Uzak Popüler
Türk Sinemasında İlk Gerçek Başyapıt
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Şubat 12, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Metropol Yalnızlığına Ağıt
Uzak bence türk sinemasında -en azından benim bildiğim kadarıyla- bir ikinci örneği olmayan bir yapıt. Kuşkusuz bizde de "Sanat Filmleri" kategorisinde ele alınabilecek pekçok film yapılmıştır. Ama bunların tümü kanımca, senaryoya yani sözsel anlatıma dayanan filmlerdi. Somut bir öykü anlatırlar, kamera öykünün emrindedir. Yazılı değil sözel bir kültürümüz olduğu söylenir. Bunun sinemadaki karşılığı da görselliğe değil öyküselliğe dayanan filmlerden oluşan bir kültürümüz olduğu iddiası olabilir.
"Uzak"ın dile getirmeye çalıştığı insanlık durumu hangi mükemmel senaryo ile dile getirilebilirdi ya da getirilebilir miydi? Mevcut senaryo son derece basit; bir taşralı genç İstanbul'daki akrabasının yanına gelir, iş aramak için. Hepsi bu. Bütün senaryo bu. Ama işte bu bir cümlelik senaryoya dayanarak Nuri Bilge Ceylan daha önce hiç kimsenin yapmadığı bir şekilde, koca bir şehirdeki o korkunç yalnızlığı son derece etkileyici bir şekilde ekrana yansıtmayı başarabiliyor. Bu filmden etkilenebilmek için, o yalnızlığı yaşıyor olmak gerekir. Eğer o yalnızlık da yaşanıyorsa zaten fazla söze gerek yoktur. Kasvetli bir havada bir bankta elleri paltosunun cebinde oturan bir insan görüntüsü, benzer bir sahneyi yaşayan biri için zaten yeterlidir. Bir sürü çağrışım arkasından gelecektir.
Sinema sanatının özgünlüğü, imgelerle her insandaki özgün çağrışım zincirlerini tetiklemek değil midir? Eğer öyleyse Uzak bunu son derece iyi bir şekilde yerine getiriyor. Ceylan'a kadar bu tür etkileşimleri, yabancı yönetmenler sayesinde yabancı mekanlara yönelik yaşardık. Åžimdi onun sayesinde kendi şehrimizde kendi yalnızlığımızı ekranda görebiliyoruz.
Ceylan'a bir yönetmen olarak yakınlık duymak çok kolay. Filmdeki sahneleri çekebilmek, ancak onları yaşayacak duyarlılığa sahip olmakla mümkündür. Kamerayı ve sermayeyi arkasına alan herkes, örneğin bir Sinan Çetin, bu tür filmler çekemez. Bu sahneleri gördükten sonra insan rahatlıkla "Nuri Bile Ceylan bizden biri işte" diyebilir. Umarım kariyeri böyle devam eder ve bir dizi çekerken görmeyiz onu.
-
2008-02-19 15:49:01 |SAdministrator| onder
-
2008-02-19 17:49:55 |Publisher| emrahpolat

Dediklerini anladım şimdi.
Güzel mevzu, ama çok uzun; biraz dalalım meseleye :-)
O ünlü sözü değiştirirsek, "Önce senaryo vardı!"
(senaryo=söz ses görüntü)Not: Öncelik sıralaması yapmadım.
Nuri bilge Ceylan öncelik sıralaması yaparak şöyle tanımlıyor sanırım senaryoyu: (görüntü söz ses)
"ses"i, 'dış ses' kullanımıyla sınırlı tutuyor. Zorunlu kalmadıkça müzik kullanmıyor, atmosferi tanımlamak için kullanıyor yalnızca, kendisi de zaten filmde müzikten pek hoşlanmadığını söylemişti TRT2'deki bir söyleşisinde.
Sanırım Tarkovsky ise meseleye şöyle yaklaşıyor. senaryo: görüntü ses söz
kuşkusuz ideal bir formulasyon olmasa gerek, her yiğidin yogurt yiyişi hesabı, işini iyi yaptıktan sonra!.Reha erdem 'in son ve bazı filmleri aklıma geldi; o da görüntüyü öne koyuyor.
Her formülasyon bir kabalaştırma da içeriyor nihayetinde hocam; bu üç unsuru bıçakla ayırır gibi birbirinden ayırmak imkansız zaten malum. Bir de bu formülasyonu yaparken şunu akılda tutmak lazım bence: (En genel anlamda konuşuyorum) "Sinema gösterir; ne söyler, ne dinletir, ama gösterir." Söylemek ve dinletmek başka alanların işidir esasen, ama bunların tümünden, sanatların tümünden ve teknolojinin tüm olanaklarından yararlanan da sinemadır.
Senaryonun bir film için önemini bir kez daha anlamak için filmin senaryosuna yeniden bakılabilir gibi. Sanırım Norgunk yayınlarından çıktı.
Moving pictures meselesi üzerine okumam lazım, ilk anda çağrıştırdıkları dışında birşey bilmiyorum doğrusu.
-
2008-02-19 17:52:25 |Publisher| emrahpolat
-
2008-02-19 18:55:48 |SAdministrator| onder

Moving Pictures olayını ben de kulaktan dolma "biliyorum" hocam. Sinemanın bir metaforu gibi. Åžu 24 karenin her biri aslında bir resim değil midir? Åžimdi 24 karenin herbirini tek tek fotograf/resim gibi işlersen, sinema sanatını, resim sanatı olarak temel parçacıklarına indirgemiş olursun..
24 karenin her birini tek tek işleme ustası olarak Tarkovsky'i bilirdim..Fellini'ninin Satyricon'unu seyrettikten sonra fikrim değişti..Ağzım açık kaldı desem abartı olmaz..Adam uzun kamera kaymaları yapıyor epey bir süre, tek bir kare olsun boş geçmiyor..Sanki kamera ile değilde fotograf makinesi ile tek tek çekmiş sonradan eklemiş gibi..Ve sözkonusu olan kaymada onlarca figuran var sahnede..Fırsatın olduğunda seyrdersen bir dikkat et, figüranların mimiklerine, pozlarına..Adam sanki herbirini tek tek yönetmiş.
Formülasyonunda senaryo = görüntü ses söz olarak formüle ettin anlamadım..Senaryo söz'ün içinde kapsanmaz mı zaten..Film = görüntü ses söz demek mi istedin yoksa..
Ceylan'a sinemada müzik konusundaki fikrine katılmıyorum doğrusu..Ama anlayabiliyorum..
Mesala ben Lost'u niye bu kadar çok sevdim biliyor musun? Bir adada çekilmiş olmasından dolayı..Aslında hiç müzik ve diyalog olmasa, ya da senaryo bu merak uyandırmasa dahi ben çok severdim..
Bu anlamda aslında Lost'un bir entel versiyonu da çekilebilir. Adaya kaza sonucu düşmeyecekler de, kendi iradeleri ile gidecekler. Gereksiz gereksiz sohbet edecekler..
Lost'un en sevdiğim sahneleri ormandaki yağmur sahneleridir.
Ne güzel bulmuşşun öyle bir adayı, niye "kurtulmaya" çalışıyorsunuz.?
-
2008-02-19 21:07:59 |Publisher| emrahpolat

Satyricon evde var sanırım, izlerim.
Senaryonun önemini vurgulamak için biraz abartmış olabilirim.
Sanırım yeni bir formüle ihtiyacımız var: "Film: senaryo (artı) Yönetmen (artı) oyuncular (artı) teknik destek" Önceki formülü de hesaba katmak lazım tabii
Sosyoluoji okumuş biri olarak söylemem tuhaf ama bu formüller de baya işe yarıyormuş hocam be, siz mühendislerden öğrenecek çok şey var.
Senaryo asla söze indirgenemez diye düşünüyorum; sözü de içeren teknik bir metin sonuçta. Biliyorsun, diyalogları, sahneleri, ışığın ve görüntünün nasıl olması gerektiğini anlatır. Tabii ki bir metin olması anlamında sözdür, ama bir filmin nasıl olması gerektiği anlamında yalnızca söz değildir.
-
2008-02-19 22:15:23 |SAdministrator| onder

Konu konuyu açıyor..Saralım bari eyice..
Mühendis olmama rağmen, mühendisliği de mühendis zihniyetini de sevmem..Mühendisliğin özü sadeleştirme ilşlemidir. Karmaşık bir problemi alır, bir iki değişkene ve bunların arasındaki bir formüle indirger.
Eh bu zihniyetteki biri toplumsal muhalefete soyunursa, politika anlayışı da haliyle devrim eşittir örgüt çarpı sınıfın karesi gibi bir formüle indirgenir. Diğer tüm değişkenler de limit zaman sonsuza giderken sıfıra eşittir, ihmal edilebilir. Boşuna değil en gerici solcular hep mühendsilerden çıkar..Politika alanıyla da sınırlamamak lazım..Hayatın bütün alanlarında da kendini beğenmiş, egoları büyük insanlar olur genelde..İtiraf ediyorum okuldayken mühendislik harici diğer bütün bölümleri aşağılar, üniversitede olmalarını bile gereksiz sayardık...15 yıldır icra ederim bu mesleği, bunca süre boyunca tek bir dostluk kuramadım mühendislerle..
Gerçi abartmamak lazım, bizim aramızdan da Ceylan, Oğuz Atay gibileri çıkabiliyor.
-
2008-02-20 03:51:03 |Publisher| emrahpolat
-
2008-02-18 20:46:01 |Publisher| emrahpolat

Evet ya, sinematografi böyle bir şey. Kasaba ve Mayıs Sıkıntısı'ndaki acemiliklerlerden iz yok filmde. Zaten üzerine söylenecek fazla bir şey de yok yok filmin.
Yalnız senden farklı olarak filmin senaryosunun çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Kusursuz neredeyse. Biliyorsun senaryo yalnızca öykü demek değil, planlar, mekanlar, ışık gibi bi dolu bileşeni var senaryonun. Hatta, adını şimdi hatırlayamadığım soyadı Özdemir olan o adamı filmin sonunda bankta oturtan da senaryo. Yönetmenin bir süre Ankara'ya gelip senaryo üzerine Cemil Kavukçu ile çalıştığını duymuştum.
N. B. Ceylan'dan bahsedince aklıma İklimler de geldi, bazıları hiç beğenmemiş o filmi, işçilik olarak aksayan yanı olmadığı gibi, kadın-erkek ilişkilerindeki "üstünlük" meselesini/oyununu zekice didiklemesi açısından da başarılı bulmuştum filmi. Çok gülmüştüm.
-
2008-02-19 05:18:58 |SAdministrator| onder

Emrah Hocam,
Bende muazzam, akla hayale sığmayacak müthiş bir abartma hastalığı var. Sakin sıftlarla dile getiremiyorum meramımı. Uzak'ın senaryosu hakkında da yaptığım bu. Elbette tek cümlelik bir snerayo değil de, sinematografinin senaryoya yenilikçi baskınlığını dile getirmek istedim. Yani böyle Lost'vari, Donni Darko'vari karmaşık, çok katmanlı bir senaryosu yok demek istedim..
Ben Mayıs Sıkıntısını da çok sevmiştim ya.
-
2008-02-19 09:21:26 |SAdministrator| onder

Ha Bu arada Emrah hocam, bir filmi/kitabı/albümü bir kere tanıtmak zorunda değiliz. Aynı girdiye birden fazla eleştiri tanıtım yapılabilir. Yorumlar kısmının hemen üstünde "User Reviews" kısmında "Add New Review" diye bir link var. Bunu kullanarak "Uzak" ya da diğerleri hakkındaki kendi değerlendirmeni yapabilirsin.
-
2008-02-19 15:22:16 |Publisher| emrahpolat

Önder Hocam, ben de beğendiğim şeyleri abartmayı severim, sohbet zenginleşsin istedim, o yüzden bu yorumları ekledim. Bundan sonra yapacağım yorumlar da sırf bu yüzdendir.
"Sinematografinin senaryoya yenilikçi baskınlığından," ne kastettiğini anlayamadım bu arada, biraz açıklar mısın?
Ben de sevmiştim mayıs sıkıntısını, kasabayı, hatta adamın çektiği fotograflara da bayılırım. www.nuribilgeceylan.com
Teşekkürler, "add new rewiew" linki'ni kullanırım.
Yorumlar
Algoritmik düşünce, mühendislerin büyük avantajı gibi gözüküyor bu tür yaratıcı işlerde; özellikle kurgu ve olay örgüsünde.
Mühendis olmama rağmen, mühendisliği de mühendis zihniyetini de sevmem..Mühendi sliğin özü sadeleştirme ilşlemidir. Karmaşık bir problemi alır, bir iki değişkene ve bunların arasındaki bir formüle indirger.
Eh bu zihniyetteki biri toplumsal muhalefete soyunursa, politika anlayışı da haliyle devrim eşittir örgüt çarpı sınıfın karesi gibi bir formüle indirgenir. Diğer tüm değişkenler de limit zaman sonsuza giderken sıfıra eşittir, ihmal edilebilir. Boşuna değil en gerici solcular hep mühendsilerden çıkar..Politika alanıyla da sınırlamamak lazım..Hayatın bütün alanlarında da kendini beğenmiş, egoları büyük insanlar olur genelde..İtiraf ediyorum okuldayken mühendislik harici diğer bütün bölümleri aşağılar, üniversitede olmalarını bile gereksiz sayardık...15 yıldır icra ederim bu mesleği, bunca süre boyunca tek bir dostluk kuramadım mühendislerle..
Gerçi abartmamak lazım, bizim aramızdan da Ceylan, Oğuz Atay gibileri çıkabiliyor.
Senaryonun önemini vurgulamak için biraz abartmış olabilirim.
Sanırım yeni bir formüle ihtiyacımız var: "Film: senaryo (artı) Yönetmen (artı) oyuncular (artı) teknik destek" Önceki formülü de hesaba katmak lazım tabii
Sosyoluoji okumuş biri olarak söylemem tuhaf ama bu formüller de baya işe yarıyormuş hocam be, siz mühendislerden öğrenecek çok şey var.
Senaryo asla söze indirgenemez diye düşünüyorum; sözü de içeren teknik bir metin sonuçta. Biliyorsun, diyalogları, sahneleri, ışığın ve görüntünün nasıl olması gerektiğini anlatır. Tabii ki bir metin olması anlamında sözdür, ama bir filmin nasıl olması gerektiği anlamında yalnızca söz değildir.
24 karenin her birini tek tek işleme ustası olarak Tarkovsky'i bilirdim..Felli ni'ninin Satyricon'unu seyrettikten sonra fikrim değişti..Ağzım açık kaldı desem abartı olmaz..Adam uzun kamera kaymaları yapıyor epey bir süre, tek bir kare olsun boş geçmiyor..Sanki kamera ile değilde fotograf makinesi ile tek tek çekmiş sonradan eklemiş gibi..Ve sözkonusu olan kaymada onlarca figuran var sahnede..Fırsat ın olduğunda seyrdersen bir dikkat et, figüranların mimiklerine, pozlarına..Adam sanki herbirini tek tek yönetmiş.
Formülasyonunda senaryo = görüntü ses söz olarak formüle ettin anlamadım..Sena ryo söz'ün içinde kapsanmaz mı zaten..Film = görüntü ses söz demek mi istedin yoksa..
Ceylan'a sinemada müzik konusundaki fikrine katılmıyorum doğrusu..Ama anlayabiliyorum..
Mesala ben Lost'u niye bu kadar çok sevdim biliyor musun? Bir adada çekilmiş olmasından dolayı..Aslında hiç müzik ve diyalog olmasa, ya da senaryo bu merak uyandırmasa dahi ben çok severdim..
Bu anlamda aslında Lost'un bir entel versiyonu da çekilebilir. Adaya kaza sonucu düşmeyecekler de, kendi iradeleri ile gidecekler. Gereksiz gereksiz sohbet edecekler..
Lost'un en sevdiğim sahneleri ormandaki yağmur sahneleridir.
Ne güzel bulmuşşun öyle bir adayı, niye "kurtulmaya" çalışıyorsunuz. ?
Güzel mevzu, ama çok uzun; biraz dalalım meseleye
O ünlü sözü değiştirirsek, "Önce senaryo vardı!"
(senaryo=söz ses görüntü)Not: Öncelik sıralaması yapmadım.
Nuri bilge Ceylan öncelik sıralaması yaparak şöyle tanımlıyor sanırım senaryoyu: (görüntü söz ses)
"ses"i, 'dış ses' kullanımıyla sınırlı tutuyor. Zorunlu kalmadıkça müzik kullanmıyor, atmosferi tanımlamak için kullanıyor yalnızca, kendisi de zaten filmde müzikten pek hoşlanmadığını söylemişti TRT2'deki bir söyleşisinde.
Sanırım Tarkovsky ise meseleye şöyle yaklaşıyor. senaryo: görüntü ses söz
kuşkusuz ideal bir formulasyon olmasa gerek, her yiğidin yogurt yiyişi hesabı, işini iyi yaptıktan sonra!.Reha erdem 'in son ve bazı filmleri aklıma geldi; o da görüntüyü öne koyuyor.
Her formülasyon bir kabalaştırma da içeriyor nihayetinde hocam; bu üç unsuru bıçakla ayırır gibi birbirinden ayırmak imkansız zaten malum. Bir de bu formülasyonu yaparken şunu akılda tutmak lazım bence: (En genel anlamda konuşuyorum) "Sinema gösterir; ne söyler, ne dinletir, ama gösterir." Söylemek ve dinletmek başka alanların işidir esasen, ama bunların tümünden, sanatların tümünden ve teknolojinin tüm olanaklarından yararlanan da sinemadır.
Senaryonun bir film için önemini bir kez daha anlamak için filmin senaryosuna yeniden bakılabilir gibi. Sanırım Norgunk yayınlarından çıktı.
Moving pictures meselesi üzerine okumam lazım, ilk anda çağrıştırdıklar ı dışında birşey bilmiyorum doğrusu.
"Sinematografinin senaryoya yenilikçi baskınlığından" Türkiyeye özgu bir duruma vurgu yapmak istedim..Bizde cekilen filmlerde sinematografiye pek onem verilmez..En azından ben bilmiyorum..Cey lan'ın yenilicikligi bu..Moving Pictures anlayişını getirdi..Tevekk eli değil hocası Tarkovsky sanırım. Ah bir de Tarkovsky gibi iyi müzikler seçebilsek..
Ceylan'ın resimlerini gordum ve hayran kaldım..Adam gerçekten buyuk sanatçı.
"Sinematografin in senaryoya yenilikçi baskınlığından, " ne kastettiğini anlayamadım bu arada, biraz açıklar mısın?
Ben de sevmiştim mayıs sıkıntısını, kasabayı, hatta adamın çektiği fotograflara da bayılırım. www.nuribilgeceylan.com
Teşekkürler, "add new rewiew" linki'ni kullanırım.
Bende muazzam, akla hayale sığmayacak müthiş bir abartma hastalığı var. Sakin sıftlarla dile getiremiyorum meramımı. Uzak'ın senaryosu hakkında da yaptığım bu. Elbette tek cümlelik bir snerayo değil de, sinematografini n senaryoya yenilikçi baskınlığını dile getirmek istedim. Yani böyle Lost'vari, Donni Darko'vari karmaşık, çok katmanlı bir senaryosu yok demek istedim..
Ben Mayıs Sıkıntısını da çok sevmiştim ya.









Sohbet zenginlessin tabii hocam..
"Sinematografinin senaryoya yenilikçi baskınlığından" Türkiyeye özgu bir duruma vurgu yapmak istedim..Bizde cekilen filmlerde sinematografiye pek onem verilmez..En azından ben bilmiyorum..Ceylan'ın yenilicikligi bu..Moving Pictures anlayişını getirdi..Tevekkeli değil hocası Tarkovsky sanırım. Ah bir de Tarkovsky gibi iyi müzikler seçebilsek..
Ceylan'ın resimlerini gordum ve hayran kaldım..Adam gerçekten buyuk sanatçı.