SOUL KITCHEN Popüler
Yemek ve lokantacılık hakkında pek çok film çekilmiştir. Benim ilk sırada hatırladıklarım arasında, dul bir kadının erkek işi olduğu için geleneklere aykırı olarak Japon eriştesi yapmayı öğrenip lokantasında satmasını öyküleyen “Tampopo” (1985 Japon yapımı), bir kapitalizm eleştirisi sayılabilecek ve tam olarak yemek hakkında olmasa da “Aşçı, Hırsız, Karısı ve Onun Aşığı ” (1989 Fransız-İng. Yapımı), Amerikan çölünde bir “Bağdat Café” (1987; müziği çok güzeldir), en yakın tarihli olarak da başrolde Juliette Binochet’nin zarifliğiyle “Çikolata” (2000) sayılabilir.
Gerçi, bütün bu filmlerde yemek başka pek çok şeyi temsil edebilir ya da anlatılacak olana eşlik eder.
“Soul Kitchen”, tam bir yemek filmi olmasa da adından da anlaşılacağı üzere bir lokanta hakkında. Bana biraz “Benim Güzel Çamaşırhanem”i (Yön. Stephen Frears; başrolde Daniel Day Lewis; 1985) de çağrıştırmadı değil.
“Soul Kitchen”, bir Klaus Maeck, Fatih Akın prodüksiyonu; Yönetmen, Fatih Akın; Senaryo, Fatih Akın ve Adam Bousdoukus, yapım yılı 2009.
Pek çok oyuncu arasında, Adam Bousdoukus (Yunanlı lokanta sahibi Zinos) rolün hakkını verse de aşağıdaki ikisi kadar dikkat çekici değil. Kendisini daha fazla filmde görmek istediğim Moritz Bleibtreu’yu (Zinos’un ağabeyi İlyas) Fatih Akın’ın diğer filmlerinden tanıyacaksınız. Ama ben onu en çok yine bir Alman yapımı ve tarihsel bir psikolojik deneyin kurgusu olan “Deney” filminden hatırlıyorum. Birol Ünel (Aşçı), Akın’ın müptelası olduğu oyuncusu; her zamanki gibi, işi kısa bile olsa, en iyisini yapıyor. Diğer Türk oyuncular Demir Gökgöl (Kiracı Kaptan), Cem Akın (İlyas’ın arkadaşı) ve sürpriz bir rolde Uğur Yücel.
Hamburg’daki sıradan insanların sıradan hayatlarını sıra dışı ve mizahi bir dille anlatan filmin konusu, kötü bir semtteki, eskiden önünden tren rayları geçen ve hangardan bozma sıradan bir fast food lokantasını, başta öyle amaçlanmasa bile sonradan yemekleri birinci sınıf bir restorana çevirmek. Ve bundan her şeye rağmen vazgeçmemek. Bir bakıma küçük girişimci rüyası. Ne olursa olsun amacından vazgeçme –ama bunu dostlarınla ve yakınlarınla yap– şiarı ise, filmin tüm dokusuna yayılıyor. Öyle ki, kahraman, sevgilisiyle neredeyse imkânsız hale gelen ilişkisini bile bitirmiyor, onun için çaba harcıyor.
Çok kültürlü, çok müzikli, otantik ya da pop Yunan şarkılarından Soul, R & B, Rock çeşitlerine kadar bir sürü şarkıyla bezenmiş, renkli ve cümbüşlü bir film olan “Soul Kitchen”, etnik mozaik konusunda bazı zorlamalara da başvurmuyor değil. Örneğin aşçı kaybolduktan sonra onun Çingene olduğunun laf arasında vurgulanması gibi. Yine de göze o kadar batmıyor. Göçmenlik filmde üstüne gidilen, vurgulanan örneğin politik bir öğe olmaktan ziyade, o göçmenlerin bireysel hayatlarının kültürel bir rengi olarak ele alınmış. Tarzları, müzikleri, sofra adaplarıyla ilgili. Lokanta sahibi pekâlâ Türk ya da Macar olabilirdi, bu ise filmin akışını pek de değiştirmezdi. Örneğin, kahramanlarımızı kazıklayan Alman emlâkçı rahatlıkla başka bir Alman’ı da dolandırabilecek bir tipe benziyordu.
Gelelim aşçıya. Aşçının birinci mottosu: “Her şey satılır, mühim olan satılmayanı satmak.” İkincisi ise: “Ruhun için yemek.”
İkincisini kaba saba motorcu, Rockçı tayfası da anlamış olacak ki, lokanta sahibini şaşırtarak hamburger yerine spesiyallerden sipariş ederler.
Bir ara, tatlıya afrodizyak karıştırmak işleri çığırından çıkaracaktır.
Film, yaşanan bütün sıkıntılı olaylara rağmen dostların ve kaderin de yardımıyla mutlu sonla biter.
Kahramanların başına gelen belalara da gülmeseniz bile gülümseyebilirsiniz.
Fatih Akın’ın da altında imzası bulunan senaryo/diyalog-yoğun bu filmde çekimler, tipik Kuzey işlevselliği çerçevesinde gerektiği kadar, ne fazla uzun, ne de kısa, genelde diyalogla paralel gidiyor. Kurgu da insanı yormuyor. Ana iç mekân lokanta olmakla beraber, farklı iç ve dış mekânlara da rastlanabiliyor, ne var ki bunlar da abartılı, gösterişli sahneler değil, yine senaryonun gerektirdiği ölçüde. Akın, küçük bütçelerle büyük filmler yapılabileceğini daha önce de göstermişti.
Son olarak, bel fıtığı olanlar için harikulade bir film, onların özellikle seyretmesi gerekir.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Karakter Zenginliği Olan Bir Film
Doğrusu güzel sevimli bir filmdi..Ben beğendim..
İsmet'in de belirttiği gibi aksi, ama ilkeli ve işini bir sanat olarak gören aşçı rolündeki Birol Ünel bence filmdeki en iyi performansı göstermiş..
Daha ilk sahnede "Ha ilginç bir karakter, kötü bir film olmayacak galiba" demiştim..Hemen filme ara verip Wiki'de kimmiş diye baktım..Almancı da olsa türk olduğunu görünce memnun oldum..
Tom Waits de ara ara küçük rollere çıkar ve çok sağlam performanslar sergiler; onun tarzını hatırlattı bana..Bir de Punk'çü Iggy Pop'a..
Ilias rolündeki oyuncu da fena değildi ama Birol Ünel kadar değil..
Başroldeki oyuncu da bence tatmin edici bir performans göstermiş; bizde bu kadarına sahip birileri çıksa öper başıma koyarım..
Genel olarak, eğlencelik, hoş, sevimlibir film..

























