. Bir yandan, küreselleşme bir gerçeklik olduğu için, ulus devletlerin artık önemli olmadığı söylenir; öte yandan, ulus devletler hala etkin olduğu için, küre­selleşmenin var olmadığı söylenir. Biz, bunun yanlış bir alterna­tif olduğunu savunuyoruz. Egemen ulus devletler hala güçlüdür, ama nihai iktidar değildirler. Küresel İmparatorluğun ağ halin­deki yapısı, söylediğimiz gibi, egemen ulus devletleri ve onların yan sıra sayısız başka iktidarı kapsar. İkincisi, İmparatorluğun ayırt edici özelliğini emperyalizm içindeki çatışma ve savaşların oluşturmadığını söylediğimizde; bu, önde gelen uluslar arasında artık çatışmaların olmadığı anlamına gelmez. Daha çok, {sidebar id=1}emper­yal yapının içinde, emperyal ağın değişik düğümleri arasındaki çatışmalar ve çelişkilerin yer aldığı anlamına gelir. Keza, İmpa­ratorlugun bır dışarısının olmadığını ya da daha kesin olarak, içeri ile dışarı arasındaki ayrımın sürekli olarak bulanıklaştırıl­dığını söylediğimizde; dünyada artık hiyerarşi ve bağımlılığın olmadığını, iktidarı elinde tutan ile tutmayan arasında artık bir ayrımın olmadığını kastetmiyoruz. Tersine, İmparatorluk hiye­rarşilerin çogaltılması aracılığıyla ve kendi yapısı içindeki bö­lünmeler aracılığıyla işler. Ne var ki bu bölünme çizgileri, ulusal sınırlar aracılığıyla ya da Kuzey'i Güney'den, Doğu'yu Batı'dan, Birinci Dünya'yı Üçüncü Dünya' dan ayıran küresel çizgiler üze­rinden anlaşılamaz. Hiyerarşi ve sömürünün çizgileri, çok daha karmaşık ve girintili çıkıntılı olup, bütün ulusal ve yerel uzam­ları bir uçtan bir uca kat eder. Emperyal egemenliği bir ağ olarak betimlemek istiyorsak; o zaman, ağın hiçbir biçimde homojen olmadığını, değişik düğümler arasında dramatik bir çatışma ve bir hiyerarşinin geliştiğini vurgulamak zorundayız.

Umarız, Imparatorluğun bu ağ halindeki yapısının, dünya pazarının ve küresel sermayenin üretim kanallarının gerek­lerine nasıl kusursuz bir biçimde uyduğu ortadadır. Sermaye, kendi üretim ve tüketim alanları arasında bu tür bir içermeye her zaman gereksinme duyar; bu içerme, her zaman, var olan hiyerarşiler aracılığıyla işlemek zorundadır ve gerçekten de yeni ıktidar ve zenginlik bölünmeleri üretir. Bu açıdan, öyle görünüyor. ki imparatorluk, neoliberal küresel rejime en uygun siyasal biçimdir.
Şimdi, İmparatorluk kavramımıza yönelik en ciddi itirazı ele almak istiyoruz. Bu itiraz, ABD'nin "terörle mücadele" deki tek yanlı eylemlerinin, özellikle de Irak'ı işgal etmesinin, bizim varsayımımızı çürüttüğü yönündedir. ABD, [bu eylemleriyle] emperyalizmin sağ ve sağlığının da yerinde olduğunu kanıtlı­yormuş! Her durumda, bizim bakış açımıza göre, Irak'taki sa­vaş bunun tam tersini kanıtlıyor. Beyaz Saray yöneticilerinin emperyalist hırslar besledikleri ve ABD'nin küresel düzeni tek yanlı olarak yönetmesi için bir plan oluşturdukları doğrudur. ABD'nin güvenlik ve önleyici saldırı doktrini, ABD'nin yasa ve uluslararası anlaşmalardan bağışıklığı ve son olarak, Amerikalı liderlerin bütün öteki uluslarla ilişkilerindeki kibri, bu emperya­list. projenin bir parçasını oluşturur .. Hatta, Amerikan tek yan­lılıgı, daha once gördüğümüz gibi, Imparatorluğun ayırt edici özelliğini oluşturan monarşik güçler ile aristokratik güçler ara­sındaki sürekli işbirliğini bozmak ve küresel monarkın özerkli­ğini olumlamak ister.
Ne var ki Irak işgalinin ve "Bağdat'ın ele geçirilmesi"nin üzerinden bir yıldan uzun bir süre geçti ve bugün, bu potansiyel emperyalistlerin projeleri gereğince işlemiyor. Askeri donanım­lar arasındaki çok büyük asimetriye karşın, ABD'nin küresel düzeni tek yanlı olarak koruyamadığı giderek daha açık hale ge­lıyor. (Açıkçası, askeri güç, düzeni korumak için kendi başına yeterli değildir.)
Aksine, Amerika'nın emperyalist projeleri, Irak'ta yalnızca kaosa yol açmış ve deyim yerindeyse kargaşa alanlarını artırmış­tır. Başka bir deyişle, bu olumsuz deneyimle, Beyaz Saray' daki emperyalizm heveslileri, İmparatorluğa ilişkin varsayımlarımızı temellendiriyorlar: Onların başarısızlıkları, bugün, emperyalist bir rejimin var olamayacağını kanıtlıyor. Yalnızca İmparatorluk -ki merkezsizleştirilmiş bir iktidar ağı biçimidir ve ayırt edici özelliği, küresel iktidarın monarşik ve aristokratik öğeleri ara­sındaki sürekli işbirliği dir- küresel düzenin hiyerarşilerini ko­ruyacak güçtedir.

Son olarak, İmparatorluk temasını bir yana bırakmadan önce, geliştirdiğimiz kanıtlamanın bir başka kendine özgü yö­nüne açıklama getirmek isteriz. Biz, bugün, İmparatorluğu ger­çekleşmiş fiili bir veri olarak değil, bir eğilim olarak görüyoruz. Bu eğilim yöntemi de Marx'ın çalışmasının karakteristik bir özelliğidir. Marx, kapitalist üretimin İngiltere ekonomisinin yalnızca bir bölümüne ve Avrupa ekonomisinin daha da küçük bir dilimine yayıldığı ve henüz küresel ekonominin çok küçük bir parçasını oluşturduğu 19. yüzyılın ortasında, sermayeyi ge­leceğe doğru atılım içindeki eğilim olarak görmüş ve bütünüyle kapitalist bir toplumu analiz etmişti. Bizim İmparatorluğa iliş­kin olarak geliştirdiğimiz kanıtlama, bunun bir benzeridir. İm­paratorluk, küresel sermaye ile onun neoliberal rejiminin kendi küresel düzenlerini koruyup güvence altına alabilecekleri yega­ne biçimdir ve bu veri, emperyal eğilimi bir zorunluluğa dönüş­türür. Emperyalizmden İmparatorluğa bu geçişin hangi tarihte başladığını tartışmak ilginç olurdu - belki 1989' da Çin' deki top­lumsal hareketler, belki Sovyet düzeninin çöküşü, belki ABD'nin Vietnam' daki yenilgisi, belki 1968' deki küresel isyanlar zinciri. Her durumda, İmparatorluk bugün bütünüyle gerçekleşmiş de­ğildir, ama biz onun yarın karşımızda bulacağımız yükselen iktidar biçimi olduğunu saptıyoruz. İmparatorluğu bugünden analiz edelim ki yarın ona karşı koyabilelim.

 

Otonom Yayıncılık, İmparatorluktaki Hareketler, Antonio Negri, sh 154-158

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0  (1)
Üslup 
 
10.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Yaygın Yanlış Anlamalara Karşı Negri Seçkileri - 1 : Emperyalizm/ Ulus Devlet vs. İmparatorluk 2010-01-29 14:40:57 Önder Kurt
Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0
Üslup 
 
10.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Ocak 29, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

Okumadan Atıp Tutanlar Utansın

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile