6 Gün, 6 Gece Popüler
Ben de fransız filmlerini seven o kalabalığa dahilim. 1995 yılında izleyip de içerdiği bir kaç minik detay sebebiyle kafamdan silemediğim bir filmi seneler sonra yeniden izleme şansını yarattım geçtiğimiz bayramda.
Bir çok sinema tutkunu Fransız filmlerinidaha çok sevdiğini söyler, Ancak bu sözü söyleyenlere sevgilerindeki bufazlalığın nedenini sorduğunuzda size verecekleri yanıt eminim ki kendilerinide tatmin etmeyecektir. O kişilere italyan, rus, polonya, çek, isveç, japon, kore,norveç filmleri de izletseniz o filmleri de sevdiklerini söyleyeceklerdir.
Holywood ve Bolywood filmlerinin profesyonelliğini diğer dünya sinemalarıhenüz yakalayamışlardır. Amerika birleşik devlertlerinde ve Hindistandan çıkanfilmer bazı istisnalar hariç büyük kitlelerin tüketimine, büyük ince hesaplaryapılarak sunulmaktadır. Böyle olunca dabüyük stüdyolarca hazırlanan filmler için sürecin her bir aşaması senaryo yazımından,oyuncu seçimine, oradan filmin test gösterimlerinden sonra yenidencilalanmasına kadar defalarca üzerinden geçilen ve daha fazla billet satılmasınaodaklanmış ürünlerde son halini bulanbir çabalar bütünüdür. Öykü yazılır, yeniden yazdırılır, prodiktörler o öyküyü financeetmeye ikna edilir, filme prodktörün eli değer, yeniden stüdyonun istediğiadama yazdırılır, yönetmen bulunur, oyuncular bulunur, yönetmen oyuncularıdeğiştirir, senaryoya müdaahlelerde bulunur/bulundurtur. Film çekimlerinebaşlanır prodüktöreler ham görüntülerden hoşlanmazlarsa yönetmen dedeğişebilir. Bu kadar elin değdiği ürünlerde samimiyet kaybı oluşur. İzlmesikolay, tüketmesi kolay, rafine film izlemenin ayırdına varmış kimseleri tamanlamıyla kavramayı hedeflemeyen konfeksiyon üretimlerdir bunlar. Oysa ışıklar karardığında perdedegördükleri ve kendi iç dünyası ile başbaşa kalan seyirci filmed samimiyet arar.Başkalarını etkilemek amacı ile üretilmiş filmler samimiyetsizdirler. Üüretimaşamasında atılan adımlar izleyicinin duyguları hesaplanarak atılmıştır. Seyircibu tür filmleri zileme doygunluğuna eriştiğinde büyük ekiplerden beslenenfilmerden tatmin olamadığını farkeder. Ancak adını koyamaz. Bir de film izleyicisinin aradığı aslında,on abir hikayenin anlatılmasıdır. Başını omzuna koymuş derdini sevincinipaylaşan bir dost gibi öyküsünü anlatan filmleri daha sahici bulur ve sonundader ki fransız filmlerini daha çok seviyoyorumç Böyle demesinin bir sebebi de zamanındaülkemizin fransız filmlerine daha çok açık olmasıdır. Dağıtımcılar her nesebeple olduysa fransız filmlerini sıkça getirmiş ve fransız filmini izlyene kişilerde nedenini teşhüs etmeksizin o filmleri beğendiğini anar olmuştur.
Ben de fransız filmlerini seven o kalabalığa dahilim. 1995 yılında izleyip de içerdiği bir kaç minik detay sebebiyle kafamdan silemediğim bir filmi seneler sonra yeniden izleme şansını yarattım geçtiğimiz bayramda.
À La Folie “Deliliğe” isimli bufilm ingilizce konuşan ülkelerde “6 Days, 6 Nights” ismi ile gösteriledi. Ülkemizde de 6 Gün, 6Gece ismi ile gösterime girmişti.
Filmin konusu son derece basit. Alice ve Elsa birbirine rakip ikiz kız kardeşlerdir. İki yıldır birbirlerini görmemektedirler. Alice (AnneParillaud) gelecek vaad eden bir ressamdır. Paris’te erkek arkadaşı Franck ile çok kısa bir süre once beraber taşındıkları çatı katında yaşamaktadır. Franck (PatrickAurignac) boksördür. Bir gün Elsa (Béatrice Dalle) çıkagelir ve çiftin dairesine geçici olarak yerleşir. Elsa “Umutsuz ev kadınları’nda” olduğu gibi canısıkılan bir ev kadınıdır. Eşinin kendisini aldattığını öğrenince kapıyı vurduğu gibi iki çocuğunu geride bırakarak çıkmış, Paris’e kız kardeşinin yanına gelmiştir. Onun gelmesi ile aşık çiftin arasında sorun tohumları filizlenmeye başlar. Elsa geçmişin rövanşını almaktadır. İkisi ile sürekli prsikolojik oyunlar oynayarak onları alt üst eder, Alice’in stüdyosunu mahveder, sevgilisi ile ilişkisini parçalar, Franck ile beraber olur ve adamı Alice’in delirmekte olduğuna ikna eder. Alice en başından beri olanı biteni ve yakın geleceği görmekte ama kardeşine yıllar önce teslim bayrağını çektiği için giderek çılgına dönüşen kadını durdurmak üzere kılını dahi kıpırdatmamaktadır. Filmin öyküsü kısaca bu şekilde özetlenebilir.
Nyman’ın güçlü müziğinden, Kurys’ın usta yönetmenliğinden destek alan film basit öyküsüne rağmen izlenilebilir bir dram. Alışkın olmadığımız kamera açıları, başkaları konuşurken oyunculardan birisinin yüzüne odaklanarak onun yüzünden, içinden geçenleri anlamaya olanak veren yakın çekimler, finaldeki minik ve zarif sürprizli detayları ile benim için bir tane daha samimi bir film daha. İkinci defa da severek izledim,


Deniz,
Özlettin kendini. Hoşgeldin!