Detaylı Arama

Kategori:     Anahtar Kelimeler:   

 
Kultur-Sanat Sinema Dram Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
 

Rüzgâr Bizi Sürükleyecek Popüler

Rüzgâr Bizi Sürükleyecek

Kırsal bir bölgenin tepeleri arasındaki kıvrımlı yollarda gitmekte olan bir arazi aracında yapılan konuşmalarla filme başlarız. Bir grup insan kendilerine verilen tarife göre bir yeri bulmaya çalışmaktadırlar.

Sonunda kendilerine kerteriz noktası olarak verilmiş , bir tepede tek başına duran büyük ağacı bulurlar. Bir kürt köyünü aradıkları sonradan anlaşılır. Yolun geri kalan kısmı için tarif almak üzre küçük bir çocuğu görünce dururlar; ancak çocuk zaten onları karşılamak için amcası tarafından köyün girişine yollanmıştır. Çocuğu alarak yola devam ederler. Yolun girişinde araç bozulur ve ziyarete gelenlerden biriyle böylece nihayet tanışmış oluruz; filmin baş karakteri "mühendis"tir bu. Gerçekte niye geldikleri anlaşılmasın diye çocuğa soran olursa hazine aramak için geldiklerini söylemesini tembih etmiş olduklarından, köylüler ona mühendis diye hitap ederler.

Ancak "mühendis" ve arkadaşlarının ne olduğu anlaşılmayan bir başka amaçları vardır. Nedense ölüm döşeğinde olan bir kadınla aşırı ilgilenmektedirler. Mühendis ve kendilerini karşılayan küçük çocuk arasında bir arkadaşlık kurulur. Mühendis sürekli ona yaşlı kadın hakkında sorular sormaktadır. Birkaç günlüğüne köye gelmişlerdir ama umutla bekledikleri yaşlı kadınla ilgili olay bir türlü gerçekleşmez. Sinirler gerilir ve mühendis, köyün dış dünyayla tek bağlantısı olan ve sadece belli bir tepede çeken cep telefonu sayesinde birileriyle sürekli işin uzamış olması yüzünden tartışır.

 

 

Sinema

Orjinal Başlık
Bād mā rā khāhad bord
İngilizce Başlık
The Wind Will Carry Us
Öykü/Senaryo
Yıl
Süre (dk.)
118
Ülke
Başrol Erkek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek

Üye eleştirileri

Toplam 3 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
9.7
Yönetmen 
 
9.7  (3)
Senaryo 
 
10.0  (3)
Erkek Oyuncu 
 
10.0  (3)
Kadın Oyuncu 
 
9.7  (3)
Soundtrack 
 
9.0  (3)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Yönetmen
Senaryo
Erkek Oyuncu
Kadın Oyuncu
Soundtrack
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek 2010-12-23 01:57:59 hasever
Genel Puan 
 
9.8
Yönetmen 
 
10.0
Senaryo 
 
10.0
Erkek Oyuncu 
 
10.0
Kadın Oyuncu 
 
10.0
Soundtrack 
 
8.0
hasever Eleştiren hasever    Aralık 23, 2010
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

“Bulutlar; yas tutan bir kadın yığını gibi.”

“Bulutlar; yas tutan bir kadın yığını gibi.”

Yaşayan her canlı gibi, köy de canlıdır...

Dışarıdan baktığınızda yaprak kıpırdamaz, rüzgar esmez, toz burgulanmaz ya bir köy yaşar; hem de tahmin edemeyeceğiniz bir hareketlilikle. “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” fimininde aldığım ilk izlenim yönetmenin “köyü” “köy hayatını” tanıdığı oldu. Yıllar evvel seyrettiğim, Zülfü Livaneli’nin “Yer Demir Gök Bakır” filmi “öldüren durağanlık”la maluldü; bu vesileyle notumu düşmüş olayım. Ankara’da hangi sinema salonunda izlediğimi hatırlamıyorum ama yönetmenin köy hayatını bilmediğini hiç unutmadım. Hayatımda seyrettiğim ve unutmadığım ender kötü filmlerden biridir.

Abbas Kiarostami tam da bu noktayı, canlılğı ön plana alarak filme giriş yapar. Kendizi bir labirentin içinde bulursunuz. Geçilen (tırmanılan) her yerde bir hayat vardır ve bu hayatlar dekor olsun diye değil tam da olması gerektiği gibi yerli yerindedirler.

Bir Kürt köyüne giriş zordur; zira Kürt köyünün kendisi zordur; saklanmak, göze batmamak ve hayatta kalmak böyle bir şey olsa gerek. Ne der küçük çocuk (Farzad) “Köy kurulurken ben yoktum” Sadece Farzad değil, hiç kimse yoktu. Bir köy kimsesizlikle kurulur.

Önder, “çayevini işleten yaşlı kadın” demiş, ukalalık yapmak istemem ama o kadın yaşlı değil. Bildiğim için söylüyorum, o kadın taş çatlasa elli yaşındadır. Bundan niye bu kadar eminim? Daha önce şokunu yaşadığım için biliyorum. Benim ülkemde de öyledir, bir “köylü” kadının yaşı asla tahmin edilemez. Neyse bu bir tarafı, diğeri ise o kadının müthiş tanıdık olmasıdır. Yakın köyümden bir kadına, boy, endam, konuşma, tavır olarak o kadar benziyor ki filmi seyrederken o sahneyi durdurdum ve kadına uzun uzun baktım o kadın değil ama tıpkısı...

Çocukluğum “bu köy” vari evlerden birinde geçti. Süt sağılan karanlık ahır, telefon sinyali almak için çıkılan tepe, sınav telaşı yaşayan çocuk ve ölümün “kudretli” beklentisi; hepsi gerçek. Tek bir karesine itiraz etmiyorum.

Filmdeki bilgeliğe gelince: Fars kültürünün uzantısıdır; mübalağa edildiğini sanmıyorum. Nasıl ki Türkiye Kürdistanı’ndan bir Kürt Türk aksanlıysa; İran Kürdistanı’nda bir Kürt Fars aksanlı olsa gerek (Kürt ki kendi dilini bile aksanlı konuşur). Bu aksana, beslenme kültürden olduğu sürece, bir itiraz olamaz diye düşünüyorum.

Ne diyor Kahveci Kadın: “Senin annen evde hiç mi çay yapmadı?” Ne farkı var? Ha evinde kocana ha ocağında köyüne kahve yapmışsın; kocan köyün değil midir? Koca, köy olduğu sürece bir ayrım görmüyorum. Biz, mühendis, şehriden baktığımız için bir sosyal değişim bekliyoruz. Sahnenin hafiten uzatılmış olması ve maalesef orijinal dilde takip edilememesi bizler açısından bir sürü güzelliği çeviri kısırlığına kurban vermiş oluyor.

Tahran’da gelen mühendis, “telekomünikasyon” işi için oradadır. Manidardır. Belki de Tahran’la bir bağlantı aranıyordur; değil mi ama bizde de şimdi Ankara’yla bir bağlantı aranıyor. Umarım bulunur...

Farzad diyor ya, dördüncü soruyu bilemedim. Niye dört bilemiyorum ama soruların en kolayı olduğu malum. Nedir soru: “Mahşer günü iyiler ve kötüler nereye giderler.” Yanıt basit: İyiler cehenneme, kötüler cennete pardon tersi. Mühendis de bu espiriyi yapıyor. Şöyle anlıyorum: En basit soru aslında en saçma olan sorudur çünkü bu kadar basitse soru(n) yapmaya gerek yok...

Köyde cami yok; dikkatimi çekti (yoksa ben mi kaçırdım?). Öğretmen topaldır.

Tarlaların arasında giden motosiklet eşliğinde enfes görüntüler sunulur. Motosiklet Doktor’undur ve Doktor bir disiplinsiz “filozoftur” (Doğu disiplinine çok uygundur). Hayyam’dan şiir okur:

“öbür dünyanın güzel olduğunu söylüyorlar
daha güzel olup olmadığını
kim dönüp geri, söylemiş ki.
diyorlar ki; hurili cennet güzeldir.
elinde olana sarıl, o boş vaatleri bırak.
davulun bile sesi uzaktan güzeldir.”

“Uzmanlaşma” karşıtı, heybesi terkide, iki tekerleklinin üzerinde doğayla iç içedir. Aslında o kadar da “doğal” değildir zira at yerine motosiklete binmektedir. İşte bu, değişimin bir başka yüzüdür. Kanal kazan işçi (köylü) Şirin ve Ferhat’tan haberdardır. “Aşksız hayat mı olur?” der. Türk başbakanı ise geçenlerde yaptığı bir açılışta “Tüneller kazıyor, Leyla’la Mecnun’u kavuşturuyoruz” diyordu; cehalette boy ölçüşülmez bir ululukta görev ifa ediyor.

Ve geliyorum sonuca:

Muhendis, yüzünü gör(e)mediğimiz süt sağan kıza, işçi (köylünün) yarine sorar: “Füruğ’u tanıyor musun?
Kız: Evet, (komşunu) kızı
Mühendis: Onu değil, Şair Füruğ’u tanıyor musun?

Çok çarpıçı bir diyalog. Değil mi ama şair dediğin komşunun kızı veya oğludur, onu gökte aramaya ne hacet!

Ve Füruğ Ferruhzad*:

“ey sevgilim evime gelirsen eğer
bana bir lamba getir
ve caddedeki o mutlu kalabalığı izleyebileceğim bir pencere.
ne yazık, kısacık gecemde
rüzgar yapraklarla buluşmak üzere.
kısacık gecem harap edici ıstırapla dolu.
dinle!
duyuyor musun gölgelerin fısıltısını?
yabancıyım ben bu mutluluğa
alışkınım bu umutsuzluğa.
dinle!
duyuyor musun gölgelerin fısıltısını?
orada, gecede, bir şeyler oluyor.
ay kızıl ve endişeli
ve her an çökebilecek bu çatıya bağlanmış.
bulutlar; yas tutan bir kadın yığını gibi.
bekliyorlar yağmasını.
bir an
ve sonra hiç.
bu pencerenin ardından gece titriyor.
ve dünya duruyor.
sen yeşilliğinde aşk dolu ellerimin üstüne
ellerini, o yanan hatıraları, koy!
ve hayatın sıcaklığıyla dolu dudaklarımı
aşk dolu dudaklarımın dokunuşuna bırak.
rüzgar bizi sürükleyecek...

* Şiirin orijinaline ulaşamadım, umarım bir kabalık yapmamışımdır.

Hasever
Derby, 23 Arlık 2010

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
20
Bu eleştiriyi ihbar et
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek 2010-09-07 05:53:55 Murat
Genel Puan 
 
9.4
Yönetmen 
 
9.0
Senaryo 
 
10.0
Erkek Oyuncu 
 
10.0
Kadın Oyuncu 
 
9.0
Soundtrack 
 
9.0
Murat Eleştiren Murat    Eylül 07, 2010
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Her şeyin belli olmaması daha iyi

Aslında gerçek hayatta da yaşanılanlar belirsiz değil midir? Her şeyin detaylı konuşulduğu filmlere o kadar alışmışım ki dışarıdan gözlemleyen birinin (izleyicinin) bu kadar detay bilmesine gerek var mı diye düşünmemiştim. Köye gelen mühendis bir şeyin peşinde ve neyin peşinde olduğunu bilmemek hiç rahatsız etmiyor. Sanki onu öğrenince tüm büyü bozulacak gibi. Bir ara adam öyle bir tavırlar içine giriyor ki ulan aslında bu adam kötü bir insan diye düşünüyor insan. İyi olması için bir sebep varmış gibi. Filmin kahramanı kötü bir amaç peşinde koşan veya daha kötü birine hizmet eden biri olabilir veya tersine, atıyorum sosyolojik araştırma olan bir bilim insanı da olabilir. Filmin sunduğu gerçeklik içinde her iki olasılık da kabul edilebiliyor.

İyi bir film, tavsiye edilir.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
10
Bu eleştiriyi ihbar et
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek 2010-02-24 16:03:43 Önder Kurt
Genel Puan 
 
10.0
Yönetmen 
 
10.0
Senaryo 
 
10.0
Erkek Oyuncu 
 
10.0
Kadın Oyuncu 
 
10.0
Soundtrack 
 
10.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Şubat 24, 2010
Son Güncelleme: Temmuz 10, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

Günlük Sıradanlığı İçinde "Ölüm"

Bu aralar Tarkovski'nin "Mühürlenmiş Zaman" adlı kitabını okuyorum; bu kitapta usta yönetmen, filmin seyircinin başından aşağı bir takım felsefi/ahlaki dersler verme iddiası taşımadan, alçakgönüllülükle hayatın kendisini olduğu haliyle vermekten bahsediyor.

Eğer iyi bir filmden beklenmesi gereken buysa, İranlı usta yönetmen Kiarostami'nin yaptığı da işte tam olarak bu.

Bizim Mardin'in andıran, çöl sarısı toz toprak içinde de olsa, iki dağın ortasına kartal yuvası gibi kurulmuş çok güzel bir kürt köyüne düpedüz misafir oluyoruz. Filmde sürekli dolaşıp duran bakır kapları içine yeni sağılmış sütün kokusunu almadığımız kalıyor sadece.

Ama film sadece böylesi pastoral bir deneyimden ibaret değil. Sürekli kendini hisettiren ölüm duygusu var. Ama öyle bariz referanslarla değil, günlük sıradanlığı ve "normalliği" içinde.

Bu filmde beni şaşırtan bir başka yön de, profesyonel aktör olmayan "gerçek" insanların ne kadar iyi performanslar sergileyebileceği oldu. Başroldeki oyuncu muhtemelen kendi ülkesinde profesyonel bir oyuncudur. Bence mükemmel bir performans sergilemiş. Ancak köyün sakinleri hiç de ondan geri kalmıyor; küçük çocuk, hamile kadın, çayevini işleten yaşlı kadın. Hepsi de sanki yıllardır oyunculuk yapıyorlarmış gibi. Herhalde rol yapmayıp, birilerinin kendilerini kameraya aldığını umursamayarak nasıl yaşıyorlarsa öyle görünmeye devam etmeleri yüzünden bu kadar "gerçek" olabilmişler.

Seyredilmeli bence


Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile