DELİ DELİ OLMA Popüler
FİLMİN ORJİNAL SİNOPSİSİ
“93 Harbi” sonrasında Çar’ın Rusya’da yaşamasını istemediği Malakan kavminin bir kısmı Kars’a göçe zorlanır. Göç edenler arasında Mişka’nın (Tarık Akan) ailesi de vardır. Filmde Mişka 70’li yaşlardadır. Bir zamanlar köyün değirmenini işleten Mişka, modern makineler çıktıktan sonra, işini yapamamış ve maddi sıkıntıya düşmüştür. Köyün huysuz ihtiyarı Popuç (Şerif Sezer), Mişka’dan nefret eder ve köyde yaşamasını istemez. Köylüler bir zarar görmedikleri hatta sevdikleri kendi halinde, barışçı, yardımsever Mişka ile Popuç arasında kalmışlardır. Popuç, oğlu Şemistan (Levent Tülek), gelini Figan (Zuhal Topal) ve üç torunuyla yaşar. Torunlarından en küçüğü Alma dik başlı, sevecen bir kızdır ve doğuştan iyi bir müzik kulağına sahiptir. Alma’nın öğretmeni Metin, Alma’daki yeteneği fark etmiştir ve kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünür. Alma ve Mişka arasında sıcacık bir dostluk vardır. Metin öğretmenin uğraşları sonucunda Alma konservatuar sınavlarına girer.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Saraçoğlu'nu bu film sayesinde tanımış oldum. Erkan'ın dediği gibi gelecek vaat eden bir yönetmen. Filmin konusu ve oyuncularına bakınca aslında bayağı sağlam şeyler beklerken biraz hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim. Film kötü değil kesinlikle fakat gülmenin ve ağlamanın bu kadar bariz tetiklendiği filmlerle aram çok da iyi olmamaya başladı son zamanlarda. Nedenini bilemiyorum belki biraz daha fazla yaratıcılık bekliyor olabilirim ama yerel dilde edilen küfürlere gülmek veya yalnız bir adamın çektiği acılar karşısında izleyenin duygulanmasını sağlamak işin kolayı gibi geliyor bana. Dediğim gibi konu başlı başına ilginç. Malakan'ları daha önce duymamıştım. Onlar hakkında biraz daha fazla bilgi verilebilirdi sanki.
Son Güncelleme: Ocak 24, 2011
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
"ÖTEKİ"
Buram buram bir "ötekilik" hikayesi "Deli Deli Olma"
Filmi ilk çıktığı hafta bir arkadaşımın yoğun ısrarı üzerine izledim. Şiirselliği ve özgün senaryosuyla düşünsel anlamda bir diriliş yaratmasını umduğum filmin gişedeki karşılığını gördüğüm ilk an "Gel de 'Deli Olma" dedim. Sonra "Deli olmaktan öte yapacak bir şeyler olmalı" dedim ve sevgili Hazel Sevim ünsal'a sıcağı sıcağına bir mail gönderdim. Kendisine :
"SEVGİLİ HAZAL MERHABA. SİNEMANIN EN ÖNEMLİ DİSİPLİNLERİNDEN BİRİ OLAN SENARYOYA GÖNÜL VEREN BAŞARILI BİRİ OLDUĞUNU "DELİ DELİ OLMA" FİLMİNDEKİ ÖZGÜN ANLATIMINLA GÖRMÜŞ OLMAK BENİ GENÇ BİR SENARİST ADAYI OLARAK ÇOK MUTLU ETTİ. GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE TARIK AKAN'IN NTV'DEKİ PROGRAMINDA TESADUF ESERİ KONU FİLMİN SENARYOSUNA VE TABİ DOĞAL OLARAK SENARYOCUSUNA GELMİŞTİ. ORADA TARIK ABİ SENDEN O KADAR GÜZEL BAHSETTİ Kİ BEN DE KENDİ KENDİME "YA KİMMİŞ BU DENLİ BAŞARILI VE ETKİLEYİCİ SENARYONUN YARATICISI" DİYE SÖYLEMEDEN EDEMEDİM. KISA BİR ARAŞTIRMADAN SONRA MAIL ADRESINE ULAŞTIM. BU BEĞENİMİ MUHAKAK Kİ SENİNLE PAYLAŞMAK İSTEDİM. SENİ KALEMİNDEN TANIMAK ÇOK GÜZEL. BÖYLE GÜZEL BİR ESER BIRAKTIGIN İÇİN DE SANA AYRICA MİNNETARIM... YAPTIĞIN İŞ BİR SENARYODAN ÇOK DAHA FAZLASI UNUTMA..."
şeklinde duygularımı paylaştım. Filmin gişede karşılık bulamaması karşısında duyduğu hüznün gölgesinde bu mailin bir nebze de olsa yüreğine su serptiğini yazmış. Hazel Sevim Ünsal Kars kökenli bir senarist. Filmin dinamiğini oluşturan öğeleri üst üste koyduğunuz zaman senaryonun nasıl bir kurtarıcı role büründüğünü göreceksiniz. Murat Saraçoğlu "120" ve "0" Çocukları filminde başarılı bir çizgi yakalamış genç bir yönetmen. Filmin güçlü oyunculukları ve etkili senaryosu, buna ilave olunca sevilesi, izlenilesi güçlü bir sinematografi vücuda getiriliyor. Film o denli dengede duruyor ki; hem alt metnindeki cümleleriyle entellektüel sinemaya son derece şık bir dokunuş sunuyor hem de basit seyircinin gözünü yormayacak bir akışkanlık sağlıyor. Hikaye özelde Kars, genelde nefis bir Türkiye hikayesi. Piyano ve saz arasındaki sembolik çatışma, biraz başınızı kaldırdığınızda batı doğu çatışması, göç, cehalet, ötekilik gibi kilit noktalar hikayenin temelini besliyor. Tarık Akan'ın oynadığı "Mişka" Rusya’dan göçmüş bir Malakan'dır. Ötekilik kavramının da göbeğinde durur. Bütün köyün "İllallah" ettiği "Popuç Nine" rolünü de Şerif Sezer üstleniyor. Bu ikilinin ortak geçmişi, dokunaklı bir aşk hikayesine, evden eve dolaşan eskice bir piyano ise dozunda bir komediye götürüyor bizi. Bence filmin en can alıcı sahneleri Mişka'nın gözünün takılı olduğu telefon sahneleri. Yalnızlığı bu kadar mı iyi anlatır yılda neredeyse bir kere o da yanlışlıkla çalan bir telefondan gözlerini ayırmamak... Mişka, ne olursa olsun gurbet eldedir. "Kendinden" olanı özler, Rusya'dan gelecek telefonun hayaliyle yaşar.
Film bir hikaye içine sığdırdığı her küçük yan öyküye özel bir anlam yüklerken matematiği reddetmiyor. Her şey öylesine dengeli ve yerindeki... Türk sineması başlığı altında izlemekten "onur duyduğum" ender son dönem filmlerinden. Birileri büyük filmlerin küçücük hikayelerden geçtiğini artık anlamaya başlıyor. Ne güzel değl mi!


Künye bilgilerinde yanlışlıklar oldu kusura bakmayın, içeriği düzenle seçeneğine girdiysem de künye bilgilerini değiştiremedim, değişmiyor sanırım yayınlandıktan sonra.