Detaylı Arama

Kategori:     Anahtar Kelimeler:   

 
Kultur-Sanat Sinema Dram Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
 

Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr Popüler

Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr

Toplum sözde "sosyalist" toplum, ama günlük hayata dair sorunlar herhangi başka modern bir toplumda, örneğin bizde de, yaşanan bildik modern varoluşsal sorunlar; yürümeyen evlilik -demek sosyalizm bile yürümesini sağlayamamış-, dar çekirdek aile içinde kısılıp kalmanın yarattığı bunaltı, iç yetilerini realize edememenin doğurduğu anlamsızlık hissi, tek eşliliğin boyunduruğu vs. Yani kısacası kendilerine ait hayatlar yaşamak için değil, iktisadi dev bir makinenin işlemesi için prefabrike "üretilmiş" insancıklar.

Daha ilk sahnede ateşi yüksek bir kavgaya tutuşmuş bir çiftle karşılaşırız; erkek bilinmeyen -ve daha sonra da net olarak bilinemeyecek- bir nedenle karısı ve çocuklarını yüzüstü bırakıp ebediyen terketmek üzere bavulunu toplamaktadır. Bu sorumsuz tavrın korkunçluğu karşısında, kadının yürek parçalayan yakınışları ve çaresizliğiyle ile özdeşleşiriz ilkin; anlaşılan erkek kendi rahatı için ailesini yüzüstü bırakabilecek kadar aşağılık bir yaratıktır. Nasıl böyle bir şey yapabilir, mutlaka yeni bir kadın bulmuş olmalı!..Derken durumun ilk anda göründüğü gibi olmadığını anlarız. Film bu noktada geriye -ya da belki krizin atlatılmış olduğu ileriye doğru- bir sıçrama yapar; karı koca arasında işlerin "normal" seyrinde yürüdüğünde varoluşlarının nasıl olduğuna da bir bakma şansı doğar seyirci için. Evi terketmeye kadar götürecek sorun tam olarak nerde başlamıştır?

Büyük bir fabrikada teknisyen olarak çalışan Férj'in ilk anda edindiğimiz izlenimdeki gibi, aşağılık biri olmadığını anlamaya başlarız. Tam aksine sevecen, yumuşak, karısının sözünden pek dışarı çıkıyor görünmeyen, iyi sayılabilecek bir koca ve babadır. Ama açık bir krizin yokluğuna rağmen, yine de birşeyler radikal biçime ters gitmektedir. Ortada düşük ölçekli bir trajedi, bir mağduriyet vardır, ama mağdur eden bir karakter yoktur. Her iki taraf da aslında haklıdır. Hata ailesine rahat bir hayat sunmak için elinden geleni yapan Férj'de değildir, bütün varoluşu iki çocuğun bakımı etrafrında yapılanmış, dolayısıla kendine ait bir hayatı olmayan prefabrike anne-makine Feleség'de de. Peki öyleyse?

Film bu kritik soruya da açık bir cevap vermeden bir sıçrama daha yapar; henüz aile kurumunun yapısal/varoluşsal sorunlarıyla gölgelenmemis mutlu bir gelecek beklentisinin çoşkusu sayesinde, minik aşk yuvaları için bir çamaşır makinası almakla hayatı dolu dolu yaşayabilecekleri hissine kapılabildikleri,  ilişkilerinin o ilk cicim aylarına mı, yoksa her ikisinin de kendi hayatlarını istedikleri gibi yaşayabilecekleri daha iyi farklı bir varoluşun olamayacağı gerçeğinin çaresiz sineye çekilmesi ile, prefabrika varoluşlarına çamaşır makinesiyle yeni bir anlam katabileceklerini umdukları gelecekteki yeni bir başlangıca doğru mu belli değil..Bu belirsizlik de ancak iyi yönetmenlerin aklına gelebilecek bir incelikle olarak filmi kapıyor. Başlangıç ya da son, farkeder mi? Sonsuz defa da denense,  prefabrikasyonun kalıbı daha doğrusu hayatların prefabrike üretiminin kendisi değişmedikçe, bütün yeni başlangıçlar aynı sonucu doğuracak, ya da kimi önemsiz detaylarla ayrılan bütün "farklı" sonuçlar aynı başlangıçtan çıkacaktır.

 

Sinema

Orjinal Başlık
Panelkapcsolat
İngilizce Başlık
The Prefab People
Yönetmen
Öykü/Senaryo
Yıl
Süre (dk.)
102
Başrol Erkek
Başrol Kadın
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr

Üye eleştirileri

Toplam 2 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
8.3
Yönetmen 
 
8.5  (2)
Senaryo 
 
8.0  (2)
Erkek Oyuncu 
 
9.0  (2)
Kadın Oyuncu 
 
8.5  (2)
Soundtrack 
 
7.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Yönetmen
Senaryo
Erkek Oyuncu
Kadın Oyuncu
Soundtrack
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr 2011-08-14 20:42:51 Murat
Genel Puan 
 
8.4
Yönetmen 
 
9.0
Senaryo 
 
8.0
Erkek Oyuncu 
 
9.0
Kadın Oyuncu 
 
8.0
Soundtrack 
 
7.0
Murat Eleştiren Murat    Ağustos 14, 2011
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Fark yok...

Filmin ilk sahnelerini izleyince aklıma hemen Stalker filminin ilk sahnesi geldi. Orada da kahramanımız evi yine bir görev için terkediyordu ve kadın buna şiddetle karşı çıkıp ona tekrar hapise gireceğini söylüyordu. Adam da "ne farkeder benim için her yer aynı" cevabını veriyordu.

Her yer aynı, içinde yaşanılan sistem ne olursa olsun. Günlük sıkıntılar, insanların yapmak isteyip de yapamadıklarının bunalımını yaşamaları hep aynı. Seven insanlar dahi birlikte yaşamaya başladıktan sonra birbirlerinin özgürlüklerini nasıl kısıtladıklarını görürüz.

Filmdeki kadın ve erkek aslında birbirlerine çok benziyorlar. Kadının gençken hayal ettiği pempe düşler evlendikten sonra yerle bir olur. Adam ise göründüğünün aksine sadece sevdiği şeyleri (bira, futbol, televizyon, gazete) yapmaya çalışan, yaptıkça mutlu olacakken, hayatın acı gerçeği her zaman tokadını yüzüne vurdukça kahrolan biri. Film boyunca üç kere evi terketmeye çalışır ama her seferinde geri döner. Zaman atlamaları sonucu en sonda ayrıldılar mı, hala birlikteler mi olduğunu bilmediğimiz çift için kaçınılmaz son bellidir aslında.

Benim şahsen 70 ve 80'lerden hatırladığım aile yaşantısına çok benzeyen bir manzarayı anlatıyor film, izlemenizi tavsiye ederim.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
20
Bu eleştiriyi ihbar et
Prefabrike İnsanlar - Béla Tarr 2011-08-01 05:45:02 Önder Kurt
Genel Puan 
 
8.2
Yönetmen 
 
8.0
Senaryo 
 
8.0
Erkek Oyuncu 
 
9.0
Kadın Oyuncu 
 
9.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Ağustos 01, 2011
Son Güncelleme: Ağustos 01, 2011
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

Reel "Sosyalizm" Farklı Bir Toplumsal Varoluş Tarzı Yaratamadı

Doğu Bloğu ülkelerinden, savaş, devrim, sosyalist atılım vs gibi epik konuları değil de reel sosyalizm süresince, sıradan günlük hayat varoluşları içinde kadın-erkek ilişkilerini ele alan seyrettiğim ilk film "Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor" olmuştu.

Bu sözkonusu çok güzel filmde beni bir detay, daha doğrusu detaylar bütünü şok düzeyinde şaşırtmıştı. Tepkim "Eh bu bidiğimiz, küçük hesapları, kadın-erkek kavgaları vs ile her yerde olan sıradan modern günlük hayat ve ilişkileri. Sosyalizm yeni bir günlük varoluş yaratamadı mı? Makro düzeyde farklı da olsa, ikili insan ilişkileri düzeyinde bu bildiğin yaşam işte! Eh niye Sosyalist Devrim yapıldı ki o zaman, sadece karın doyurmak için mi?" şeklinde olmuştu. Başka türlü de betimleyebilirim o ilk refleksel tepkimi; Bir ekşi sözlük taramasi ile "Özgür Kız" Nil'in babası olduğunu şimdi öğrenmiş bulunduğum Suavi Karaibrahimgil adli biri, o esnadaki popüler müziğe tepki olsun diye "Müzikomani" adını taşıyan sıradışı bir şarkı bestelemişti, oldukça hoşuma gitmişti. Sözleri şöyle birşeydi:

"duyamiyorum melodi hani
bu nasil armoni
bence bu muzik deyil
muzzikkomani!"

Bahsi geçen filmin bende yarattığı ilk etkiyi betimlemek için uyarlarsam;

"Göremiyorum yeni kadın-erkek ilişkisi hani
Bu mu Sosyalizm yani
Bence bu Sosyalizm değil, Sosyo-mani"

Filmin başlığına da bir türlü anlam verememiştim; ta ki reel sosyalizm dönemindeki günlük varoluşa dair ikinci film olarak "Prefabrike İnsanları" da seyredene kadar. Şimdi daha iyi anlıyorum. Bir kere, o gizemli başlığın, filmi seyretmiş olanların teslim edeceği gibi anti-komunist propaganda ile bir ilgisi yok. Bilakis arkaplan gayet de istenilesi bir ortamdır. Peki iktidar aygıtına bir alegori olarak kullanılan "Moskova"'nın inanmadığı gözyaşları hangi gözlerden, hangi acılar yüzünden akıyor? Benim aklıma olası tek bir yanıt geliyor; Sıradan insanların günlük varoluşlarında dev üretim aygıtının önemsiz bir dişlisi olmaktan ve o dişli görevini icra etmek zorunda kalmaktan dolayı gerçek anlamda bir hayata sahip olamamaktan kaynaklanan "ufak tefek" kişisel problemler..Makro toplumsal meseleleri çözmüş olan "Moskova" için bunlar ancak kişilerin kendi önlemleri ile üstesinden gelebilecekleri hayatın doğasına içkin bireysel meselelerdir..Moskova ne yapsın, herkesin tek tek aşk acıları ile mi uğraşsın? İşte bu yüzden de tek tek bireylerden akan varoluşsal gözyaşlarında inanılacak birşey yoktur. Bugünden geriye doğru baktığımızda, üretim aygıtıntadaki iktisadi aksamalardan dolayı değil de, o "inanılmayan gözyaşlarını" akıtan "ufak tefek" günlük acıların sistemi çökerttiğini söylebiliriz.."Prefabrika İsanlar" benim için bu saptamanın ikinci bir teyidi oldu. Böylesi minör detaylar koca bir sistemi çökertemez mi diyorsunuz? Öyleyse filmdeki kahramanlarımız Ferj ve Feleseg'in öykülerinin filmde anlatılmayan devamında ne yaptıklarını sorgulamaya davet ediyorum sizileri..O çamaşır makinesini alıp evlerinde döndükten sonra yaşamlarına nasıl devam etmiş olabilirler? O kadar sorunlu bir ilişki sadece kendi küpüne zarar vermiş olmakla kalabilir mi?

Ha şunu demek istemiyorum elbette; kapitalizm bu gibi ufak tefek sorunlara daha iyi çözüm üretir.

Yapısal düzlemde kökten bir çözüm üretmez elbette ama üzerini örtmede çok daha efektifdir. Filmin son sahnesinde, hayatlardaki varoluşsal boşluğun arzu edilen bir "meta" ile doldurulmaya çalışıldığına vurgu gözümüze gözümüze sokulur. Tarr, final olarak kahramanlarını kamyonetin arkasında son (ya da ilk) umutları sevgili çamaşir makineleri ile aşk yuvalarına doğru yaptıkları yolculukta seyrettirir bize..Sorun ertelenmiştir -ya da henüz açığa çıkmamıştır- belki ama hala ordadır, yüzlerdeki bıkkınlıktan ya da kayıtsızlıktan hissedilir, yeni "meta"nın heyacanı daha eve gelmeden sönmüş gitmiştir. Varoluşsal sorun öteleyici olarak meta üretiminde sosyalizmin kapitalizmle aşık atmayacağında sanırım hepimiz hemfikir oluruz..

Anlatmaya çalıştığım şu;

Reel Sosyalist deneyimler, aşmaya çalıştıkları kapitalizmi, bütün bir uygarlık, bütün bir toplumsal varoluş modeli olarak değil, salt bir üretim modeli olarak aşmaya çalıştılar..Yanlış teori öldürür!. Reel sosyalist deneyimlerde altyapının sosyalist dönüşümünün, insanların sıradan günlük hayatlarında üstyapısal/varoluşsal bir dönüşümü zorunlu olarak getirmediğini gördük..Sözkonusu iki film de benim okumama göre bu saptamanın teyididir.

İndirgemeci bir formülüm var Reel Sosyalizm'lerin çöküşüne dair; indirgemeciliğinin şok ediciliğinin doğuracağı iticilikten dolayı okumayı bırakmayıp sabırla devam ederseniz meramımı açmaya çalışacağım;

Sosyalizmi Daha Çok Kadınlar İstemedi.

Bu iddiayı kendi bireysel gözlemlerimden ve geçerliliği kendinden menkul şahsi teorik bakışımdan çıkarıyor olsam da, rakamlar da beni doğruluyor gibi. Kadınlar kapitalist restorasyona erkeklerden çok daha iyi ayak uydurdu. Hemen hemen istisnasız tüm eski doğu bloku ülkelerinde erkekler arasındaki intihar oranı kadınlardakinden çok daha yüksek, keza alkol tüketimi de..Rusya'da erkeklerin ortalama hayat beklentisi 60'lar civarında ki, herhalde bir tek Afrika ülkelerinde daha düşüktür.

Burda tabii ki bir cinsiyetçilik yapmak değil derdim; içine verili doğduğumuz mevcut aile yapısının kadına biçtiği rol yaratıcı değildir, kadın ancak anne-makine işlevini yürütebilir bu modelde. Bütün varoluşu, kendisine bağımlı küçük yaratıkları doyurmakla sınırlanmış bir insanın hayatında açığa çıkan boşluğu metalarla doldurmaya çalışması son derece anlaşılır birşeydir.

"Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor"daki Katerina bu tezimi çürütüyor gibi görünebilir, zira "Prefabrika İnsanlar"daki Feleseng'in aksine çok başarılı bir iş kadınıdır, dev bir fabrikanın en tepedeki yöneticisidir. Ama aynı zamanda hala annedir, iki varoluşu aynı anda sürdürmek zorunda olduğundan aslında o da krizdedir. Kurtuluşu, hayatına kadın gibi bir erkeğin girmesi ile mümkün olur. Gosha, ev işlerine eli çok yatkın, maharetli, ama düzenli bir işi olmayan aylak biridir. Katerina'nın standard kadınlık görevlerini üzerine alır. Gosha eğer Katerina gibi üst düzey bir yönetici olsaydı, kişiliği aynı olsa dahi ilişki o kadar başarılı olamazdı.

Aile kurumunun kökeni nedir? Aslında klasik Marxismin sormadığı bir soru değildir bu; Engels'în benim en çok sevdiğim ünlü eserinin yanında, Marx'la ortak çalışması, sanırım bir makaleler toplamı olan "Kutsal Aile" diye bir kitapları daha var.

Engels'in o ünlü eserin adını bir hatırlayalım; "Ailenin, Özel Mülkiyet'in ve Devlet'in Kökeni". "Masum" Aile'nin üstat tarafından nasıl bir bağlamda ele alındığına dikkat edelim; kitap okunmamış olsa bile salt başlığın betimlediği bağlam bile yeterlidir aslında, Ailenin klasik üstatlar tarafından neyle ilintilendirildiğini, nasıl bir bağlamda sorunsallaştırıldığını öngörmek için; İktidar ve Özel Mülkiyet.

Sosyalizmin açmaya çalıştığı iki temel şey değil midir bunlar? Eğer özel mülkiyet ve iktidarla ilişkili ise, bunları aşmak aile kurumunu aşmakla el ele gitmez mi?

Kurucu babaların ardından, pek çok çağdaş düşünürün de aileyi sorunsallaştırdığını biliyoruz. Örneğin Zizek'in en önemli esin kaynağı olan Lacan'cı Psikanalize göre aile sistemin ihtiyaçlarına göre bireylerin yetiştirildiği asıl ana birimdir.

Şu anda geçerli olan formatına göre aile kapitalizmin destekçisi demeyi geçiyorum, asli olarak südur ettiği ana kaynaktır. İnanmayan varsa, Engels'in ünlü klasiğine ve ardından Zizek üzerinden Lacan'cı teoriye başvurabilir. Aile mevcut formatıyla öncelikle kapitalist, daha geniş tarhisel bir çerçevede ise özel mülkiyetçi bir kurumdur, modern kapitalizmin ihtiyaçlarına göre bugünkü çekirdek hali verilmiştir, Protestan devrimi ile birlikte.

Bu yüzden "Prefabrika İsanlar"ı da ben, aile kurumu ortadan kaldırılmadıkça, farklı bir dünya yaratmanın imkansızlığını, üretim altyapısını değiştirmenin, temel insani ilişkileri değiştirmeye yetmediğini belgeleyen bir film olarak okuyorum.

"Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor" ve ardından "Prefabrike İnsanlar" bana, reel sosyalizm deneyimlerinde aile kurumunu aşma ve daha genel bir düzlemde kadın-erkek arasındaki bağımlılık ilişkisini dağıtıp, her iki taraf için de daha özgürleştirici bir mecraya doğru akmasını sağlama yönünde hiçbir çabanın gösterilmediğinin ipuçlarını verdi.

Özetlersem; reel sosyalist deneyimler, kapitalizmin iktisadi büyüme modeline göre oluşmuş Modernizme ve onun, ailenin en önemlisi olduğu toplumsal -iktisadi değil- kurumlarına karşı, yeni bir uygarlık, yeni bir toplumsal varoluş modeli geliştirmekte yetersiz kalmayı geçelim, böyle bir hedefi gündemine bile almamıştır. Sözkonusu filmlerin bize anlattığı bence budur. Bu her iki filmi de, geçtiği mekanları bilmeden seyretmemiz mümkün olsaydı,Almanya, Fransa, İtalya'da vs değil de bir sosyalist ülkede yaşananları anlattığını söylebilir miydik? İnsanların sıradan günlük varoluşlarında en küçük bir taşı bile yerinden oynatamamış devrime devrim denir mi?

Burdan, son 15-20 yıldır çok tartışılan bir meseleye geçerek bağlayayım; yani Reel Sosyalizmin aslında Modernizmin bir diğer çocuğu, dolayısıyla kapitalizmin kardeşi olduğu eleştirisine. Kendi adıma son derece doğru bulduğum bir saptamadır bu. Sosyalizm bir Modernizm eleştirisi içermek zorundadır, Sosyalizm Modernizmi ve bütün kurumlarını Aşmak zorundadır. Aile dahil, modernizmin toplumsal kurumları korunarak yeni bir toplumsal varoluş yaratmak mümkün değildir.

Lakin Modernizm eleştirisi bugün soldan değil sağdan yapılıyor. Daha ileri bir toplumsal varoluş adına Modernizmin eleştirilmesi gerekliliği modernist kurumların yerine arkaik feodal öncüllerinin restorasyonu için bir bahane olarak kullanılıyor. Eğer derdiniz gerçekten ileriye doğru modernizm eleştirisi ise, aileden başlamak zorundasınız, zira Kapitalist Modernizmin ve dolayısıyla özel mülkiyetin südur ettiği ana kaynak aile'dir. Aileyi ortadan kaldırın, sonraki kuşağa aktarmak için miras istiflemenin, dolayısıyla özel mülkiyetin hiçbir yapısal gerekçesi kalmaz.

Ha sosyalist toplumda ailenin yerine neyin geçirileceği sorusu bütün açıklığıyla önümüzde duruyor ama en azından salt üretim aygıtını değil, mevcut toplumsal varoluşun bütününe yönelik bir eleştiri geliştirmeden, salt üretim aygıtını kollektifleştirmenin ötesinde, yaşamın günlük yapılandırılışına dair bir ütopya kurmadan, sosyalizmin yeniden bir çekim alanı olması bana çok zor geliyor. Hala günde 9 saat sevmediğim bir işi yapacaksam, hayatımı kendi yetilerimi arttırmaya değil çoçukların yetiştirilmesine ve bir kadını (erkeği) mutlu etmeye adayacaksam, Sosyalizmi niye isteyeyim ki?

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
20
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile