Makaleler Bütün Yazılar Teori Zizek "Avrupa Modeli ABD/Çin Modeline Karşı" (*)
 

"Avrupa Modeli ABD/Çin Modeline Karşı" (*) Popüler

Makale

Yıllar boyu, yenilenmiş bir "Solcu Avrupa-merkez­ciliğini" ileri sürdüm. Açıkça söylersek sadece Ameri­kan ve yeni ortaya çıkan Çinli otoriter-kapitalist mede­niyeti arasında seçim şansı olan bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz?

Yanıt hayırsa, o zaman doğru alternatif Avrupa'dır. Üçüncü Dünya, Amerikan Rüyası ideoloji­sine karşı yeterince güçlü bir direnç yaratamaz; bugün­kü durumda bunu yapabilecek olan sadece Avrupa'dır. Bugün gerçek karşıtlık, Birinci Dünya ile Üçüncü Dün­ya arasında değil Tüm Birinci ve Üçüncü Dünya (Ame­rikan Global İmparatorluğu ve onun sömürgeleri) ve geriye kalan İkinci Dünya (Avrupa) arasındadır. Freud ile ilgili olarak Theodor Adorno'nun iddiasına göre, çağdaş "verwaltete Welt" [yönetim Dünyası) ve onun "baskıcı yüceltimbozuculuğunda" elde ettiğimiz artık eski das Es [İd) ve onun Triebe'sinin [Dürtü) baskısının mantığı değil; das Ich [Ego) pahasına das Ueberieh [Sü­perego)(sosyal otorite) ve das Es (yasadışı agresif dürtü­ler) arasmdaki doğrudan sapkın bir anlaşmadır. Politik düzeyde bugün süregiden durumda, postmodern global kapitalizm ile premodern toplumlar arasındaki modern­lik gerçeğine rağmen varolan tuhaf anlaşmada da yapı­sal olarak bir benzerlik yok mu? Çok-kültürlü global Amerikan İmparatorluğu için premodern yerel gele­nekleri entregre etmek kolaydır ama onun asimile ede­meyeceği yabancı bünye Avrupa modernliğidir.

Cihat ve McWorld artık madalyonun iki yüzüdür, Cihat çok­tan McCihat olmuştur bile.

-"Ödünç Alına Irak Çaydanlığı"  sh. 36- slavoj zizek Encore Yayınları 2004

(*) Başlık Önder Kurt.

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (26)
  • onder
    avatar

    Genel olarak baktığımızda Çimerika ve AB aynı gemideler; Kapitalizm. Buna şüphe yok..Ama kapitalizm gemisi için ikisin yaklaşımları arasında bir hayli fark olduğunu şahsen yaşayarak deneyimliyorum. Hatta AB modelinin de gittikçe Çimamerika modeline dönmeye aşırı zorlandığını da kabul ederim..Ancak AB modelini Çimerika ile aynı tutmak bana biraz abartı geliyor..Aradaki farklar çok merkezi olmayabilir ve oranları gittikçe büyüyen sistem için "hiçbir işe yaramayanlar" açısından bu farkların da hiç bir hükmü olmayabilir..Ancak ben kapitalizme karşı sosyalizmin yeniden güçlü bir alternatif olması yolunda dizginlenmiş bir kapitalizmin vahşi kapitalizme karşı politik bir talep olarak yükseltilmesi taraftarıyım. Bu tür talepler de politikayı tekrar sınıf mücadeleleri yörüngesine oturtur. Politikanın "türban", "etnik meseleler", "bireyse hayata müdahalele" vs gibi konular ekseninde yapıldığı bir ülkede bu bir ilerlemedir bence..İkisi arasında ne gibi farklar olduğunu sorgularsak hepimizin değişen ölçülerde tanık olduğu durumlar çıkar gibi geliyor ana. Bizim telekom mühendisliğinden Misal; Bir AB'liyi mesai saatleri dışında mümkün değil çalıştıramazsınız. Şirket telefonu mesai saatleri dışında kapalıdır. Bir Çin'li ise abartısız ofiste masasının altında günlerce uyumak zorunda kalır çoğunlukla. -Bir AB'liyi memleketi dışında başka şehire yollarsanız iyi bir otelde kalmasına ve oldukça sağlam/lüks öğünler yemesine yetecek kadar harcırah vermek zorundasınız..Ama Çin'liler için bir 2 oda bir salon ev tutulur. Dairenin büyüklüğüne göre diğer 2-3 mühendisin de kullandığı gerektiğinde eşinizle birlikte dahi kaldığınız "yurtlarda" konaklanır. (Beyaz yakalılar için durum buysa mavi yakalıları varın siz düşünün) - En alt düzey bir AB'li mühendis dahi karar alma süreçlerine katılır. AB'inin tercih ettiği yönetici tarzı altındakilerle arkadaş, herkesle uyum içinde, yumuşak tiplerdir..Çin modelinde müdürün kararından sual olunmaz. Alttakilerden koşulsuz itaat beklenir. 7-8 yıl öncesine kadar kıskanılan bir sektör olan bizim telekom sektörü Çin'lilern girmesi ile birlikte bütün avantajını, prestijini yitirdi. Caka satan mühendislerin yerini işten atılma korkusu ile herşeye boyun eğen tipler aldı.. Bir ve aynı binanın bir Avrupalı firmanın ofisi ve bir Çin'li firmanın ofisi olduğu iki versiyon arasındaki fark dehşete düşürecek kadar büyüktü. Aynı bina aynı çevre nasıl böyle değişebildi diye dumura uğradım..Avrupalılarla birlikte çalışırken ofis ortamı keyifliydi. Her akşam iş sonrası bir iki bira içilmeden eve gidilmezdi..Çinlilerle bunu yapamazsınız çünkü aldıkları maaşlar iş çıkışında bira içmeye yetmez..Yemekleri ofisin alt katında pişer..Kafetarya usulü ordan yemek zorundadırlar..Günlük 3 milyon..Yemeye içmeye ayırdıkları bütçe bu..Avrupalılar ile sosyalleşirsiniz, güncel konularda sohbet edebilirsiniz..Bir Çin'linin iş dışında konuşacak pek az konusu vardır..7/24 bir survival mücadelesi modunda yaşarlar.. Uzatmayayım..Bunun gibi onlarca örnek sayabilirim.. Ha bu anlattıklarım minink sınıfsal avantajlarını kaybeden küçük-burjuvaların yakınmaları olarak okunabilir..Ki öyle zaten..Beyaz Yakalı-Mavi Yakalı ayrımının silikleşmesine bir ağıt..Uzun vadede sosyalizm adına bence iyi bir gelişme bu.. Ufukta Çinlilerin göründüğü her sektörde Mahşerin Dört Atlısı belirmiş demektir..Mahşerin Dört Atlısı göründüğünde ise güzel günler bitmiş demektir..Kıyamet zamanlarında olduğu gibi vahşi bir hayatta kalma mücadelesi başlamış demektir..

  • ayhan
    avatar

    ABD/Çin modeline çimerika diyorlar. Çimerika da Avrupa modeli de aynı gemideler. Önümüzde böyle ayrım ya da tercih seti yok. Bence Zizek karanlıkta ıslık çalıyor. Entelektüel hoşluk..

  • mehmet özgür
    avatar

    uzun uzun yazıyordum, bilgisayar çökünce silindi gitti hepsi. buradaki tartışmayı foruma taşısak, daha rahat olmaz mı? yorumlar sanki uzun tartışmalar için pek işlevsel değil sanki?
    başlık açıyorum ayrı olarak, eğer takip olarak daha kolay denilirse buraya tekrar eklerim.
    link:

    http://www.e-hayalet.net/index.php?option=com_fireboard&Itemid=453&func=view& catid=6&id=1654#1654

  • onder
    avatar

    Berbat bir durumdur o..Buna karşı benim önerim yazı büyüdükçe sık sık clipboard'a atmak, daha da iyisi notepad'i açık tutup ara ara yazıyı oraya kopyalamak.. Neyse forum bence de daha uygun...

  • onder
    avatar

    "Böyle bir tartışmaya yol açan"ın sen olduğunu düşünmüyorum.

    Benimkinden çok farklı bakış açılarını dile getirse bile böyle bir çözümleden hiç rahatsız olmam..Gerçekten beni olayın farklı yönleri olabileceğine de ikna eden, en azından daha fazla okuma, sorgulama isteği doğuran bir yazı..Karşıdakinin düşünceleri hakkında yargılarda, sıfatlamalarda bulunmadan dile getirilmiş.

    Tezlerine karşı düşüncelerimi dile getirmem gerekirse;

    Alýntý:
    konfüçyanizm, güney asya'da eskiden kalma bir gelenek değil, devlet tarafından kapitalist yeniden atılım ve kalkınma hamlesinde yeniden tanımlanan bir kod onun tezine göre. keza necmettin hoca'nın malezya'sı da aynı durumda. kalkınma ideolojisinin yeni rengi (sosyal güvencelerin özelleştirilmesiyle, yani hak değil ahlaki yükümlülük görülmesine dönüştürülmesiyle) kültürel/dinsel normlar üzerinden veriliyor. önder'in kullandığı kavramla, hegemonize ediliyor



    Zizek'in bahsettiği de bundan farklı birşey değil ki..Tam aksine "Çok-kültürlü global Amerikan İmparatorluğu için premodern yerel gele­nekleri entregre etmek kolaydır" derken kasettiği tamı tamına bu değilse nedir? Keza AKP üzerinden Türkiye'ye biçtiği rolün konfüçyanizm'in kapitalist üretim modeline hegemonize edilmesinden ne farkı var? Keza IMF, "Çin 30 dolara adam çalıştırıyor ve bunları tek bir koğuşta yaşatıyor. Siz de rekabet etmek istiyorsanız aynısını yapın" derken aynı kapitalist modeli savunmuyor mu? Ha bu bir kapitalist gelişme modelidir elbette ama yegane kapitalist gelişme/modernleşme modeli olduğu da herhalde söylenemez. AB normlarına göre savunulan bir gelişme modeli de vardır lakin.

    Alýntý:
    Açıkça söylersek sadece Ameri­kan ve yeni ortaya çıkan Çinli otoriter-kapitalist mede­niyeti arasında seçim şansı olan bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz?

    Zizek bu lafı ederken bahsettiği seçim de bu değil mi? Herhalde şu ya da bu kapitalist modeline alternatif olarak sosyalist alternatif olarak Avrupa diyecek kadar bön biri olamaz değil mi? Avrupa'ya yüklediği misyon sosyalist bir misyon mu ki Avrupa da vahşi kapitalizmin tezahürlerini örnekleyerek tutarsızlığını kanıtlamaya çalışıyoruz?..

    Dünyada tek bir kapitalist/liberal model olduğunu iddia etmek çok yetersiz bir bakış açısı bence..Zizek de bunun gayet iyi farkında olarak, Çin/ABD tipi acımasız, vahşi kapitalist modernleşme modeline karşı "yenilenmiş bir "Solcu Avrupa-merkez­ciliğini" ileri sürüyor, ideal bir sosyalist modeli değil..Ki keza ikinci alıntısında Avrupa'nın ABD'yi doğurmuş olan yönlerininin eleştirisini yapacak bir Avrupa öneriyor, mevcut Avrupa'yı onaylayan bir yaklaşım sergilemiyor..

    Alýntý:
    Eğer Avrupa mirası etkin bir biçimde savunulacaksa o zaman ilk adım tam bir öze­leştiri olmalıdır. ABD politikası ve medeniyetinde kı­nanması gereken ve tehlikeli bulduğumuz şey Avru­pa'mn kendisinden bir parça, Avrupalı bir projenin olası sonuçlarından biridir ve haliyle kendini tatmin edici ki­birliliğe hiç gerek yoktur.



    Diyor ki senin Avrupa'daki ırkçılığa yönelik gayet sağlam bir cevaptır..

    Modernlik konusuna gelirsek;

    Alýntý:
    oysa modernliğin tarihi, az çok kapitalizmle eş zamanlı olduğuna göre, kapitalizmin kökeninde yatan kan ve demir ve kolonyal/emperyal sömürgeleştirme (yani dünyaya yayılma) varken, başka bir toplumda "modern" dediğimiz normların oluşma ihtimali zaten başlı başına sorunlu bir durum




    demişken, hemen arkadan bu tespiti birebir çürüten bir anti-tez nasıl dile geldi onu da anlayamadım.

    Alýntý:
    bunun yanında merceği yine somut toplumlar üzerine getirirsek, nasıl ki ab yekpare görülmemeli diyoruz; modernliği de o şekilde görmemek gerekiyor bence



    Ha demek ki, "kapitalizmin kökeninde yatan kan ve demir ve kolonyal/emperyal sömürgeleştirme" ile belirlenmemiş bir modernleşme de mümkün olabilir anlamına gelmez mi?..Burdan çok da tanıdık olan sosyalizmin ve kapitalizmin her ikisinin de "Aydınlanma"nın çocuğu olduğu saptamasına geçebiliriz..Modernleşmenin kapı gibi duran sosyalist bir türü olduğunu da söylemek mümkün değil mi?

    Sağlık hizmetlerini, altyapı sorunlarını çözmüş Küba'nın yaptığı ne? Ya da Chavez'in?

    Benim burda premodern yapılara karşı modernleşmeyi savunduğum tezlerime, basbayağı bir başka modernleşme projesi olan Chavez örneği ile karşı çıkılması çok bariz bir çelişki gibi görünüyor.

    Alýntý:
    bugün ali bulaç da premodern değildir, ha keza fethullah gülen de... modernliğin daha farklı bir varyasyonunu icra ediyorlar sadece.



    saptamasına katılmam ise hiç mümkün görünmüyor, yalnızca şimdi değil, konu üzerinde çok daha fazla araştırma yapsam da mümkün görünmüyor..Böyle bir yaklaşımı "sağ sol ayrımı kalmadı" türünden çok kemikleşmiş kavramların postmodern bir bulanıklaştırılması olarak görüyorum..Böyle bir tavır yaşanılan gerçekleri yorumlayıp pozisyon almamızı sağlayacak sarihleştirmeler olarak değil, geçen Çulhaoğlu'nun "derin düşünme" olarak rumination kavramını "geviş getirme" olarak rumination kavramına dönüştürüp, ayırıcı kavramların bütün işlevselliğini kaldırma olarak görüyorum..

    Fethullah Gülen'in de farklı bir modernizasyonu savunduğu fikri senin Zizek'in içinden geliyor olmakla eleştirdiğin "kültürel çalışmalar" ortamında çok şık durabilir, ama somut politik alanda sadece kafa karıştırır...Taraf'ın da çok alkışlayacağı bir tez gibi geldi bana..Ha biraz zorlarsak ABD'in çok kültürlülüğü sayesinde kendisine hegemonize ettiği türden bir modernizm olur ancak..Zaten Zizek'in de farklı modernlikler olduğu tezi hilafına en küçük birşey dediğini sanmıyorum..Premodern yapıları vahşi kapitalizmin modernleşmesine hegemonize eden ABD modernleşmesi de elbette var..Çin'inki de bu tarz, eski otiriter doğulu toplum yapısının kapitalist modernleşmeye hegemonize edilmesini ideal örneği değil midir?

    Alýntý:
    atatürk ingilizlerle iyi ilişkilerinin gösterdiği gibi, kapitalist modernleşmeyi temel alan bir devlet adamıydı. açıkçası savunulacak bir noktası yoktur bence ideolojik olarak



    İslami (post)modernleşmeye alternatif bir modernleşmeyse sözkonusu olan, ve kemalist modernleşme değilse alternatif olacak, peki öyleyse nedir? Sosyalist modernleşme mi?

    Kendinde bir ideoloji olarak kemalizmin ideal seçenek olarak sosyalizm karşısında savunulacak bir tarafı olmayabilir ama bize dayatılan islami (post)modernleşmeye karşı ben savunulacak bir hayli yönünün olduğunu düşünüyorum.

    "emperyalizmin kuklası olara araplar" ifademin fevri, tepkisel bir hayli sorunlu olduğunu kabul ederim..Ama sosyalist mücadele gelenekleri açısından Araplar'ın ya da genel olarak İslami ülkelerin tarihte esin verici, etkileyici bir tarihleri olduğu fikrine sempati ile yaklaşmam pek mümkün değik şahsen benim için..Bir sürü isim saymışsın ama ben hiçbirinin adını duymadım (Said hariç)..Ne derler, başka mücadelelere örnek olacak ne söylemişlerdir hiçbir fikrim yok..Bir iki tipik makalelerini aktarak bizi aydınlatırsan çok memnun olurum..Nasıl bir pozisyona sahip olduklarını az çok bilerek yorum yapmak daha makul..Lakin burda sözkonusu olan, Ortadoğu'nun sosyalist mücadele geleneğine karşı Avrupa sosyalist mücadele geleneklerini karşılaştırılması olduğuna göre, Avrupa/batı geleneğinden sayılacak isimlerle 3-5 arap entellektüelinin pek de aşık atabileceğine sanmıyorum..

    Alýntý:
    geçen sene ekmek ayaklanması yapanlar da türkiyeliler değil, mısırlılardı.

    şeklindeki saptamayı ise, kusura bakma ama güncel bir olayın kurnazca kullanılması olarak görüyorum..Bu ekmek ayaklanmasından başka ve sosyalizmin hanesine yazılması bir hayli sorunlu olan Nasır/Baas hareketi dışında Mısırda bir ikinci toplumsal muhalefet örneği sayabilir misin? Her ne kadar ben Mısır'la Türkiyeyi değil, Ortadoğu coğrafyası ile Latin Amerika/avrupa coğrafyasını toplumsal mücadele açısından karşılatırsam da, Arap toplumlarının Türkiye karşısısında dahi sosyalist mücadele açısından aşık atabileceğine pek ihtimal veremiyorum..latin amerika ile karşılaştırmayı ise spekülatif meselelerle zaman kaybetmekten başka birşey olarak algılamıyorum..

    Alýntý:
    yani modern premodern ikiliğinden daha farklı bir kavram seti kullanmamız gerekiyor zannımca




    ha işte bak burası çok önemli..Çok yerinde bir temenni..Peki sen nasıl bir kavram çifti öneriyorsun? Taraf'ı ve efendilerini, ve onların karşısında alternatif arayan sosyalistleri nasıl bir kavram çiftine yerleştirmeyi öneriyorsun? Ha akademik bir düzeyde değil, genel politik kamuoyunda kullanılabilecek anlamında..

    sorgulamak iyidir de, çok hızlı koşarak az çok işe yarayan kavramları dahi geride bırakmak çok mantıklı gelmiyor bana..

    Ama bilmiyorum belki daha işlevsel olabilecek kavram çiftlerine yönelik öngörülerin var demektir..Modern/postmodern/premodern gibi yerleşik ve bir hayli iş gören kavramların yetersiz kaldığını düşünüyorsan, yetersiz kaldıklarını deklare etmeden önce alternatifleri ortaya koymakla yükümlüsün bence.

    Alýntý:
    ingiliz işçi sınıfı veya püriten burjuvalar da premodern görülmeli.



    Bu laf da bana benim "Ukraynalı ve Türkiyeli" kadınlar yazım etrafında dönen tartışmaları hatırlattı..Bu konuda söyleceklerim merak ediliyorsa oraya bakılabilir..Tekrar etmeye gerek yok..ama kısaca hatırlatayım: İngiltere'de de kadınlara tecavüz ediliyor diye, kadın hakları açısından otoriter doğulu toplumları batılı toplumlarla eş tutmak ne istatiski ne mantıksal ne hukuk açısından savunulacak bir tez gibi görünmüyor bana..Bu ülke tecavüze uğrayan kadin vesikalı ise cezada indirimi ya da namus cinayetlerinde indirimi tartışabilen bir toplum..İngiltere'de böyle birşeyin gündeme geleceğini iddia etmek ciddiye alınabilecek birşey değil.

    Bu mantık Sovyetler'de Chikatilo diye bir seri katil çıktı diye sosyalist toplumu cinsiyetçi diye suçlamaya benzer.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Andrei_Chikatilo

    Alýntý:
    *ılımlı hristiyanlık değil ama basbayağı vatikan'ın etkisi büyük. kurtuluş teolojisini savunan papazları ezen biçen vatikan, latin amerikada, aynen ispanya'da olduğu gibi diktatörlerin karşısında durmuyor. şili'de hala kürtaj yasak, bütün latin amerika ülkeleri maçoluk konusunda açık örnek örneğin...



    Bu notlar ise yukarıdaki mantığın bir başka örneği bence.. Yani bir ülkede kültürel norm olan birşeyi başka bir ülkedeki tikel örnekleriyle aynı kefeye koymak..Latin Amerika Vatikan etkisi var demek, Şili'de de devlet kontrolündeki bir bilim-teknik dergisinde Darwin kapağının cüretkarca ve futursuzca kaldırılabileceğini, Arjantin'de Diyanete tekabül eden yapının diğer 22 bakanlığa eşdeğer bütçeye sahip olduğunu, Bolivya'da 80000 klise olduğunu, Brezilya'da Rio karnavalına din elden gidiyor diye müdahale edilebileceğini, belli semtler dışında içki satışının yasaklanmaya çalışabileceğini, bilmem ne yortusunda içki içiyor diye insanların dövülebileceğini söylememimizi de mümkün kılar mı?

    Alýntý:
    laclau olsa olsa, bugün bizim nilüfer göle kıvamında bir kimsedir diye düşünüyorum



    Nilüfer Göle kimdir bilmem ama olayın böyle aktarılması benim saydığın arapların Nihat Genç'ten çok da farklı olabileceğini sanmadığımı söylememden daha fazla bir değer taşımıyor..Taşıyor olsalardı orda burda duyardık adlarını..

    Alýntý:
    zizek için anarşist süreyyya evren'in slovenya izlenimlerine bakılabilir.



    Bunları aktarırsan okuruz..ama kendilerinden başka hiçbir kuş tanımayan anaşistlerin söylediklerinin pek de değeri olabileceğini sanmıyorum..Simsiyah giyerek herkesten farklı olduklarını kör gözüm parmağına deklare etmeye pek hevesli anarşistlerin, popüler olmuş bir düşünürü de çoğunluğun zıttına pek de takmıyor olabilecekleri pek bir süpriz olmaz benim için..Ama aktarılırsa objektif olarak okumaya çalışırız..

    Ha bütün bu spekülsayonların sonun yok; ben çok basit bir tartışma konusu açmaya çalıştım; karşımızda özgürlük, insan hakları, kültürele haklar vs diyerek tam da bu hakların tarihsel olarak en büyük engelleyicilerinden medet umulmasını sorunsallaştırdım..ABD'inin böyle bir postmodern değerlerin en otoriter kesimlerin hakimiyetine sokma çabasını sorunsallaştırmaya çalıştım..

    Eğer bu koordinatlar yetersiz ise, Türkiye ortamında uyan koordinatlar nelerdir? Hangisi daha iyi uyar?

  • mehmet özgür
    avatar

    böyle bir tartışmaya yol açtığım için üzüldüm. zira niyetim, zizek'in kend problematiği ile ilgili gördüğüm ve uzantılarını liberallerde gördüğüm bir sorunsalla ilgili bir iki şey yazmaktı.
    premodernlik meselesinde, ben sorun görüyorum. zira pakistan'dan da bildiğimiz gibi, cezayir'den de, iran'dan da, endonezya'dan da, hindistan'dan da... bu ülkelerde bizim kimlik/din eksenli gördüğümüz hareketler "eski"nin artığı değil, yeni oluşumlar. bütün bir toplumsal yapıyı tarumar eden kolonyalizmi konuşmadan nasıl bunu konuşabiliriz?
    bahsettiğim yazarlardan birincisi modern japonya üzerine, ikincisi güney asya üzerine çalışıyor. boğaziçi üniversitesi yayınlarından çıkmış ikisinin de kitabı. dirlik'ten daha önce de bahsetmiştim, örneğin konfüçyanizm, güney asya'da eskiden kalma bir gelenek değil, devlet tarafından kapitalist yeniden atılım ve kalkınma hamlesinde yeniden tanımlanan bir kod onun tezine göre. keza necmettin hoca'nın malezya'sı da aynı durumda. kalkınma ideolojisinin yeni rengi (sosyal güvencelerin özelleştirilmesiyle, yani hak değil ahlaki yükümlülük görülmesine dönüştürülmesiyle) kültürel/dinsel normlar üzerinden veriliyor. önder'in kullandığı kavramla, hegemonize ediliyor.
    ek olarak "modernlik yolu" tabiri de, düzçizgi bir tarih anlayışında modernliği birbirinden kopuk coğrafyalarda ortaya çıkması ihtimal dahilinde bulunan bir kendilik olarak görüyor. oysa modernliğin tarihi, az çok kapitalizmle eş zamanlı olduğuna göre, kapitalizmin kökeninde yatan kan ve demir ve kolonyal/emperyal sömürgeleştirme (yani dünyaya yayılma) varken, başka bir toplumda "modern" dediğimiz normların oluşma ihtimali zaten başlı başına sorunlu bir durum. bunun yanında merceği yine somut toplumlar üzerine getirirsek, nasıl ki ab yekpare görülmemeli diyoruz; modernliği de o şekilde görmemek gerekiyor bence. zira kemalistlerin karşısında bugün liberaller tarafından tutulan prens sabahattin de fatih çarşamba esnafı değildi. keza "hain" ali kemal de... bugün ali bulaç da premodern değildir, ha keza fethullah gülen de... modernliğin daha farklı bir varyasyonunu icra ediyorlar sadece. atatürk ingilizlerle iyi ilişkilerinin gösterdiği gibi, kapitalist modernleşmeyi temel alan bir devlet adamıydı. açıkçası savunulacak bir noktası yoktur bence ideolojik olarak. bu somut bireyler olarak kemalistlerle ortak noktaların çıkamayacağı anlamına gelmiyor; nasıl kendine müslüman diyen bir çok insanla kul hakkı ve antiemperyalizm üzerinden bir ortak nokta bulabiliyorsak.
    toplumsal mücadele olarak emperyalizm kuklası araplar lafını çok sorunlu buluyorum. içinden iyi kötü frantz fanon'u, albert memmi'yi, edward said'i, george habaş'ı, fkhc'yi, leyla halid'i, yemen sosyalist cumhuriyetini, çeşit çeşit komünist parti çıkarmış, bugün hala abd askerlerine vuran (emperyalizm maşası denilen bağlam için bu söylediğim) insanları düşününce, araplar kategorisi pek geçerli değil. geçen sene ekmek ayaklanması yapanlar da türkiyeliler değil, mısırlılardı. yani modern premodern ikiliğinden daha farklı bir kavram seti kullanmamız gerekiyor zannımca. temel de söylemeye çalıştığım, zizek'in kültürel çalışmalar ekolünden kalma alışkanlıkla soyutlamalara fazla kendisini kaptırması ve birçok umut potansiyelini dikkate almaması. deleuze de, guattari de, istemeden iran islam devrini selamlayan foucault da biraz bunları demiyor muydu?

    son olarak eğer içki yasakları, kadına karşı şiddet üzerine konuşuyorsa; ingiliz işçi sınıfı veya püriten burjuvalar da premodern görülmeli.

    latin amerika için de bir iki not düşeyim;
    *ılımlı hristiyanlık değil ama basbayağı vatikan'ın etkisi büyük. kurtuluş teolojisini savunan papazları ezen biçen vatikan, latin amerikada, aynen ispanya'da olduğu gibi diktatörlerin karşısında durmuyor. şili'de hala kürtaj yasak, bütün latin amerika ülkeleri maçoluk konusunda açık örnek örneğin...
    *laclau olsa olsa, bugün bizim nilüfer göle kıvamında bir kimsedir diye düşünüyorum. aynen zizek'in slovenya'da olduğu gibi. kendi coğrafyalarından çok, batı üniversitelerinde tanınan aydınlar maalesef. zizek için anarşist süreyyya evren'in slovenya izlenimlerine bakılabilir.

  • onder
    avatar

    Yazdıklarımın,

    ç

    Alýntý:
    ok şematik ve gözü kapalı Avrupa sempatisi ile yüklü olması bir yana



    bir de üstelik

    Alýntý:
    Çok acayip bir argümanla bitirmiş olmamı,



    nasıl açıklıyorsun peki Güçlü? "Acayip" ile "Garabet" arasındaki fark nedir?

    Birinin düşüncesine şematik demekle, garabet demek arasında tartışmayı tıkamak açısından ne gibi bir fark var?

  • onder
    avatar

    Kusura bakılmasın da İsa klasmanında biri değilim..Tokat yediğimde bir de al buyur öteki yanağım demem..

  • guclu
    avatar

    Önder,

    Demek ki düşüncelerine aykırı bir görüş dile getirildiğinde "tokat yemiş" gibi oluyorsun. O zaman hiç tartışmayalım hocam.

    Sağlıcakla kal...

  • onder
    avatar

    Tartıştığın kişini düşüncesine "acayip" demenin neresi tartışma oluyor..

    Garabet'in kökü garip'tir..Dolayısyla acayip ile aşağı yukarı eş anlamlıdır..

    Ohhh be sen istediğin gibi "acayip", "tuhaf" gibi nitelemeleri tartıştığın insanların düşünceleri için bol keseden "ilk" kullanan ol, karşılığını aldığın zaman da "olmuyor" böyle ama de..

    Tartışmak istemiyorsan noolur illa ki tartış diyecek halimiz yok..

    sen de kal sağlıcakla..iyi günler dilerim

  • AliOsman
    avatar

    Yine bir orta yolcu laf edeceğim... Ne Avrupa Birliği Projesi, sol adına dışlanabilecek, yok sayılabilecek bir projedir, ne de Latin Amerika deneyimi burun kıvrılacak, 'şeflik sistemi' ile sınırlandırılabilecek bir deneyimdir. Keza Küba da romantik ve Fidel ile başlayıp biten bir süreç değildir. Küba'nın kazanımları evrenseldir.



  • onder
    avatar

    Ali Osman söylediklerin 3.yolculuksa ben de 3.yolcuyum..Samimiyetle söylüyorum ne "Latin Amerika deneyimine burun kıvırmıyorum" ne de "'şeflik sistemi' ile sınırlandırılabilecek bir deneyim." olduğunu düşünüyorum (ki öyle bile olsa beni hiç bozmazdı)
    "Keza Küba da romantik ve Fidel ile başlayıp biten bir süreç değildir" fikrine de katılıyorum.

    Ben aktardığım Zizek yazısında ya da sonradan yazdığım yorumun neresinde bu anlama gelebilecek birşey söyledim..

    Tartışmaları biraz ele alınan çerçevede sınırlı tutmayı, daldan dala sıçramamayı öğrenmemiz lazım belki..Ben Ortadoğu coğrafyası ve bu coğrafyada olan bitenleri yorumlamak için bir alıntı yaptım. Latin amerika nerden çıktı? Alıntılanan Zizek pasajında Latin amerika geçiyor mu? Ha başka yerde başka birşey söylemiş Zizek..Yapın alıntısını, ayrı bir yazı olarak koyun, onu da tartışalım..

    Latin Amerika coğrafyası ve Ortadoğo coğrafyası arasında hem tarihsel hem konjüktürel olarak en küçük bir benzerlik görebilen var mı? varsa buyursun aydınlatsın bizi ne açılardan benzerlik var..Ben pek benzerlik göremezken arada devasa farklar görüyorum;

    1. latin amerika coğrafyasında belki 200 yüzyıldır gümbür gümbür bir anti-emperyalist ulusal kurtuluşlar geleneği, ardından sosyalist gerilla geleneği var. Ortadoğu'da Osmanlıya karşı bir kumpastan öbürüne giden, her zaman İngiliz emperyalistlerinin maşası olmuş, bütün tarihleri boyunca pekaz isyancı olabilmiş dünyanın sosyalizme en uzak halklarından biri olan araplar var.

    2. Latin Amerikada "Ilımlı hristiyanlık" adı altında halkların modernleşme sürecinin sekteye uğratılması gibi bir durum yokken, ortadoğu halklarını ABD çıkarlarının dümen suyuna gidecek premodern devletlere çevirmek yönünde ciddi bir komplo var..Yaşıyoruz, görüyoruz..

    3. Latin Amerikada "Topraksızlar", "Dünya sosyal Forumu", "çevreci" akımlar gibi sol adına yeni arayışlar bile denenirken, Laclau vs gibi önemli düşünürleri çıkaran bir entellektüel ortam varken, Ortadoğu coğrafyasında entellektüeller Taraf örneğinde görüldüğü gibi post-modernliğin ve premodernliğin acayip bir alaşımının kuyruğuna takılmış durumdalar. Dinler/Mezhepler çatışmasından sıra gelip de, sınıfsal çatışmaların gündeme girmesi ortadoğu coğgrafyasında olacak birşey değildir.

    AB konusunda da benim bütün söylediğim -ki dikkat yaptığım hiçbir alıntıda Zizek AB demiyor Avrupa diyor- ortadoğunun dinsel çekişmelerden örülü siyasi ortamına mahkum olmaktansa, bir kapitalist proje bile olsa, AB sürecinde olmak, uzun sosyalist mücadeleler tarihi olan halklarla kader birliği yapmak anlamına gelir..

    Asla ve asla AB Türkiye emekçilerine kurtuluş getirecek, işssizlik sorunu çözülecek, çil çil altın gelecek gibi birşey söylemiyorum..Sadece ve sadece, AB sürecinde olmakla karşı karşıya kalacağımız "sorunsallar yumağı"nın, ABD'in ve Taraf'ın istediği bir yörüngeye girmekle karşı karşıya kalacağımız "sorunsallar yumağına" kıyasla, üzerinde sosyalist politika yapmak için çok daha uygun olacağıdır..Hiçbir şekilde AB projesi Sosyalist projenin bir alternatififir demiyorum..Sosyalist projenin bir olasılık olarak ülkenin gündeminde kalması, ortadoğu batağına saplanmamakla mümkündür ancak..Avrupa yolunda bir ülke değil de, Ortadoğu coğrafyasında bir ülke olarak kalırsak, bütün tartışmalarımız Kürt meselesi, Türban meselesi, Alevi meselesi olarak kalmaya devam edecektir..AB yolunda bir ülkenin gündemine kültürel/postmodern/premodern sorunsallar kadar, sınıfsal sorunsallar da dikilir.

  • guclu
    avatar

    Önder,

    Son yazdıkların çok şematik ve gözü kapalı Avrupa sempatisi ile yüklü olması bir yana, üslup bakımından da tartışmayı tıkadığını düşünüyorum.

    Alýntý:
    Bu garabetin ise ciddiye alınacak bir tarafı yok..80 öncesi tarzı kof ajitasyonlardan, sloganlardan bir farkı yok..Kaldı ki oldu diyelim; Şu Türkiye sosyalist kadroları mı bolşeviklerin beceremediğini becerecek?



    Bu cümleleri yazdığıma yönelik yazmışsın. Bunu hakettiğimi düşünmüyorum. "Garabet", "Kof ajitasyon" falan, bunlar ayıp şeyler. Daha özenli tartışmalıyız birbirimizle.

  • onder
    avatar

    Burjuva-Liberal anlamda da olsa demokrasi sadece kurumlarıyla, yani tepeden inmeci biçimsel şekliyle algılıyorsun gibime geliyor..

    Benim bahsettiğim ise, demokrasinin kurumsal değil, kültürel anlamda yerleşmesi. Kriter bu olunca da Türkiye toplumunun demokrat olduğunu ileri sürmek bir hayli abes kaçıyor..Seçimlere değil, günlük hayattaki sıradan ilişkilere bak, trafiğe bak, uzun kuyruklarda yaşananlara bak. Yani kısacası "sıradan" insanların günlük hayatta ne kadar demokrat olabildiğine..Başka bir deyişle bu toplumu oluşturan bireylerin gerçekten demokrat bireyler mi olduklarına yoksa, Adorno'cu anlamda "Otoriteryen" bireyler mi olduğuna. Bu saatten sonra bir Avrupa ülkesinde son derece uç durumlar haricinde bir diktator iktidarı eline geçirebilir mi? Biri buna yeltense tipik bir avrupa ülkesinde ne olur? Peki Türkiye'de?..saydığın bütün o "demokratik" kazanımların gerisin geriye alınması, bir gecelik bir iş..Bu ülkede hala bir sabah kalktığında kesif bir faşizm içinde kendini bulman bir hayli muhtemeldir..Kanıt mı istiyorsun? 80 üncesi 68 anayası ile yönetilen Türkiye şimdikinden daha mı az demokratikti? Sosyalist/Komunist hareketler çok daha güçlü değil miydi? 12 Eylül sabahı nereye gitti bütün o demokratik güçler, nooldu o güçlü sosyalist hareketlere?

    Ya da bir başka kanıt? Bir genç öldürüldü diye Atina yıkıldı..Bu ülkede nerdeyse her ay benzer bir olay yaşanırken niye benzer bir demokratik tepki olmaz? Aksine bu ülkede bu tür cinayetler, toplumun "huzurunu" kaçıran pisliklerin temizlenmesidir..

    Peki kadın hakları açısından durum ne? Daha geçen bir kadın saçından sürüklene sürüklene götürülüp tecavüz edilmedi mi? Ya da hemen hergün işlenen namus cinayetleri? Bu mu demokratik bir ülkenin sıradan insan manzaraları?

    Alýntý:

    Yani Türkiye sosyalist olur da "demokratik" olmaz.



    Bu garabetin ise ciddiye alınacak bir tarafı yok..80 öncesi tarzı kof ajitasyonlardan, sloganlardan bir farkı yok..Kaldı ki oldu diyelim; Şu Türkiye sosyalist kadroları mı bolşeviklerin beceremediğini becerecek?

  • guclu
    avatar

    Önder,

    Çok acayip bir argümanla bitirmişsin mesajını, bu aslında tartışmayı da çok ilginç bir makasa sokar:

    Alýntý:
    BU kümede henüz tam anlamıyla sosyalist bir alternatif yok..Ben olacaksa yüzde yüz sosyalist bir projes isterim demek en iyi tabirle ütopik, hayalci bir yaklaşımdır..Bunu bir alternatif haline getirecek bir kadro yok ülkede..Olsa bile Stalin'in yapmadığını biz yapıp, "tek ülkede sosyalizmi" mi gerçekleştireceğiz? Onca yetişmiş insan kaynağına, muazzam devrimci kadrolara ve sınırsız altyapı zenginliğine sahip olan Sovyetlerin yapamadığını Türkiye mi yapacak? Bu mu iddia?



    Valla açıkça yazayım, AB'nin Türkiye'yi demokratikleştireceğine inanmak, Türkiye'nin sosyalist olacağına inanmaktan daha ütopik geliyor bana. Yani Türkiye sosyalist olur da "demokratik" olmaz. Bunun kanıtı da dümdüz ortada duruyor. Bildiğimiz anlamda "demokrasi" yani burada bahsi geçen "liberal demokrasi" zaten mevcut bu ülkede. Her şey seçimin galibi tarafından yürütülüyor; yasama yürütme ve yargı arasında ayrım mevcut; askerlerin müdahalesi minimuma indi, meclis çalışıyor, kanunlar çıkıyor ve meydanlarda bangır bangır bağıran muhalefet partileri var; hatta dün Kadıköy'de miting yapan Komünist Partimiz bile var sistemimizde. Yani daha "demokratik" olma şansımızın olduğunu hiç zannetmiyorum. Kürtlerin de yasal temsilcileri parlementodalar ve uzun yıllardır da kendi bölgelerinin yerel yönetimlerini yürütüyorlar. Daha ne olabileceğini yani "daha demokratik bir ülkenin" nasıl olabileceğini anlatmak gerekiyor sanırım. Burjuva anlamda demokrasiden söz ediyorum. Bildiğimiz burjuva demokrasisi dümdüz bu yaşadığımızdır. Daha fazla demokrasi, açıkça yazayım, bu saatten sonra sosyalizm yönelişine girer ki, ona da kapitalizm yetmez.

    Bence demokrasi kavramına, burjuva anlamda kullanıyorum bu kavramı, çok aşırı bir anlam yüklüyoruz. Demokrasi bu işte kardeşim. Daha fazlası azıcık daha makyajdır; beş on komünist ve birkaç düzine Yeşilin iktidar ortağı olması ve hiçbir şeyin değişmemesidir.

    AKP'nin ülkeyi dediğin gibi "ılımlı islam" doğrultusunda değiştire(bile)ceğini sanmıyorum. Bunu istiyor olabilirler, bu yönde bir talepleri de olabilir ama hakikaten bunu realize edebilecek güçleri olacağını sanmıyorum. Ekonomik kriz birçok dengeyi alt üst edecek ve kağıtları yeniden dağıtacak bir ortama yol açacaktır.

  • onder
    avatar

    Öncelikle şu pasaja itirazım olmadığını, dile getirilenin gayet de iyi bilincinde olduğumu belirterek başlayayım da, liberal AB'ciler ile aynı kefeye konmayayım;

    Alýntý:
    AB'nin geri planındaki zihniyet çok partili liberal demokrasi ve ekonomik liberalizmdir. Bunun ilk kısmı da ancak ve ancak ekonomik liberalizm tehdit altında olmadığı müddetçe geçerlidir. Dünyanın geri kalanı da kimsenin umrunda değildir. Yeter ki fon akışı kesintisiz her yerde sürsün...



    Elbette ki öyle..Dünya reel komunist rehjimlerinin çökmüş olduğu bir konjuktürde ne bekliyorduk, Avrupalı kapitalistlerin bir sosyalist proje ile çıkmasını mı? Tabii ki bu liberal/kapitalist bir proje.

    Savunmaya çalıştığım pozisyon bir varsayıma dayanıyor; tartışmayı basitleştirmek için o varsayımı dile getireyim de ona yoğunlaşalım; eğer bu varsayım çürütülebilir ve biraz paranoyaklık yaptığım gösterilebilirse külliyen yanıldığımı kabul etmeye hazırım. Varsayımım şu:

    Bu siteye aktarılan Fuller, Friedman gibi ABD'li akıl hocalarının da yavaş yavaş dillendirmeye başladığı gibi, takip ettiğimiz kadarıyla ABD'nin diğer ortadoğu politikalarının da gösterdiği gibi, ABD bu coğrafyada Avrupalı anlamda güçlü, modernist bir demokrasi değil arkaik, premodern dini temelli devletler istiyor. Bkz Pakistan, Suudi Arabistan, Kuzey Irak, Kuveyt, Mısır hatta istediği gerilimleri yaratması için İran. ABD bu bölgede sürekli bir gerilimden yanadır. Bununla bağlantılı olarak, eğer bu proje gerçekleştirilirse Türkiye sosyalist hareketi ebediyen tarihe karışır.Dolayısıyla Türkiye sosyalistleri olarak acil gündem, kendi maksimum politikalarımız uygulamak değil, bir hareket olarak hayatta kalma sorunudur..İngilizcesi kulakta daha kalıcı bir etki bırakıyor; Karşımızda duran bir "survival" mücadelesidir.

    Ha bu varsayım çok abartılı, öyle öngörüldüğü gibi bir tehlike yok, şimdiye kadar olduğu gibi ağır aksak bir sosyalist hareketin de olabileceği bir tür demokrasi olmaya devam edecek deniyor ve bu ikna edici bir şekilde kanıtlanabiliyorsa, amenna..demek ki yanılıyorum..

    Benim AB'ye yaklaşımım da bu varsayımla bağlantılı. Toplumsal mücadele adına, her zaman emperyalistlerin kuklası olmuş, hiçbir toplumsal başkaldırı geleneği olmayan araplardan medet ummak zorunda kalmaktansa, Yunan anarşistlerinden, büyük ve köklü İtalyan/Fransız Komunist partilerinden, iyi kötü Sosyalizm döneminin mirasını taşıyan eski doğu avrupa bloğu ülkelerinden, çok güçlü sosyal-demokrat hareketlere dahip iskandinav ülkeleri çalışan sınıflarından ve tabii ki avrupa kapılarını zorlayan mültecilerden medet ummayı yeğlerim.

    Hegemonya kavramının işlevselliğini bir türlü özümseyemiyoruz gibi geliyor..Hegemonya bir anlamda, birebir kendi programında olmayan toplumsal görüngüleri kendi davana eklemleme sürecidir. Mesala en bariz örneği olarak futbolu ele alalım; kapitalizmin kitleleri uyuşturmak için kullandığı kitle kültürünün tipik alanıdır diye dışlamak mı makul bir yaklaşımdır, yoksa diyelim Çarşı grubunun yaptığı gibi bunu bir şekilde politize etmek mi? Eğer sen küçümser bu alanlarda da var olmazsan, çıkar faşistler yer alır..

    AB konusuna da benzer şekilde yaklaşıyorum. Kendinde olduğu haliyle AB, mesala Tuzla işçilerinin mücadelesinde faydalanabilecek birşey olmayabilir..Ama yoz arkaik yapıların iki kilo bulgur, bir ton kömür dağitararak yoksul halkı manipule etmesine karşı alternaitfler yaratabilir..Mesala en son örneği Karadeniz'de bir köyde yaşanmıştı..Kanalizasyon problemi olan bir köye yüklü bir AB yardımı gelmiş. Ama köylüler herhalde din elden gidiyor mantığıyla bu yardımı almamışlar ve köyü katlanılamaz bir bok kokusu sarmış..Kimi AB yardımları ülke insanın içine düşürüldüğü dilenci konumundan çıkmasına fayda sağlayabilirdi mesala..

    Herhangi birşeyi liberallerden geliyor diye, kendi davamıza hegemonize etme olsalığı var mı diye sorgulamadan mahkum etmek, dışlamak, şu karadenizli köylülerin gösterdiğinden çok da farklı bir davranış olmaz.

    AKP'nin sultasındaki bir Türkiye'de mi yaşamak istiyoruz yoksa liberal proje olarak AB standartlarında, dolayısıyla sosyalist projenin hala bir olasılık olarak bulunduğu bir Türkiye'de mi? seçim kümesi bu..BU kümede henüz tam anlamıyla sosyalist bir alternatif yok..Ben olacaksa yüzde yüz sosyalist bir projes isterim demek en iyi tabirle ütopik, hayalci bir yaklaşımdır..Bunu bir alternatif haline getirecek bir kadro yok ülkede..Olsa bile Stalin'in yapmadığını biz yapıp, "tek ülkede sosyalizmi" mi gerçekleştireceğiz? Onca yetişmiş insan kaynağına, muazzam devrimci kadrolara ve sınırsız altyapı zenginliğine sahip olan Sovyetlerin yapamadığını Türkiye mi yapacak? Bu mu iddia?

  • guclu
    avatar

    Bu arada, tabi ki, "Chavez bize yardımcı olsun, onun yardımını bekleyelim" falan demiyorum. Sadece AB paradigmasının sosyalist mücadeleye herhangi bir faydası olmadığını düşünüyorum. Latin Amerika'yı incelemek ve izlemekten kastım da oralardaki hareketlerin kendi ülkelerindeki güç ilişkilerini nasıl analiz ettikleri, mücadeleyi nasıl kurguladıkları, antiemperyalizmi nasıl gündelik hayatın içindeki sosyal dönüşümlerle ilişkilendirdikleri türünden politik bir söyleşi ve analiz önerisi.

    Mesela bizim buralarda AB'ci sol liberallere hiçbir şekilde ordunun içinden kök salacak ve oradan da ülkeyi dönüştürmeye talip olabilecek solcu-popülist bir hareketin meşruiyetini anlatamazsınız. Burada sözünü ettiğim ordu doğal olarak TSK değil, Venezuella ordusu. Ama bu muhterem zevat, sırf işin içinde ordu olduğu için bu harekete olumlu yaklaşmaz. Ya da bütün 3. Dünya genelinde önem taşıyan "otoriter, adaletli ve kurtarıcı lider" figürünün solun zaman zaman işine yarayabilecek ve hatta önünü açabilecek bir faktör olabileceğini de anlatamazsınız. Bu türden figürler Avrupa'ya uygun değildir çünkü. Kültürel olarak sadece mazide kalmış bir Garibaldi gibi "solcu" veya Franko gibi faşist örnekleri çağrıştırır. Politik partilerin büyük şirketlerin siyasi ofislerine dönüştüğü bir ortamda, bu parti sistemini aşabilecek her türden statüko dışı çaba reddedilip aşağılanır. Mesela AKP etrafında kurulan liberal muhafazakar zihni ittifakın ana bileşeninin "çok partili demokratik parlementer rejiminin sorgulanamaması" olması bir tesadüf olabilir mi? Yapılacağı iddia edilen darbe, tam da bu sistemin kazanan partisine yöenlik yapılmayacak mıydı? İddianame okunursa görülecektir, "devlete karşı" herhangi bir suçtan söz edilmiyor, bütün suçlamalar "hükümete karşı". Bu arada, AKP ne yapıyorsa verili yasal çerçevde yapıyor, tam da AB ve ABD'de olduğu gibi ama biz bu icraatların toplamına baktığımızda durumun hiç de içaçıcı olmadığını görüyoruz. Halbuki her şey "demokratik kural ve teammülere" uygun işlemiyor mu? Seçimleri büyük farkla kazanmıyorlar mı? Muhalefetin toplamıı ikiye katlamıyorlar mı? O zaman neden sorun ediyoruz ki bütün bunları? Demek ki başka bir sorun var ortada, bizim kafamıza yatmayan bir şeyler var..

    AB ve egemen siyasal zihniyet seçimler kazanıldığı sürece AKP'yi asla ve kat'a karşısına almaz, yeter ki sermaye diktatörlüğünden sapılmasın ki AKP dinden daha fazla sermayeye tapıyor, 6,5 yıllık icraat bunu söylüyor bize.

    AB'nin geri planındaki zihniyet çok partili liberal demokrasi ve ekonomik liberalizmdir. Bunun ilk kısmı da ancak ve ancak ekonomik liberalizm tehdit altında olmadığı müddetçe geçerlidir. Dünyanın geri kalanı da kimsenin umrunda değildir. Yeter ki fon akışı kesintisiz her yerde sürsün...

  • onder
    avatar
    Alýntý:
    Üçüncü Dünya'yı, özellikle Latin Amerika'yı dikkatle izleme taraftarıyım. Son beş altı senede neoliberal küresel hegemonyaya en büyük zararı veren sol popülist latin hareketleridir ve o sözü çok edilen AB'nin demokratik potansiyeline "beş çekerler"



    De bunun bize ne faydası olur meselesi var. Bizim konuştuğumuz yaşadığımız coğrafyada çarpışan güçlerin dinamiği. diyelim Chavez çok baba bir sol açılım yarattı, 15000km'yi aşıp burda bize somut politik bir güç olarak mı yansıyacak..Chavez baba petrol gelirlerinden bir kısmıyla Türkiye sosyalist hareketini subvanse mi edecek? Pratik politika somut verili güçlerin muhasebesine dayanmalı..ABD'yi arkasına almış @'lar seviyesine oy tabanı olan bir AKP, ülkenin geniş halka olarak sol'unu kültürel/teorik hegemonisi altında almış bir Taraf'ın olduğu Türkiye koşullarında Chavez ve benzerlerinden heyacanlanmak Türk solunun idealist romantizminin bir başka tezahürü gibi geliyor bana..Ha -30 toplumsal gücün olur anlarım..ama şu coğrafyada politika bu koordinatlar içinde verilmiyor..Türkiyenin kemalist modernleşme projesinden uzaklaştırılıp, ortadoğuda ABD'nin kuklası bir başka premodern devlet yaratma projesinin başarıya ulaştırılması eli kulağında beklerken, Chavez demek çok ütopik bir yaklaşım olur bence..

  • guclu
    avatar

    Önder, ben şu yaşıma geldim, daha AB'nin herhangi bir kurumunun, herhangi bir parlementerinin Türkiyeli bir sosyaliste, devrimciye destek verdiğini, herhangi bir şekilde arka çıktığına şahit olmadım. Yeşiller ve komünistler Kürt hareketine ve o çok gıcık olduğumuz liberallere bol bol arka çıkıyorlar da mesela Tuzla tersanesinde ölen işçiler için daha kıllarını kıpırdattıklarını duymadım da görmedim de. AKP ile çok samimi oldukları da aleni olarak gözüken bir durum. Kemalizm'e de Kemalistlere de hiçbir olumlu yaklaşımlarına da şahit değiliz.

    Velhasıl, Chavez'in Türkiye solcularına, hem de fiili olarak destek vermesi, AB'nin destek vermesinden daha büyük bir ihtimal. Bu konuda asla romantik de değilim. Hatta tam tersine AB'ci liberallerin çok daha romantik olduklarını düşünüyorum.

    Murat Belge, geçenlerde o çokça çıktığı tv programlarının birinde "Claduia Roth Türkiye'yi Türklerin sevdiğinden daha fazla seviyor" dedi mesela. Şimdi buna ve benzer ifadelere inanan insanlara en hafifinden romantik denmez de ne denir?

  • onder
    avatar

    AB'inin sosyalist bir proje olduğunu kim söyledi? Ya da AB'den sosyalist proje adına medet ummayı?

    Burda Türkiye sosyalist harketi açısından maksimum programı düşünerek bir seçim yapmak değil, belli bir politik hareket olarak varlığını sürdürebilmek adına seçim yapması sözkonusu.

    ABD'nin premodern devletlere dayanan ortadoğu projesinin başarıya ulaşması Türkiye'de sosyalist hareketin birkaç yüzyıllığına gündemden kalkması anlamına gelir; ama AB yoluna giren bir Türkiye'de sosyalist hareketin bir şekilde varolma şansı devam eder ve ciddi toplumsal çalkantılara gebe ve uzun bir sosyalist mücadeleler geleneği olan diğer avruplı halklarla kader birliği yapma şansı doğar.

    Karşımızda duran seçim her türlü batı projesine karşı çıkmak mı yoksa chavez modelini takip etmek mi değil, Irak, Kuzey Irak, Suudı Arabistan, Pakistan, Malezya, Endonezya, Kuvey, Mısır gibi sosyalizmin esamesinin okunmadığı "ılımlı" bir islam cumhuriyeti mi yoksa sosyalizmin de aktörlerden biri olduğu avrupa siyasi modeli mi?

    Murat Belge'nin söylediklerinden bana ne? Ona bakarsan ABD'de Türkiye'nin AB üyeliğini sonuna kadar destekliyor. AB konusunda doktora yapan birinin OS'da yaptığı bir yorumda olduğu gibi Türkiye İngiltere'den sonra ABD'nin AB projesini baltalamak için kullandığı Truva atlarından biri.
    Zizek Irak savaşını I.ABD-AB savaşı olarak yorumluyor.

    AB homojen bir yapı değil elbette..Sözkonusu olan yüzlerce yıl birbirini yemiş devletlerin birliği..Çelişkisiz olması beklenebilir mi? AKP'ye olan yakınlıkları da yine okuduğum bir başka yorumda olduğu gibi, Türkiye'yi AB'de görmek istemeyen milliyetçi lobinin kamuoyuna bahane üretmek içim kullanıdığı bir strateji pekala olabilir..Bakın işte bu adamlar ortadoğulu, bakın liderleri de bu işte mantığı..

    Bütün bunlar Türkiye'deki ilerici unsurların inadına karşı çıkmaları gereken bir eğilimdir; diğer türlüsü er ya da geç ABD/AKP ya da AB içindeki milliyetçi/hristiyan lobinin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelir.

  • guclu
    avatar

    Size de tuhaf gelmiyor mu, söz konusu AB olunca "orada acayip bir potansiyel var, sol bir damar var, ulusal devleti aşmaya çalışıyorlar" şeklinde, çokça da abartılı bir Avrupa savunusu yapılırken, Üçüncü Dünyadaki radikal kalkışmaları "ama orada liderlik sultası var...; ama orası sadece petrol gelirlerine dayanıyor...; ama orası ufacık bir ülke, bir şey çıkmaz oradan... ama orası demokratik değil" türünden her türlü eleştiriyi yapan bir anlayış var. Sözüm meclisten dışarı, burayla alakalı değil ama ben solun belli bir kesiminde Avrupa'nın da AB projesinin de aşırı olumlu şekilde yorumlandığını düşünüyorum.

    ABD ve AB'yi idare eden neoliberal-emperyal zihniyet arasında bir fark olduğunu sanmıyorum. AB, her ne kadar sosyalist, anarşist, muhalif bir damarı da içerse de ve bazı solcularımızın büyük bir hasretle altını çizdiği gibi belli bir potansiyeli taşısa da, bana öyle gibi geliyor ki, böyle bir potansiyelin açığa çıkması da, bu açığa çıkışın sosyalizm açısından bir anlam ifade etmesi de çok uzun bir zaman alacak. Üçüncü Dünya'yı, özellikle Latin Amerika'yı dikkatle izleme taraftarıyım. Son beş altı senede neoliberal küresel hegemonyaya en büyük zararı veren sol popülist latin hareketleridir ve o sözü çok edilen AB'nin demokratik potansiyeline "beş çekerler"...

  • onder
    avatar

    İkinci alıntıyı

    Alýntý:
    "ayrıca nasıl bir avrupa modernliği ki paris'in göbeğinde kağıtsızların polisten köşe bucak kaçtıkları, hintlilerin polis tarafından kovalandıkları veya italya'da çingenelerin damgalandığı... ispanya'da esmerseniz "gel bilader bakiim buraya" deniyor."

    yorumuna cevap olarak verdim..Zizek bazı konularda belki bilgisiz olabilir de bu konularda cahil olacak kadar da olamaz herhalde. Unutmayalım herşeyde olduğu gibi Avrupa'nın iç dinamiklerinde de bir haylı farklı eğilimler, zıt güçler çarpışır. "ABD, Avrupa'nın çarpıtılmış aynasıdır" bu açıdan çok önemli bir saptama.

    Zizek'in yorumları bence Türkiye'de yaşamakta olduğumuz durumla birebir örtüşüyor; Devlet despotluğuna karşın Kimlik, etnik, kültürel haklar ve bireysel özgürlükler, diyen post-modernlerin, bu talepleri sahiplenebilecekler arasında en son sırada yer alan premodernlerle ittifak içine girerek, özsel olarak sözkonusu hakları dinsel yobazlığa karşı bizatihi savunmuş modernist projeye karşı saldırıya geçmiş. Voltaire'in, Diderot'un, Rousseau'nun damarından gelen Atatürk, baskıcı devletin ideologu haline sokulmuş bu ittifak tarafından..Biz de bu oyuna geliyoruz.

    Zizek'in çok ama bence gerçekten çok önemli bir başka saptaması daha var;

    Alýntý:
    Çok-kültürlü global Amerikan İmparatorluğu için premodern yerel gele­nekleri entregre etmek kolaydır ama onun asimile ede­meyeceği yabancı bünye Avrupa modernliğidir



    Son 15-20 yılda ortadoğu çoğrafyasında olup biten herşey bu saptamayı doğrularken (Pakistan, Suudi Arabistan, Afgan mücahitler vs ile yakın ittifakta olan, yeşik kuşak doktrinini uygulayan ülke olarak ABD), Türkiye sosyalist solu nerdeyse ABD ve AB'yi kof bir "batı emperyalizmi" kategorisi altında homojenleştirerek, verili koordinatlar içinde uygulanabilir pratik/pragmatik politika yapma fırsatlarını tepiyor. Türkiye solu iki gıdımlık gücü ile, "tam bağımsız" bir politika icra edemez. Hem ABD'nin sınırsız desteğini almış İslami harekete, hem de batı emperyalizminin yeni aygıtı diye AB'ye karşı çıkarak bir kendi üçüncü yolunu ortaya koyamaz. Çok romantik, çok destansı bir çıkış olur ama boş bir çıkış olur. Bugün manipule edilmesi çok daha kolay diye bizi premodernliğe mahkum etmek isteyen ABD projelerine karşı modernliğin yeni projesi olarak AB var..Politikanın koordinatları bunlar; verili durum beğensek de beğenmesek de bu..Yok ben bu koordinatları tanımıyorum diyebilecek kadar güçlü bir sol yok ve bir hayli uzun bir zaman da olmayacak..

    Artık ortaya çıkmış olması gerekir ki ABD'nin ve AKP'in asli gündemleri AB yolunda yürümek değildir..AB projesi bu kamp tarafından kendi gizli ajandalarını icra etmek için mevzi kazanmak adına kullandıkları bir manevra alanıdır. AB projesine arka çıkar gibi görünmekle AKP'in ne kadar önemli bir kesimi kendi kültürel hegemonisine dahil ettiği gözden kaçırılmamalı.

    AB'ye karşı çıkmakla Türk solu düşmanın ekmeğine yağ sürmektedir. Bugün karşı karşıya olduğumuz batı emperyalizmi karşısında bağımsızlık savaşı veren ulus-devletler değil, ucubik post-modern/pre-modern ittifakına karşı modernliği savunma sorunudur.

    Alýntý:
    premodern toplum dediği toplumların aslında gayet de "modern"liğin sonucu olduğunu asya üzerine çalışan ciddi akademisyenler teorik ve ampirik olarak çok sağlam iddia ediyorlar. bkz. harootunian ve dirlik



    Bu konuyu somut örneklerle biraz açarsan sevinirim..Bahsettiğini yazarların çalışmalarından hiç haberim yok..Kendisi zaten modernlik yolundayken, avrupa modernliğinin müdahalesi sonucu premodern olmuş ülkeler hangisi çok merak ettim.

  • onder
    avatar

    Zizek'in bu yorumu, Türkiye'de yaşamakta olduğumu durumu anlamak için bence çok yerinde. Ama onu bağlamından kopararak kısa bir alıntı yapınca, çözümlemesi eksik kalabilir. O yüzden bir kaç sayfaki şu satırlarını da ekleyeyim kendi yorumlarıma geçmeden önce:

    Alýntý:
    İşte bu, Müreffeh Avrupa'yı göçmen akmmdan koruya­cak yeni duvarların inşası globalleşmenin gerçeğidir. Burada insanm, "şeylerin ilişkisi" ve "kişilerin ilişkisi" arasında olan eski Marksist "hümanist" karşıtlığı canlandırası geliyor: Global kapitalizmin açtığı kutsanmış özgür dolaşımda özgürce dolaşan "şeyler"ken (mallar), "kişilerin" dolaşımı ise günden güne kontrol altına almaktadır. Gelişmiş olan bu yeni ırkçılığı önceki olanlardan bir şekilde daha vahşicedir. Bu ırkçılığın gizliden gizliye yasallaşması, ne doğalcı (gelişmiş Batı'nm "do­ğal" üstünlüğü) ne de artık kültürelcidir (biz de Batı'da kendi kültürel kimliğimizi korumayı istiyoruz) fakat o arsız ekonomik egoistliktir - temel ayrışma (görece) ekonomik zenginlik çemberine dahil olanlarla olmayanlar arasındakidir.
    Bundan iki sonuç çıkıyor. Eğer Avrupa mirası etkin bir biçimde savunulacaksa o zaman ilk adım tam bir öze­leştiri olmalıdır. ABD politikası ve medeniyetinde kı­nanması gereken ve tehlikeli bulduğumuz şey Avru­pa'mn kendisinden bir parça, Avrupalı bir projenin olası sonuçlarından biridir ve haliyle kendini tatmin edici ki­birliliğe hiç gerek yoktur. ABD, Avrupa'nın çarpıtılmış bir aynasıdır. 1930'larda, Max Horkheimer, liberalizm hakkında (eleştirel) konuşmak istemeyenlerin faşizm hakkında susmaları gerektiğini yazmıştı. Aynı şekilde, yeni ABD emperyalizmini küçük düşürmeye çalışanlara söylenmesi gereken şudur: Avrupa'nın kendisine eleşti­rel yaklaşmak istemeyenlerin ABD ile ilgili olarak da susmaları gerekir.
    Bu bizi kilit ikileme getiriyor. Avrupa mirasının savunuculuğu, kendini insan hakları, dayanışma ve teh­dit altındaki Avrupalı demokratik geleneğin savunucu­luğuyla kısıtlarsa mücadele önceden kaybedilmiş olur. Avrupalı miras savunulacaksa Avrupa kendini yeniden keşfetmelidir: Bu savunma eyleminde savunulacak olan neyse onun yeniden keşfedilmesi gereklidir. ihtiyacımız olan, demokrasinin kutsallaştırılmış düşünce ve kurum­larından insan haklarına kadar Avrupa mirasının temellerini acımasızca sorgulamaktır. Ve ne yazık ki, fel­sefecilerin Avrupa'yı savunma çağrısı bu acil göreve bir parça olsun yaklaşamamaktadır.

    "Ödünç Alınan Irak Çaydanlığı" sh:38 - Encore yayınları

  • onder
    avatar

    Hele bir de bir mühendis olarak gelmekte olduğunu bizzat kendi hayatımda gördüğüm "Çinli otoriter-kapitalist
    mede­niyet" modeline mecbur kalırsa vay halimize..Bir yeryüzü cehenneminde yaşamaya başlarız..Şu an premodern kültürleri vahşi bir kapitalizmle entegre etmekte hiçbir sakınca görmeyen ABD/Çin modeli emekçiler için en büyük kabustur.

  • mehmet özgür
    avatar

    zizek'in avrupamerkezci tavrını ben bi noktadan sonra teoriden çok, başka deneyimleri anlamaya çalışmama hatta o deneyimlerden haberi olmama olarak görmeye başladım. zira tarih ve güncel toplumsal hareketler üzerine (b)ilgisi yok sanki.
    hadi zapatistlere popüler imge oldukları için kıl onu anladık. ama burada bitmiyor ki, latin amerika'nın chavez'i, morales'i dışında bi dünya hareketi var. güney kore'nin ha keza. zizek kolaycılığa kaçıyor, zira argüman yapısını böyle kurduğunda; evet avrupa ehveni şer gözüküyor.
    ama premodern toplum dediği toplumların aslında gayet de "modern"liğin sonucu olduğunu asya üzerine çalışan ciddi akademisyenler teorik ve ampirik olarak çok sağlam iddia ediyorlar. bkz. harootunian ve dirlik. bu arada niye direnç yaratamaz anlamıyorum mesela, neden olduğunu söylemiyor? (ya da belki kitapta bunu söylüyordur hakını yemeyeyim) ayrıca nasıl bir avrupa modernliği ki paris'in göbeğinde kağıtsızların polisten köşe bucak kaçtıkları, hintlilerin polis tarafından kovalandıkları veya italya'da çingenelerin damgalandığı... ispanya'da esmerseniz "gel bilader bakiim buraya" deniyor. yani o avrupa modernliği de çok soyut kalıyor artık benim için. daha iki sene önce yanmadı mı paris?
    son olarak, ingiltere'nin kapitalistleşmesinde, dini bol bol kullanan kapitalistler "premodern" midir? kemalizm de dini kullanabildiği kadar kullanmış en nihayetinde...

  • onder
    avatar

    Zizek "bir düşünürü sevebilmenin en önemli aracı, onun kavramlarını kişinin birebir kendi hayatında işbaşında görmesidir" der. Zizek'in kriterini kendisine uyguladığım zaman onu çok sevdiğimi görüyorum. Şu kısa pasajda dile getirilen düşünceye emin olun nerdeyse birebir kendim varmıştım.

    Alýntý:
    Çok-kültürlü global Amerikan İmparatorluğu için premodern yerel gele­nekleri entregre etmek kolaydır ama onun asimile ede­meyeceği yabancı bünye Avrupa modernliğidir.



    Şu anda içinde bulunduğumuz durumda da bu tabloya birebir uymuyor mu? Fuller, Friedman gibi ABD'li akıl hocalarının Türkiye'ye ılımlı islam modelini tavsiye etmeleri bunun kanıt değil mi?

    Bizdeki sosyalist solda egemen olan AB karşıtlığının bir de bu açıdan değerlendirilmesini diliyorum. Zira

    Alýntý:
    Üçüncü Dünya, Amerikan Rüyası ideoloji­sine karşı yeterince güçlü bir direnç yaratamaz; bugün­kü durumda bunu yapabilecek olan sadece Avrupa'dır



    Bunu kabul etmek zor olabilir ama mevcut realite budur. İslami modele ya da ABD'nin bildik tüketim modeline kendi gücümüzle yepyeni bir alternatifle çıkmamız mümkün değildir. "Avrupa Modernliğinin" Türkiye ayağı olarak kemalizmi yeniden düşünmemiz lazım bence.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #26 Önder Kurt 23-03-2009 15:08
Genel olarak baktığımızda Çimerika ve AB aynı gemideler; Kapitalizm. Buna şüphe yok..Ama kapitalizm gemisi için ikisin yaklaşımları arasında bir hayli fark olduğunu şahsen yaşayarak deneyimliyorum. Hatta AB modelinin de gittikçe Çimamerika modeline dönmeye aşırı zorlandığını da kabul ederim..Ancak AB modelini Çimerika ile aynı tutmak bana biraz abartı geliyor..Aradak i farklar çok merkezi olmayabilir ve oranları gittikçe büyüyen sistem için "hiçbir işe yaramayanlar" açısından bu farkların da hiç bir hükmü olmayabilir..An cak ben kapitalizme karşı sosyalizmin yeniden güçlü bir alternatif olması yolunda dizginlenmiş bir kapitalizmin vahşi kapitalizme karşı politik bir talep olarak yükseltilmesi taraftarıyım. Bu tür talepler de politikayı tekrar sınıf mücadeleleri yörüngesine oturtur. Politikanın "türban", "etnik meseleler", "bireyse hayata müdahalele" vs gibi konular ekseninde yapıldığı bir ülkede bu bir ilerlemedir bence..İkisi arasında ne gibi farklar olduğunu sorgularsak hepimizin değişen ölçülerde tanık olduğu durumlar çıkar gibi geliyor ana. Bizim telekom mühendisliğinde n Misal; Bir AB'liyi mesai saatleri dışında mümkün değil çalıştıramazsın ız. Şirket telefonu mesai saatleri dışında kapalıdır. Bir Çin'li ise abartısız ofiste masasının altında günlerce uyumak zorunda kalır çoğunlukla. -Bir AB'liyi memleketi dışında başka şehire yollarsanız iyi bir otelde kalmasına ve oldukça sağlam/lüks öğünler yemesine yetecek kadar harcırah vermek zorundasınız..A ma Çin'liler için bir 2 oda bir salon ev tutulur. Dairenin büyüklüğüne göre diğer 2-3 mühendisin de kullandığı gerektiğinde eşinizle birlikte dahi kaldığınız "yurtlarda" konaklanır. (Beyaz yakalılar için durum buysa mavi yakalıları varın siz düşünün) - En alt düzey bir AB'li mühendis dahi karar alma süreçlerine katılır. AB'inin tercih ettiği yönetici tarzı altındakilerle arkadaş, herkesle uyum içinde, yumuşak tiplerdir..Çin modelinde müdürün kararından sual olunmaz. Alttakilerden koşulsuz itaat beklenir. 7-8 yıl öncesine kadar kıskanılan bir sektör olan bizim telekom sektörü Çin'lilern girmesi ile birlikte bütün avantajını, prestijini yitirdi. Caka satan mühendislerin yerini işten atılma korkusu ile herşeye boyun eğen tipler aldı.. Bir ve aynı binanın bir Avrupalı firmanın ofisi ve bir Çin'li firmanın ofisi olduğu iki versiyon arasındaki fark dehşete düşürecek kadar büyüktü. Aynı bina aynı çevre nasıl böyle değişebildi diye dumura uğradım..Avrupa lılarla birlikte çalışırken ofis ortamı keyifliydi. Her akşam iş sonrası bir iki bira içilmeden eve gidilmezdi..Çin lilerle bunu yapamazsınız çünkü aldıkları maaşlar iş çıkışında bira içmeye yetmez..Yemekle ri ofisin alt katında pişer..Kafetary a usulü ordan yemek zorundadırlar.. Günlük 3 milyon..Yemeye içmeye ayırdıkları bütçe bu..Avrupalılar ile sosyalleşirsini z, güncel konularda sohbet edebilirsiniz.. Bir Çin'linin iş dışında konuşacak pek az konusu vardır..7/24 bir survival mücadelesi modunda yaşarlar.. Uzatmayayım..Bu nun gibi onlarca örnek sayabilirim.. Ha bu anlattıklarım minink sınıfsal avantajlarını kaybeden küçük-burjuvala rın yakınmaları olarak okunabilir..Ki öyle zaten..Beyaz Yakalı-Mavi Yakalı ayrımının silikleşmesine bir ağıt..Uzun vadede sosyalizm adına bence iyi bir gelişme bu.. Ufukta Çinlilerin göründüğü her sektörde Mahşerin Dört Atlısı belirmiş demektir..Mahşe rin Dört Atlısı göründüğünde ise güzel günler bitmiş demektir..Kıyam et zamanlarında olduğu gibi vahşi bir hayatta kalma mücadelesi başlamış demektir..
Alıntı
 
 
0 #25 Ayhan T. 23-03-2009 04:41
ABD/Çin modeline çimerika diyorlar. Çimerika da Avrupa modeli de aynı gemideler. Önümüzde böyle ayrım ya da tercih seti yok. Bence Zizek karanlıkta ıslık çalıyor. Entelektüel hoşluk..
Alıntı
 
 
0 #24 Önder Kurt 17-03-2009 13:05
Berbat bir durumdur o..Buna karşı benim önerim yazı büyüdükçe sık sık clipboard'a atmak, daha da iyisi notepad'i açık tutup ara ara yazıyı oraya kopyalamak.. Neyse forum bence de daha uygun...
Alıntı
 
 
0 #23 mehmet özgür 17-03-2009 04:42
uzun uzun yazıyordum, bilgisayar çökünce silindi gitti hepsi. buradaki tartışmayı foruma taşısak, daha rahat olmaz mı? yorumlar sanki uzun tartışmalar için pek işlevsel değil sanki?
başlık açıyorum ayrı olarak, eğer takip olarak daha kolay denilirse buraya tekrar eklerim.
link:

http://www.e-hayalet.net/index.php?option=com_fireboard&Itemid=453&func=view&catid=6&id=1654#1654
Alıntı
 
 
0 #22 Önder Kurt 17-03-2009 00:34
"Böyle bir tartışmaya yol açan"ın sen olduğunu düşünmüyorum.

Benimkinden çok farklı bakış açılarını dile getirse bile böyle bir çözümleden hiç rahatsız olmam..Gerçekte n beni olayın farklı yönleri olabileceğine de ikna eden, en azından daha fazla okuma, sorgulama isteği doğuran bir yazı..Karşıdaki nin düşünceleri hakkında yargılarda, sıfatlamalarda bulunmadan dile getirilmiş.

Tezlerine karşı düşüncelerimi dile getirmem gerekirse;

Alıntı:
konfüçyanizm, güney asya'da eskiden kalma bir gelenek değil, devlet tarafından kapitalist yeniden atılım ve kalkınma hamlesinde yeniden tanımlanan bir kod onun tezine göre. keza necmettin hoca'nın malezya'sı da aynı durumda. kalkınma ideolojisinin yeni rengi (sosyal güvencelerin özelleştirilmesiyle, yani hak değil ahlaki yükümlülük görülmesine dönüştürülmesiyle) kültürel/dinsel normlar üzerinden veriliyor. önder'in kullandığı kavramla, hegemonize ediliyor
Zizek'in bahsettiği de bundan farklı birşey değil ki..Tam aksine "Çok-kültürlü global Amerikan İmparatorluğu için premodern yerel gele­nekleri entregre etmek kolaydır" derken kasettiği tamı tamına bu değilse nedir? Keza AKP üzerinden Türkiye'ye biçtiği rolün konfüçyanizm'in kapitalist üretim modeline hegemonize edilmesinden ne farkı var? Keza IMF, "Çin 30 dolara adam çalıştırıyor ve bunları tek bir koğuşta yaşatıyor. Siz de rekabet etmek istiyorsanız aynısını yapın" derken aynı kapitalist modeli savunmuyor mu? Ha bu bir kapitalist gelişme modelidir elbette ama yegane kapitalist gelişme/modernleşme modeli olduğu da herhalde söylenemez. AB normlarına göre savunulan bir gelişme modeli de vardır lakin.

Alıntı:
Açıkça söylersek sadece Ameri­kan ve yeni ortaya çıkan Çinli otoriter-kapitalist mede­niyeti arasında seçim şansı olan bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz?
Zizek bu lafı ederken bahsettiği seçim de bu değil mi? Herhalde şu ya da bu kapitalist modeline alternatif olarak sosyalist alternatif olarak Avrupa diyecek kadar bön biri olamaz değil mi? Avrupa'ya yüklediği misyon sosyalist bir misyon mu ki Avrupa da vahşi kapitalizmin tezahürlerini örnekleyerek tutarsızlığını kanıtlamaya çalışıyoruz?..

Dünyada tek bir kapitalist/liberal model olduğunu iddia etmek çok yetersiz bir bakış açısı bence..Zizek de bunun gayet iyi farkında olarak, Çin/ABD tipi acımasız, vahşi kapitalist modernleşme modeline karşı "yenilenmiş bir "Solcu Avrupa-merkez­ciliğini" ileri sürüyor, ideal bir sosyalist modeli değil..Ki keza ikinci alıntısında Avrupa'nın ABD'yi doğurmuş olan yönlerininin eleştirisini yapacak bir Avrupa öneriyor, mevcut Avrupa'yı onaylayan bir yaklaşım sergilemiyor..

Alıntı:
Eğer Avrupa mirası etkin bir biçimde savunulacaksa o zaman ilk adım tam bir öze­leştiri olmalıdır. ABD politikası ve medeniyetinde kı­nanması gereken ve tehlikeli bulduğumuz şey Avru­pa'mn kendisinden bir parça, Avrupalı bir projenin olası sonuçlarından biridir ve haliyle kendini tatmin edici ki­birliliğe hiç gerek yoktur.
Diyor ki senin Avrupa'daki ırkçılığa yönelik gayet sağlam bir cevaptır..

Modernlik konusuna gelirsek;

Alıntı:
oysa modernliğin tarihi, az çok kapitalizmle eş zamanlı olduğuna göre, kapitalizmin kökeninde yatan kan ve demir ve kolonyal/emperyal sömürgeleştirme (yani dünyaya yayılma) varken, başka bir toplumda "modern" dediğimiz normların oluşma ihtimali zaten başlı başına sorunlu bir durum
demişken, hemen arkadan bu tespiti birebir çürüten bir anti-tez nasıl dile geldi onu da anlayamadım.

Alıntı:
bunun yanında merceği yine somut toplumlar üzerine getirirsek, nasıl ki ab yekpare görülmemeli diyoruz; modernliği de o şekilde görmemek gerekiyor bence
Ha demek ki, "kapitalizmin kökeninde yatan kan ve demir ve kolonyal/emperyal sömürgeleştirme" ile belirlenmemiş bir modernleşme de mümkün olabilir anlamına gelmez mi?..Burdan çok da tanıdık olan sosyalizmin ve kapitalizmin her ikisinin de "Aydınlanma"nın çocuğu olduğu saptamasına geçebiliriz..Modernleşmenin kapı gibi duran sosyalist bir türü olduğunu da söylemek mümkün değil mi?

Sağlık hizmetlerini, altyapı sorunlarını çözmüş Küba'nın yaptığı ne? Ya da Chavez'in?

Benim burda premodern yapılara karşı modernleşmeyi savunduğum tezlerime, basbayağı bir başka modernleşme projesi olan Chavez örneği ile karşı çıkılması çok bariz bir çelişki gibi görünüyor.

Alıntı:
bugün ali bulaç da premodern değildir, ha keza fethullah gülen de... modernliğin daha farklı bir varyasyonunu icra ediyorlar sadece.
saptamasına katılmam ise hiç mümkün görünmüyor, yalnızca şimdi değil, konu üzerinde çok daha fazla araştırma yapsam da mümkün görünmüyor..Böyle bir yaklaşımı "sağ sol ayrımı kalmadı" türünden çok kemikleşmiş kavramların postmodern bir bulanıklaştırılması olarak görüyorum..Böyle bir tavır yaşanılan gerçekleri yorumlayıp pozisyon almamızı sağlayacak sarihleştirmeler olarak değil, geçen Çulhaoğlu'nun "derin düşünme" olarak rumination kavramını "geviş getirme" olarak rumination kavramına dönüştürüp, ayırıcı kavramların bütün işlevselliğini kaldırma olarak görüyorum..

Fethullah Gülen'in de farklı bir modernizasyonu savunduğu fikri senin Zizek'in içinden geliyor olmakla eleştirdiğin "kültürel çalışmalar" ortamında çok şık durabilir, ama somut politik alanda sadece kafa karıştırır...Taraf'ın da çok alkışlayacağı bir tez gibi geldi bana..Ha biraz zorlarsak ABD'in çok kültürlülüğü sayesinde kendisine hegemonize ettiği türden bir modernizm olur ancak..Zaten Zizek'in de farklı modernlikler olduğu tezi hilafına en küçük birşey dediğini sanmıyorum..Premodern yapıları vahşi kapitalizmin modernleşmesine hegemonize eden ABD modernleşmesi de elbette var..Çin'inki de bu tarz, eski otiriter doğulu toplum yapısının kapitalist modernleşmeye hegemonize edilmesini ideal örneği değil midir?

Alıntı:
atatürk ingilizlerle iyi ilişkilerinin gösterdiği gibi, kapitalist modernleşmeyi temel alan bir devlet adamıydı. açıkçası savunulacak bir noktası yoktur bence ideolojik olarak
İslami (post)modernleşmeye alternatif bir modernleşmeyse sözkonusu olan, ve kemalist modernleşme değilse alternatif olacak, peki öyleyse nedir? Sosyalist modernleşme mi?

Kendinde bir ideoloji olarak kemalizmin ideal seçenek olarak sosyalizm karşısında savunulacak bir tarafı olmayabilir ama bize dayatılan islami (post)modernleşmeye karşı ben savunulacak bir hayli yönünün olduğunu düşünüyorum.

"emperyalizmin kuklası olara araplar" ifademin fevri, tepkisel bir hayli sorunlu olduğunu kabul ederim..Ama sosyalist mücadele gelenekleri açısından Araplar'ın ya da genel olarak İslami ülkelerin tarihte esin verici, etkileyici bir tarihleri olduğu fikrine sempati ile yaklaşmam pek mümkün değik şahsen benim için..Bir sürü isim saymışsın ama ben hiçbirinin adını duymadım (Said hariç)..Ne derler, başka mücadelelere örnek olacak ne söylemişlerdir hiçbir fikrim yok..Bir iki tipik makalelerini aktarak bizi aydınlatırsan çok memnun olurum..Nasıl bir pozisyona sahip olduklarını az çok bilerek yorum yapmak daha makul..Lakin burda sözkonusu olan, Ortadoğu'nun sosyalist mücadele geleneğine karşı Avrupa sosyalist mücadele geleneklerini karşılaştırılması olduğuna göre, Avrupa/batı geleneğinden sayılacak isimlerle 3-5 arap entellektüelinin pek de aşık atabileceğine sanmıyorum..

Alıntı:
geçen sene ekmek ayaklanması yapanlar da türkiyeliler değil, mısırlılardı.
şeklindeki saptamayı ise, kusura bakma ama güncel bir olayın kurnazca kullanılması olarak görüyorum..Bu ekmek ayaklanmasından başka ve sosyalizmin hanesine yazılması bir hayli sorunlu olan Nasır/Baas hareketi dışında Mısırda bir ikinci toplumsal muhalefet örneği sayabilir misin? Her ne kadar ben Mısır'la Türkiyeyi değil, Ortadoğu coğrafyası ile Latin Amerika/avrupa coğrafyasını toplumsal mücadele açısından karşılatırsam da, Arap toplumlarının Türkiye karşısısında dahi sosyalist mücadele açısından aşık atabileceğine pek ihtimal veremiyorum..latin amerika ile karşılaştırmayı ise spekülatif meselelerle zaman kaybetmekten başka birşey olarak algılamıyorum..

Alıntı:
yani modern premodern ikiliğinden daha farklı bir kavram seti kullanmamız gerekiyor zannımca
ha işte bak burası çok önemli..Çok yerinde bir temenni..Peki sen nasıl bir kavram çifti öneriyorsun? Taraf'ı ve efendilerini, ve onların karşısında alternatif arayan sosyalistleri nasıl bir kavram çiftine yerleştirmeyi öneriyorsun? Ha akademik bir düzeyde değil, genel politik kamuoyunda kullanılabilecek anlamında..

sorgulamak iyidir de, çok hızlı koşarak az çok işe yarayan kavramları dahi geride bırakmak çok mantıklı gelmiyor bana..

Ama bilmiyorum belki daha işlevsel olabilecek kavram çiftlerine yönelik öngörülerin var demektir..Modern/postmodern/premodern gibi yerleşik ve bir hayli iş gören kavramların yetersiz kaldığını düşünüyorsan, yetersiz kaldıklarını deklare etmeden önce alternatifleri ortaya koymakla yükümlüsün bence.

Alıntı:
ingiliz işçi sınıfı veya püriten burjuvalar da premodern görülmeli.
Bu laf da bana benim "Ukraynalı ve Türkiyeli" kadınlar yazım etrafında dönen tartışmaları hatırlattı..Bu konuda söyleceklerim merak ediliyorsa oraya bakılabilir..Tekrar etmeye gerek yok..ama kısaca hatırlatayım: İngiltere'de de kadınlara tecavüz ediliyor diye, kadın hakları açısından otoriter doğulu toplumları batılı toplumlarla eş tutmak ne istatiski ne mantıksal ne hukuk açısından savunulacak bir tez gibi görünmüyor bana..Bu ülke tecavüze uğrayan kadin vesikalı ise cezada indirimi ya da namus cinayetlerinde indirimi tartışabilen bir toplum..İngiltere'de böyle birşeyin gündeme geleceğini iddia etmek ciddiye alınabilecek birşey değil.

Bu mantık Sovyetler'de Chikatilo diye bir seri katil çıktı diye sosyalist toplumu cinsiyetçi diye suçlamaya benzer.

en.wikipedia.org/wiki/Andrei_Chikatilo

Alıntı:
*ılımlı hristiyanlık değil ama basbayağı vatikan'ın etkisi büyük. kurtuluş teolojisini savunan papazları ezen biçen vatikan, latin amerikada, aynen ispanya'da olduğu gibi diktatörlerin karşısında durmuyor. şili'de hala kürtaj yasak, bütün latin amerika ülkeleri maçoluk konusunda açık örnek örneğin...
Bu notlar ise yukarıdaki mantığın bir başka örneği bence.. Yani bir ülkede kültürel norm olan birşeyi başka bir ülkedeki tikel örnekleriyle aynı kefeye koymak..Latin Amerika Vatikan etkisi var demek, Şili'de de devlet kontrolündeki bir bilim-teknik dergisinde Darwin kapağının cüretkarca ve futursuzca kaldırılabileceğini, Arjantin'de Diyanete tekabül eden yapının diğer 22 bakanlığa eşdeğer bütçeye sahip olduğunu, Bolivya'da 80000 klise olduğunu, Brezilya'da Rio karnavalına din elden gidiyor diye müdahale edilebileceğini, belli semtler dışında içki satışının yasaklanmaya çalışabileceğini, bilmem ne yortusunda içki içiyor diye insanların dövülebileceğini söylememimizi de mümkün kılar mı?

Alıntı:
laclau olsa olsa, bugün bizim nilüfer göle kıvamında bir kimsedir diye düşünüyorum
Nilüfer Göle kimdir bilmem ama olayın böyle aktarılması benim saydığın arapların Nihat Genç'ten çok da farklı olabileceğini sanmadığımı söylememden daha fazla bir değer taşımıyor..Taşıyor olsalardı orda burda duyardık adlarını..

Alıntı:
zizek için anarşist süreyyya evren'in slovenya izlenimlerine bakılabilir.
Bunları aktarırsan okuruz..ama kendilerinden başka hiçbir kuş tanımayan anaşistlerin söylediklerinin pek de değeri olabileceğini sanmıyorum..Sim siyah giyerek herkesten farklı olduklarını kör gözüm parmağına deklare etmeye pek hevesli anarşistlerin, popüler olmuş bir düşünürü de çoğunluğun zıttına pek de takmıyor olabilecekleri pek bir süpriz olmaz benim için..Ama aktarılırsa objektif olarak okumaya çalışırız..

Ha bütün bu spekülsayonları n sonun yok; ben çok basit bir tartışma konusu açmaya çalıştım; karşımızda özgürlük, insan hakları, kültürele haklar vs diyerek tam da bu hakların tarihsel olarak en büyük engelleyicileri nden medet umulmasını sorunsallaştırd ım..ABD'inin böyle bir postmodern değerlerin en otoriter kesimlerin hakimiyetine sokma çabasını sorunsallaştırm aya çalıştım..

Eğer bu koordinatlar yetersiz ise, Türkiye ortamında uyan koordinatlar nelerdir? Hangisi daha iyi uyar?
Alıntı
 
 
0 #21 mehmet özgür 16-03-2009 22:29
böyle bir tartışmaya yol açtığım için üzüldüm. zira niyetim, zizek'in kend problematiği ile ilgili gördüğüm ve uzantılarını liberallerde gördüğüm bir sorunsalla ilgili bir iki şey yazmaktı.
premodernlik meselesinde, ben sorun görüyorum. zira pakistan'dan da bildiğimiz gibi, cezayir'den de, iran'dan da, endonezya'dan da, hindistan'dan da... bu ülkelerde bizim kimlik/din eksenli gördüğümüz hareketler "eski"nin artığı değil, yeni oluşumlar. bütün bir toplumsal yapıyı tarumar eden kolonyalizmi konuşmadan nasıl bunu konuşabiliriz?
bahsettiğim yazarlardan birincisi modern japonya üzerine, ikincisi güney asya üzerine çalışıyor. boğaziçi üniversitesi yayınlarından çıkmış ikisinin de kitabı. dirlik'ten daha önce de bahsetmiştim, örneğin konfüçyanizm, güney asya'da eskiden kalma bir gelenek değil, devlet tarafından kapitalist yeniden atılım ve kalkınma hamlesinde yeniden tanımlanan bir kod onun tezine göre. keza necmettin hoca'nın malezya'sı da aynı durumda. kalkınma ideolojisinin yeni rengi (sosyal güvencelerin özelleştirilmes iyle, yani hak değil ahlaki yükümlülük görülmesine dönüştürülmesiy le) kültürel/dinsel normlar üzerinden veriliyor. önder'in kullandığı kavramla, hegemonize ediliyor.
ek olarak "modernlik yolu" tabiri de, düzçizgi bir tarih anlayışında modernliği birbirinden kopuk coğrafyalarda ortaya çıkması ihtimal dahilinde bulunan bir kendilik olarak görüyor. oysa modernliğin tarihi, az çok kapitalizmle eş zamanlı olduğuna göre, kapitalizmin kökeninde yatan kan ve demir ve kolonyal/empery al sömürgeleştirme (yani dünyaya yayılma) varken, başka bir toplumda "modern" dediğimiz normların oluşma ihtimali zaten başlı başına sorunlu bir durum. bunun yanında merceği yine somut toplumlar üzerine getirirsek, nasıl ki ab yekpare görülmemeli diyoruz; modernliği de o şekilde görmemek gerekiyor bence. zira kemalistlerin karşısında bugün liberaller tarafından tutulan prens sabahattin de fatih çarşamba esnafı değildi. keza "hain" ali kemal de... bugün ali bulaç da premodern değildir, ha keza fethullah gülen de... modernliğin daha farklı bir varyasyonunu icra ediyorlar sadece. atatürk ingilizlerle iyi ilişkilerinin gösterdiği gibi, kapitalist modernleşmeyi temel alan bir devlet adamıydı. açıkçası savunulacak bir noktası yoktur bence ideolojik olarak. bu somut bireyler olarak kemalistlerle ortak noktaların çıkamayacağı anlamına gelmiyor; nasıl kendine müslüman diyen bir çok insanla kul hakkı ve antiemperyalizm üzerinden bir ortak nokta bulabiliyorsak.
toplumsal mücadele olarak emperyalizm kuklası araplar lafını çok sorunlu buluyorum. içinden iyi kötü frantz fanon'u, albert memmi'yi, edward said'i, george habaş'ı, fkhc'yi, leyla halid'i, yemen sosyalist cumhuriyetini, çeşit çeşit komünist parti çıkarmış, bugün hala abd askerlerine vuran (emperyalizm maşası denilen bağlam için bu söylediğim) insanları düşününce, araplar kategorisi pek geçerli değil. geçen sene ekmek ayaklanması yapanlar da türkiyeliler değil, mısırlılardı. yani modern premodern ikiliğinden daha farklı bir kavram seti kullanmamız gerekiyor zannımca. temel de söylemeye çalıştığım, zizek'in kültürel çalışmalar ekolünden kalma alışkanlıkla soyutlamalara fazla kendisini kaptırması ve birçok umut potansiyelini dikkate almaması. deleuze de, guattari de, istemeden iran islam devrini selamlayan foucault da biraz bunları demiyor muydu?

son olarak eğer içki yasakları, kadına karşı şiddet üzerine konuşuyorsa; ingiliz işçi sınıfı veya püriten burjuvalar da premodern görülmeli.

latin amerika için de bir iki not düşeyim;
*ılımlı hristiyanlık değil ama basbayağı vatikan'ın etkisi büyük. kurtuluş teolojisini savunan papazları ezen biçen vatikan, latin amerikada, aynen ispanya'da olduğu gibi diktatörlerin karşısında durmuyor. şili'de hala kürtaj yasak, bütün latin amerika ülkeleri maçoluk konusunda açık örnek örneğin...
*laclau olsa olsa, bugün bizim nilüfer göle kıvamında bir kimsedir diye düşünüyorum. aynen zizek'in slovenya'da olduğu gibi. kendi coğrafyalarında n çok, batı üniversitelerin de tanınan aydınlar maalesef. zizek için anarşist süreyyya evren'in slovenya izlenimlerine bakılabilir.
Alıntı
 
 
0 #20 Önder Kurt 16-03-2009 20:47
Ali Osman söylediklerin 3.yolculuksa ben de 3.yolcuyum..Sam imiyetle söylüyorum ne "Latin Amerika deneyimine burun kıvırmıyorum" ne de "'şeflik sistemi' ile sınırlandırılab ilecek bir deneyim." olduğunu düşünüyorum (ki öyle bile olsa beni hiç bozmazdı)
"Keza Küba da romantik ve Fidel ile başlayıp biten bir süreç değildir" fikrine de katılıyorum.

Ben aktardığım Zizek yazısında ya da sonradan yazdığım yorumun neresinde bu anlama gelebilecek birşey söyledim..

Tartışmaları biraz ele alınan çerçevede sınırlı tutmayı, daldan dala sıçramamayı öğrenmemiz lazım belki..Ben Ortadoğu coğrafyası ve bu coğrafyada olan bitenleri yorumlamak için bir alıntı yaptım. Latin amerika nerden çıktı? Alıntılanan Zizek pasajında Latin amerika geçiyor mu? Ha başka yerde başka birşey söylemiş Zizek..Yapın alıntısını, ayrı bir yazı olarak koyun, onu da tartışalım..

Latin Amerika coğrafyası ve Ortadoğo coğrafyası arasında hem tarihsel hem konjüktürel olarak en küçük bir benzerlik görebilen var mı? varsa buyursun aydınlatsın bizi ne açılardan benzerlik var..Ben pek benzerlik göremezken arada devasa farklar görüyorum;

1. latin amerika coğrafyasında belki 200 yüzyıldır gümbür gümbür bir anti-emperyalis t ulusal kurtuluşlar geleneği, ardından sosyalist gerilla geleneği var. Ortadoğu'da Osmanlıya karşı bir kumpastan öbürüne giden, her zaman İngiliz emperyalistleri nin maşası olmuş, bütün tarihleri boyunca pekaz isyancı olabilmiş dünyanın sosyalizme en uzak halklarından biri olan araplar var.

2. Latin Amerikada "Ilımlı hristiyanlık" adı altında halkların modernleşme sürecinin sekteye uğratılması gibi bir durum yokken, ortadoğu halklarını ABD çıkarlarının dümen suyuna gidecek premodern devletlere çevirmek yönünde ciddi bir komplo var..Yaşıyoruz, görüyoruz..

3. Latin Amerikada "Topraksızlar", "Dünya sosyal Forumu", "çevreci" akımlar gibi sol adına yeni arayışlar bile denenirken, Laclau vs gibi önemli düşünürleri çıkaran bir entellektüel ortam varken, Ortadoğu coğrafyasında entellektüeller Taraf örneğinde görüldüğü gibi post-modernliği n ve premodernliğin acayip bir alaşımının kuyruğuna takılmış durumdalar. Dinler/Mezheple r çatışmasından sıra gelip de, sınıfsal çatışmaların gündeme girmesi ortadoğu coğgrafyasında olacak birşey değildir.

AB konusunda da benim bütün söylediğim -ki dikkat yaptığım hiçbir alıntıda Zizek AB demiyor Avrupa diyor- ortadoğunun dinsel çekişmelerden örülü siyasi ortamına mahkum olmaktansa, bir kapitalist proje bile olsa, AB sürecinde olmak, uzun sosyalist mücadeleler tarihi olan halklarla kader birliği yapmak anlamına gelir..

Asla ve asla AB Türkiye emekçilerine kurtuluş getirecek, işssizlik sorunu çözülecek, çil çil altın gelecek gibi birşey söylemiyorum..S adece ve sadece, AB sürecinde olmakla karşı karşıya kalacağımız "sorunsallar yumağı"nın, ABD'in ve Taraf'ın istediği bir yörüngeye girmekle karşı karşıya kalacağımız "sorunsallar yumağına" kıyasla, üzerinde sosyalist politika yapmak için çok daha uygun olacağıdır..Hiç bir şekilde AB projesi Sosyalist projenin bir alternatififir demiyorum..Sosy alist projenin bir olasılık olarak ülkenin gündeminde kalması, ortadoğu batağına saplanmamakla mümkündür ancak..Avrupa yolunda bir ülke değil de, Ortadoğu coğrafyasında bir ülke olarak kalırsak, bütün tartışmalarımız Kürt meselesi, Türban meselesi, Alevi meselesi olarak kalmaya devam edecektir..AB yolunda bir ülkenin gündemine kültürel/postmo dern/premodern sorunsallar kadar, sınıfsal sorunsallar da dikilir.
Alıntı
 
 
0 #19 AliOsman KOCAK 16-03-2009 20:18
Yine bir orta yolcu laf edeceğim... Ne Avrupa Birliği Projesi, sol adına dışlanabilecek, yok sayılabilecek bir projedir, ne de Latin Amerika deneyimi burun kıvrılacak, 'şeflik sistemi' ile sınırlandırılab ilecek bir deneyimdir. Keza Küba da romantik ve Fidel ile başlayıp biten bir süreç değildir. Küba'nın kazanımları evrenseldir.



Alıntı
 
 
0 #18 Önder Kurt 16-03-2009 17:49
Tartıştığın kişini düşüncesine "acayip" demenin neresi tartışma oluyor..

Garabet'in kökü garip'tir..Dola yısyla acayip ile aşağı yukarı eş anlamlıdır..

Ohhh be sen istediğin gibi "acayip", "tuhaf" gibi nitelemeleri tartıştığın insanların düşünceleri için bol keseden "ilk" kullanan ol, karşılığını aldığın zaman da "olmuyor" böyle ama de..

Tartışmak istemiyorsan noolur illa ki tartış diyecek halimiz yok..

sen de kal sağlıcakla..iyi günler dilerim
Alıntı
 
 
0 #17 Güçlü Kuvvetli 16-03-2009 17:44
Önder,

Demek ki düşüncelerine aykırı bir görüş dile getirildiğinde "tokat yemiş" gibi oluyorsun. O zaman hiç tartışmayalım hocam.

Sağlıcakla kal...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile