Makaleler Bütün Yazılar Teori Politik-Teori Manav Kurnazlığı: Hegemonya ya da Post-Modern Zübüklük
 

Manav Kurnazlığı: Hegemonya ya da Post-Modern Zübüklük Popüler

Makale

Başka bir yerde rastlamadım, sadece bize özgü olsa gerek şu mahalle manavlarımızın ya da sokak arası tablacılarımızın kurnazlığı. Hani meyvelerin en güzelini öne koyarlar da, birden gözünüz takılır ve bas bas bağıran lezzetin ayartmasına kapılır bir kaç kilo alırsınız ama eve gelip, yıkamak için bir kaba boşalttığınızda o güzelim meyvelerden eser yoktur; şu önümüze koydukları Anayasa paketinde de aynı şark ya da aynı anlama gelmek üzere köylü kurnazlığı kendini belli etmiyor mu?

Başka hiçbirşey için olmasa bile sırf bu akılları sıra insanları şapsal yerine koyabilecekleri küstah sanısı yüzünden koca bir hayır çekmek gerekmez mi?

Birdenbire kendini insanlığın demokrasi kahramanı olarak atayan Lale Mansur tarzı embesil "güzel ruh"ların, unutulup gitmekte olan şan ve şöhretlerine yeni bir gençlik aşısı yapmaya vesile olacak cezbedici "şirin" demokratik değişiklikleri, yani meyvelerin leziz görünenlerini öne koy, yargı bağımsızlığını, yürütmenin denetlenmesini sıfırlayacak, bireysel başvuru hakkını yokedecek halk düşmanı maddeleri, yani bütün çürükleri böylece sarıp sarmala, köylü kurnazlığını müşteri farkederse de "Şeçmece yok hanım" de, ardından da"Ya hep ya hiç" faşizan dayatmasına karşı sesini çıkaranları "Darbeci" olmakla suçla..Bu mantığın en hafif tanımı şantajdır ve haydutların yöntemidir.

Madem çok demokratsınız niye her maddeyi ayrı ayrı oylamaya açmıyorsunuz? Sadece bu bile asıl dertlerinin arkadaki çürükleri satmak olduğunu göstermez mi?

Hep söyleyegeldim; savaşarak alınmamış hiçbir hak korunamaz..Yüce devletlu'ların bahşettiği haklar, canları aksini istediğinde bir gecede tekrar geri alınır ve bu ülkenin köylü halkı da neyin en başta verilmiş olduğunu zaten bilmediğinden, geri alındığında da ruhu bile duymaz.

Ancak arkadaki çürükler kakalanırsa, ülkenin bütün ihanetlere rağmen kör topal ilerleyen, ve bu sayede Arap çoğrafyasının kasvetli makus talihinden iyi kötü paçayı sıyırmasını sağlayan Cumhuriyetinin Aydınlanmacı kazanımları birbir geri alınabilir ve ülke gerisin geri despot Arap dünyasına fırlatılıp atılabilir.

Manav "zekasının" ürünü olan anayasa paketi aslında ülkenin AKP yönetimi altındaki şu sekiz yıllık döneminin kusursuz bir sembolu değil mi? Bütün stratejieri bu manav kurnazlığına, başka bir ifade ile şark kurnazlığına dayanmıyor mu? Bu ülkenin köylü halkı kendi kurnazlığına karşı bağışıksızdır..Adı üstünde, köylü kurnazlığı, yani bir başka açıdan sadece köylünün yutacağı kurnazlık. Köylü için, on hanelik köyünün  evrenin merkezi olduğunu sandığı söylenir. Benzer şekilde herkesin kendi gibi aptal olduğunu da sanır, ve kurnazlığını bir deha ürünü olarak görür.

Buraya kadar tamam.

Tamam da, benim anlamadığım bu köylü kurnazlığını bu ülkenin aydınlanmış olduğu varsayılan "entellektüel" kesimi nasıl yutuyor. İşte insanın sinirlerini bozan bu.

HEGEMONYA

Hep söylüyorum bıkıp usanmadan da söylemeye devam edeceğim; Gramsci'nin Hegemonya kavramı Marxist teorinin merkezi kavramlarından biridir. Bir müslümanın Kuran'ı bildiği gibi Hegemonya kavramını bilmeyen ortaya Marxistim diye çıkamaz, çıkarsa cehaletini deşife etmiş olur. Her ne kadar liberalizme doğru savrulmuş olsalar da Laclau ve Mouffe'nin "Sosyalist Strateji ve Hegemonya" adlı kitapları da çevresinde dönen tartışmalarla birlikte bu bağlamda Marxist teorinin temel eserlerinden biridir. Bir Marxistin bu kitabı okumamış ve üzerinde uzun uzun düşünmemiş olması artık kabul edilebilir bir eksiklik değildir. Post-modern zamanların sol teorinin önüne koyduğu problemlerin Hegemonya kavrayışının getireceği perspektif olmadan anlaşılması mümkün değildir. Hegemonya özsel olarak herşeyden önce neyle ilgilidir ?  İdeolojik çağrının yapılanışı ile değil mi?. Yani Hegemonya, egemen ideoloji üzerine anatomik , ya da soykütüksel bir incelemedir, hegemonya ideolojinin "bilimidir".

Yaşayan ikinci en büyük Marxist Zizek'in abartısız tek bir araştırma konusu vardır; İdeoloji.

Muhtemelen artık 10000 sayfayı geçmiş olan devasa külliyatının, onca film, popüler kültür eeştirisinin, Lacan, Hegel çözümlemelerinin, onca derin felsefi soruşturmaların abartısız tek bir ana izleği vardır: İdeoloji.  Üç farklı tuvalet tipi, Alman, Fransız ve Amerikan tuvaletlerinden girer, ama sonunda yine ideoloi/popüler kültür eleştirisinden çıkar. Konu bu denli önemlidir ve yaşamlarımızın en derin dokularına dek heryerdedir.

Yalnız Zizek değil, kalbur üstü bütün Marxist düşünürlerin en çetrefilli konusu İdeolojidir. Zira ideoloji eleştirisi, bütün olumsuzluklarına, bariz yıkımlarına karşı kapitalizmin nasıl olup da rıza ürettiğini anlamaya çalışır.

Çağdaş ideoloji/hegemonya tartışmalarını bilmeyen biri marxist standartlara göre kara cahildir; daha iyi, daha özgür bir toplum adına herhangi bir katkı yapmaları beklenemez. Bütün üretebilecekleri gazete başlıklarının bıraktığı izlenimlerle "sol" gevezelikler yapmak, ve kendi subjektif koşullarından evrensel yasalar çıkarmak olacaktır.

Bugün Türkiye solunun, post-modern liberal ideolojik saldırısı ya da bir başka ifadeyle yeni ideolojik hegemonya kurma çabalarına karşı bu kadar hazırlıksız yakalanması derli toplu bir ideoloji/hegemonya kavrayışının olmaması, teorik birikiminin bulunmamasıdır..Köylü halka şirin görüneceğim diye, metropole yönelik yeni hegemonya kurma insiyatifini kaçırmıştır. Sırça köşkte halktan kopuk olmayacağım derken, sırça köşklerin gediklileri solun dağarcığından, birikiminden gaspettikleri ile halka, yani köylüye çok daha iyi ulaşabilmiştir. Caz dinleyen ile ilahi dinleyen bir arada yaşabilir hegemonik çağrısı ile bizim protest/halkçı sanatçılarımızdan çok daha etkili olabilmişlerdir halka ulaşma sözkonusu olduğunda.

"Kaliteli/batılı müzik" yapan Teoman'ın ya da Mor Ve Ötesi'nin  yobaz sever olduklarını hatırlatmak yeterli olsa gerek. "Halkın olmayandan çıkarak" halka, doğrudan halkı hedefleyen," halkın anlaycağı" müzik yapan devrimci gruplardan çok daha etkili ulaşabilmişlerdir. Metropolü ihmal edip köye yönelen solun bariz hatası da işte tam burda.

İşte bu noktada sormak gerekiyor; öyleyse nedir hegemonya? Hegemonya, bütün çürük meyveleri öne koyduğu iyilerin yarattığı yanılsamayla satabilen mahalle manavının kurnazlığının uyguladığı işlemdir.  Teorinin diliyle ifade edersek, çürük meyveler ideolojinin asıl içeriği/asıl satmaya çalıştığı içerik, öndeki alımlı, iyi meyveler de gösterge zincirinin "Baş Göstereni", gösterileni olmayan gösteren yani bir başka adı ile "Boş Gösteren",Master Signıfier/Empty Signifier yine bir başka adı ile Fallik Gösteren'dir..Baş Gösteren/Boş Gösteren gerçek bir içeriğe gönderme yapmaz, insanların gösterdiği sanılan içeriğe yönelik fantazisini yakalar ve kendine eklemler, hegemonize eder. Tıpkı önde görünen koca koca kirazlara bakarak, torbaya konan bütün kirazların öyle olacağını sanmamız gibi. Öndeki güzel kirazlar/yani baş gösteren, torba dolusu leziz kiraz fantazimizi yakalar, bizi kendine bu şekilde bağlar.

Günlük dile tercüme edersek; her durumda, her koşulda, kimden gelirse gelsin geçerli olacak mutlak evrenseller yoktur..Her kavram kendiğ içeriğine göre yüzer-gezer durumdadır. Yani örneğin kişiler, sınıflar, yapılar ötesi bir mutlak/evrensel demokrasi yoktur. Farklı aktörlerin belli Baş Gösterenler etrafında dikişlediği, sabitlediği binlerce farklı demokrasi vardır..Dolayısıyla doğru soru "demokrasi mi değil mi" değil, kimin için, ne amaçla, nasıl, hangi araçlarla vs demokrasidir. Bu bağlamda mesala Tayyyip'ten gelecek Sosyalizme bile kesin bir hayır demek gerekir, çünkü sosyalizmi kendi ajandasının malum içeriği etrafında sabitleyeceği bir Baş Gösteren olarak kullanacaktır.

Bunlar şu yüzden akılıma geldi;

Sosyalist solun teorik kabızlığı ve yaratıcılik eksikliği yüzünden öylesine önemli kavramları muhafazakar/liberal cepheye kaptırdık ki, geri almamız çok zor.

Bende özel olarak Taraf şarlatanlarına,  genel olarak liboşlara karşı nefret ve katıksız tiksinti öylesine büyüdü ki içtenlike söylüyorum Marx ya da Lenin mezarlarından kalkıp "Bu adamlar doğru" dese, şu patetik hayatımın tek anlamlı özelliği olan marxistliğimden vazgeçerim. Bu adamlarla en temel öncüllerde bile uzlaşmayı kabul edemem..Herhangi bir asgari müşterekde buluşamam..Bir kişinin elinde Taraf görmek iliklerime kadar nefret etmek için yeterli bir veridir.

Bu durumumun patalojik olduğunun farkındayım..Ama bunu benim şahsi bir meselem olarak geçelim ve işin herkesi ilgilendiren boyutuna gelelim;

Bende kendini böyle patalojik bir şekilde ifade eden durumun adı toplumsal düzlemde ideolojik yenilgidir, hegemonya mücadelesinin kaybıdır. Devrimci bir "Baş Gösteren", "Devrimci güzel kirazlar" ile kendi teorimize hegemonize edebileceğimiz pek çok kavramı liberal ideolojiye terkettik, sekter, dümdüz, arkaik,  ucube bir marxism kavrayışımız yüzünden Marxism gibi rafine, insanlığın en yüksek gelişmişlik seviyesinde serpilebilecek bir yüksek teoriyi köylü populizmine indirgedik. Dünyanın geri kalanında, kadim köylülük devi Çin'de bile  adım adım yokolmakta olan köylülüğü bir tek bizim sol el üstünde tuttu, halkçılık adına ona yaranmaa çalıştı ve bunu asıl yükselen değer Metropol hilafına yaptı..Post-modern zamanların iletişim, etkileşim kanallarını değerlendiremedi..İnternet çağında 70'lerin nostaljisine takılıp kalındı. O yüzden Cemil Ertem gibi bir dönek çakal, Silikon Vadisi ile pastırmacı Kayseri köylülüğünü yüzü kıazarmadan özdeşleştirebildi..Oysa -figüratif olarak söylüyorum- Silikon Vadisine, İnternete sahip çıkmak pastırmacı, kanepeci fason tüccarlara değil solculara düşmeliydi.

Bugün çok acı bir haber aldım; Fidel, Küba'daki uygulamaya çalıştıkları komunist modelin yürümediğini dolayısıya hiçbir ülkeye ihraç etmeye çalışmayacaklarını söylemiş. Yahoo'nun yalancısıyım;

http://news.yahoo.com/s/ap/20100908/ap_on_re_us/cb_cuba_fidel_castro

İşte bu -eğer doğruysa- trajedimizi çok iyi özetliyor; düz, mekanist, gelişmeci bir marxism ile sürdürülebilir bir sosyalizm kurmamız mümkün değil. Kapıda bekleyen felaketler insanlığı yok eder ama yine de bir sosyalizm kurulamayabilir. Kapitalizmin ürettiği rıza ile kitleleri kendine bağlamasında olduğu gibi, ideolojik/kültürel bir hegemonya oluşturmanın yollarını bulmadıkça, "maddi yasaların" devrimin koşullarını oluşturacağı falan yoktur; bu gariban nostaljik marxistin züğürt tesellisinden başka birşey değildir.

Üye eleştirileri

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Manav Kurnazlığı: Hegemonya ya da Post-Modern Zübüklük 2010-09-10 21:54:48 fetekos
fetekos Eleştiren fetekos    Eylül 10, 2010
Son Güncelleme: Eylül 10, 2010
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Fidel ve Küba ile ilgili haber...

Galiba teknik bir problem nedeniyle yorum olarak ekleyemediğimden bu alanı kullanmıştım. Sonunda eklenebildi. Tüm "eleştiriyi" silemedim ama içeriği sildim.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (5)
  • fetekos
    avatar

    Küba'da olan başka bir şey aslında hasever. Raul Castro'nun 4 yıldır dillendirdiği bir şey bu. Lanet olası, insanlık dışı ambargonun etkilerini bertaraf etmek için birtakım önlemler alıyorlar. Ama üretimin kapitalist örgütlenmesi söz konusu değilken bunun sosyalizmden dönmek gibi bir anlamı olmadığını herkes bilir. Hele de Fidel'in kapitalizm hakkında ne düşündüğünü, Devrim'den dönüşün mümkün olmadığını her yazısında vurguladığını kim bilmez! Bir de utanmaz gazeteci Küba modeli derken araya Sovyet modelinin işlemezliğini de sıkıştırmış. Bizdeki liboş gazcılar da mest olmuşlar. Turnusol'da bakın işte gördünüz naraları atıp liberal programlarının propagandasını yapmaya kalkmışlar!

    Küba'yı izlemek gerek. ABD'li gazetecilerin yaptığı sıradan bir manipülasyon değil bana göre. Bu önlemlere bir müdahale girişimi. Obama, 10 gün kadar önce ambargoyu yenileyen imzayı attı. Şimdi Küba'yı izole etmek yönünde, Küba'nın önlemlerini boşa çıkartmak yönünde adımlar atacak besbelli. Bu da onun bir parçası. Ayrıntılar önümüzdeki günlerde iyice ortaya çıkacak tabii.

    Şunu söyleyeyim ama. Ben asla karamsar değilim. Küba konusunda da başka devrimler konusunda da. Nasıl olayım, insanlığın barbarlığa sürüklendği böylesi bir dünyada umutsuzluk ve umarsızlık batağına saplanacak en son insanlar olmalıdır sosyalistler. Hem de bunun, hiçbir zaman olmadığı gibi, duygusal, yalnızca tarihsel zorunluluk açıklaması da olmadığını çok iyi bilirler. Bırakın bu liboşlar, bu burjuva pazarlamacıları tarihinden bu yana dişe dokunur hiçbir eleştirileri olmayan bu akbabalar bunları sürsünler öne, karamsar olmak geleceğin ilerici sınıfının yanında olamayanlara yakışır.

    Dostça selamlar...

  • hasever
    avatar

    Fetekos,

    Önder'i bilmem ama ben haberden en ufak bir şüphe duymamıştım; demek ki arka bahçemde buna uygun bir düzenlenme mevcut. Ve bence, "Küba"ların sayısı artmazsa, elimizdeki Küba'da bir gün gidecek.

    Castro böyle bir açıklama yapsaydı ne olurdu? Bence hiçbir şey. Gerçekten hiçbir şey. Yas tutmaz, karalar bağlamaz, bundan bir sosyalist mağlubiyet çıkarmaz; en fazla canları sağ olsun derdim. Her devrim Küba Devrimi kadar dirayetli ve her şeye rağmen ayakta kalmayı becerebilsin yeter.

    ABD'nin burnunun dibinde, her türlü müttefikinden yoksun bir adacık ne kadar dayanabilir; ki şimdiye kadarki hali takdire şayandır zaten. Ve hep korkarak düşünmüşümdür:

    Bir: Castro'nun ölmesini bekliyorlar (Korkum burada çatallaşıyor: Devrim, Castro’ya bağlı.)
    İki: (Neydi o içki imparatorluğunun adı) Bacardi ailesini sürekli antrenmanda tutuyorlar. Bir iki belgesel seyretmiştim o aile hakkında, aile fertlerinin içindeki hınç neredeyse ekrandan taşacak raddeydi.
    Üç: Bu meselede karamsarım. Yanlış anlaşılmasın, karamsarlığım Küba'dan değil, Küba'nın dışından kaynaklı.

  • fetekos
    avatar

    Eklemeden geçemeyeceğim: Fidel ile ilgili haber doğru değil elbette. Gene bir ABDli gazeteci işgüzarlığı. Kontrollü kontrolsüz kapitalizmin hiçbir türünden bahsetmiyor Fidel. ABD'li gazeteciler o hamur beyinleriyle yalnızca yanlış anlamamışlar, söz konusu röportajın her tarafını da çarpıtmışlar.


    Fidel Castro says his comment on Cuban model was misunderstood

    ..."in reality, my answer meant exactly the opposite of what both American journalists interpreted regarding the Cuban model."

    "My idea, as the whole world knows, is that the capitalist system no longer works for the United States or the world," he said. "How could such a system work for a socialist country like Cuba?"

    http://edition.cnn.com/2010/WORLD/americas/09/10/cubva.castro.communism/ #fbid=f4fYV9yOQp6&wom=false

    Selamlar...

  • onder
    avatar

    Ha işte ben de onu diyordum Hasan..

    Kültürel/ideolojik Hegemonya kaybedilmişse, reel/aktüel politika içinde istediğin kadar olgusal gerçekleri, istatistikleri, rakamları ortaya koy başçavuşun eşeği olmanın ötesine geçemezsin.

    Elbette abartarak söylüyorum, solun herşeyden önce bir İmage-maker'a ihtiyacı var..Kaybettiği karizmasını geri almadan salt çıplak gerçeklerle bir yere varamaz. Popüler kültürün her türlü mahremliğimizi elimizden aldığı, kültürel manipulasyonun sadece politik kanallarla değil, eğlence sektörünün sınırsız kanalları ile bütün hayatı tahakküm altına aldığı biyo-politika çağında, solcular fakir ama onurlu genç imajı ile artık primyapamaz. İçinde bulunduğumuz koşulların önümüze koyduğu aralarla brikolaj yani derip çatma yaparak yeni bir kültürel çekim alanı yaratmak zorundayız.

  • hasever
    avatar

    Önder,

    Kaba bir "erkeklik" durumuna düşme riskini göze alarak yazıyorum: Lale Mansur'a üzüldüm. Ve yine "kaba" bir halkçılık yapıp “sebep biziz” diyorum.

    Bir ara NTV'de Tarık Akan'ı dinledim. “Madenci” filminin hikayesini anlatıyordu. Filmi Ankara'ya Sansür Kurulu'na götürürken (kendi eliyle, ne yapsın!) yol üzerinde, İzmit hapishanesinde yatan, Yılmaz'a (Güney) uğrar. "Tanıştık" dedi. Ankara’ya film götürdüğümü öğrenince "Filmi bırak, İstanbul'a dön.; yarın gelir alırsın dedi" dedi. Tarık, filmi bırakır (normalde, çorap, don, fanila ve hatta yeşil soğan bırakılır), Yılmaz, İzmit’teki bir sinema salonundan film makinesini söktürür (galiba büyük bir makine), getirtir; makineyi avluya kurdurtur (kurar) maile film seyredilir ve devrisi gün film Tarık’a teslim edilir.

    Bu bizim kaybettiğimiz “fiyaka”mızdır.
    Bu bizim kaybettiğimiz “sanatçı”lığımızdır.
    Bu bizim kaybettiğimiz “ağabey”liğimizdir.
    Bu bizim kaybettiğimiz “hegemonya”dır.

    Yine geçenlerde gazete başlığı olarak gördüm, detayını okumadım. Türkan Şoray “Yılmaz’la hiç film çekmedim eğer çekecek olsaydım ona aşık olurdum” demiş. Ben de “doğrudur” diyorum. Solcu insan aşık olunan insandır... Ve galiba biz sevdadan biraz uzak düştük. Kaybetmek böyle bir şey galiba...

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #5 fetekos 11-09-2010 14:05
Küba'da olan başka bir şey aslında hasever. Raul Castro'nun 4 yıldır dillendirdiği bir şey bu. Lanet olası, insanlık dışı ambargonun etkilerini bertaraf etmek için birtakım önlemler alıyorlar. Ama üretimin kapitalist örgütlenmesi söz konusu değilken bunun sosyalizmden dönmek gibi bir anlamı olmadığını herkes bilir. Hele de Fidel'in kapitalizm hakkında ne düşündüğünü, Devrim'den dönüşün mümkün olmadığını her yazısında vurguladığını kim bilmez! Bir de utanmaz gazeteci Küba modeli derken araya Sovyet modelinin işlemezliğini de sıkıştırmış. Bizdeki liboş gazcılar da mest olmuşlar. Turnusol'da bakın işte gördünüz naraları atıp liberal programlarının propagandasını yapmaya kalkmışlar!

Küba'yı izlemek gerek. ABD'li gazetecilerin yaptığı sıradan bir manipülasyon değil bana göre. Bu önlemlere bir müdahale girişimi. Obama, 10 gün kadar önce ambargoyu yenileyen imzayı attı. Şimdi Küba'yı izole etmek yönünde, Küba'nın önlemlerini boşa çıkartmak yönünde adımlar atacak besbelli. Bu da onun bir parçası. Ayrıntılar önümüzdeki günlerde iyice ortaya çıkacak tabii.

Şunu söyleyeyim ama. Ben asla karamsar değilim. Küba konusunda da başka devrimler konusunda da. Nasıl olayım, insanlığın barbarlığa sürüklendği böylesi bir dünyada umutsuzluk ve umarsızlık batağına saplanacak en son insanlar olmalıdır sosyalistler. Hem de bunun, hiçbir zaman olmadığı gibi, duygusal, yalnızca tarihsel zorunluluk açıklaması da olmadığını çok iyi bilirler. Bırakın bu liboşlar, bu burjuva pazarlamacıları tarihinden bu yana dişe dokunur hiçbir eleştirileri olmayan bu akbabalar bunları sürsünler öne, karamsar olmak geleceğin ilerici sınıfının yanında olamayanlara yakışır.

Dostça selamlar...
Alıntı
 
 
0 #4 hasever 11-09-2010 10:55
Fetekos,

Önder'i bilmem ama ben haberden en ufak bir şüphe duymamıştım; demek ki arka bahçemde buna uygun bir düzenlenme mevcut. Ve bence, "Küba"ların sayısı artmazsa, elimizdeki Küba'da bir gün gidecek.

Castro böyle bir açıklama yapsaydı ne olurdu? Bence hiçbir şey. Gerçekten hiçbir şey. Yas tutmaz, karalar bağlamaz, bundan bir sosyalist mağlubiyet çıkarmaz; en fazla canları sağ olsun derdim. Her devrim Küba Devrimi kadar dirayetli ve her şeye rağmen ayakta kalmayı becerebilsin yeter.

ABD'nin burnunun dibinde, her türlü müttefikinden yoksun bir adacık ne kadar dayanabilir; ki şimdiye kadarki hali takdire şayandır zaten. Ve hep korkarak düşünmüşümdür:

Bir: Castro'nun ölmesini bekliyorlar (Korkum burada çatallaşıyor: Devrim, Castro’ya bağlı.)
İki: (Neydi o içki imparatorluğunu n adı) Bacardi ailesini sürekli antrenmanda tutuyorlar. Bir iki belgesel seyretmiştim o aile hakkında, aile fertlerinin içindeki hınç neredeyse ekrandan taşacak raddeydi.
Üç: Bu meselede karamsarım. Yanlış anlaşılmasın, karamsarlığım Küba'dan değil, Küba'nın dışından kaynaklı.
Alıntı
 
 
0 #3 fetekos 10-09-2010 23:35
Eklemeden geçemeyeceğim: Fidel ile ilgili haber doğru değil elbette. Gene bir ABDli gazeteci işgüzarlığı. Kontrollü kontrolsüz kapitalizmin hiçbir türünden bahsetmiyor Fidel. ABD'li gazeteciler o hamur beyinleriyle yalnızca yanlış anlamamışlar, söz konusu röportajın her tarafını da çarpıtmışlar.


Fidel Castro says his comment on Cuban model was misunderstood

..."in reality, my answer meant exactly the opposite of what both American journalists interpreted regarding the Cuban model."

"My idea, as the whole world knows, is that the capitalist system no longer works for the United States or the world," he said. "How could such a system work for a socialist country like Cuba?"

http://edition.cnn.com/2010/WORLD/americas/09/10/cubva.castro.communism/#fbid=f4fYV9yOQp6&wom=false

Selamlar...
Alıntı
 
 
0 #2 Önder Kurt 09-09-2010 08:32
Ha işte ben de onu diyordum Hasan..

Kültürel/ideolojik Hegemonya kaybedilmişse, reel/aktüel politika içinde istediğin kadar olgusal gerçekleri, istatistikleri, rakamları ortaya koy başçavuşun eşeği olmanın ötesine geçemezsin.

Elbette abartarak söylüyorum, solun herşeyden önce bir İmage-maker'a ihtiyacı var..Kaybettiği karizmasını geri almadan salt çıplak gerçeklerle bir yere varamaz. Popüler kültürün her türlü mahremliğimizi elimizden aldığı, kültürel manipulasyonun sadece politik kanallarla değil, eğlence sektörünün sınırsız kanalları ile bütün hayatı tahakküm altına aldığı biyo-politika çağında, solcular fakir ama onurlu genç imajı ile artık primyapamaz. İçinde bulunduğumuz koşulların önümüze koyduğu aralarla brikolaj yani derip çatma yaparak yeni bir kültürel çekim alanı yaratmak zorundayız.
Alıntı
 
 
0 #1 hasever 09-09-2010 08:09
Önder,

Kaba bir "erkeklik" durumuna düşme riskini göze alarak yazıyorum: Lale Mansur'a üzüldüm. Ve yine "kaba" bir halkçılık yapıp “sebep biziz” diyorum.

Bir ara NTV'de Tarık Akan'ı dinledim. “Madenci” filminin hikayesini anlatıyordu. Filmi Ankara'ya Sansür Kurulu'na götürürken (kendi eliyle, ne yapsın!) yol üzerinde, İzmit hapishanesinde yatan, Yılmaz'a (Güney) uğrar. "Tanıştık" dedi. Ankara’ya film götürdüğümü öğrenince "Filmi bırak, İstanbul'a dön.; yarın gelir alırsın dedi" dedi. Tarık, filmi bırakır (normalde, çorap, don, fanila ve hatta yeşil soğan bırakılır), Yılmaz, İzmit’teki bir sinema salonundan film makinesini söktürür (galiba büyük bir makine), getirtir; makineyi avluya kurdurtur (kurar) maile film seyredilir ve devrisi gün film Tarık’a teslim edilir.

Bu bizim kaybettiğimiz “fiyaka”mızdır.
Bu bizim kaybettiğimiz “sanatçı”lığımızdır.
Bu bizim kaybettiğimiz “ağabey”liğimizdir.
Bu bizim kaybettiğimiz “hegemonya”dır.

Yine geçenlerde gazete başlığı olarak gördüm, detayını okumadım. Türkan Şoray “Yılmaz’la hiç film çekmedim eğer çekecek olsaydım ona aşık olurdum” demiş. Ben de “doğrudur” diyorum. Solcu insan aşık olunan insandır... Ve galiba biz sevdadan biraz uzak düştük. Kaybetmek böyle bir şey galiba...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile