Ağlayan Çayır - Theo Angelopoulos Seçki Popüler
Bolşevik devrimi nedeniyle Odesa'dan kaçan bir grup Yunan göçmenin, Selanik'e mülteci olarak gelmeleri ve orda kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışmalarının destansı öyküsü
Göçmenlerin lideri konumundaki Spyros, oğlu ve eşiyle birlikte sokakta buldukları kimsesiz Eleni'yi de beraberinde getirir. Film zamansal olarak çok çabuk atlıyor; ailenin Selanik'e gelişlerinden hemen sonra bir düğün sahnesini buluyorsunuz karşınızda. Eşini kaybetmiş Spyro, evlatlığı Eleni'yle evlenmek üzeredir. Ancak Eleni, üvey kardeşine aşıktır.
Gençler düğün günü kaçar (bu arada Eleni kardeşinden hamile kalmış ve ikizleri olmuştur. İkizler evlatlık verilir) ve düğüne gelen müzisyenler grubunun yardımıyla ortadan kaybolurlar. Spyros peşlerine düşer.
Kemancı Nikos aynı zamanda bir devrimcidir, gençleri korumak için elinden geleni yapar. Ülke ikinci dünya savaşı ile birlikte faşizme boğulur. Nikos falanjistlerden köşe bucak saklanır. Eleni'nin kocası ABD'ye gider, Nikos Eleni'ye sığınır.
İnsanlığın en trajik döneminde, ordan oraya sürülen insanların son derece trajik öyküsü.
Politik içeriği yoğun bir film olmasına rağmen, diğer politik filmler gibi sadece sağlam bir senaryodan medet umulmamış. Politik içeriğin, sinema sanatının görselliğinin önüne geçmesine izin verilmemiş.
Politiklikten ziyade görselliği öne çıkaran "sanat filmlerinin" büyük ustalarından hiç de geri kalmayan muazzam bir sinematografi, tablo güzelliğinde mizansenler. Bir filmde aranacak her inceliğin bulunduğu muhteşem bir film.
Kurosawa'nın "Rüyalar" filminde, Van Gogh hayranı genç bir ressam onun filmlerine girer ve Van Gogh evreninde dolaşırdı. "Ağlayan Çayır" da toplumcu-gerçekçi ir ressamın tablolarında dolaşmaya benzer bir etki bırakıyor.
"Ağlayan Çayır" yapımı hala devam etmekte olan üçlünün ilk filmi. Karşımızda en büyük başyapıtlardan biri olarak sinema tarihine geçecek bir yapım var anlaşılan. Büyük eserlerin yapımına yetişemediğimizi düşünürdük. 1950'lerde, 60'larda yapıldığını sanırdık. Ama işte Hollywood hegemonyasına rağmen tüm zamanların en iyi filmlerinden birinin çağdaşı olma şansını yakaladık. İnsan yaratıcılığı bütün yozlaşmalara rağmen devam ediyor demek ki.
Sinema
Üye eleştirileri
Bütün üye eleştirilerini listeleToplam 7 üyeden ortalama puan:
Şarap ve Müzik
Daha ne olsun...
Bir sinemadan daha fazla ne istenebilir?
Beni en çok, filmin başlangıcı ve finali vurdu. Öyle bir başlangıçtan sonra gelen yazılar kısmında kendimi topladıktan sonra kameranın köyün her tarafında dolaşarak at arabasını takip etmesini insan şaşkınlıkla ve hayranlıkla izliyor. Ondan sonra ise kendinizi bırakıyorsunuz. Her sahne için öyle ayrıntılı çalışılmış ki inanılmaz. Hiç bir şey rastlantıya bırakılmamış, her şey büyük bir ustalıkla yerleştirilmiş ve yönetilmiş. Dün Önder'in bahsettiği Travelling Players filmini izlemeye başladım. Onda da müthiş kamera hareketleri var. Uzun süreli sahnelerin keyfine diyecek yok. İzlemeyememiş olanlara şiddetle tavsiye edilir.
Bu efsane yönetmenin birkaç hafta içerisinde okulumuzda bir workshopa katılacağını duyduğum ilk andan itibaren filmlerini tekrardan şöyle bir izlemek icab etti. İlk izlediğim filmi de "Ağlayan Çayır" oldu. Film bir çok kişiyi izlerken sıkabilir. Zira sanat filmlerinin genel tavrı sıradan izleyicide hep böyle bir intiba bırakmıstır. Filmin ilk on dakikası neticesinde "Film mi ulan bu şimdi, çevir allahını seversen yaav, aç şöyle bir komedi falan" diyen arkadaşlarımdan sonra bir daha arkadaşlarımla bu tarz fimler izlemeye tövbe ettim. Arkadaşlarımla bir araya geldiğim zaman, heleki benim evimde misafirlerken bu tarz filmleri izletmek onlara yapılan büyük bir haksızlık:) Elimde onlar için ayırdığım filmler var. Bu tarz filmelri genelde gece sakin kafayla tek başına izlemeyi yeğliyorum. Çünkü filmin her karesi bir şey anlatıyor seyirciye ve bunu yaparken de asla gözüne sokmuyor. Bir santranç oyunun içinde gibisiniz. Son modernist Angelopoulos'un filmi de böyle bir filmdi. İzlemeyip izlemek isteyenlerin küçük çapta bir araştırma yapmaya ihtiyaçları olacak. Bu arada Angelopolus'a okula gelince sormamı istediğiniz bir soru varsa hemen alabilirim buradan:) Bu şans bir daha gelmez.
filmin yakın bir zamanda ikincisi gösterime girecek...
Hakikaten güzel filmdi. Bazı sahneleri zaman zaman aklıma gelir... Hem senaryo, hem görsellik, hem sahne dekor, hem de oyunculuklar mükemmel. İzlemdiyseniz Eternity and a Day'i ( Sonsuzluk ve Birgün) de öneririm. O da ayrı bir başyapıt...
-
2010-02-10 02:31:31 |Publisher| kankardeş
-
2010-02-05 08:16:05 |SAdministrator| onder

Ne kadar kadar şanslısın Erkan; biz öğrenciliğimizde ders, ödev vs denince çocukluğumuzdan beri hep sıkıcı olagelmiş rutinleri anlardık; bakıyorum senin "okuldaki" workshop'una yönetmen-i azam koca Angelopoulos katılıyor. Doğru mesleği seçmek ne kadar önemliymiş bir insanın hayatında yahu.
Workshop'ta olan biteni söyle bir haber olarak siteye koysan ne iyi olur.
Neyse benim aklıma şöyle bir soru geliyor;
1975 tarihli "Travellin Players" filminin başlarında bir yemek sahnesi vardır; bu sahnede çok şaşırtıcı, ağzımı açık bırakan bir durum var. Sahnede herhalde bir 10-15 kişi yer alıyor. Bunca insanın hareketlerini tek tek incele, hiçbiri dolgu malzemesi olarak kullanılmamış. Bizim oyuncular, bütün fokus kendisinde olduğunda dahi, kamerayla cepheden karşı karşı olduklarında dahi, kazık yutmuş gibi dimdik dururlarken, ellerini, kollarını nasıl bir pozda tutacaklarını bilemezken, sözkonusu sahnede bütün o 10-15 oyuncu, çerçevenin kıyısında köşesinde bile olsa "anlamlı", kesinlikle boş olmayan hareketler yapıyor..Ortada müthiş bir kareografi var. Sonradan öğrendim Angelopoulos zaten bu özelliğiyle yani mikro yönetimi ile bilinirmiş. Benzer bir özellik Fellini de var.
Soru şu; böyle inanılmaz bir senkronizasyonu nasıl yapıyor bu adam; aynı anda 10-15 oyuncuyu başrol oyuncusu gibi nasıl yönetiyor. Yani herbirine tek tek sen şöyle şöyle mi yapacaksın diyor, yoksa genel bir çerçeve çizip, oyuncuları doğallığına mı bırakıyor..Eğer ikincisi doğruysa, ki sanmıyorum, ortada çok da hayran oluncak birşey yok..Basitçe oyuncuların hepsi çok iyi performan sergiliyor deriz..Ama sahne saniye saniye kurgulanmış gibi sanki..Öylesine doğal ki, sen de orda yer alıyorsun ve yan masada olan bitenleri seyrediyorsun..
-
2008-12-24 05:18:14 |Administrator| AliOsman
-
2008-12-24 05:02:34 |Administrator| AliOsman
-
2008-12-24 05:12:56 |SAdministrator| onder
-
2008-12-24 03:55:07 |SAdministrator| onder

Ali Osman merak ettiğim için soruyorum; eleştiri yazmak varken niye yorum yazmayı tercih ediyorsun hocam.? O kadar çok örneği var ki bu eleştiri yazmadan yorum yazmanın..Aslında ikisi de aynı şey..Yeni Eleştiri Ekle butonuna basıyorsun puanları veriyorsun ve aynı şeyleri yazıyorsun..aynı süreyi alır? Hani bazı insanlar sanat eserlerinin puanlandırılmasını doğru bulmuyor ama sen daha önce pekçok kez yaptığın için böyle bir kaygın olmasa gerek? O zaman niye hocam, hakikaten merak ediyorum?
Hayır sonuçta aynı şey, sözümüzü söylüyoruz ne farkeder diyebilirsin ama daha önce de belirttiğim gibi yapılan puanlamalar farklı filtrelemelerin gerçekçi yapılmasına izin veriyor; en sevilen film gibi bir sıralama yapmak mümkün oluyor; tek kişinin en yüksek puan vermesi ile diyelim 20 kişinin puanları sonucu en iyi filmin çıkması aynı şey mi?
Ufak tefek birşey ama sitenin işlevselliğini istiyorsak bu tür şeylere dikkat etmek lazım bence..sitede uzun uzun yazıların dışında, başka beklntilerle insanların ziyaret etmesini sağlayacak küçük bir özellik? Niye kullanmıyız hocam?
-
2008-12-24 01:54:37 |Administrator| AliOsman
Yorumlar
Workshop'ta olan biteni söyle bir haber olarak siteye koysan ne iyi olur.
Neyse benim aklıma şöyle bir soru geliyor;
1975 tarihli "Travellin Players" filminin başlarında bir yemek sahnesi vardır; bu sahnede çok şaşırtıcı, ağzımı açık bırakan bir durum var. Sahnede herhalde bir 10-15 kişi yer alıyor. Bunca insanın hareketlerini tek tek incele, hiçbiri dolgu malzemesi olarak kullanılmamış. Bizim oyuncular, bütün fokus kendisinde olduğunda dahi, kamerayla cepheden karşı karşı olduklarında dahi, kazık yutmuş gibi dimdik dururlarken, ellerini, kollarını nasıl bir pozda tutacaklarını bilemezken, sözkonusu sahnede bütün o 10-15 oyuncu, çerçevenin kıyısında köşesinde bile olsa "anlamlı", kesinlikle boş olmayan hareketler yapıyor..Ortada müthiş bir kareografi var. Sonradan öğrendim Angelopoulos zaten bu özelliğiyle yani mikro yönetimi ile bilinirmiş. Benzer bir özellik Fellini de var.
Soru şu; böyle inanılmaz bir senkronizasyonu nasıl yapıyor bu adam; aynı anda 10-15 oyuncuyu başrol oyuncusu gibi nasıl yönetiyor. Yani herbirine tek tek sen şöyle şöyle mi yapacaksın diyor, yoksa genel bir çerçeve çizip, oyuncuları doğallığına mı bırakıyor..Eğer ikincisi doğruysa, ki sanmıyorum, ortada çok da hayran oluncak birşey yok..Basitçe oyuncuların hepsi çok iyi performan sergiliyor deriz..Ama sahne saniye saniye kurgulanmış gibi sanki..Öylesine doğal ki, sen de orda yer alıyorsun ve yan masada olan bitenleri seyrediyorsun..
Hayır sonuçta aynı şey, sözümüzü söylüyoruz ne farkeder diyebilirsin ama daha önce de belirttiğim gibi yapılan puanlamalar farklı filtrelemelerin gerçekçi yapılmasına izin veriyor; en sevilen film gibi bir sıralama yapmak mümkün oluyor; tek kişinin en yüksek puan vermesi ile diyelim 20 kişinin puanları sonucu en iyi filmin çıkması aynı şey mi?
Ufak tefek birşey ama sitenin işlevselliğini istiyorsak bu tür şeylere dikkat etmek lazım bence..sitede uzun uzun yazıların dışında, başka beklntilerle insanların ziyaret etmesini sağlayacak küçük bir özellik? Niye kullanmıyız hocam?


Önder abi güzel bir soru, hemen not aldım. Google haberlere arada sırada dokuz eylül üniversitesi angelopulos yazarak ne zaman geleceğini kendin de takip edebilrisin. hakikaten çok şanslıyız dediğin gibi.