Kumpanya - Theo Angelopoulos Seçki Popüler
Kumpanya [1] 1975 Yunanistan yapımı epik dönem filmdir. Özgün adı O Thiasos (O Θίασος) olan film uluslararası festivallerde ve İngilizce konuşulan ülkelerde The Travelling Players (Gezici Oyuncular) adıyla gösterime sunulmuştur.
Yunanlı yönetmen Theo Angelopoulos'un hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği bu 4 saate yakın uzunluktaki destansı film, yönetmenin seyircisini yakın Yunan tarihine bir yolculuğa çıkardığı ve 1970'lerde tamamladığı bir üçlemenin ikinci filmidir. Bu üçlemeyi oluşturan diğer filmler ise, 1972'de çektiği '36 Günleri (Meres Tou '36) ve 1977'de tamamladığı Avcılar (Oi Kynighoi) adlı filmleridir. Üçlemeleriyle tanınan bir sinemacı olan Theo Angelopoulos'un uluslararası alanda tanınmasını, hatta ‘Auteur’ sinemacılar arasında yer almasını sağlayan üçlemesi budur. "Kumpanya", epik sinemanın en önemli örneklerinden biridir.
Gezici bir tiyatro kumpanyasının 1939 ve 1952 yılları arasında Yunanistan'da çıktıkları uzun turne sırasında uğradıkları her ada, köy ve kasabada Kadın Çoban Golfo adlı aynı kırsal oyunu sergilerlerken, gerçek hayatta kendi aralarında yaşadıkları birtakım olayların da klasik bir Yunan trajedisi olan Oresteia'yı andırması konu edilir. Bu bağlamda Yunanistan'ın çalkantılı yakın tarihine dramatik ve alegorik bir yolculuk yaparlar. Bu tarih Nazi işgalinin sürdüğü 2. Dünya Savaşı yıllarından başlayıp, Kralcılar ve Komünistler arasında geçen yıkıcı Yunan İç Savaşı'nı da içine alan süreyi kapsar. Brechtvari bir anlatım tarzıyla filmde zaman bir ileri bir geri sıçrar durur. Yunanistan'ın en eski tarihi (bir anlamda mitoloji) ile yakın tarihi (1939 - 1952 arası) arasındaki zamanda gidip gelmeler tiyatro aracılığıyla yapılır.
İlk gösterimi Temmuz 1975 tarihinde Berlin Uluslararası Film Festivali'nde yapılan "Kumpanya", bu festivalde İnterfilm ödülünü aldı. Ayrıca Cannes Film Festivali'nde FIPRESCI ödülünü alan filme İngiliz Film Enstitüsü (BFI) tarafından Sutherland ödülü de verildi. Film, aralarında kendi ülkesininin festivali olan Selanik Film Festivali'nde aldığı 6 ödülün de bulunduğu toplam 10 ödül kazandı.
Kaynak: Vikipedi
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Ustanın en iyi filmi olmadığı malum ancak çok başarılı, izleyici de harika bir sinema tadı bırakıyor.
Son Güncelleme: Şubat 13, 2010
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Oyuncular Bizimle Dertleşiyor
Bir önceki eleştirimde dile getirdiğim, Angelopoulos seyircisine bir film değil bir yaşam parçası sunmaya çalışıyor iddiasını biraz açayım. Şunu soralım kendimize; filmin karakterleri bazen niye dönüp kameraya uzun uzun konuşur? Konuştukları, içlerini döktükleri kim bu sahnelerde? Filmdeki başka bir karakter olmadığı açık..Doğrudan bize konuşuyor. Hani mümkün olsa, başlarını omuzlarımıza koyup dökecekler içlerini. Baş kadın oyuncunun tecavüz sahnesinden sonraki uzun konuşması mesala, tam da seyirciyle dertleşmek değilse nedir?
Son Güncelleme: Şubat 13, 2010
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
"Sıradan" İnsanlar Epiği
Theo Angelopoulos benim gözümde Tarkovsky katına çıkmıştır artık. Ben daha önce hiçbir yönetmende bu kadar sapıklık derecesinde mükkemmeliyetçi, ayrıntılara bu denli dikkat edici bir yaklaşım görmedim. Her bir ayrıntı peygamber sabrıyla tek tek işlenmiş ve burda dört saati aşkın bir film sözkonusu.
Murat çok önemli bir konuya değinmiş; uzun kesmeler, Angelopoulos örneğinde ise çok ama çok uzun kesmeler kolay yoldan "sanatsal" bir film etkisi yaratmak için yapılır sanılır genelde. Solun içinde bile bir züppelik olarak görülür. Oysa hiç sormazlar ki, gerçek hayatın temposunu hangisi daha gerçekçi yansıtır sapıkça bir telaş içindeki Amerikan filmleri mi yoksa uzun kesmeler mi? Kendi hayatlarımız da Angelopoulos'u bile yaya bırakacak "çok uzun kesmeler"den oluşmaz mı?
Bunun seyirciye bir film seyretmekte oldukları değil, gerçek bir yaşanmışlığı "deneyimliyor" oldukları izlenimi vermek için gerekli olduğu hiç akla gelmez. Hadi gelin de "Kumpanya"nın ardından sadece bir film seyrettim deyin mümkünse. Hayır koca usta çekip aldı beni o insanların dünyasına. Sonuçta bütün "gerçek" deneyimler de maddenin/olayların/kişilerin zihinde bıraktığı fenomenolojik bir "iz"den ibaretse, bu izin bir film tarafından bırakılmış olması son tahlilde fareder mi? Yani demek istediğim zihinde bırakılan iz bakımdan düşünürsek, gerçek bir hayat deneyimi ya da Angelopoulos'unki gibi filmler aynı etkiye sahiptir. Bir süre sonra "Kumpanya" zihnimde bir film olarak değil, gerçek bir yaşanmışlığın izi olarak kalacaktır.
Kapitalizm tarafından gerçek deneyimler alanımızın bir bitkininki seviyesine indirgendiğini düşünürsek, büyük ustanın filmleri bir anlamda elimizden çalınan gerçek deneyimleri bize geri veriyor.
Daha önce bahsettiğim "yemek" sahnesini aktardığımda henüz filmi bitirmemiştim. Arkada daha iyisi de varmış; bir dans gecesinden dönen sap ayyaş faşistler eğlence holünden çıktıktan sonra uzun bir sokakta yürümeye başlarlar. Kamera bütün o upuzun sokak boyunca bunları takip eder; yine 10-15 kişilik grubun hareketleri o kadar pürüzsüz ve tek tek o kadar iyi orkestre edilmiş ki, adeta adamlarla yan yana yürüyorsunuz, bir de faşistler ya, her an kapışacakmışsınız gibi hissediyorsunuz..Uzakta yapılan faşist mitingi gördüklerinde de, ikili askeri düzene öyle hiç hissettirmeden bir geçişleri vardı ki şaştım kaldım..
Son olarak da bu ayyaş kralcı faşistlerin bu sahneden önceki, eğlence holünde bulunan diğer grupla, kadınlı-erkekli komunistlerle atışma sahneleri var ki çok güldürdü beni..İki grup karşılıklı olarak şarkı yoluyla atışmaya başlarlar, haliyle hödük faşistlerin komunistlerle başedecek yaratıcılıkları yoktur. sonuçta faşistlerin lideri tabancayı çıkarıp havaya ateş eder. Sorun istemeyen komunistler eğlence holünü terkederler, ancak bütün kadınlar komunistlerin arasındadır. Ortada dans edecek kadın kalmayınca kralcı faşist moronlar birbirleriyle dans etmeye başlar. Çok güldüm bu sahneye..
Erkek eşcinselliğinin "bir türüyle", faşizm arasında bir bağlantı var şeklindeki iddiaya bir gönderme mi acaba? Malum tarihte ve yakın zamanlarda faşist liderlerin pek çoğu eşcinsel idi; SA'ların lideri Ernst Röhm, Avusturyalı neo-nazi Heider, öldürülen Hollandalı faşist lider Pim Fortuyn vs..
Yavaş yavaş, sindire sindire, dostlarla "gerçek" bir yolculuğa çıkmış gibi seyredilmesi gereken bir film..Hiç ağır değil, "gerçek" bir hayat deneyimi gibi..Ya da gerçek hayat gibi çok ağır ve hüzünlü..
{definitionbot=disable}
Hayranlıkla izlediğim bir Angelopoulos filmi daha.
Film gezici bir kumpanyanın gittikleri her yerde oyunlarını sergilerlerken karşılaştıkları dramatik olayları, kendi içlerinde yaşadıkları ilişkilerle iç içe geçmiş halde önümüze seriyor. İzlerken kendimden geçtiğim anlar oldu. Kameranın 360 derece dönerek çektiği sahneler etkileyici. Bir de uzun çekimler tabii. Örneğin çocuklara illa çizgi film izlettirilecekse yavaş çekimli, hareketlerin daha yavaş ve anlaşılır olduğu filmler tercih edilmeli. Amerikan çizgi filmleri ise sürekli bir telaşın ve hareketin olduğu, her şeyin birbirine girdiği, insanı izlerken aptallaştığı filmlerdir. Bence aynı mantık sinema filmlerinde de geçerli. Yavaş ve uzun çekimler kesinlikle daha insani. Yavaştan kastım aslında insana daha uygun hareketler. Örneğin iki sivil polis (veya kontra) bir binaya yüzleri maskeli şekilde girerler. Merdivenleri çıkmak üzere gözden kaybolurlar. O sırada kamera hareketsiz olacakları bekleyerek bize boş holü gösterir durur. Daha sonra gürültü ve silah seslerinden sonra bir kadını yaka paça götürmelerini duyarız ve görürüz. Kamera yine dönerek onları kadını arabaya zorla götürmelerini izler. Normalde kameranın iki adamı, kesintilerle takip etmesini ve yukarıda olanları göstermesini bekleriz.
Önder'in daha önce bahsettiği kalabalık bir grubu yönetmenin nasıl yönettiği meselesi ise başlı başına bir başarı gerçekten. O kalabalığın içindeki çocuğun bile hareketleri göze batmıyor, kendi doğallığı içinde devam ediyor. Acaba bu durumlarda adam kamerayı gizliyor mu ne?
İzlemeyenlere kesinlikle tavsiye ederim.

































































