Il Postino Popüler
Üye eleştirileri
Toplam 4 üyeden ortalama puan:
Etkileyici bir filmdir. Hatırladığım kadarıyla müzikler de ortama cuk oturuyordu.
Oscar alınca kendinden geçen yönetmen miydi, erkek oyuncu mu hatırlayamıyorum şimdi.
Daha önce hem bu kadar gülüp hem de bu kadar hüzünlendiğim film olmuş mudur hatırlamıyorum. Massimo Triosi tek kelime ile mükemmel oynamış. Oynamış ama film çekimlerinin tamamlanmasından çok kısa bir süre sonra kalp krizi ile hayata gözlerini yummuş. Belki de filmde böyle sürekli hüzünlü olmasının sebebi zaten bir kalp hastası olmasındandır. Hareketleri oa kadar dingin ve sade ki. Konuşması da öyle. O oynarken gözlerimi ekrandan ayıramadım. İnsan en küçük mimiklerini kaçırmak istemiyor.
Önemli not: Buradan sonra filmi izlemeyenler için film seyrini etkileyecek ifadeler vardır. Görmek istiyorsanız devam edin.
Neruda ile karşılıklı oturup ona şiir hakında ders verdiği sahne, yine Neruda ile deniz kenarında metaforlar hakkında ilk bilgilenmesi sırasında aralarında geçen diyaloglar aklımda ilk kalan etkileyici sahneler. Örneğin Mario'nun balıkçı ağlarını hüzünlü bulması, sevgilisinin gülümsemesini bir kelebeğin kanatlarını açmasına benzetmesi... Sevgilisine Neruda'nın bir şiirini sanki kendi yazdığı bir şiirmiş gibi verince Neruda'nın ona verdiği tepkiye karşılık verdiği cevap (burada Mario Neruda'ya, şiirin asıl sahibinin onu yazan değil ona ihtiyacı olandır der)... Küçük bir İtalyan balıkçı adasında yaşayan bir adamın ufkunun şair ve şiir ile açılmasına adım adım şahit oluyorsunuz. Film hüzünlü bir sonla bitiyor. Müzikler muhteşem.
Mutlaka izleyin.
Son Güncelleme: Şubat 29, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
İyi Bir Film İçin Bir Kamera Yeter
Bu filmin kendisi, sonlara doğru Mario'nun Neruda'ya yollanmak üzere hazırladığı kasetteki sözlerinin realize edilmesi bence.
Mario başlangıçta basit bir balıkçı ailenin çocuğudur. Hayal dünyası kısıtlıdır, çok güzel bir çevrede yaşamasına rağmen onun güzelliklerini farkedemez. Neruda, Åžili'deki devrimci arkadaşlarına göndermek üzere hazırladığı kasete Mario'nun da birşeyler söylemesini, adaları hakkında güzel olan şeyleri anlatmasını ister. Mario, sadece sevgilisi Beatrice'nin adını söyleyebilir.
Ama Neruda ile gelişen dostlukları sayesine Mario'nun duyarlılığı artar ve çevresindeki yalın güzelliklerin farkına varmaya başlar. Bunun üzerine Neruda'ya yollanmak üzere yeni bir kaset hazırlar ve daha önce farketmediği bütün güzellikleri dile getirir.
İşte filmin kendisi de Mario'nun Neruda sayesinde yapabildiğinin bir başka örneği gibi. İyi bir film yapmak için büyük bütçelere, zengin oyuncu kadrosuna, kompleks senaryolara ihtiyaç olmadığının kanıtı gibi. Yalın bir öykü ve akıp gitmekte olan hayatın içten bir gözlemi ve dolaysız aktarımı. Gerisini izleyicinin kendi hayal gücü yerine getiriyor zaten.
Klasik "bir balıkçı kasabasına yerleşme" ütopyasının kolay yoldan deneyimlenmesi olarak da seyredilebilir. Ütopya diyorum ama böyle bir ortamda böyle bir hayat kurmak çok da ütopya olmasa gerek. Sorun gerçekten istiyor muyuz böyle bir inzivaya çekilmeyi ve sade bir yaşamı? Lakin yine de çok emin değilim; İtalya, İspanya veya Yunanistan sözkonusu olduğunda böyle bir mini ütopyayı realize etmek gerçekçi olabilir. Ama Türkiye'de mümkün mü? Bir kere bizde Beatrice gibi bir akdeniz tanrıçası ile köy kahvehanesinde karşılaşma olasılığı nedir? Ya da komunistlerden oluşan ahaliden bir grup içinde olma olasılığı? Yani komunist bir posta şefi ya da balıkçı ile tanışma olasılığı?
Türkiye'de bir Beatrice bulmaktan daha zor olan birşey varsa, Neruda ile Mario'nun arasında gelişen türden bir dostluğu yakalamak sanırım.






