Ateş Altında Popüler
Üye eleştirileri
Toplam 2 üyeden ortalama puan:
Enerjik ve sürükleyici bir filmdi. Sanırım 2 defa izledim. Bu tarz filmlerdeki gazeteci gözüyle (objektif !) olan bakış, bende bir çok hayati detayın atlandığı hissi uyandırır. Bir nevi turist olarak gelmişsin, neredeyse, sadece olay yeri tursitler için çok tehlikeli... Ötesi 'şiş kebab güzel, raki güzel'den çok da uzak değil gibi gelir. Bunu sadece bu film özelinde bir eleştiri olarak değil, bu tarz filmlerin ben de bıraktığı tat/duygu şeklinde ifade etmemde fayda var.
Son Güncelleme: Şubat 11, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Ateş Altında Bile Romantik Olabilmek
Nick Nolte'un bir savaş muhabirini canlandırdığı film, Somoza rejiminin son yıllarında geçen kimi gerçek olaylardan esinlense de, kurgusal olaylara dayanıyor.
Marksist gerillalar ABD yanlısı hükümet güçlerine karşı başarılı bir mücadele vermektedirler. Ancak liderleri Rafael'in öldürüldüğü haberi, olayların akışını Somoza lehine çevirmek üzeredir. Bu arada Nick Nolte, hiçkimsenin resmini çekmeyi başaramadığı Rafael'e ulaşabilen ilk gazeteci olmayı çok istemektedir. Bunu farkeden devrimciler, Nick Nolte'u kamplarına getirirler. Ama Rafael gerçekten öldürülmüştür. Foto muhabirinden onu canlı gibi göstermesini isterler. Mesleki ahlak gereği tarafsız kalmayı, olayların akışına müdahale etmemeyi ilke edinen muhabir tereddüt yaşar, ama daha fazla insanın hayatını kaybetmesini istemediğinden (ya da Rafael'in fotoğrafını çeken ilk gazeteci olmanın caziebesine kapıldığından) Rafael'in cesedini canlı gibi göstermeyi kabul eder. Böylece mücadele tekrar yükselir.
Zizek bir yerlerde bu filmi analiz ettiği içim seyrettim. Tabii onun analiz ettiği bölüm, Rafael'in canlı gibi gösterilmesi idi. Yanlış hatırlamıyorsam, özne'den ziyade "özne konumu"nun önemine vurgu yapıyordu. Tam analizi bulduğumda ekleyeceğim.
Film o kadar etkileyici gelmedi bana. Çatışma sahneleri çok inandırıcı gelmedi. Foto muhabiri ve sevgilisi, gezintiye çıkmış gibi çatışma ortasında yürüyorlar ve zaman zaman öpüşmeye bile fırsat bulabiliyorlar. Amerikan sinema kalıpları, politik bir konu işlenirken bile kullanılmak zorunda galiba. Bunu o kadar abartıyorlar ki, ortaya çıkan bariz absürdlükleri bile göremiyebiliyorlar, ya da böyle bir duyarlılığa sahip olamıyor amerikan mentalitesi. Åžimdi şu örneği ele alalım:
Muhabir, olaylara müdahale etmeme, tarafsız kalma ilkesi uyarınca, bir çatışma sonrası kurtulmuş ve cesetler arasında saklanmış, eskiden beri tanıdığı bir CIA ajanını farkeder. Ama gerillalara onun varlığından bahsetmez. Çatışma alanından devrimcilerle beraber uzaklaşırken, ajan arkadan bir devrimciyi vurur, ki bu da zoraki olarak çatışmaya katılmış biridir, biran önce bu savaşı terketmeyi planlıyor. Akşam olur ve muhabir klasik bir şekilde olayın vicdani muhasebesini sevgilisiyle birlikte yapmaya başlar. Sevgilisi okşar, onun hatası olmadığını falan söyler. Ve derken tabii sevişmeye başlarlar. Bu adamların libidosu mu çok fazla, yoksa biz mi çok duyarlıyız bilemiyorum. Yaptığın yanlış bir seçim sonucu birinin öldüğü bir günün akşamında sevişmeyi nasıl başarır insan?
Filmin güzel sahnelerinden biri, muhabirin sevgilisinin bir sahra hastenesinde eski kocasının Somoza güçleri tarafından öldürüldüğü haberini seyrederken ağlması üzerine, hemşirenin söyledikleri:
"Bu savaş elli yıldır sürüyor. Elli bin Nikaragua'lı öldürüldü ve senin yaşamakta olduğun acıyı yaşadı. Ama ancak şimdi bir amerikalı öldürülünce dünya burda neler yaşanmakta olduğunu öğrenecek. Keşke elli yıl önce bir amerikalıyı öldürseymişiz."

