Detaylı Arama

Kategori:     Anahtar Kelimeler:   

 
Kultur-Sanat Sinema Komedi Selamsız Bandosu
 

Selamsız Bandosu Popüler

Selamsız Bandosu

Selamsız'ın bir kasabası olmuş tutmuş bando kurmuş veya tilki deliğe sığmamış kıçına çalı bağlamış veya denize düşen yılana sarılmış veya Selamsız Bandosu

Sinema

Orjinal Başlık
Selamsız Bandosu
İngilizce Başlık
Selamsız's Band
Öykü/Senaryo
Yıl
Süre (dk.)
107
Etiketler
Başrol Erkek
Yardımcı Erkek

Üye eleştirileri

Toplam 4 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
9.1
Yönetmen 
 
9.0  (3)
Senaryo 
 
9.5  (4)
Erkek Oyuncu 
 
9.3  (4)
Kadın Oyuncu 
 
8.3  (4)
Soundtrack 
 
8.5  (2)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Yönetmen
Senaryo
Erkek Oyuncu
Kadın Oyuncu
Soundtrack
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Selamsız Bandosu 2012-03-30 08:50:14 AliOsman KOCAK
Genel Puan 
 
9.4
Senaryo 
 
10.0
Erkek Oyuncu 
 
9.0
Kadın Oyuncu 
 
8.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
Selamsız Bandosu 2011-08-29 03:52:36 Önder Kurt
Genel Puan 
 
9.0
Yönetmen 
 
9.0
Senaryo 
 
9.0
Erkek Oyuncu 
 
10.0
Kadın Oyuncu 
 
8.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Ağustos 29, 2011
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

Keşke sinemamızıda daha fazla böyle filmler olsaydı

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
Selamsız Bandosu 2011-01-21 18:16:47 kankardeş
Genel Puan 
 
9.1
Yönetmen 
 
9.0
Senaryo 
 
10.0
Erkek Oyuncu 
 
9.0
Kadın Oyuncu 
 
8.0
Soundtrack 
 
8.0

SELAMSIZ BANDOSUNUN KÜSKÜN MELODİLERİ

Bu filmi burada anımsamak ne güzel bir gülümseme oluşturdu bende. Selamsız Bandosu... Yaralı bir kaplumbağanın yarışı bitirme telaşıydı onların ki... Kulakları tırmalayan bir konçertoydu melodilerin gözyaşları... Bu filmi hep izledikten sonra kendi sinemamızla bir nebze de olsa gurur duymanın lezzetine varıyorum. Bu kadar mı küçük bir hikaye devasa bir biçimde anlatılır. Yeşilçamın toz pembe melodilerinden sıyrılmış güçlü bir alt metin yaratmanın peşinde koşan ve tümüyle "derdi" olan bir film. Mizah, filmdeki tokatlarla dans ediyor, çelişkiler günyüzüne çıkıyor, ironi "Güler misin Ağlar mısın" dedirtiyor.

Anlamlı bir paylaşımdı, teşekkür ederim anımsattığın için...

Yazarın Yanıtı

Erkan,
Selamsız Bandosu'nu kaç defa izledim bilmiyorum. Şimdi, şu anda "gel izleyelim" desen gelirim. Bütün diyalog ezberimde. Bir sahne sonra neyle karşılaşacağımı biliyorum ve fakat yine de keyif alıyorum...

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
10
Bu eleştiriyi ihbar et
Selamsız Bandosu 2010-12-28 01:47:04 hasever
Genel Puan 
 
9.0
Yönetmen 
 
9.0
Senaryo 
 
9.0
Erkek Oyuncu 
 
9.0
Kadın Oyuncu 
 
9.0
Soundtrack 
 
9.0
hasever Eleştiren hasever    Aralık 28, 2010
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Selamsız Bandosu Hüzünleri

Kabuğunu kırmak, yalnızlığına son vermek ve muasır medeniyetler seviyesine çıkmak isteyen bir Anadolu kasabasının idealist çabasıdır Nesli Çölgeçen’in Selamsız Bandosu[1] filmi. 1987 yılında çekilen bu film, kimi yönleriyle bir Aziz Nesin hikayesi gibidir. Selamsız Bandosu, bütün umutlarını Cumhurbaşkanı’nın kasabalarını ziyaret etmesine bağlayan bir belediye başkanının, rasyonel bir gözle bakıldığında, beyhude çabalarının özetidir... Ama hayat, ne mutlu ki, sadece rasyonelliğin girdi çıktı denklemine sığmayacak kadar büyük, heyecanlı ve görkemli bir mücadeledir.

Selamsız Kasabası adından da anlaşılacağı gibi kıyıda köşede kalmış, kimsenin selam vermediği ve hatta ondan haberdar dahi olmadığı, politikacısının esnaf, ki bu sadece ücra kasabalara ait bir olgu değildir, esnafın ise belediye başkanı Latif’in deyimiyle “halkın öncüsü” olduğu eski zamanlardan kalmış ücra bir yerleşim yeridir. Bu kasaba, kurmak istediği bir bando takımıyla alınyazısını değiştirmek ister. İsteyenlerin başında ise Latif vardır. Latif, kasabasına bağlı, saf ve içten bir belediye başkanıdır.

Sürgünün, göçerin ve göçmenin hikayesi de biraz Selamsız Bandosu gibidir. Bir gün yaşam yeniden yazılmaya başlanacak umuduyla ayaktadır her daim. O yaşam yeniden yazılır mı? Yoksa yaşanandan daha öte bir gerçeklik yok mudur bilinmez ama umut göçerin çıkınındaki tek azığıdır...

Dünya edebiyatında Sürgün Edebiyatı’nın hatırı sayılır bir yeri vardır. Bu edebiyatın ortaya çıkması elbette bir tesadüf değildir. Sürgün’ün hayata bağlanması, yaşıyorum diye haykırması ve yaşadığı alanı doldurmak istemesinin bir sonucudur edebiyatı. Ana tema yaşama isteğidir ana renk ise hüzündür bu yazında... Hem yaşama isteği hem de hüzün, yalnızlığa duyulan öfkeden gelir; gelmesi de son derece anlaşılır bir tepkidir.

“Neden yazmaya başladım?[2]” diye soruyor Gorki. Ve yanıtlıyor: “ezici ve sıkıcı yaşamın doğurduğu baskı ve itilimin sonucu olarak yazmaya başladım.” Yazmak başka bir yazımla üretmek, ilkin yaşamı yaşanabilir kılma çabasıdır ve bu yaşam her şeyden ve herkesten önce bizim bireysel yaşamımızdır. Bütün girdiler bir tarafa bırakılırsa yazmak insanın kendi ruh sağlığını koruma çabasıdır. Bu sebep bile tek başına bir dergi çıkarmak, bir fotoğraf sergisi açmak ve sinema filmi çekmek için yeterli bir sebeptir.

Kurduğumuz cümlelerin, yaşadığımız şehirlerin sokaklarında tanımsız bir söz dizinine dönüştüğünü bile bile neden yazıyoruz? Neden reklamdan geçinmek için dergi çıkarıyormuşuz gibi yapmıyoruz? Neden bu dergiyi bedava dağıtıyoruz hem de kapitalizmin bütün rafineliğiyle yaşandığı bu memlekette? Bu soruların büyük, insanı şaşkına çeviren yanıtları yok. Sade ve basit: böyle istiyoruz da ondan; sağlık reçetemizde bu yazıyor... Bu kadar.

Tekrar Selamsız Bandosu’na dönersek. Belediye başkanı Latif, kasabayı terk etmek isteyen bando şefine: “Bilmem kaç dedemin dedesi burada yaşadı burada öldü. Bazen diyorum kendi kendime çek git ne işin var burada ama yapamıyorum; havasından mı suyundan mı işte bırakıp gidemiyorum” Herkes Latif gibi değil hayatta. Bırakanlar, gidenler, gittikleri yerleri bir daha dönüp görmeyen ve beğenmeyenlerle dolu etraf. Latif’in mücadelesi biraz da biz sürgünlerin mücadelesine benziyor. Yanı başında bütün albenisiyle akıp giden bir piyasa ve bizlerse inatla kasabamızı güzelleştirme derdindeyiz. Kasabamız da, onu daha güzel yapabilme çabası da bizim inadımız. Ne güzel...

Soru sorulurken hep bunu hatırlıyorum. Niye yazıyorsunuz diyorlar, dönüp niye yazmıyorsunuz diyorum. Niye yapıyorsunuz ki bu işi diyorlar niye siz de yapmıyorsunuz diyorum. Uzun, sonunda dünyanın ve insanlığın muhteşem kurtuluşunu muştulayan cümleler kurmak gerekmiyor. Akacak kan durmaz ya hani damarda. (Bize böyle öğrettiler. Ne de olsa silah ve istila ağırlıklı bir tarihten geliyoruz.) Oysa ki yazılacak kelime kalemde durmaz da denebilirdi. Denmemiş şimdi bunu söylemeyi deniyoruz.

Bu bir hüzün müdür? Evet, çünkü aşk ve savaş hüzün denklemindedir. Hem sürgünde hem de öteki yakada olmak böyle bir şey olsa gerek. Sonunda ne cumhurbaşkanı ne de tekel bereketi(!) uğrayacak sayfalarımıza. İnsan kendinden çıkar yola ve varsa biraz da talihi kendine döner sonunda. Budur bütün mesele...

Hasever
Zürich, 19 Haziran 2006, Öteki İsviçre Dergisi


[1] Selamsız Bandosu, yön: Nesli Çölgeçen, Oyuncular: Ş. Şen, U. Yücel, A. Uyandıran,1987
[2] Maksim Gorki, Edebiyat Yaşamım, çev: Şemsa Yeğin, Payel Yayınevi, 1978, syf. 38

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
30
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (2)
  • Murat  - Selam
    avatar

    Sürgünde olmak çok uzakta veya sadece başka memlekette olmak demek değil sanırım. Bir çoğumuz babamızdan farklı olarak doğduğumuz yerde ölmeyeceğiz büyük ihtimalle. Bu en çok bizim kuşakla başlayan bir şey. Facebook nanesine girip lise yıllarından eski arkadaşlarımı bulunca bayağı bir efkarlanmıştım. Çocukların bir çoğu memlekette kalmış, evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Kimi siyasete atılmış, kimi esnaf olmuş, kimi itfaiyeci. Üç beşimiz üniversiteyi kazanıp terk-i diyar etmiştik. Fakat geride kalanlar vardı. Hasan'ın yazısını okurken bunlar aklıma geldi. Tüm Selamsız'lara selam etmek istedim.

  • hasever  - Ayrı Ayrı
    avatar

    Murat,

    Ne "güzel" söylemişsin. İki kuşağımız aynı mezarlıkta yatmıyor. Şahsen ben Dedem'in(Babamın babası) nerde yattığını bilmiyorum...

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #2 hasever 29-12-2010 01:16
Murat,

Ne "güzel" söylemişsin. İki kuşağımız aynı mezarlıkta yatmıyor. Şahsen ben Dedem'in(Babamı n babası) nerde yattığını bilmiyorum...
Alıntı
 
 
0 #1 Murat 28-12-2010 06:17
Sürgünde olmak çok uzakta veya sadece başka memlekette olmak demek değil sanırım. Bir çoğumuz babamızdan farklı olarak doğduğumuz yerde ölmeyeceğiz büyük ihtimalle. Bu en çok bizim kuşakla başlayan bir şey. Facebook nanesine girip lise yıllarından eski arkadaşlarımı bulunca bayağı bir efkarlanmıştım. Çocukların bir çoğu memlekette kalmış, evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Kimi siyasete atılmış, kimi esnaf olmuş, kimi itfaiyeci. Üç beşimiz üniversiteyi kazanıp terk-i diyar etmiştik. Fakat geride kalanlar vardı. Hasan'ın yazısını okurken bunlar aklıma geldi. Tüm Selamsız'lara selam etmek istedim.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile