Detaylı Arama

Kategori:     Anahtar Kelimeler:   

 
Kultur-Sanat Sinema Politik Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
 

Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos Popüler

Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos

Büyük Ustanın, Ağlayan Çayır'la başlayan gayri-resmi üçlemesinin ikinci filmi, görkemli ilkiyle yaratılan beklentilerin çok gerisinde kalan ve sinema endüstrisine verilen bir tavizi akla getiren bir üslupla ,insanlığın son yüzyıldaki trajedisini,Spiros'la Eleni'nin destansı aşklarının arkaplanında  kaldığı yerden yeni karakterlerin de katılımıyla anlatmaya devam ediyor.

Film, bir yandan  Eleni ve Spiros'un öykülerini kaldığı yerden anlatmaya devam ederken, diğer yanda oğulları, yönetmen A'yla tanıştırıyor bizleri.   1953'te Stalin'in ölümüyle başlayan Eleni ve Spiros'un öykülerinin ikinci perdesi, onlar hakkında bir film üzerine çalışmakta olan Yönetmen A. günümüzdeki hayatıyla birleşene kadar, ayrı bir anlatı düzlemi olarak devam eder.

 

Eleni, ülkesinde yaşadığı ilk filmde tanık olduğumuz trajedilerden sonra kendini Kazakistan'da, ülkerine 3.kez, bu sefer kesin zafer için dönmeyi bekleyen sürgün Komunist mülteciler arasında bulmuştur. İlk filmde amerikaya göç etmek zorunda kalmış olan Spiros sonunda Eleni'nin izini bulmuş ve onu geri getirmek için yola koyulmuştur. Gizlice girdiği Sovyetler Birliğinde sonunda büyük aşkıyla buluşur; birbirlerini o kadar özlemişlerdir ki, kaçmak için zamanları çok kısıtlı olmasına rağmen, Stalin'in ölümünün halka duyurulacağı kasaba meydanındaki mitinge insanları taşıyan troleybüste, el ayak çekildikten sonra birlikte olmayı başarırlar. Ve yılların özlemine daha fazla dayanamayıp step soğuna aldırmadan, üstelik can derdi de varken bir troleybüste patlayan bu sevişmede yönetmen A.'nın tohumu atılır. Uzun ayrılık nedeniyle ateşi iyice harlanmış bu aşkın alevleri, yol ortasında öylece duran troleybüsü de sarar ve haliyle birilerinin dikkatini çeker; yakalanırlar. Eleni karnında yönetmen A'nıntohumuyla Sibirya'ya , Spiro da ülkesine geri gönderilir.

Eleni sürgünde eski tanıdığı Jakob'la buluşur ve zorlu koşullarda birbirlerine yakınlaşırlar; büyük aşk, artık bir aşk üçgenidir. Jakob ve Eleni bir süre sonra Sovyetler'den ayrılmayı başarırlar. Avusturya'ya ulaştıklarında diğer mültecilerle birlikte kendilerine iki seçenek sunulur; İsrail'e iltica etmek isteyecekler soğdaki, diğer ülkelere gidecek olanlar da soldaki otobüse binecektir. Jakob'un niyeti, Eleni ile birlikte özlemle bir gün dönmeyi umduğu İsrail'e gidecek otobüse binmektir. Ama Eleni, "Bütün yaşadıklarımıza rağmen ben başkasının kadınıyım" diyerek kendisini bırakmasını ister. Ama Jakob bırakmaz ve birlikte Amerika'ya giderler. Jakob Eleni'nin Spiro'yu bulmasına yardım eder.

Filmin öteki anlatı düzleminde yer alan yönetmen A. ise, bir şekilde ulaştığı Amerika'dan Vietnam savaşınsan paçayı kurtarmak için komşu Kanada'ya kaçmıştır. Jakob, Spiro'yu bulmak için Eleni'ye yardım etmiştir, bulunca da Spiro'ya şöyle bir görünüp kaybolunca, yönetmen A. annesini tekrar bulması için babası Spiro'ya yardım eder.

Zaman değişmiş, mücadeleler de farklılaşmıştır. Eleni ve Spiro'nun temel sorunları hayatta kalmak, ideallerine ulaşmaktı..Oysa yeni çağın refah ortamında yönetmen A. ve ailesi adeta sadece sıkıntıdan kaynaklanan sorunlarla uğraşmaktadırlar; eşiyle çoktandır ayrılmıştır; daha çocuk sayılabilecek kızı ise erken yaşta hayatın anlamsızlığı ile yüzleşmiş ve evden kaçmıştır..

Film böylece farklı kuşakların, farklı problemlerinin içe içe geçmesi ve  geşmişin şimdiye karışması ile geleceğe doğru insanlık trajedisini anlatmaya devam eder.

Sinema

Orjinal Başlık
I skoni tou hronou
İngilizce Başlık
The Dust of Time
Yıl
Süre (dk.)
125
Başrol Erkek
Başrol Kadın
Yardımcı Erkek
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
8.2
Yönetmen 
 
8.0  (1)
Senaryo 
 
8.0  (1)
Erkek Oyuncu 
 
8.0  (1)
Kadın Oyuncu 
 
8.0  (1)
Soundtrack 
 
10.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Yönetmen
Senaryo
Erkek Oyuncu
Kadın Oyuncu
Soundtrack
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Zamanın Tozu - Theo Angelopoulos 2011-01-29 09:10:13 Önder Kurt
Genel Puan 
 
8.2
Yönetmen 
 
8.0
Senaryo 
 
8.0
Erkek Oyuncu 
 
8.0
Kadın Oyuncu 
 
8.0
Soundtrack 
 
10.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Ocak 29, 2011
Son Güncelleme: Ocak 29, 2011
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

"Üçüncü Yol" Güzellemesi (mi?)

Ulis'in Bakışı"nda, bir zamanlar sosyalizmin parlak geleceğini işaret eden parmakları, artık boşluğu gösterecek şekilde sırt üstü yatırıldığı mavna üzerinde süzülürek yol adığı ırmağın kenarına dizilmiş insanlarca ıstavrozlar çıkarılarak büyük bir saygıyla, adeta son yolculuğuna uğurlanan parça parça Lenin heykeli, "Kitera'ya Yolculuk"da da eskiden sahip olduğu, geleceğe yönelik bütün hayalleri yıkılmış komunist Spiro ve ona olan aşkı, uzak kaldığı 30 yıla rağmen hiç sönmemiş sadık eşinin, puslu bir deniz ortasında küçük bir duba üzerinde yavaş yavaş sürüklenip hiçliğe karışmaları ile sembolize edilen "kollektif bir rüya"dan beslenmiş bir dönemin kapanıyor oluşu izleğinin, "Zamanın Tozu"nda da işlenen ana tema olduğunu görüyoruz; "bir kollektif rüya" bitmiştir; artık "meleğin üçüncü bir kanat"a duyduğu özlemle sembolize edilen bir "yeni"sinin arayışı başlamıştır.

Filmin ana temasının bu olduğunu sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak, bildiğimiz ve artık bayatlamış "ne kapitalizm, ne sosyalizm; insanlığın bir üçüncü alternatife ihtiyacı var" post-modern tezinin estetize edilmiş bir yeniden sunumu mu, yoksa -fazla malın göz çıkaracağı ender durumların ideal bir örneklemesi olarak "üç kanatlı bir meleğin" uçamayacağını gözönüne alırsak- aksamakta olanın koparılıp atıldıktan sonra yerine monte edilecek stepne bir kanat mı sözkonusu çok fazla emin olamıyoruz. Ama ben ikinci olasılığa teşneyim daha çok; eğer yanlış yorumlamıyorsam filmde bu yönde çalışan göstergeler var. Bir kere ustanın, post-modern bireyci liboşların ilk seçeneği öne çıkarma yönündeki heveslerini kursaklarında bırakacak bir röportajı var, film üzerine turnusol.biz'deki Ekin Can Göksoy imzalı analizden aktarıyorum;

“Bu çağda insanlar daha da kırılgan. Avrupa toplumu hasta. Avrupa diyorum çünkü en iyi tanıdığım toplum o. Çünkü hiçbir politik angajmanları yok, her alanda bir histeriye kapılınmış durumda. Sanatta özellikle. Gündelik hayat bile böyle. Haz yok! Ben gençken evde hep dans edilirdi, gezmeye giderdik, Alman işgali sırasında bile! Şimdi bir stres, bir melankoli... Sorun bu işte. Peki ne yapmalı? Ben iyimser denebilecek bir film yapmaya çalıştım. Denedim en azından. Çünkü film 21’inci yüzyılın ilk günü sona eriyor. Belki 21’inci yüzyıl daha iyi olur, belki her şey değişir dedim. Tabii yeni bir çağ başlasa bile ardında tarih var, bütün düşkırıklıklarına rağmen başka türlü bir yarında bu melankoliyi üstümüzden atabiliriz”

"Duvarın Yıkılmasıyla" tarihin sonunu ilan edenlerin, komunizmin "çökmesi" sayesinde sonunda gerçekleştirdikleri ütopyalarının "hasta bir toplumdan" başka bir sonuç vermediği ortaya çıkmıştır. Ustaya inanmıyorsak, dönüp kendi patetik hayatlarımıza bakalım; hangimiz üstadın dile getirdiği durumu iliklerimize kadar yaşamıyoruz? Yukarıdaki röportajda bence asıl dikkat edilmesi gereken saptama şu; "Ben gençken evde hep dans edilirdi, gezmeye giderdik, Alman işgali sırasında bile! Şimdi bir stres, bir melankoli". Bu dikkat edilmesi gereken saptamada da fazladan ikinci bir dikkat gösterilmesi gereken nokta da şu; "Alman işgali sırasında bile!"

Ustanın sinemasını tanıyanlar çok iyi bilir; kendisi hiçbir filminde hiç de tospembe bir çevre sunmaz bize. Bütün kahramanları ve yaşadıkları trajiktir. Ama bu trajedinin ortasında bile dans edilir, insanların hayatları birbirine dokunur. Adeta gözümüze sokulan bütün çilelere rağmen, filmlerini seyrederken ekranı delip kendimizinkinden kaçarak filmin gerçekliğine dahil olmak isteriz. Onun filmlerinin bizlere bu kadar sıcak gelmesinin nedeni de, arkaplanda devam eden bütün trajediye rağmen sergilen bu toplumsal varoluş değil midir? Sürüp giden savaşın ortasında ordan oraya seyahet eden kumpanyanın oyuncuları, kayıp üç bobin filmin "kayıp bakışını" ortaya çıkarmaya yönelik ortak ilgileri yüzünden ortalığı kan götüren bir ortamda yakınlaşan iki sinemacı, Arnavut bir sokak çocuğu ile ölmek üzere olan bir şair vs.vs. arasındaki yakınlaşmalar, hep eksikliğini hissettiğimiz o toplumsal varoluşu hatırlatmaz mı bizlere, o yüzden belki de farkında olmadan kendimizi onun sanatını sevmek zorunda hissetmez miyiz?

Eskinin yaşlı Eleni'si başından geçen onca büyük acıya -iki oğlu iç savaşta öldürülmüş, binbir zorlukla ülkesindeki faşizmden Sovyetere kaçarak kurtulmuş ama orda da Sibirya'ya sürgüne gönderilmiş, büyük aşkından nerdeyse bir ömür uzak düşmüş olmasına- rağmen yaşama küsmemiştir. Ama bütün bilinci kapitalizmin gerçekleşmiş "ütopyasında" oluşmuş, büyük bir refah içinde yaşayan, yeninin küçük Eleni'si henüz ergenliğe bile ulaşmamışken hayata sırtını dönmüştür. Eskinin aşıkları Eleni ve Spiro boğuştukları onca soruna karşın aşklarını koruyabilmişken, zamanları çok kısıtlı ve polisten köşe bucak kaçıyorken, şehrin ortasında, açık kapılarından Kazakistan bozkırının karakışının dondurucu ayazının sızdığı bir troleybüs içinde birleşmeyi ve oğulları yönetmen A'nın yumurtasını döllemeyi başarbilmişlerken , post-modern zamanların çifti yönetmen A. ve karısı Helga, başlarından trajik hiçbirşey geçmemiş olmasına rağmen evliliklerini sürdürememişlerdir; "aşıklar" arasında paylaşılan birşey kalmamıştır, sıcacık bir odanın içinde, bırakalım birleşmeyi, öpüşmeyi bile beceremezler.. Yeni zamanların insanları, bütün refahlarına, ellerinin altındaki bütün olanaklara rağmen tutunacak bir daldan yoksundurlar, bahşedilmiş hayatları ile ne yapacaklarını bilemezler; küçük Eleni'nin odası son derece eklektik bir beğeniyi yansıtan posterlerle doludur. Bob Dylan, Bob Marley, Frank Zappa gibi protest müziğin ikonlarının ve Che Guevara'nın posterlerinin hemen yanında "Kuzuların Sessizliği"nin, kapitalist varoluş içinde yıkıma uğrayan Rock'çı tipinin ideal örneği Kurt Cobain'kiler yer alır. Tutunacak birşeyler arayıp bulamayan, boşlukta salınan bir zihnin yansıması gibidir küçük Eleni'nin odası.

Filmin ana karakteri, işte bu odanın balkonunda bir sigara yakar. Arkaplanda gözümüze sokulurcasına çerçeveye oturtulmuş bir kontrast vardır, eskinin büyük inceliğini yansıtan zarif bir katedralın hemen yanında, dümdüz bir kalas gibi dikili, yenin hödüklüğünü yansıtan, gözlere zarar iğrenç bir gökdelen yükselmektedir. Bu manzaranın önünde ağzından şu laflar dökülür; "Islak sokaklardan yükselen gürültü ve sesler; kaybolmuş bir melodinin yankıları".

Peki filmin afişi yapıldığına göre, dikkatimizi özellikle yöneltmemiz istendiği anlaşılan sahne ne anlatır? Onlarca TV seti, (bilgisayar?) kırılıp büyük bir salonun zeminine rastgele fırlatılmıştır. Salonun orta yerinde ise üçüncü kanata uzanmaya çalışan melek. Meleği anladık da kırık Televizyonlar neyi simgeler, yeni zamanların insanlarının yegane dostunu, olası tek iletişim biçimini değilse?

Son bir ipucunu da yeni yüzyılın, hatta yeni binyılın ilk gününde geçen kapanış sahnesinde alırız; yaşlı Eleni ölüm döşeğindedir, Spiro "Kalk Eleni, elini uzat bana der". Bir el uzanır da, yaşlı olanın değil küçük Eleni'ninkidir o. Durum karanlık da olsa yine de bir umut vardır; geçmişin imgesi dede Spiro, geleceğin imgesi torun Eleni ile genç aşıklar gibi ele ele vererek "ileriye doğru", kasvetli karlı havada koşarlar; arkalarında neyi bırakmaktadırlar?. Brandenburg Kapısını; hani şu etrafındaki duvarın görkemli törenlerle yıkıldığı, altında tarihin sonun ilan edildiği, birleşik Avrupa'nın Zaferini simgeleyen "özgürlüğün" simgesi Brandenburg kapısını. Brandenburg kapısı geride bırakılırken, küçük Eleni birşeyi yanında götürmektedir ama; Sahip olduğu bütün hayalleri yıkılan, onların yerine koyduğu Eleni'yi de kaybetmesi üzerine artık bu dünyada hiçbir yeri kalmayan, "tarih tarafından bir kenara itilen" yaşlı yahudi komunist Jacob'un gömüldüğü nehrin suları, önce kendisi de ölmek üzere olan büyük aşkı yaşlı Eleni'nin, daha sonra da yeni bir yolculuğa başlamak için dedesine uzatılmışken küçük Eleni'nin parmaklarından damlamaktadır. Jacob'un hayal ettiği dünya paramparça olsa da hatırası artık torun Eleni'ye aktarılmıştır.

Ya sonuçta İmgesel bir anlatım, mantıksal bir tutarlılığı olması gerekmiyor.

Ustanın bu son filmi, üçlemin ilki muhteşem "Ağlayan Çayır"la muhteşem bir tezat teşkil edecek düzeyde kötü bir film. Umarım daha kötüsünü görmeyiz de kariyeri en kötü filmi bu olarak sonlanır..

Onun karakteristiği olan uzun plan-sekansları, sakin kamera hareketlerini, son derece estetik uzak plan çekimlerini göremiyoruz. Çok daha önemli bir fark daha var, bir ilk; film ustada görmeye alıştığımız, toplumsal etkileşimin yoğun olduğu puslu kırsal ortamlarda geçmiyor; yeni zamanların itici metropollerinde geçiyor. Kimbilir belki bu "tuhaf" "yenilik" de örtük, film gerçekliğinin ötesinde subliminal bir mesaj iletiyordur,;

"Benim filmlerimi, bütün acılarına rağmen, toplumsal ilişkilerin hala devam ettiği kırsal alanların pastoral yaşam çevresi sayesinde, yitik güzel bir geçmişle ilişkilenmenizi sağladığı için seviyordunuz. Benim filmlerimi sevmeniz, kendi geçmişinize duyduğunuz nostaljiden kaynaklanıyordu biraz da. Geçmişin o pastoral çevresini değil, içine tıkıştırıldığınız mevcut yaşam alanlarınızı yansıttığım zaman bakın böyle tiksineceksiniz işte."

Başkasını bilmem ama ben tam da böyle hissettim, ustanın önceki filmlerinde görmeye alıştığım, puslu, pastoral çevreyi aradım.
Eski filmlerinde, insanlar geleceğe nasıl şekil vermek gerektiği, yani idealleri arasındaki farklardan dolayı çatışırlardı; bu filmde ise görebildiğimiz yegane "toplumsal çatışma", motosiklet çeteleri arasında olanı.Önceki filmlerde kurbanlar bir yerlere ulaşmaya, ya da birşeylerden kaçmaya çalışan, peşinde koştukları düşleri yüzünden trajediler yaşayan ve arlarında şöyle ya da böyle bir ortaklık olan yoldaşlardı; burada ise salt çıplak varoluşu sürdürmekten başka, mesala bir yere gitmek gibi bir dertleri, peşinde koştukları bir düşleri olmayan, sistemin posası olarak çıkarılıp, metruk bir binaya atılmış evsizler var. Yani kısacası karşımızda olan, artık ustanın değil çok daha fazla bizim yaşam çevremizdir; anlatılan artık bizim "öykü"müz, daha doğrusu öyküsüzlüğümüz, varoluşlarımızın orta yerine çöreklenmiş olan, yüzeysel heveslerle örtmeye çalıştığımız koca boşluk biraz da. Filmi itici kılan belki biraz da bu oldu benim için; kendi çevremin tavşan boku tadında gerçekliğini değil, "o mücadele dolu eski güzel günleri" görmek isterdim bu filmde de.

Oyunculuklara gelirsek; Bruno Ganz'ın enfes performansı filmdeki oyunculuk seviyesini yukarıya çekmeye yetmemiş. Defoe, tıpkı Ulis'in Bakışındaki Keitel gibi çok eğreti, yapmacık bir oyunculuk sergilemiş.Büyük Usta umarım bu Holywood starları hevesinden sonraki filmlerinde vazgeçer.

Yakın bir zamana dek, avrupanın geç dönem sanat filmlerinin gedikli kadın oyuncusu Juliet Binochet idi. Ondan bu Bayrağı Irene Jacob almış görünüyor. Ama ısınamadım ben bir türlü bu kadına, Ağlayan Çayır'daki Eleni ile devam etseymiş keşke.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
11
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (8)
  • hasever  - Kıskandırma
    avatar

    Önder, hızına yetişemiyorum; lütfen biraz yavaş :lol:

  • onder  - Biraz Sabır Az Kaldı
    avatar

    Pardon ya Hasan..Bende biraz obsesif bir karakter var galiba..Taktım Angelopoulos'un külliyatını bitireceğim diye..Az kaldı..Sadece 3 tane.. :-)

  • hasever  - Devam devam...
    avatar

    Hayır, biz burda hangisini nerden temin etsek diye düşünürken; patlak plastik topla maç yapan çacukların karşısına pırıl pırıl bir meşin yuvarlakla çıkmış gibi oluyorsun. Hocam lütfen, seyredebilen var edemeyen var :-)

  • Murat  - Neler eklenmiş öyle
    avatar

    Önder,

    Uzun süredir üzerimde olanca ağırlığıyla hissettiğim yükün bir kısmından beni kurtarmışsın. Senin dediğin külliyatlarla ilgili olarak ben, hali hazırda Angelopoulos, Bergman, Tarkovsky, Kiarostami ve Kurosawa ustalarının filmlerinin hepsini izledim. Nasıl yapsam da bunları tanıtsam diye düşünüyordum. Sen başlatmış oldun, devamında desteğim olur umarım.
    Bu arada bende öyle böyle değil bayağı bir kolleksiyon oluştu. İsteyene nasıl gönderebilirim bilmiyorum ama yolunu bulursak yaparım.
    Size bendeki filmlerin listesini gönderirim.

  • hasever  - İsteriz isteriz!
    avatar

    Ne kadar güzel bir teklif... Doğal olarak "evet" diyorum :-)

  • onder  - RE: Neler eklenmiş öyle
    avatar

    Devamında desteğini ben umuyorum Murat..Bak işin çok kolay yolunu da bulduk..

    Aslında ben tanıtımlara da bir standart getirme taraftarıyım..Tanıtımda bence filmin iyi bir sinopsisi olsa yeterli..Bu da internet'ten kaynak göstererek bulunabilir..

    Filmi girdikten sonra artık uygun bir zamanda kendi analizlerimizi aktarırız..ben öyle yapıyorum artık..

  • kankardeş  - murat abi listeyi geciktirme
    avatar

    1-) Önder Abi film tanıtımlarında önerdiğin standarta katılıyorum. Ancak şu var; eleştiriler çok fazla gecikmemeli. Film site içersinde tanıtım yoluyla hali hazırda güncel iken eleştriler de sıcağı sıcağına aksın. Açıkçası burada öteki sinemaya dair yeni bir ürün tanıtıldığında heyecan duyup yorumları merak ediyorum.

    2-) Gom playerdan frame alman çok güzel olmuş. Hem fotoğrafın boyutunu dönüştürüyor, yüklerken kolaylık sağlıyor hem de durdurduğun 1/24 sayesinde "sinematografi" denen o özel kavram açığa çıkıyor.


    3-) Murat Abi listeyi bir an önce yenile. Ona göre sana atacağım kargoya arşivimden de filmler eklemek istiyorum. Örneğin; Kurosowa, Lars Von Trier, Haneke, Aki Kaurismaki,Kim Ki Duk, Almadowar, Wenders gibi ustaların filmografileri sana iyi gelecektir :)

  • onder  - RE: murat abi listeyi geciktirme
    avatar

    Erkan,

    Tanıtımların ardından bence de eleştiriler hemen gelmeli..Benim de tercihim kesinlikle öyle..Ama herkes hemen zaman bulamayabilir düşüncesiyle beklentimi esnettim biraz..

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #8 Önder Kurt 26-01-2011 03:09
Erkan,

Tanıtımların ardından bence de eleştiriler hemen gelmeli..Benim de tercihim kesinlikle öyle..Ama herkes hemen zaman bulamayabilir düşüncesiyle beklentimi esnettim biraz..
Alıntı
 
 
0 #7 kankardeş 26-01-2011 03:06
1-) Önder Abi film tanıtımlarında önerdiğin standarta katılıyorum. Ancak şu var; eleştiriler çok fazla gecikmemeli. Film site içersinde tanıtım yoluyla hali hazırda güncel iken eleştriler de sıcağı sıcağına aksın. Açıkçası burada öteki sinemaya dair yeni bir ürün tanıtıldığında heyecan duyup yorumları merak ediyorum.

2-) Gom playerdan frame alman çok güzel olmuş. Hem fotoğrafın boyutunu dönüştürüyor, yüklerken kolaylık sağlıyor hem de durdurduğun 1/24 sayesinde "sinematografi" denen o özel kavram açığa çıkıyor.


3-) Murat Abi listeyi bir an önce yenile. Ona göre sana atacağım kargoya arşivimden de filmler eklemek istiyorum. Örneğin; Kurosowa, Lars Von Trier, Haneke, Aki Kaurismaki,Kim Ki Duk, Almadowar, Wenders gibi ustaların filmografileri sana iyi gelecektir :-)
Alıntı
 
 
0 #6 Önder Kurt 25-01-2011 23:15
Devamında desteğini ben umuyorum Murat..Bak işin çok kolay yolunu da bulduk..

Aslında ben tanıtımlara da bir standart getirme taraftarıyım..T anıtımda bence filmin iyi bir sinopsisi olsa yeterli..Bu da internet'ten kaynak göstererek bulunabilir..

Filmi girdikten sonra artık uygun bir zamanda kendi analizlerimizi aktarırız..ben öyle yapıyorum artık..
Alıntı
 
 
0 #5 hasever 25-01-2011 22:49
Ne kadar güzel bir teklif... Doğal olarak "evet" diyorum :-)
Alıntı
 
 
0 #4 Murat 25-01-2011 22:43
Önder,

Uzun süredir üzerimde olanca ağırlığıyla hissettiğim yükün bir kısmından beni kurtarmışsın. Senin dediğin külliyatlarla ilgili olarak ben, hali hazırda Angelopoulos, Bergman, Tarkovsky, Kiarostami ve Kurosawa ustalarının filmlerinin hepsini izledim. Nasıl yapsam da bunları tanıtsam diye düşünüyordum. Sen başlatmış oldun, devamında desteğim olur umarım.
Bu arada bende öyle böyle değil bayağı bir kolleksiyon oluştu. İsteyene nasıl gönderebilirim bilmiyorum ama yolunu bulursak yaparım.
Size bendeki filmlerin listesini gönderirim.
Alıntı
 
 
0 #3 hasever 24-01-2011 09:17
Hayır, biz burda hangisini nerden temin etsek diye düşünürken; patlak plastik topla maç yapan çacukların karşısına pırıl pırıl bir meşin yuvarlakla çıkmış gibi oluyorsun. Hocam lütfen, seyredebilen var edemeyen var :-)
Alıntı
 
 
0 #2 Önder Kurt 24-01-2011 08:59
Pardon ya Hasan..Bende biraz obsesif bir karakter var galiba..Taktım Angelopoulos'un külliyatını bitireceğim diye..Az kaldı..Sadece 3 tane.. :-)
Alıntı
 
 
0 #1 hasever 24-01-2011 08:48
Önder, hızına yetişemiyorum; lütfen biraz yavaş :lol:
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile