Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor Popüler
Açılış Sekansı ve Güzel Şarkı
{youtube}xNPTVqI91EY{/youtube}
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Şubat 29, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Yapmacıksız, Gerçek Bir Aşk Hikayesi
Holywood'un bizi mahkum ettiği "Devlerin Aşkı" türünden abartılı, yapmacık değil, son derece inandırıcı, "olması mümkün" sıradan insanlar arasında yaşan türden bir aşk hikayesi.
Amerika'da neyin gerçek hayat, neyin fantezi dünyası olduğu ayrımını yapmak zor olduğundan, Holywood filmleri sahte bir dünyayı yansıtıyor diyerek haksızlık yapmış olmayalım. Belki ideolojik belirlenimim gereği, Holywood harici filmlere, özellikle doğu avrupa filmlerine daha çok sıcaklık duyuyorum. Belki ne bilim benzer bir Holywood filmi de, örneğin Jack Nicholson ile Helen Hunt'ın oynadığı "As good as it gets" de bu film kadar iyidir. Ama nedense bu film kadar beni etkilemedi, hatta hiç etkilemedi.
Filmin adını ilk duyduğumda herhalde anti-sovyetik bir film diye seyretmek istemedim. Ama hiç de öyle olmadığını anladım.
Moskova'ya çalışmaya gelen taşralı üç kız arkadaş, birlikte bir yurtta kalmaktadırlar. Bunlardan biri iddiasız, alçakgönüllü sevimli tipik bir köylü kızıdır. İyi sevecen bir koca bulup hemen evlenir. Diğeri bu köylü kızının tam zıttı, fettan, erkekleri parmağında oyntamaya çalışan, zengin bir koca peşine koşan biri. Üçüncü kız, yani başroldeki Katerina ise, iyi bir eğitim almak ister, evlilik ve erkekler fazla gündeminde değildir.
Ama derken bir partide yakışıklı bir kameramannla tanışır, ondan hamile kalır. Adam evlenmeyi rededer. Böylece Katerina tek başına kalır. Film bu noktada yirmi yıllık bir sıçrama yapar, kızı büyümüş kendisi de iyi bir kariyer yapmış ve bir fabrikada müdür olmuştur.
Artık aşktan ve erkeklerden umudu kesmişken birgün banliyo treninde karşısına Gosha oturur. Katerina'nın erkeklerde en sevmediği şey kirli ayakkabılardır. İnadına Gosha'nın ayakkabısı da çamur içindedir. Tiksinti ile bir bakış fırlatır ve kitabına döner. Ama Gosha bu bakışı kaçırmaz ve müthiş bir giriş yapar ve ayakkabılarının neden kirli olduğunu anlatır. Hatta galiba "Ben de kirli ayakkabılardan nefret ederim" gibi damardan dalar konuya. Böylece ilişki başlar.
Aleksey Batalov'dan bahsetmek istiyorum. Kendi ülkesinde zaten çok onore edilmiş büyük bir oyuncuymuş. Ama uluslararası arenada malum hiç tanınmıyor. Ancak bu adam, avrupalı ya da amerikalı doğsaymış, kesinlikle gelmiş geçmiş en büyük aktörlerden biri olur ve sinema tarihine geçerdi. Amerikan kültürel hegemonyasına bu yüzden de sinir oluyorum. Yaban otu gibi heryeri kaplıyor, başka çiceklerin açmasına izin vermiyor.
Aşk filmi olarak değil, sırf Batalov'un performansını görmek için bile bu film seyretmeye değer. Canlandırdığı karakter, hani şu her derde deva olan tipte erkekler vardır ya, onlardan biri işte. Hani çamaşır makinenizi de tamir eder, çok güzel yemek de pişirir, mükemmel şarkı da söyler, dans da eder, iyi de satranç oynar..Yanlarında olmaktan hiç sıkılmazsınız, bu tür adamlarla arkadaş olmak hep bir keyiftir.
Filmin aşk öyküsünden ziyade işte ben Batalov'un performansına hasta oldum. "Birader çevremizde şöyle dostluklar kuramadık" diye yakındım kendi kendime.
Mutlaka seyredilmesi gereken hoş bir film. Batalov abiye selam olsun.
Ha bu arada filmin açılış ve kapanışında yer alan şarkı da çok güzel. Yukarıdaki videoda.






