Zizek'ten Negri'ye Salvo Ateşi Popüler
Makale
1. Günümüzün bilişçiliği ve "postmodern" kapitalizm arasındaki açık yankılar var: sözgelimi, Daniel Dennett ruhsal yaşamın merkezi denetim birimi olarak Benlik gibi Kartezyen bir fikirden, rekabet halindeki çoklu faillerin otopoietik etkileşimine geçişi savunduğu zaman, bu tam da, merkezi bürokratik denetim ve planlamadan bağlantıcılığa, çoklu yerel faillerin bir "Benliğin" onun içinden kendiliğinden "ortaya çıkan bir nitelik" olarak çıktığı karmaşık etkileşimine geçişin bir yankısı sayılmaz mı?
{sidebar id=13} Bu yüzden sadece beynimiz toplumsallaşmaz, toplumun kendisi de beyinde doğallaşır ve bu yüzden de Malabou temel soruyu sorma ihtiyacını belirtmekte haklıdır: "beynin bilinçliliğinin, kapitalizmin tiniyle doğrudan ve basitçe örtüşmemesini sağlamak için ne yapmalı?"
Hardt ve Negri bile bu koşutluğu onaylar: beyin bilimlerini nasıl bize beyinde herhangi bir merkezi Benlik olmadığını, kararlarımızın yerel faillere ait bir pandemonium'un etkileşiminden çıktığını, ruhsal yaşamımızın, ona dayatılmış herhangi bir merkezileştirici birimden yoksun "otopoietik" bir süreç olduğunu (tesadüfen, günümüzün "merkezsiz" kapitalizmiyle açık koşutluk içinde olan bir modeldir bu) gösteriyorsa, bu yeni, kendi kendisini yöneten çokluk toplumu da, günümüz bilişselc liğinin, egoyu, bütün gösteriyi idare eden herhangi bir merkezi karar verici Benliğe sahip olmayan, birbiriyle etkileşen faillerin bir pandemonium'u olan ego şeklindeki bilişseki fikre benzeyecektir. .. Negri'nin Komünizm fikrinin "postmodern" dijital kapitalizmle ürkütücü bir şekilde yakın durmasına şaşmamak gerek.{sidebar id=14}
"1968" -Zizek / Encore Yayınları sh:17-18
(...)
2. Hardt ve Negri'nin iddiası bu yeni tinin (Kapitalizmin " katı herşeyi buharlaştıran" temel/klasik yapısal itkisinden, o ana kadar solun kendi amaçları için kullandığı ancak 1968'ten sonra kendine eklemlemeyi başardığı devrimci/isyankar tinden bahsediyor Ö.K. ) zaten Komünist olduğudur: tıpkı Marx gibi, kapitalizmin "yersizyurtsuzlaştırıcı" devrimci gizilini överleri tıpkı Marx gibi, çelişkiyi kapitalizmin içinde, bu gizille sermaye biçimi (artıdeğerin özel-mülkiyet sahiplenilmesi) arasındaki yarıkta saptarlar. Kısacası, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki gerilim şeklindeki o eski Marksist fikri yeniden canlandırırlar: kapitalizm zaten "gelecekteki yeni yaşam biçiminin tohumlarını" yaratır, durmaksızın yeni "ortaklığı [komünü]" üretir, bu yüzden devrimci bir patlamayla, bu Yeninin eski toplumsal biçimden kurtarılması yeter. Negri'nin son zamanlarda gitgide daha fazla "postmodern" dijital kapitalizmi över hale gelmesine, onun zaten Komünist olduğunu ve açıkça öyle olmak sadece için hafif bir itmeye, biçimsel bir jeste ihtiyaç duyduğunu öne sürmesine şaşmamak gerek. Sonuçta, günümüzün sermayesinin temel stratejisi, fazlalığının üzerini, serbest üretici çokluğu tekrar kapsamanın yeni bir yolunu bularak örtmektir.{sidebar id=15}
Buradaki ironi Negri'nin, günümüzün "postmodern" kapitalizminin ideologlarının maddi üretimden simgesel üretime, merkezi-hiyerarşik mantıktan otopoietik özörgütlenme, çok-merkezli işbirliği vb. mantığına geçiş olarak övdükleri sürece gönderme yapıyor olması. Negri burada aslında Marx'a sadık kalıyor: kanıtlamaya çalıştığı şey Marx'ın haklı olduğu, "ortak aklın" [general intellect] yükselişinin uzun vadede kapitalizmle uyuşmaz bir şeyolduğu. Postmodern kapitalizmin ideologları da tam tersi sav i ortaya atıyorlar: hiyerarşik merkezi devletdenetimi mantığında kalan ve bu yüzden yeni bilgi devriminin toplumsal etkileriyle başa çıkamayan şey, Marksist kurarnın (ve uygulamanın) kendisidir. Bu savın iyi ampirik nedenleri var: yine, tarihin başlıca ironisi, Komünizmin çözülmesinin, üretim güçleri ve üretim ilişkilerinin o geleneksel Marksist diyalektiğinin, Marksizmin kapitalizmi aşmak üzere güvendiği diyalektiğin geçerli olduğunu gösteren en ikna edici örnek olmasıdır. Aslında Komünist rejimieri yıkan şey, "bilgi devriminin" sağladığı yeni toplumsal mantığa uyum sağlayamamaları oldu: bu devrimi bir başka geniş ölçekli, merkezi devlet-planlama projesi olarak yönetmeye çalıştılar. Bu yüzden paradoks, Negri'nin kapitalizmi aşmanın biricik şansı olarak övdüğü şeyi, "bilgi devrimi" ideologlarının yeni "sürtünmesiz" kapitalizmin yükselişi olarak övmelerinde yatar.
"1968" -Zizek / Encore Yayınları sh:20-21
3.Günümüz Soluna (ondan geriye kalan şeye) bir korku musllat olmuş durumda: Devlet İktidarıyla doğrudan yüzleşme korkusu. Devlet İktidarını doğruca ele almak bir yana, onunla mücadele etmekte ısrar edenler bile, hemen "eski paradigmaya" takılıp kalmış olmakla suçlanıyorlar: günümüzde hedef Devlet İktidarına onun kapsamından çekilerek, kendini ondan eksilterek, onun denetiminin dışında yeni uzamlar yaratarak direnmek olmuş durumda. {sidebar id=16}
Günümüz akademik Solunun bu dogması en iyi şekilde Negri'nin söyleşi kitabının başlığında dile geliyor: "Elveda Bay Sosyalizm." Buradaki düşünce eski Solun iki versiyonunun da, her ikisi de Devlet iktidarını alıp işçi sınıfının ortak haklarını korumayı hedefleyen versiyonunun da ömrünün dolmuş olduğudur. Günümüzde, başlıca sömürü biçimi bilgi sömürüsüdür falan filan - eski Solun dikkate almayı reddettiği birtakım yeni "postmodern" toplumsal gelişmeler var, ve kendini yenilemek için, Solun yapması gereken ... Deleuze ve Negri okuyup göçebe direniş başlatmak, hegemonya kuramını izlemek falan filan. Peki ya sorunun bu tanımlanma tarzı sorunun bir parçasıysa? O büyük kurumsallaşmış Sol (Üçüncü Yolcu sosyal demokratlar, sendikalar vb.) bu dersi ısrarla almıyorsa, sorun onun "postmodern" eleştirmenlerinde (de) olmalı.
"1968" -Zizek / Encore Yayınları sh:38-39
(...)
4. (Simon Critchley'e) Critchley, yeni bir politik öznellik yaratmanın örneği olarak, yoksul Meksikalı köylülerin "yerli" halk olarak yeniden icat edilmesini öne sürüyor. Fakat, verdiği örnek kendi sınırlılığını da sergilemiyor mu? Onun yaptığı çözümlemenin de açıkça gösterdiği gibi, yoksul köylülerin kendilerini "yerli" halk olarak yeniden icat etmek/yeniden adlandırmak zorunda kalmışlardı, çünkü başarılı neo-liberal ideolojik saldırı sömürülüyor olma gibi ekonomik bir konuma doğrudan göndermeyi savunulması imkansız, yetersiz kılmıştı: politik olanın kültürelleştirildiği bu "post-politika" çağımızda, insanın şikayetini dile getirmesinin tek yolu kültürel ve/veya etnik talepler düzeyinde olmaktadır: sömürülen işçiler "ötekilikleri" bastırılan göçmenler haline gelir vb.
Bu işlem karşılığında ödemek zorunda olduğumuz bedel en hafifiyle bir ideolojik gizemlileştirmedir: yoksul köylülerin savundukları şey onların "doğal" (etnik) tözsel kimliği gibi görünür.
Çağdaş liberal-demokratik Devlet ve "sonsuzca talepkar" anarşist politika bu yüzden karşılıklı asalaklık ilişkisine girer: Devlet kendi etik öz-bilincini devlet-dışı etik-politik vekille dışsallaştırır ve bu vekil etkinlik savını Devlette dışsallaştırir - anarşik failler devlet için etik düşünme işini gerçekleştirir, Devlet de etkin bir şekilde toplumu işletip düzene sokma işini.
"1968" -Zizek / Encore Yayınları sh:41-42

testsdlkfj;lkdsjf; ;sdkflk;-)sf;lkasd s;-)fn;lskdfk;