Arıcı - Theo Angelopoulos Popüler
Angelopoulos'tan yollarda geçen bir başka etkileyici öykü daha.
Emekli öğretmen Spiros, düğününde kızını evermiş bir babanın mutluluğunu sergilememektedir. Melankolik ve dalgındır. Vedalaşırken damadın ve oğlunun haşin bakışları altında gelinlik içindeki kızına tutkuyla sarılıp kaldırmasıyla, ortada tekin olmayan bir "baba sevgisinin" olduğunun ilk ipuçlarını almaya başlarız. Ayrıntılarını bilmediğimiz yaşanmışlıklar nedeniyle karısıyla da ayrı olduğunu anlarız; "Sana ne yaptım" sorusuna ancak "Hiçbirşey" diye cevap verebilir.
Son derece hüzünlü Spiros, babasından öğrendiği arıcılık uğruna ülkeyi boydan boya katedeceği yıllık yolculuğuna başlar; arılarının farklı "çiçekler"den farklı ballar toplamasını sağlamaktır amacı.
Yolculuk esnasında, o anki sevgilisi tarafından terkedilen Nadia'yı beklemediği bir emirvaki sonucunda kamyonetine almak zorunda kalır; diğer arıcı arkadaşları ile sohbetinden döndüğünde genç kadın arabaya çoktan yerleşmiştir bile. Nadia'nın herhangi bir rotası yoktur, uygun olan ilk yerde bırakacağı önkoşuluyla bu davetsiz yol arkadaşını kabul eder.
Bir benzin istasyonunda bırakılan Nadia, kendini alacak başka birini bulamaz. Sabah kaltığından Spiros'un karşısındadır tekrar. Nadia'nın cinsellik de vaat eden bütün yakınlaşma çabalarına kayıtsız kalır. Ama kesin bir redediş de hissettiremediği için, genç kadın Spiros'un umursamaz mülayimliğini istismara başlar; birlikte kaldıkları otel odasına, terhis olmuş bir askeri bile getirir ve hemen yan yatakta cinsel ilişkiye girer.
Kızgın Spiros, belki de planladığından önce bulunduğu duraktan ayrılır ve bir sonrakine doğru yola koyulur. Ancak Spiros'un rotasını çizmiş olduğu haritayı görmüş olan Nadia peşini bırakmayacaktır; duygularında bir altüst oluş, tam bir karmaşa başlamıştır. Karısı Anna'ya koşar ve "Seni almaya geldim" der. Ama çok geçtir tabii ki. Bunun üzerine Nadia'ya yönelir; bulunduğu Cafe'ye arabasıyla dalarak kızı genç erkeklerin arasından alır. İlişkinin dengeleri tamamen değişmiştir; patlamış olan bir tutkuyla genç kadını isteyen yaşlı Spiros'tur artık.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Sanki Biraz Sığ Durmuş
Theo Yoldaş, yine yollara vurmuş kendini ama sanki bir derinlik yakalayamamış gibi geldi bana... Fakat bu "sığlık" Theo'nun ölçütlerinde bir sığlık; günlük sığlıkla karıştırmamak lazım...
Spiros
Spiros Angelopoulos'un babasının adıymış. Bu filmde ve Kitara'ya Yolculuk filmlerinde kahramanın ismi olarak bunu seçmiş. Yönetmen bu isim ile bir kuşağı simgelediğini söyler. Angelopoulos'un filmleri birbirinin bir devamı niteliğindedir ve belki de bu yüzden bu iki ardışık iki filminde bu ismi kullanmış olabileceğini de belirtir.
Mastroianni bence bu role çok uymuş ve iyi de oynamış zaten.
Film, ellisini geçmiş bir adamın kızının düğünü sonrası arılarının farklı çiçeklerden öz toplaması için yaptığı yolculuk üzerine kuruludur. Yönetmen arıcıların şair yönlerinin olduğunu ve arılarla aralarında duygusal bir ilişki olduğunu söyler. Kahramanımızın aslında arıları için çıktığı yolculuk bir anlamda kendisi içindir. Evinde karısıyla yaşadığı ve kızının düğününde hissedilen hüzünle belli olan sorunları ve yılların yorgunluğu ve yaşanmışlığının ağırlığı ile dayanılmaz hale gelen insani duygularının yükü ile çıkar bu yola.
"Arıcı" Değil "Kadıncı" Da Olabilirdi
Film, arı kovanı ile cinsellik arasında kurulan bir allegoriye dayanıyor diye iddia edilebilir sanıyorum.
Yönetmenin bize anlatmak istediği öykünün sırrına varabilmek için, filmin prologunda küçük Spiros ile babası arasında geçen konuşmanın kilit öneme sahip olduğunu düşünüyorum.
Spiros'tan bakire arıların kaçıp kurtulmak için kapatıldıkları petek hücresinin duvarlarını yıkmaya çalışmlarının yarattığı sese kulak vermesini ister;
-"Tıpkı bir Şarkı gibi değil mi? Bakireler kaçmaya çalıştıkça, asker arılar duvarda açtıkları delikleri tekrar onarıp içeride kalmalarını sağlar".
-Niye çıkıp gitmelerine izin vermiyorlar.
-Çünkü aralarından biri Kraliçe olarak seçilecek; ilkine birşey olursa, kovanın devamı için diğerlerini yedek olarak tutuyorlar.
Kızı peteğini yarıp kurtulmaya çalışan bakie arılardan biri mi yoksa? Keza yolda karşılaştığı Nadia?
Biri ölüm döşeğinde olan iki arkadaşıyla sahilde buluştuklarında, birinin "Anna'ya hepimiz aşıktık ama Spiros elimizden çekip aldı onu" demesi, prologtaki diysalogta geçen, kraliçe olmak için seçilen bakirenin, etrafında dans eden erkek arılar arasından birini seçtiğine gönderme mi? Yoksa karısı Anna, artık yedekte tutulan bakirelerden biriyle değiştirilmesi gereken yaşlı Kraliçe Arı mı? Bakireler, -kızı ve Nadia- peteklerini kırıp kovandan kaçınca, "arıcılık" da bitmiş olmuyor mu?





















































