The Bothersome Man - Jens Lien Popüler
Yalnız bir adam geç bir saatte metroda beklemektedir; istasyonda kendisinden başka, herhangi bir tutku ya da romantizm olmadan mekanik bir şekilde öpüşen genç bir çift vardır. Zaman zaman ateşsiz çifte doğru dönüp tiksintiyle bakar. Son bir defa daha baktıktan sonra trenin altına atar kendini.
İkinci sahnede, Amerikan batısının çöllerini andıran bir yerde buluruz kendimizi. Kime hizmet verdiği sorusunu akla getiren yıkık, dökük bir benzin istasyonu vardır karşımızda. Uzaklardan, arkasında bir toz bulutu bırakarak, külüstür bir otobüs istasyona doğru gelmektedir. Hırpani görünümlü tek yolcusunu indirir ve geldiği yöne doğru tekrar gider.
İstasyondaki tek görevli, bu yolcuyu beklemektedir. Büyük bir sıcaklıkla karşılar ve arabasına alıp şehre götürür.
Gizemli yolcunun olan bitenden hiçbir haberi yok gibidir; ama anlaşılan birileri kendine iyi bir daire, ve güzel bir iş ayarlamıştır.
Ertesi gün, işyerine gider. Herkes tarafından büyük bir sıcakkanlılıkla karşılanır. Herkes, patron da dahil olmak üzere, son derece güleryüzlü ve yardımseverdir. Kahramanımız Andreas pekçok insanın hayali olan bir durumda bulmuştur kendini.
Ama bir yandan da bazı garipliklikler hisseder; kendi çalıştığı ofisten biri pencereden, sivri demir korkulaklar üzerine atlayarak korkunç bir şekilde intihar etmiştir. Bağırsakları yerlere saçılmıştır ama sokakta gelip geçenler dönüp bakmaz bile.Temizlikçiler herhangi bir pisliği temizler gibi, cesedi kaldırırlar.
Andreas günümüz insanlarının cennetine düşmüştür ama o cennetin arkasında bir cehennem saklıdır sanki.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Avrupa Tarzı Matrix
Film bazı açılardan Matrix'i akla getiriyor, ama tabii Amerikan tarzı gösteriş ile değil, Avrupalı duyarlılığıyla. Bazı açılardan da Aldous Huxley'in, kült "Cesur Yeni Dünya" romanını
Filmi kendime çok yakın buldum; zira benim gibi pekçok çalışan erkeğin hayalindeki mini-ütopya ile dalga geçiyor, içinde bulunulan sistemin sunabileceği, milyonlarca beyaz yakalıyı peşinden sürükleyen olası en büyük kapitalist ütopyanın bile aslında nasıl bir cehennem olduğunu gözler önüne seriyor. Kapitalist bir dünyada çalışmak zorunda olan her erkeğin rüyası olan bir ortam; cana yakın bir patron, kendine ait bir ofis, esnek çalışma saatleri, sosyalleşilebilecek çalışma arkadaşları vs.vs.
Ama bütün bunlara rağmen çok temel birşey eksiktir; otantik bir varoluş diyebiliriz sanırım o eksikliğe. Hiç kimse, diğerinden farklı değildir. Herkesin yeri kolaylıkla bir başkası tarafından doldurulabilir. Toplumdaki herkes, son derece önemsiz, basit bir iş yapmakta ve karşılığında refah seviyesi yüksek bir hayata sahip olabilmektedir. Herşeye son derece kolay ulaşılabilmektedir ama hiçbirşey tat vermemektedir.
Yer yer kara komedi haline de gelebilen sağlam bir film..Sonun çok belirsiz olmasına bozuldum sadece..

