Paris, Texas Popüler
Amerikan Yalnızlığı Üzerine, daha doğrusu yol yalnızlığı üzerine,Avrupalı Duyarlılığı İle Yakılmış Bir Ağıt.
Film bilincini kaybetmiş, şuursuzca çöllerde dolaşan, hırpani görünümlü bir adamın görüntüsüyle açılıyor. Amaçsızca dolanıp duruyor. Sonunda ücra bir yerdeki bir lokanta ya da markette yığılıp kalıyor. Üzerindeki notlardan kardeşine ulaşılıyor. Ve anlaşılıyor ki, kahrmanımız bir aşk evliliğinin görünürde ciddi bir sebeb yokken krize düşmesi sonucunda kendini yollara vermiş. Hani insanın aklına nerdeyse Mecnun'un hikayesinden bir aşırma olduğu fikri geliyor. O ölçüde alıp başını çöllere vurma durumu yani. Gerçi tam olarak öyle de değil. Yani adamın kendini yollara vurması tam olarak aşk yüzünden değil, hatta evliliğin sorunsuz olduğu dönemde alıp başını gitme ihtiyacı beliriyor. Ve elinde bir resim var. Boş bir arsanın resmi. Texas'taki Paris adlı kasabada yer alan boş bir arsanın resmi. Sonradan öğreniyoruz ki, anne babasının muhtemelen kendisinin rahme düşmesine neden olan sevişmeyi yaptıkları arsa bu. İşte bu arsayı bulup, üzerinde bir ev yapmak için yollara düşmüş. Ama neden uçağa atlayıp, 2-3 saatte ulaşmak varken, yaya yollara düşüyor ve yıllarca yollarda kalıyor. (Filmi umarım yanlış hatırlamıyorumdur) İşte bu noktada sanırım filmin büyük inceliği ortaya çıkıyor. Amaç hedefe ulaşmak değil belki de. Bir "amaç" için yolda olmanın kendisi, "normal" hayatının bunaltıcılığından kaçmayı sağlıyor belki de.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Temmuz 31, 2009
İlk 10 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
tek yol, kendi yolumdur...
Kahramanımız sonradan öğreneceğimiz bir sebepten dolayı kendini yollara vuruyor. Fakat nasıl vurmak, beş gün boyunca koşmuş olduğunu öğreniyoruz sonra. Sebebi ise izleyeceklere kalsın. Fakat dört yıl boyunca kimseye haber vermeden yalnızlığı seçiyor.
Filmde en çok Kinski ile Stanton'ın cam arkasında geçen diyaloglarını beğendim. İlkinde adam konuşurken Kinski'yi izlemek çok etkileyici. Aynı şekilde yine Kinski anlatırken de öyle.
Yavaş ve uzun bir yol filmi izlemeyi sevenler için kaçırılmayacak bir film.
Yolumu Kaybetmiş Perişanım Ben
Bazı yönetmenler (senaristler) kahramanlarını geliştiremediklerinde öldürmeyi ya da yollara salmayı tercih ederler (Bakınız Fatih Akın, Yaşamın Kıyısında). Ancak, Wim Wenders'ın filmi kelimenin tam anlamıyla bir yol filmi.
Nastassja Kinski hayranıyımdır; kadını seyretmeye doyamadım vallahi, Allah sevdiğine bağışlasın.
Son Güncelleme: Şubat 14, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Vuracağım Kendimi Yollara, Çöllere
"Paris,Texas"ı iki kelime ile özetle deselerdi "Yol Filmi" derdim. Bazıları için bu iki kelime yeterlidir. Hatta özel bir "genre"dır. Kerouac'ın "On The Roads"ı ile mi başlamıştır böyle bir sanatsal kategori, yoksa hep mi vardı bilemiyorum tabii. Lakin malum "Yol" yüklü bir mefhum. Felsefi çağrışımları yoğun, sanatsal duyarlılığa da oldukça açık. Mutsuz olunan mekanı terketmek, hayallere doğru gitmek ya da -ki bence en iyisi- sadece gidiyor olmak gibi bariz çağrışımları var. İşte bu film tam da bu temaları işliyor.
Yalnız benim fazladan bir iddiam var, "Yolda olma" duyarlılığının yaşanacağı en ideal yer amerikadır. Kuşkusuz bunda kıta gibi ülkenin sınırsızmış izlenimi veren geniş uzam etkisinin payı büyük. Amerika hakında benim en çok sevdiğim ve uzak kaldığım zaman en çok özlediğim şey işte bu "yolda olma" duygusudur. Åžimdi denebilir ki, "bir sanatsal duyarlılık içindeymiş yanılsamasını yaşamak için karizmatik bir yer olarak amerikayı öne çıkarıyorsun, bizim Konya ovasına da gitsen benzer manzaraları yakalarsın. Yol da istiyorsan gül gibi E-5 var işte". Tamam öyle olabilir, lakin bizde "ulan yollara vuracağım kendimi" dediğin zaman yeterince uzaklaşamıyorsun, ücra bir yere bile gitsen birileri "ayran vireyim mi hemşo, içen mi?" diye ilgileniyor, ardından "Memleket Nire?" girizgahı ile hemen haşır neşir olabiliyor. Haliyle olayın bütün espirisi kayboluyor. Ama Amerikanın yollarında gerçekten tam anlamıyla kaybolmak mümkün. Bir ikinci özgünlüğü ise, gerçekten kötü süprizlerle karşılaşma olasılığı yüksek. Tabii bizim karikatürlere bile konu olmuş, "Hey Kovboy biz buralarda yabancıları pek sevmeyiz" durumlarını yaşayabaliceğiniz absürd kasabalara denk gelme olasılığını da ekleyeyim. Sıradan filmlerde de yüzlerce defa işlenmiştir, kahraman "in the middle of nowhere"de ürkütücü bir benzin istasyonuna gelir, küçük, tipik amerikan tarzı lokantaya oturur, nemrut suratlı bir kadın hiç sormadan zifir gibi kahve döker, "What will it be?" diye sorar. Ya da hiçbir uygarlık belirtisi görülmeyen bir yerde, Psycho'daki Norman Bates'inki gibi bir otel karşınıza çıkar bir anda. Bağlantılarından biri kopmuş "Vacancy" tabelası, rüzgarda salınır durur, ya da eğer akşam ise bir iki harfinin, eskimiş kablolar yüzünden yanıp söndüğünü görürsünüz.
Popüler kültürde yerleşecek kadar yaygınlanmıs bu klasik imgeler hala gerçek hayatta var. Başka süprizlerle de karşılaşıyorsunuz. San Diego'dan Las Vegas'a çölün ortasından geçen bir otoyol üzerinden gitmiştik. Göz alabildiğince geniş bir uzam içinde tek bir yaşam belirtisi görülmezken, yolun kenarında tipik amerikan posta kutularını fark etmiştim. Kime aitti bu kutular, sahipleri nerdeydi, evler nerdeydi?
Amerikalıların kendi yalnızlıklarını benzer bir derin duyarlılıkla işlemelerini beklemek bence yersiz olur. Ama böylesine önemli kültürel bir durum tabii ki onların da gözünden kaçmıyor. Lakin yol yalnızlığını işlemenin amerikan versiyonu, melankoli yönünde değil de bekleneceği üzere macera yönünde tezahür ediyor. Ortaya tabii bildik korku filmi standartları çıkıyor. Amerikanın yankee/yuppie kültüründe, orta-batının redneck (amerikan köylüsü) yaşantısına yönelik yerleşik ciddi bir korku vardır. "Wrong Turn" teması pekçok filmde işlenir. Örneğin Oliver Ston'nun "U-turn" adlı filminde Sean Penn, yanlış bir yerde arabasının bozulması üzerine, ürkütücü bir kasabaya girmek zorunda kalır. Son zamanlardaki "House Of Wax" filminde de gariban gençler bir sapığın yaşadığı korkunç bir kasabaya düşer. Bunun gibi onlarca film vardır.
Elbette Wenders'inki farklı. Yoğun, kesif bir melankoli filmin her anında hissediliyor. Müthiş bir blues gitardan ibaret fon müziği ise bu film için ideal. Ortamı daha da kasvetli yapıyor.
Tabii diğer çok etkileyici tema da, rahme düştüğü yere dönme ihtiyacı. Sonradan içine atılınan yaşamı redetme, en geriye, en başa dönme ihtiyacı. Klasik ana rahmine dönme sendromu gibi oldu ama sanki gerçekten öyle..Ben de çok hissederim bu durumu. Ana rahmine dönmek kadar geriye götürmüyorum ama topu topu 7 yılımın geçtiği çocukluğumun Dörtyol kasabasına yoğun bir nostalji duyuyorum.
Kasvetli filmlerden ve yalnızlık temasından hoşlanmayanlar için haliyle uygun bir film değil. Ama acı çekmesini sevenler için tam bir klasik.
-
2008-02-22 21:23:41 |SAdministrator| onder
-
2008-02-22 17:53:32 |SAdministrator| onder
-
2008-02-22 17:41:54 |Administrator| guclu

Uzun bir filmdir ama baslayinca zamanin nasil gectigini anlayamazsiniz. Hareketli de degildir ustelik. Yol filmidir, bir ara bizim buralarda cok soylendigi gibi "bireylerin kendileri ve birbirleriyle hesaplasmalarinin" filmidir. Nastasia Kinski sadece 20 dakika gorunur ama tum film O'na ulasmak icin gidilen bir yolun ve harcanan emegin hikayesidir. Basrol oyuncusu Harry Dean Stanton inanilmazdir. Keske daha fazla filmde oynasa diye dusunur insan. Kinski ve Stanton'un aralarinda cam varken "gorustukleri" sahne sanirim coktan sinema tarihine gecmistir. Cok severim bu filmi ve kesinlikle bu hafta sonu tekrar izleyecegim

Yorumlar
Lynch'in Kült TV Dizisi "Twin Peaks"in devamı olan bir filmde de oynamış..
Kesinlikle sağlam oyuncu










Güçlü'cüüm "Nastasia Kinski sadece 20 dakika gorunur ama tum film O'na ulasmak icin gidilen bir yolun ve harcanan emegin hikayesidir" biraz abartı olmuş be..Stanton abimiz bence kaybettiği geçmişi "bulmak" için yollara düşer. Filmin adı bile ona gönderme. Texas'taki Paris adlı kasabayla Nastasja ablamızın hiç alakası yok..Adam oğluyla buluştuktan sonra o dediği oluyor..Sonra adamın yanında taşıdığı arsa resmi, babasının "Paris"te doğdum diye hava atmasını sık sık dile getirmesi.. Neyse tekrar seyredersen sen de puanlandırmanı yap derim..Böylece filmlerin/kitapların/albümlerin daha nesnel bir değerlendirmesi ortaya çıkar..Yukarıdaki "Add new review" linkini kullanabilirsin..