Yaygın Yanlış Anlamalara Karşı Negri Seçkileri - 1 : Emperyalizm/ Ulus Devlet vs. İmparatorluk Popüler
Makale
Bugün belirmekte olan İmparatorluk, modern emperyalizme karşıt olarak, ulusal egemenliğe dayanmaz: İçeri ile dışarı arasındaki her tür ayrımı bulanıklaştırması anlamında, tam olarak küreseldir. Her durumda, İmparatorluğun ulusal egemenliğe dayanmadığını söylemek, ulus devletlerin artık önemli olmadığını savunmak demek değildir.
Ulus devletler elbette önemli olmayı sürdürmektedir - bazıları, açık olarak, ötekilerden daha önemli. İmparatorluk iktidarı, ulus devletleri içerir, ama onların ayrıcalıklarının çok ötesine yayılır. Emperyal egemenlik, karma bir yapı üzerine kuruludur. Bir ilk yaklaşım olarak, dünyada emperyal egemenliği monarşik güçler ile aristokratik güçler arasındaki sürekli bir işbirliğinin belirlediğini söyleyebiliriz.
{sidebar id=2}
Sözgelimi, küresel askeri boyutun içindeki monarşik güç olarak Pentagon'u düşünelim: Pentagon, sık sık, tek yan lı kararlar temelinde hareket eder. Ya da uluslararası siyasal ve ekonomik meseleleri fiili olarak yönettiğinde bütünüyle monarşik bir rol üstlenen ABD yönetimini düşünelim. İkinci olarak, dünyanın aristokratik güçleri arasına, ABD'nin ötesinde, öteki hükümran ulus devletleri, keza bir devlet oluşturmayan güçleri -önde gelen çokuluslu kapitalist şirketler, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi ulusüstü ekonomik kurumlar ve bir dizi başka güç- katmak gerekecektir. Monarşik güçler, bu İmparatorluğu tek başlarına yönetemezler, çeşitli küresel aristokrasilerle sürekli olarak birlikte çalışmak zorundadırlar. Bu, bir başka deyişle, hiçbir ulus devletin tek yanlı olarak bu İmparatorluğu yönetemeyeceği anlamına gelir - en güçlü ulus devletin bile, ABD'nin bile.
Küresel monarşik güçler ile aristokratik güçler arasındaki işbirliğini gösteren karma kuruluş kavramı, emperyal egemenlik kavramına da iyi bir giriş oluşturur. Daha pratik ve yenilikçi bir kavramsal yaklaşım -bir biçimde bu kavramın kendisini daha iyi tanımlayan bir yaklaşım-, İmparatorluğu bir iktidar ağı; emperyal egemenliği de yaygın bir ağ biçimi olarak değerlendirir. Yaygın bir ağın bir merkezi yoktur; daha çok, birbirleriyle değişik biçimlerde bağlanabilen bir dizi düğümü gösterir. Bu kavrayışa göre, egemen ulus devletler, önde gelen çokuluslu kapitalist şirketler, ulusüstü kurumlar ve öteki küresel iktidarlar, emperyal egemenlik ağındaki düğümlerden ibarettir ve bu düğümler birlikte farklı birleşimler halinde ve değişik anlarda işlev göreceklerdir.
Ağ modeli, daha önceki saptamamıza, başka bir deyişle, İmparatorlukta içeri ile dışarı arasındaki ayrımın bulanıklaşma eğilimi göstermesine açıklık getirir. Elbette, her yaygın ağda dış öğeler vardır; ama ağın her düğümü, potansiyelolarak ağın içine alınabilir, böylece içeriile dışarı arasındaki sınır belirsiz hale gelir.
Bu aşamada kolaylıkla ortaya çıkabilecek birtakım yanlış anlamalardan kaçınmak için, değindiğimiz son nokta üzerinde kısaca duracağız. Her şeyden önce, şunu vurgulayalım: Modern emperyalizmlerin aksine, İmparatorluğun temelini ulusal egemenliğin oluşturmadığını söylediğimizde; bu, bir kez daha belirtelim, ulus devletlerin artık önemli olmadığı anlamına gelmez.
Küreselleşme üzerine tartışmalarda çok sık olarak bu olgu, bir alternatif, bir denklem olarak görülür. Bir yandan, küreselleşme bir gerçeklik olduğu için, ulus devletlerin artık önemli olmadığı söylenir; öte yandan, ulus devletler hala etkin olduğu için, küreselleşmenin var olmadığı söylenir. Biz, bunun yanlış bir alternatif olduğunu savunuyoruz. Egemen ulus devletler hala güçlüdür, ama nihai iktidar değildirler. Küresel İmparatorluğun ağ halindeki yapısı, söylediğimiz gibi, egemen ulus devletleri ve onların yan sıra sayısız başka iktidarı kapsar. İkincisi, İmparatorluğun ayırt edici özelliğini emperyalizm içindeki çatışma ve savaşların oluşturmadığını söylediğimizde; bu, önde gelen uluslar arasında artık çatışmaların olmadığı anlamına gelmez. Daha çok, {sidebar id=1}emperyal yapının içinde, emperyal ağın değişik düğümleri arasındaki çatışmalar ve çelişkilerin yer aldığı anlamına gelir. Keza, İmparatorlugun bır dışarısının olmadığını ya da daha kesin olarak, içeri ile dışarı arasındaki ayrımın sürekli olarak bulanıklaştırıldığını söylediğimizde; dünyada artık hiyerarşi ve bağımlılığın olmadığını, iktidarı elinde tutan ile tutmayan arasında artık bir ayrımın olmadığını kastetmiyoruz. Tersine, İmparatorluk hiyerarşilerin çogaltılması aracılığıyla ve kendi yapısı içindeki bölünmeler aracılığıyla işler. Ne var ki bu bölünme çizgileri, ulusal sınırlar aracılığıyla ya da Kuzey'i Güney'den, Doğu'yu Batı'dan, Birinci Dünya'yı Üçüncü Dünya' dan ayıran küresel çizgiler üzerinden anlaşılamaz. Hiyerarşi ve sömürünün çizgileri, çok daha karmaşık ve girintili çıkıntılı olup, bütün ulusal ve yerel uzamları bir uçtan bir uca kat eder. Emperyal egemenliği bir ağ olarak betimlemek istiyorsak; o zaman, ağın hiçbir biçimde homojen olmadığını, değişik düğümler arasında dramatik bir çatışma ve bir hiyerarşinin geliştiğini vurgulamak zorundayız.
Umarız, Imparatorluğun bu ağ halindeki yapısının, dünya pazarının ve küresel sermayenin üretim kanallarının gereklerine nasıl kusursuz bir biçimde uyduğu ortadadır. Sermaye, kendi üretim ve tüketim alanları arasında bu tür bir içermeye her zaman gereksinme duyar; bu içerme, her zaman, var olan hiyerarşiler aracılığıyla işlemek zorundadır ve gerçekten de yeni ıktidar ve zenginlik bölünmeleri üretir. Bu açıdan, öyle görünüyor. ki imparatorluk, neoliberal küresel rejime en uygun siyasal biçimdir.
Şimdi, İmparatorluk kavramımıza yönelik en ciddi itirazı ele almak istiyoruz. Bu itiraz, ABD'nin "terörle mücadele" deki tek yanlı eylemlerinin, özellikle de Irak'ı işgal etmesinin, bizim varsayımımızı çürüttüğü yönündedir. ABD, [bu eylemleriyle] emperyalizmin sağ ve sağlığının da yerinde olduğunu kanıtlıyormuş! Her durumda, bizim bakış açımıza göre, Irak'taki savaş bunun tam tersini kanıtlıyor. Beyaz Saray yöneticilerinin emperyalist hırslar besledikleri ve ABD'nin küresel düzeni tek yanlı olarak yönetmesi için bir plan oluşturdukları doğrudur. ABD'nin güvenlik ve önleyici saldırı doktrini, ABD'nin yasa ve uluslararası anlaşmalardan bağışıklığı ve son olarak, Amerikalı liderlerin bütün öteki uluslarla ilişkilerindeki kibri, bu emperyalist. projenin bir parçasını oluşturur .. Hatta, Amerikan tek yanlılıgı, daha once gördüğümüz gibi, Imparatorluğun ayırt edici özelliğini oluşturan monarşik güçler ile aristokratik güçler arasındaki sürekli işbirliğini bozmak ve küresel monarkın özerkliğini olumlamak ister.
Ne var ki Irak işgalinin ve "Bağdat'ın ele geçirilmesi"nin üzerinden bir yıldan uzun bir süre geçti ve bugün, bu potansiyel emperyalistlerin projeleri gereğince işlemiyor. Askeri donanımlar arasındaki çok büyük asimetriye karşın, ABD'nin küresel düzeni tek yanlı olarak koruyamadığı giderek daha açık hale gelıyor. (Açıkçası, askeri güç, düzeni korumak için kendi başına yeterli değildir.)
Aksine, Amerika'nın emperyalist projeleri, Irak'ta yalnızca kaosa yol açmış ve deyim yerindeyse kargaşa alanlarını artırmıştır. Başka bir deyişle, bu olumsuz deneyimle, Beyaz Saray' daki emperyalizm heveslileri, İmparatorluğa ilişkin varsayımlarımızı temellendiriyorlar: Onların başarısızlıkları, bugün, emperyalist bir rejimin var olamayacağını kanıtlıyor. Yalnızca İmparatorluk -ki merkezsizleştirilmiş bir iktidar ağı biçimidir ve ayırt edici özelliği, küresel iktidarın monarşik ve aristokratik öğeleri arasındaki sürekli işbirliği dir- küresel düzenin hiyerarşilerini koruyacak güçtedir.
Son olarak, İmparatorluk temasını bir yana bırakmadan önce, geliştirdiğimiz kanıtlamanın bir başka kendine özgü yönüne açıklama getirmek isteriz. Biz, bugün, İmparatorluğu gerçekleşmiş fiili bir veri olarak değil, bir eğilim olarak görüyoruz. Bu eğilim yöntemi de Marx'ın çalışmasının karakteristik bir özelliğidir. Marx, kapitalist üretimin İngiltere ekonomisinin yalnızca bir bölümüne ve Avrupa ekonomisinin daha da küçük bir dilimine yayıldığı ve henüz küresel ekonominin çok küçük bir parçasını oluşturduğu 19. yüzyılın ortasında, sermayeyi geleceğe doğru atılım içindeki eğilim olarak görmüş ve bütünüyle kapitalist bir toplumu analiz etmişti. Bizim İmparatorluğa ilişkin olarak geliştirdiğimiz kanıtlama, bunun bir benzeridir. İmparatorluk, küresel sermaye ile onun neoliberal rejiminin kendi küresel düzenlerini koruyup güvence altına alabilecekleri yegane biçimdir ve bu veri, emperyal eğilimi bir zorunluluğa dönüştürür. Emperyalizmden İmparatorluğa bu geçişin hangi tarihte başladığını tartışmak ilginç olurdu - belki 1989' da Çin' deki toplumsal hareketler, belki Sovyet düzeninin çöküşü, belki ABD'nin Vietnam' daki yenilgisi, belki 1968' deki küresel isyanlar zinciri. Her durumda, İmparatorluk bugün bütünüyle gerçekleşmiş değildir, ama biz onun yarın karşımızda bulacağımız yükselen iktidar biçimi olduğunu saptıyoruz. İmparatorluğu bugünden analiz edelim ki yarın ona karşı koyabilelim.
Otonom Yayıncılık, İmparatorluktaki Hareketler, Antonio Negri, sh 154-158
