Makaleler Bütün Yazılar Teori Negri "Yeni Bir İnsanlık Yaratılmalı"
 

"Yeni Bir İnsanlık Yaratılmalı" Popüler

Makale

Frantz Fanon ve Che  Guevara'nın farklı bağlamlarda olumladığı gibi, modernliği altedebilmek ve anti-modernliğin ötesine geçebilmek için, yeni bir insanlık yaratılmalıdır.

Anti-modernlikten, alter-modernlik'e (1)  bu geçiş, entellektüelin günümüzdeki rolünün kimi yönlerine ışık tutuyor. İlkin, eleştiri -normatif yapıların, sosyal hiyerarşilerin, sömürünün ve benzerlerinin- hala gerekli olsa da, entellektüel aktiveteye bir zemin oluşturmak için yeterli değildir. Entellektüel, mücadelenin pratik ve arzularını normlara ve kurumlara tercüme ederek ederek, yeni teorik ve sosyal düzenlemeler yaratma yeteneğinde olmalı, sosyal organizasyonun yeni modlarını önerebilmelidir. Bir başka ifadeyle, eleştirel faaliyet, geçmişle bir kopuştan yeni bir geleceğe doğru sürekli olarak ileri gitmeye zorlanmalıdır. İkinci olarak,  burada öncülere, hatta Gamscici anlamda ilerici güçlere organik entellektüele yer yoktur. Entellektüel,  çokluğu oluşturmanın olanaklılığını araştırma ortak projesinde diğerleri arasında bir tekillik olarak angaje olmuş bir militandır ve ancak bir militan olabilir. Dolayısıyla öncü "ön cephede" tarihin akışını belirlemek, ya da "kenarda" eleştirmek için var değildir, o tümüyle ancak "içeride" olabilir. Entellektüelin işlevi, çoğu açıdan radikal biçimde farklı da olsa, Hristiyanlığın ilk yıllarındaki klise babalarınınkine benzer. Onlarınki pek çok açıdan, bir İmparatorlukta yoksulları iktidara karşı organize eden, ve sadece geleneksel bilgi/birikimle ve geleneklerle bir kopuşu değil, aynı amanda yeni bir düşünce sistemi ve pratiğini talep eden bir hareket idi. Aynı şekilde bugün bizler de kapitalist modernlikten bir çıkış yolu bulmak ve yeni bir kültür ve yeni yaşam modları icat etmek zorundayız. Öyleyse gelin bunu,  yarı şaka yollu, yeni klise babaları hareketi olarak adlandıralım, öyle ki bunda entellektüel sadece hataları mahkum etmek ve göz boyamaların maskesini düşürmekle değil, sadece yeni bilginin pratiklerini hayata geçirmekle değil, aynı zamanda ötekilerle birlikte, bir ortak araştırma sonucu yeni bir doğru üretmekle de yükümlüdür.

 

Antonio Negri & Michael Hardt

Commonwelath - Harward University Press 2009, sh. 118

 

(1)  Negri ve Hardt bu son çalışmalarında, modernliğin ve anti-modernliğin kısır bir diyalektik zıtlar ilişkisi içinde olduğunu iddia ediyorlar. Anti-modernlik, modernleşmenin/Aydınlanmanın iktidar yapılarına karşı negatif bir direnişi temsil ediyor. Dolayısıyla Negri ve Hardt için mevcut bütün kimlik hareketleri, anti-modernizm kategorisi içinde kalıyor. Buna karşın alter-modernizm, sadece direniş boyutuyla belirlenen negatif bir pozisyonda değildir. O aynı zamanda kendi yeni değerlerini üreten pozitif bir duruştur. Modernizmin, rasyonalite, ilericilik boyutlarını dışlamadan ötesine geçer, kendi pozitif kurgusunu yaratır. (Önder Kurt. Çeviri yanlışları affola)

Üye eleştirileri

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
"Yeni Bir İnsanlık Yaratılmalı" 2010-05-10 08:47:14 hasever

İsimlendirme

Şaka da olsa, ki her şakanın en az yarısı ciddidir denir, isimlendirmeye itirazım var. (Avrupalı entelektüelin kilise karşıtlığı, benim cami karşıtlığımdan daha köklü olduğundan, düşünsel devamlılığı da benimki kadar kopuk değildir. Onun karşıtlığı düşünsel devamlılığını, benim karşıtlığım düşünsel kopukluğumu tetikliyor. Çoğu şeyde olduğu gibi ortaklığını bulsak çok iyi olacak)

Bence içtenliğimizi, "mesai"den "yaşam biçimi"ne terfi edip etmeyeceğimiz belirleyecek. Aynı sorunlar karşısında nasıl "farklı" pozisyon alabildiğimiz veya alamadığımız esas rengimizidir. Daha önce bahsi geçti, bir nesircinin günlük hayatın sorunlarını dile getirirken "çocukların okul parası..." şeklinde bir sızlanmasına denk gelmiştim. Benim için bu sızlanmadan sonrası teferruattır. Hariçten gazel okumadığım bilinsin diye yazıyorum, bir babayım ve "okul" meselesi büyük bir meseledir. Ama ben henüz "okul sistemi" meselesini aşamadığım için "okul parası"nı bu kadar kolay telaffuz edemiyorum. Eğer bütün büyük cümlelerden sonra "sorun" karşısında "ortalama"nın tavrını alıyorsak farkımız nerede? Bir yazarın öncelikli meselesi çocuklarının "okul parası"mıdır yoksa "okul"un kendisi midir? Eğer nihayette aynı kalıba kek olacaksak neden farklı bir "tarif"le taltif edilmeyi talep edeceğiz? Ki buna, hakkımız da yok zaten!

Entelektüellik bir meslek değildir; bir geçim kaynağı hiç değildir. Geçim kaynağı olan her şey önünde sonunda bir bağla sisteme bağlanmak zorunda kalır. Kaldı ki sistemin o bağı kurmada, sıkı ve sürekli zinde tutmada ne kadar istekli olduğu günümüzün malumu. Tekleştirilen insanın aynı anda birkaç şeyi yapabilmesi bir “tanrısallık” olarak algılansa da bu hiç de öyle değildir. İnsan beyni, sınırlara zorlanmadığı sürece pekala bir çok şeyi aynı anda kotarabilmeye muktedirdir. Bir mühendis felsefeden, bir felsefeci mühendislikten anlamadığı zaman eksiktir. Ama güncel durum hiç de böyle tezahür etmemekte.Vaziyet muhteşem bir tezatlık içinde. Ne diyor “günlük klişe” Bilgi, ulaşılabilirlik açısından, tarihi zirvesinde bulunuyor. Peki bu cehalet? Bunu neyle açıklayacağız.

Her gazetenin, bir kaç “bilgi pazarlamacısı” hangi ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır?

Bir konuda kapitalizmin hakkını teslim etmek gerekiyor: Hiçbir ihtiyacı “es” geçmez; çünkü ihtiyaç para demektir. “Cevap” arayan insan, soru sormayı unuttuğundan, bulduğu cevabın başkasının sorusuna ait olduğunu da bilemeyecek durumdadır. Hem nasıl olabilir ki! Üretilmiş bilgiden bihaber olan insan, bilginin ne ve kimin için üretildiğine nasıl vakıf olabilecek. İşte burası entelektüelin ortaya çıktığı noktadır.

Entelektüele gelince: Yaşadığı hayattan daha büyük bir propaganda yöntemi yoktur. İşte bu yüzden, gerekli olan, “mesleki” bir profesyonellik değil “hayati” bir yaşam tarzıdır.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
10
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (6)
  • onder
    avatar

    Erdem,

    İlgili pasajı aktarman çok iyi..Teşekkürler..Resim daha net ortaya çıkıyor.

    Bu pasaja ben de internette bulduğum bir röportajındaki şu lafını ekleyeyim;

    Alýntý:
    "Ben hep ezen-ezilenin olmadığı bir ilişki aradım ama bulamadım. O zaman ben okura nasıl böyle bir ihtimalden söz edeyim ki!"



    Şimdi bunları birleştirirsek nasıl bir "ideoloji" çıkar ortaya? Burjuvajinin "büyük" teorisyeni Thomas Hobbes'un ünlü "Homo Homino Lupus" / İnsan İnsanın Kurdudur" saptamasından başka ne çıkar ortaya? Başka bir anlam çıkar diyen varsa, buyursun; kendimi sorgulamaya hazırım.

    Hayır anlarım, bir roman sadece iyi karakterlerden oluşmaz. Düzenbaz, aşağılık, egoist tipler de olur..Ama bir yazar karakterine değil kendisi söylüyorsa bu lafları, az buz değil bir hayli kuşkulanmak gerekir..

    Şu içinde bulunduğumuz zamanların egemen ideolojisi, genel geçer dünya görüşü nedir? Egoizm, sinizm, birbirinin üzerine basarak yukarılara çıkma, benden sonrası tufan, her koyun kendi bacağından asılır vs.vs yaklaşımları değilse nedir?

    Sistem envai çeşit propaganda kanallarından bu fikirleri zaten enjekte etmiyor mu? Peki bir yazarın işlevi egemen ideolojiyi edebiyat sosuyla yeniden üretmek midir, yoksa insanlara başka bir dünyanın, başka bir toplumsallığın mümkün olduğu umudunu vermek mi?

    "Ben hep ezen-ezilenin olmadığı bir ilişki aradım ama bulamadım. O zaman ben okura nasıl böyle bir ihtimalden söz edeyim ki!" lafını okuyan bir genç, insanlık hakkında nasıl bir kavrayış geliştirir? Dayanışmayı, kollektiviteyi mi yoksa vahşi bir yarışı mı? Nerdeyse daha ilkokul çağından itibaren acımasız bir hayatta kalma mücadelesine endekslenen çocuklar, akılları biraz ermeye başlayıp kitap okumaya başladıklarında, yani bir kaçış, bir alternatif arayışı içindeyken de yine yarışın, rekabetin savunusunu bulursa ne yapar?

    İşte bunları sorgulamak gerekmez mi? Ha elbette bir Polyanna gibi sevelim, sevilelim türü bir naif duruş geliştirmek değil alternatif..Ama insanın değişmez özü olarak, güç istemini, rekabeti, yarışı öne çıkarırsa bir yazar, egemen sistemin değirmenine su taşımaktan başka iş yapıyor olmaz. Bu mudur edebiyatın işlevi? Bu mu Avrupa'nın en büyük 50 yazarından biri olmak?

  • hasever
    avatar

    Önder,

    Sağ ol! Fikri kaleme alan ben olsam da oluşmasında mühendis biraderimin katkısı büyük. Felsefeden de anlayan bir mühendis herkese lazım :-)

    Arka planda Erkan ile muhabbeti koyulaştırmışsınız; dün fark ettim. Bahsettiğin "nekahat dönemi"ni biliyorum, insanın gözü hiçbir şeye gitmiyor. Ama uzun tutmamak lazım.

    Elime bir kaç filmin "orijinal"i geçti. Bir kısmına baktım. Ve bir kez daha hayretler içinde kaldım. Bu kadar kötüsünü nasıl ve niçin yaparlar ki. Bu iş o kadar ucuz bir iş değil ki! İnan, içeriğini falan geçtim; tamamen parasındayım. Geçenlerde bir arkadaşa giderken rastladım. Bir cumartesi günü Credit Suisse'in bir şubesini açmışlar, bir soygun sahnesini çekiyorlar. Ne kadar insan, malzeme ve teferraut var. Şimdi o kadar emekten sonra kalk uyduruk birşey çıkar ortaya, olur mu? Harcanan emek ve malzemede hepimizin payı var...

    Bu arada, çeviri için sağ ol!

  • erdem

    Michel Foucault'tan okumuş olduğum bir makalede şu yollu ifadeleri bir yerden bulup yine çıkardım. bilgilrinize sunulur.

    Entellektüelin görevi halkın temsilcisi veya proletaryanın öncü rolü üstlenmek olmamalıdır. "Başkalarının adına konuşma alçaklığından" da uzak durulmalıdır. Deleuze olan konuşmalarında ise entellektüellerin teoride daha az otoriter bir rol üstlenilmesi gerektiği söylenmektedir. Çünkü -bilgi, hakikat, kuram ve söylemin yeni bir iktidar alanı yarattığı yönünde tezler vardır. Bilginin iktidarla arasında içiçe girmiş birlikteliğinin keşfinde Niçe'nin "güç istemi-disiplin" teorisinden destek alınmıştır. Tüm kapılar, sonuç itibarile, "boyun eğdirilmiş talimli bedenler" olarak ya kapitalist işgücüne ya da sosyalist iş gücüne dönüştürülme isteğine çıkıyor. Neyzen'in dediği üzere, sopa yine aynı sopa sadece vuran elin değişmesi öyküsü. Will to Power yani güç istemi meselesi oldukça ilginç.







  • onder
    avatar

    Merhaba Erdem,

    Aynı sorunsallar etrafında düşünmek ne güzel. Foucault, Deleuze, Negri, Badiou, Nietzsche gibi düşünürlerden öğreneceğimiz çok şey var.

    Foucault'un analizleri, liberal demokrasi çığırtkanları tarafından çok seslilik vs gibi pazarlanan klişelerin, standard söylemlerin nasıl iktidar ilişkileri ile yüklü olduğunu gösterir. Steril hiçbir söylem yoktur.

    Bizler açık iktidar ilişkilerine yoğunlaşıyoruz sadece..Solcuların büyük kısmı için iktidar deyince devlet anlaşılır sadece. Ama aile, işyeri, sıradan dostluk ilişkileri, hatta "sanat"taki iktidar ilişkileri üzerine pek düşünülmez. Aslında devlet ile temsil edilen açık iktidar en güçlü iktidar değildir. Foucault "dispositif" kavramı ile, öznelliklerin, toplumsal faillerin nasıl edebiyat, popüler kültür, kariyer ilişkileri vs üzerinden üretildiğini açıklar.

    Klasik ortodoks marxistler, bilincin sadece üretim ilişkileri içinde üretildiğini düşünür..Bunun eksikliği ortada..

    Sadece devletle temsil edilen açık iktidar yapılarını değil, edebiyat postuna büründürülmüş "dispositif" mekanizmalar aracılığıyla sürdürülen çok daha sinsi iktidar eksenli öznelliklerin yaratılma süreçlerini de deşifre etmek durumundayız..Kulağa hoş gelen edebi bir cümle basitçe bir estetik algılayış konusu değildir..Konsantre bir şekilde ideoloji yüklüdür, sistemin bekasına angaje olmuş öznellikler yaratmaya hizmet eder, bu özelliğiyle bir "dispositif" sürecidir..

    Aslı Erdoğan eleştirilerimde dile getirdiğim gibi Nietzsche'nin "Güç İstenci" kavramının başkaları üzerinde iktidar kurmayla alakası yoktur, Aslı Erdoğan'ın ima ettiği gibi.

    Nietzsche'nin güç istemin kişinin yaşam kapasitesini, hayattla kurduğu etkileşim kanallarını, yaşam sevincini yükseltmekle ilgilidir. Bu anlamda Güç İStenci, Spinoza'nın "Conatus" kavramıyla benzeşir, başkaları üzerinde sadist bir iktidar kurmayla değil..Alçakça, güç istenci kavramını kendi bireyci kültleri için kullanırlar..Nietzsche'nin bununla hiç alakası yoktur..O kitle üzerinde faşist bir güç kurma fikrinden nefret etmiştir, hiyerarşik yapılarla hiç alakası yoktur..

    Neyse bu konuları bir avuç da olsak tartışmaya devam etmek lazım..

    Hasan, "nekahat dönemini" uzun tutmak için çalışıyorum ama dışsal motivasyonlar eksik..Site bir türlü istim almıyor..Zorlayıcı olamıyor..

    Umutsuzluk yok ama..Bugün belki 3-4 kişiyiz ama zamanla sesimiz duyulur belki.

    Kalın Sağlıcakla..

  • erdem

    Aslı'nın o meşhur cümlesinin geçtiği tüm paragrafı münasebetsizce buraya koyuyorum.

    Mucizevi Mandarin;

    sayfa 85;
    Varlığına inanmak zorunda olduğunuz "gerçek"i arıyorsanız eğer,oyunlardan sözedenlerin ve oynayanların ortasında, bence insanlara bakmayı öğrenin. Gizlerine, korkuç anlarına değil, yüzlerine hiç değil (Çünkü insan yüzleri yalandır, sözleri de, özellikle sözleri. Dostum, yazılmış ya da yazılmamış her sözün artık güç isteminden başka bir şey olmadığının farkında değilmisiniz?) Çok enteresan bir şekilde bu bölüm paranteze alınmış. Acaba niçin alınmış bunu hala düşünüyorum. Belli belirsiz kuşkularım yok değil. Sorularım var. Metnin A'ya yazılan bir "mektup" olduğunu belirtmeliyim.
    devam ediyorum.
    Bir şey de beklemeyin onlardan. Bakın yalnızca ,bakışlarınızın sıcaklığında açlıp içlerini koyvereceklerdir nasıl olsa (tıpkı sizin gibi, benim bakışlarımda). Böylece öğreneceksiniz susmayı da ağlamayı da.


    Alıntıladığımız paragrafda anlam ve mantık ilerlemesi ve herkisi ile oluşturulan örüntüde "güç istemi"nin geçtiği bölümünün uygunluk, yerindelik fazlalık veya varsa eğretiliğinin üzerinde bir çözümleme yapabilir miyiz?
    Paranteze alma meseleside çok ilginç gibi bana geliyor. Mektup formatında iç monolog şeklinde oluşturulan bir yazıda, özellikle soru sorarak ek bilgi verip, açıklama yaparak paragrafın ana temasında uzaklaşılma pahasına laf cavcavlığı adına fazladan üretilen bir cümle mi?

    Ben hala bunları düşünüyorum.

  • onder
    avatar

    Hasan,

    Negri'nin son kitabindan bu pasaji aktarmamin gerekcesini emin ol birebir yakalamissin. Altını çizmek gerekir;

    Alýntý:
    Entelektüellik bir meslek değildir; bir geçim kaynağı hiç değildir. Geçim kaynağı olan her şey önünde sonunda bir bağla sisteme bağlanmak zorunda kalır. Kaldı ki sistemin o bağı kurmada, sıkı ve sürekli zinde tutmada ne kadar istekli olduğu günümüzün malumu. Tekleştirilen insanın aynı anda birkaç şeyi yapabilmesi bir “tanrısallık” olarak algılansa da bu hiç de öyle değildir. İnsan beyni, sınırlara zorlanmadığı sürece pekala bir çok şeyi aynı anda kotarabilmeye muktedirdir. Bir mühendis felsefeden, bir felsefeci mühendislikten anlamadığı zaman eksiktir. Ama güncel durum hiç de böyle tezahür etmemekte.Vaziyet muhteşem bir tezatlık içinde.



    Tek kelimeyle mükemmel. Herhangi biri yazdıkları ile geçiniyorsa utanmak zorundadır. Sisteme yönelik, yürekten, içten bir eleştiri getirebilmek için onunla muhattap olmak gerekir. O yüzden, altını çizdiklerim arasında özellikle bir bölümün altını ikinci bir defa daha çizmek gerekir;

    Alýntý:
    Entelektüellik bir meslek değildir; bir geçim kaynağı hiç değildir. Geçim kaynağı olan her şey önünde sonunda bir bağla sisteme bağlanmak zorunda kalır.



    Buna sadece şunu eklemek istiyorum; bu eleştiri sadece sistemin yazarlarına yönelik değildir. Sol içindeki aydın/entellektüel kavrayışına da yöneliktir.
    Sol, bu açıdan sistemle farklı bir pozisyonda değil. Yazarak para kazanan, ve bunu rasyonalize etmek için elinden geleni yapan "entellektüeller"imizi düşünelim.

    Elden geldiğince sesimizi yükseltmek gerekir; Yazarak para kazanan bizden değildir!.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #6 Önder Kurt 12-05-2010 02:40
Erdem,

İlgili pasajı aktarman çok iyi..Teşekkürle r..Resim daha net ortaya çıkıyor.

Bu pasaja ben de internette bulduğum bir röportajındaki şu lafını ekleyeyim;

Alıntı:
"Ben hep ezen-ezilenin olmadığı bir ilişki aradım ama bulamadım. O zaman ben okura nasıl böyle bir ihtimalden söz edeyim ki!"
Şimdi bunları birleştirirsek nasıl bir "ideoloji" çıkar ortaya? Burjuvajinin "büyük" teorisyeni Thomas Hobbes'un ünlü "Homo Homino Lupus" / İnsan İnsanın Kurdudur" saptamasından başka ne çıkar ortaya? Başka bir anlam çıkar diyen varsa, buyursun; kendimi sorgulamaya hazırım.

Hayır anlarım, bir roman sadece iyi karakterlerden oluşmaz. Düzenbaz, aşağılık, egoist tipler de olur..Ama bir yazar karakterine değil kendisi söylüyorsa bu lafları, az buz değil bir hayli kuşkulanmak gerekir..

Şu içinde bulunduğumuz zamanların egemen ideolojisi, genel geçer dünya görüşü nedir? Egoizm, sinizm, birbirinin üzerine basarak yukarılara çıkma, benden sonrası tufan, her koyun kendi bacağından asılır vs.vs yaklaşımları değilse nedir?

Sistem envai çeşit propaganda kanallarından bu fikirleri zaten enjekte etmiyor mu? Peki bir yazarın işlevi egemen ideolojiyi edebiyat sosuyla yeniden üretmek midir, yoksa insanlara başka bir dünyanın, başka bir toplumsallığın mümkün olduğu umudunu vermek mi?

"Ben hep ezen-ezilenin olmadığı bir ilişki aradım ama bulamadım. O zaman ben okura nasıl böyle bir ihtimalden söz edeyim ki!" lafını okuyan bir genç, insanlık hakkında nasıl bir kavrayış geliştirir? Dayanışmayı, kollektiviteyi mi yoksa vahşi bir yarışı mı? Nerdeyse daha ilkokul çağından itibaren acımasız bir hayatta kalma mücadelesine endekslenen çocuklar, akılları biraz ermeye başlayıp kitap okumaya başladıklarında , yani bir kaçış, bir alternatif arayışı içindeyken de yine yarışın, rekabetin savunusunu bulursa ne yapar?

İşte bunları sorgulamak gerekmez mi? Ha elbette bir Polyanna gibi sevelim, sevilelim türü bir naif duruş geliştirmek değil alternatif..Ama insanın değişmez özü olarak, güç istemini, rekabeti, yarışı öne çıkarırsa bir yazar, egemen sistemin değirmenine su taşımaktan başka iş yapıyor olmaz. Bu mudur edebiyatın işlevi? Bu mu Avrupa'nın en büyük 50 yazarından biri olmak?
Alıntı
 
 
0 #5 erdem 12-05-2010 02:20
Aslı'nın o meşhur cümlesinin geçtiği tüm paragrafı münasebetsizce buraya koyuyorum.

Mucizevi Mandarin;

sayfa 85;
Varlığına inanmak zorunda olduğunuz "gerçek"i arıyorsanız eğer,oyunlardan sözedenlerin ve oynayanların ortasında, bence insanlara bakmayı öğrenin. Gizlerine, korkuç anlarına değil, yüzlerine hiç değil (Çünkü insan yüzleri yalandır, sözleri de, özellikle sözleri. Dostum, yazılmış ya da yazılmamış her sözün artık güç isteminden başka bir şey olmadığının farkında değilmisiniz?) Çok enteresan bir şekilde bu bölüm paranteze alınmış. Acaba niçin alınmış bunu hala düşünüyorum. Belli belirsiz kuşkularım yok değil. Sorularım var. Metnin A'ya yazılan bir "mektup" olduğunu belirtmeliyim.
devam ediyorum.
Bir şey de beklemeyin onlardan. Bakın yalnızca ,bakışlarınızın sıcaklığında açlıp içlerini koyvereceklerdi r nasıl olsa (tıpkı sizin gibi, benim bakışlarımda). Böylece öğreneceksiniz susmayı da ağlamayı da.


Alıntıladığımız paragrafda anlam ve mantık ilerlemesi ve herkisi ile oluşturulan örüntüde "güç istemi"nin geçtiği bölümünün uygunluk, yerindelik fazlalık veya varsa eğretiliğinin üzerinde bir çözümleme yapabilir miyiz?
Paranteze alma meseleside çok ilginç gibi bana geliyor. Mektup formatında iç monolog şeklinde oluşturulan bir yazıda, özellikle soru sorarak ek bilgi verip, açıklama yaparak paragrafın ana temasında uzaklaşılma pahasına laf cavcavlığı adına fazladan üretilen bir cümle mi?

Ben hala bunları düşünüyorum.

Alıntı
 
 
0 #4 Önder Kurt 12-05-2010 00:42
Merhaba Erdem,

Aynı sorunsallar etrafında düşünmek ne güzel. Foucault, Deleuze, Negri, Badiou, Nietzsche gibi düşünürlerden öğreneceğimiz çok şey var.

Foucault'un analizleri, liberal demokrasi çığırtkanları tarafından çok seslilik vs gibi pazarlanan klişelerin, standard söylemlerin nasıl iktidar ilişkileri ile yüklü olduğunu gösterir. Steril hiçbir söylem yoktur.

Bizler açık iktidar ilişkilerine yoğunlaşıyoruz sadece..Solcula rın büyük kısmı için iktidar deyince devlet anlaşılır sadece. Ama aile, işyeri, sıradan dostluk ilişkileri, hatta "sanat"taki iktidar ilişkileri üzerine pek düşünülmez. Aslında devlet ile temsil edilen açık iktidar en güçlü iktidar değildir. Foucault "dispositif" kavramı ile, öznelliklerin, toplumsal faillerin nasıl edebiyat, popüler kültür, kariyer ilişkileri vs üzerinden üretildiğini açıklar.

Klasik ortodoks marxistler, bilincin sadece üretim ilişkileri içinde üretildiğini düşünür..Bunun eksikliği ortada..

Sadece devletle temsil edilen açık iktidar yapılarını değil, edebiyat postuna büründürülmüş "dispositif" mekanizmalar aracılığıyla sürdürülen çok daha sinsi iktidar eksenli öznelliklerin yaratılma süreçlerini de deşifre etmek durumundayız..K ulağa hoş gelen edebi bir cümle basitçe bir estetik algılayış konusu değildir..Konsa ntre bir şekilde ideoloji yüklüdür, sistemin bekasına angaje olmuş öznellikler yaratmaya hizmet eder, bu özelliğiyle bir "dispositif" sürecidir..

Aslı Erdoğan eleştirilerimde dile getirdiğim gibi Nietzsche'nin "Güç İstenci" kavramının başkaları üzerinde iktidar kurmayla alakası yoktur, Aslı Erdoğan'ın ima ettiği gibi.

Nietzsche'nin güç istemin kişinin yaşam kapasitesini, hayattla kurduğu etkileşim kanallarını, yaşam sevincini yükseltmekle ilgilidir. Bu anlamda Güç İStenci, Spinoza'nın "Conatus" kavramıyla benzeşir, başkaları üzerinde sadist bir iktidar kurmayla değil..Alçakça, güç istenci kavramını kendi bireyci kültleri için kullanırlar..Ni etzsche'nin bununla hiç alakası yoktur..O kitle üzerinde faşist bir güç kurma fikrinden nefret etmiştir, hiyerarşik yapılarla hiç alakası yoktur..

Neyse bu konuları bir avuç da olsak tartışmaya devam etmek lazım..

Hasan, "nekahat dönemini" uzun tutmak için çalışıyorum ama dışsal motivasyonlar eksik..Site bir türlü istim almıyor..Zorlay ıcı olamıyor..

Umutsuzluk yok ama..Bugün belki 3-4 kişiyiz ama zamanla sesimiz duyulur belki.

Kalın Sağlıcakla..
Alıntı
 
 
0 #3 erdem 12-05-2010 00:20
Michel Foucault'tan okumuş olduğum bir makalede şu yollu ifadeleri bir yerden bulup yine çıkardım. bilgilrinize sunulur.

Entellektüelin görevi halkın temsilcisi veya proletaryanın öncü rolü üstlenmek olmamalıdır. "Başkalarının adına konuşma alçaklığından" da uzak durulmalıdır. Deleuze olan konuşmalarında ise entellektüeller in teoride daha az otoriter bir rol üstlenilmesi gerektiği söylenmektedir. Çünkü -bilgi, hakikat, kuram ve söylemin yeni bir iktidar alanı yarattığı yönünde tezler vardır. Bilginin iktidarla arasında içiçe girmiş birlikteliğinin keşfinde Niçe'nin "güç istemi-disiplin " teorisinden destek alınmıştır. Tüm kapılar, sonuç itibarile, "boyun eğdirilmiş talimli bedenler" olarak ya kapitalist işgücüne ya da sosyalist iş gücüne dönüştürülme isteğine çıkıyor. Neyzen'in dediği üzere, sopa yine aynı sopa sadece vuran elin değişmesi öyküsü. Will to Power yani güç istemi meselesi oldukça ilginç.







Alıntı
 
 
0 #2 hasever 11-05-2010 12:19
Önder,

Sağ ol! Fikri kaleme alan ben olsam da oluşmasında mühendis biraderimin katkısı büyük. Felsefeden de anlayan bir mühendis herkese lazım :-)

Arka planda Erkan ile muhabbeti koyulaştırmışsı nız; dün fark ettim. Bahsettiğin "nekahat dönemi"ni biliyorum, insanın gözü hiçbir şeye gitmiyor. Ama uzun tutmamak lazım.

Elime bir kaç filmin "orijinal"i geçti. Bir kısmına baktım. Ve bir kez daha hayretler içinde kaldım. Bu kadar kötüsünü nasıl ve niçin yaparlar ki. Bu iş o kadar ucuz bir iş değil ki! İnan, içeriğini falan geçtim; tamamen parasındayım. Geçenlerde bir arkadaşa giderken rastladım. Bir cumartesi günü Credit Suisse'in bir şubesini açmışlar, bir soygun sahnesini çekiyorlar. Ne kadar insan, malzeme ve teferraut var. Şimdi o kadar emekten sonra kalk uyduruk birşey çıkar ortaya, olur mu? Harcanan emek ve malzemede hepimizin payı var...

Bu arada, çeviri için sağ ol!
Alıntı
 
 
0 #1 Önder Kurt 10-05-2010 22:00
Hasan,

Negri'nin son kitabindan bu pasaji aktarmamin gerekcesini emin ol birebir yakalamissin. Altını çizmek gerekir;

Alıntı:
Entelektüellik bir meslek değildir; bir geçim kaynağı hiç değildir. Geçim kaynağı olan her şey önünde sonunda bir bağla sisteme bağlanmak zorunda kalır. Kaldı ki sistemin o bağı kurmada, sıkı ve sürekli zinde tutmada ne kadar istekli olduğu günümüzün malumu. Tekleştirilen insanın aynı anda birkaç şeyi yapabilmesi bir “tanrısallık” olarak algılansa da bu hiç de öyle değildir. İnsan beyni, sınırlara zorlanmadığı sürece pekala bir çok şeyi aynı anda kotarabilmeye muktedirdir. Bir mühendis felsefeden, bir felsefeci mühendislikten anlamadığı zaman eksiktir. Ama güncel durum hiç de böyle tezahür etmemekte.Vaziyet muhteşem bir tezatlık içinde.
Tek kelimeyle mükemmel. Herhangi biri yazdıkları ile geçiniyorsa utanmak zorundadır. Sisteme yönelik, yürekten, içten bir eleştiri getirebilmek için onunla muhattap olmak gerekir. O yüzden, altını çizdiklerim arasında özellikle bir bölümün altını ikinci bir defa daha çizmek gerekir;

Alıntı:
Entelektüellik bir meslek değildir; bir geçim kaynağı hiç değildir. Geçim kaynağı olan her şey önünde sonunda bir bağla sisteme bağlanmak zorunda kalır.
Buna sadece şunu eklemek istiyorum; bu eleştiri sadece sistemin yazarlarına yönelik değildir. Sol içindeki aydın/entellekt üel kavrayışına da yöneliktir.
Sol, bu açıdan sistemle farklı bir pozisyonda değil. Yazarak para kazanan, ve bunu rasyonalize etmek için elinden geleni yapan "entellektüelle r"imizi düşünelim.

Elden geldiğince sesimizi yükseltmek gerekir; Yazarak para kazanan bizden değildir!.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile