Oxford Cinayetleri Popüler
Matematik ve Mantık dalında doktora yapmak üzere Oxford Üniversitesine gelen Amerikali öğrenci Martin, tez hocası olarak hayranı olduğu Arthur Seldom'u istemektedir. Ancak kendisine bu talebinin kabul edildiğini bildiren bir mektup yollanmış olmasın rağmen, sonradan bir yanlışlık yapıldığı, Prof.Seldom'un programının çok yoğun olduğu bildirilir. Martin ne yapıp edip Prof.Seldom ile çalışmak istemektedir. Verdiği bir konferans sonrasında, hiç kimse cesaret edemezken kalkıp bir soru sorar ve Seldom'un tezine çürütmeye kalkar.
Seldom, soru karşısında şaşkınlığını gizleyemese de, bir süre sonra toparlanıp Martin'i diğer dinleyiciler önünde rezil eder.
Martin kalacağı yerin seçimini de tesadüflere bırakmamış, Seldom'ın çok yakın olduğu aristokrat bir ailenin evinde bir oda kiralamıştır. Evin sahibi Bayan Eagleton kanser hastasıdır, ve yıllardır ona bakmak zorunda olan kızı Beth ile arası hiç iyi değildir.
Martin, birgün okuldan döndüğünde, kapıda Prof.Seldom ile karşılaşır. Birlikte içeri girdiklerinde Bayan Eagloton'u tekerlekli sandalyesinde ölü bulurlar. Katil, Seldom'a daha önce bir not yollamış ve gerçekleşecek bir cinayetin zamanı ve yerini bildirmiştir, zaten o da bu yüzden o gün Eagleton'ların evine uğramıştır.
Bu ilk cinayeti, benzer şekilde işlenen diğerleri izler.Katil, kurbanlarını her seferinde zaten olmek üzere olan ölümcül hastalardan seçmekte, ve gönderdiği notlarda farklı şekilllerden oluşan bir serinin devamını çıkarsamaya dayalı bir mantık bilmecesi ile bir sonraki cinayetinin ipucunu verir.
Anlaşılan katilin kendisi de dahi bir matematikçidir veya onların yakın çevresinde olan biridir. Böylece karakterlerin tümü şüpheli hale gelir.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Eylül 17, 2011
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Konu Çok İyi, Anlatım Berbat
Filmin konusu aslında oldukça ilginç. Prof.Seldom, Wittgenstein'cı biridir ve insan zihnin gerçek bilgiye ulaşmasının imkansızlığına, mutlak bir bilinemezciliğe inanmaktadır. Martin ise matematiğin hayatın özü olduğuna, doğadaki herşeyin matematik ile açıklanabileceğine inanmaktadır. Bu iki farklı pozisyon arasındaki geriliminin ilginç bir film ortaya çıkaracağını düşünüyoruz başlangıçta. Ancak iki çok ünlü Holywood isminin kadroya alınması ile kendini daha ilk anda ele veren tecimsel kaygı daha sonraları, ana akım sinemanın, yüksek gerilimli klasik hızlı temposuna dönüldükçe iyice su yüzüne çıkıyor. Yönetmen İspanyol da olsa, uslüp bariz bir şekilde amerikan.
Dominique Pinon gibi sinemanın en sempatik karakter oyuncularından birinin şöyle bir görünmesi ve John Hurt'un ustalığı da kötü yönetimi kurtaramamış.
Elijah Wood gibi daha çok çocuk filmlerine uygun genç bir oyuncu, bir Doktora öğrencisi olarak hiç inandırıcı değil. Henüz ergenlikten çıkamamış vücuduyla, Leonor Watling gibi bir hayli etine buduna dolgun, oldukça balık eti bir vücuda sahip bir kadınla girdiği sevişme sahnelerinde insan pedofolik bir ilişkiyi izliyormuş hissine kapılıyor.
Konun ilginçliğine ve avrupalı yönetmene rağmen, Holywood kalıplarını aşamayan vasat bir film.

