Rastgele Baltazar - Robert Bresson Popüler
Fransa'nın kırsal bir yöresinden Balthazar adlı bir eşeğin ve ilk sahibi genç kızın -Marie'nin iç içe geçmiş öykülerini anlatan bir film.
Balthazar, ilk sahibi Marie'nin ailesinin gittikçe kötüleşen mali sıkıntıları yüzünden satılır ve pekçok farklı karatkerin sahipliği altında başından pek çok acıklı olay geçer. Kaçakçıların eline düşer sınırdan kaçak malzemeler taşır, sirklere çıkar, yük hayvanlığı yapar.
Balthazar'ın öyküsünün paralelinde Marie de büyük dönüşümler geçirir. Başlangıçta nefret ettiği, köyün her türlü işe girip çıkan serserisi, çete lideri Gerard'ı taparcasına sevmeye başlar, terkedilir, çocukluk aşkına dönmek ister, yapamaz.
Zavallı talihsiz bir hayvanın başından geçenler anlatılırken aslınd insanların trajik varoluşları resmedilir.
Bresson'un diğer büyük yönetmenlerin performans odaklı stillerinden radikal biçimde farklı olan aktör-model tekniği, amatör sinema izleyicileri tarafından bile hemen hissedilebilecek kadar baskın bu filmde. Bresson, büyük aktör performanslarının, iyi rol yapmalarının tam zıttına, olabildiğince ham bir oyunculuk istermiş. Bununla neyi amaçladığı bilinmez ama istediğini Balthazar'da falzasyıla gerçekleştirmiş. İnsan büyük oyunculuklar sayesinde bir kurgu değil de, gerçek bir hayat kesitini seyrettiği yanılsamasını bu filmde yaşayamıyor; yapay bir canlandırma, gerçek olmayan bir filmle ile karşı karşıya olunduğu zorla hissettiriliyor. Bunun kötü bir yönetmenlik değil de bir uslup olduğuna inanmakta insan zorlanıyor.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 2 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Ocak 18, 2012
İlk 10 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Bugüne kadar usta yönetmenlerinin filmlerini hep ilk filmlerinden başlayarak izlemiştim. Bresson'a ise sondan başladım. Özellikle Tarkovski ve Sokurov gibi Rus yönetmenlerce çok beğenilen Bresson'un toplam 13 filmi var. Bu izlediğim yedinci filmi.
Bergman Balthazar'dan sonra çektiği Mouchette filmini çok beğendiğini ancak bu filmden hiçbir şey anlamadığını, hatta Bresson'un bu filmi niye çektiğini dahi anlamadığını söylemiş.
Bence iki film arasında benzerlik var. Hatta Mouchette'teki kız, Balthazar'daki eşek ve yine kız bana Tarkovski'nin Stalker'ını hatırlattı. Nasıl derseniz bütün bu karakterler sanki insanoğlunun tüm sıkıntılarını çekiyor ve böylece insanlığı kurtarmak üzere kendilerini feda ediyorlar gibi geliyor bana. Benzer konuyu Bergman ve Kurosawa da işlemişlerdi.
Önder'in amatör oyuncular hakkında söylediklerine ben de katılıyorum. Şimdiye kadar izlediğim filmlerinde hiç tanıdık oyuncuya denk gelmedim.
Son Güncelleme: Aralık 21, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Büyük Usta'nın Kasıtlı Kötü Oyunculuk İsteği
Balthazar'ı seyretmeye başlar başlamaz ortada bir gariplil olduğunu hisettim. Olabildiğince kötü bir oyunculuk hemen dikkat çekiyor. O kadar öyle ki, kısa bir araştırma sonucu bunun Bresson'un bilinçli tercihi olabileceği kuşkum haklı çıktı.
Bu daha önce hiç tanımadığım Bresson'dan rastgele seçtiğim ilk filmdi. Daha ilk dakikalarda hayal kırıklığına uğradım. Bresson hakkında okudum. Anladığım kadarıyla, "ustaların ustası" statüsünde bir yönetmen. Sıkı bir katolik, ruhani yönü çok güçlü biriymiş. Sevdiğim büyük ustalar tarafından niye bu kadar saygı görüyormuş, bu ilk film anlamama yetmedi.
Herhangi bir etki altında kaladan yorum yapmam istense, sanat filmleri yapmaya hevesli bir yönetmenin ilk denemesi derdim. Oyunculuklar o kadar kötü yani. Hani insan bir film değil de, şu belgesellerde yapılan canlandırmalar türünden üstünkörü bir kurgu seyrediyormuş hissine kapılıyor.
Bu tarzı anlamaya zorladığım zaman şöyle bir yorum çıkarabiliyorum; bildiğimiz anlamda iyi oyunculuk temelli "sağlam" bir film aslında bir yanılsamadır, belli bir sahtelik içerir. Gerçek insanların gerçek hayatlarını oynamalarını ister ve günlük hayatlarını filme alacak bir kamerayı hayatlarının ortasına koyarsanız, aynı böyle davranırlar. Rol yapmazlar, ama kameranın varlığından dolayı da doğal davranamazlar, birileri tarafından seyrediliyor olmanın baskılanımını sürekli hissederler.
Kötü oyunculuktan dolayı hissedilen yapaylık, aslında gerçek insanların hayatlarını anlatmanın en sahici yoludur.
Bilemiyorum tabii..Daha fazla Bresson seyretmeli..Sıkıcı da olsa.

