Satyricon Popüler
Nero'nun imparatorluğundaki Roma'da geçen kopuk episodlar yığını. Filmde , sayısız ikincil karakterden farklı olarak sürekli beliren sadece ik karak var; iki güzel delikanlı.
Bunlar da daha da güzel -afişte görülen, evet o bir kadın değil güzel bir delikanlı- başka bi delikanlının peşinden koşturup duruyor. Sadece onlar da değil herkes onu elde etmeye çalışıyor. Bu şekilde setten sete geçilerek birbirinden kopuk farklı episodlar ard arda geliyor.
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Ocak 31, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Seyretmesi Kararlı Olmayı Gerektiren Bir Film
İtiraf ediyorum Pasolini'nin Medea'sından sonra seyretmekte en zorlandığım filmdir. Bunda filmin tanıdık sinema formatında değil de Shakespeare trajedilerinden çıkmışa benzeyen repliklere dayanmasının etkisi olmuştur herhalde. Daha ilk dakida "İşimiz var" demeye başlıyorsunuz. Malum trajik tiradları anlamak için sağlam da bir referans sözlüğü olması lazım. İkide bir açıp bakacaksınız "Bu adam ne dedi şimdi" diye. Eh zaten iki küsur saat olan bir filmi bu şekilde izlemeye kalksanız bir beş on saat yatırmanız lazım. Tabii kısa sürede diyalogları takip etmekten vazgeçtim. İyi ki de öyle yapmışım zaten filmin bir başlangıcı ve sonu olan çizgisel bir olay örgüsü de yokmuş. Petronius denen antik bir yazarın aynı adlı, dağınık fragmanlar halindeki eserine dayanıyormuş.
İşte bu ilk andaki kültür şiddetini aştıktan sonra kasmadan seyretmeye başlayınca ortaya büyük bir görsel şölen çıkıyor ki kanımca sinema sanatının asli öğesidir. Sonuçta sinema "Moving Pictures" olayı. İşte Satyricon "Moving Pictures" durumlarını en uçlarda sergileyen bir başyapıt.
Görsellik benim sevdiğim bütün büyük yönetmenlerde önemli bir faktör. Ancak Tarkovsky doğal ortamların görselliğini yakalarken, Fellini tiyatro setleri gibi kurgulanmış yapay bir görselik sunuyor. Herbir set insanı şaşkınlığa uğratacak kadar detaylı.
Satyricon'da, 8 1/2'da da gördüğüm bir Fellini numarası dikkatimi çekti; Kamera soldan sağa çok uzun bir kayma yapıyor. Bu kayma esnasında tek bir film karesi boş geçmiyor. Herbirinde onlarca figuran yer alıyor. İşin insanı hayrete düşüren ve hayranlıkla ağzını açık bırakan, onca figuranın herbirinin tek tek yönetilmiş olması. Her bir yüz ifadesi tek tek işlenmiş. Yani kendinizi yönetmenin yerine koyun, onca insani tek tek nasıl yönetirsiniz. Hangi komutlar verilmiştir. Acaba oyuncuların doğaçlamasına mı bırakıldı? Lakin tek bir merkezi karakter yok, hiçbir oyuncu da bosluğu doldurmak için rastgele konmuş gibi durmuyor. Herbiri başrol oyuncusuymuş gibi bir performans sergiliyor. Her bir mimik, her bir jest tek tek işlenmiş gibi. Şimdi olayın zorluğunu anlamak için bizim yerli filmleri düşünelim; basit bir kalabalığın üşüşmesi sahnesi bile, yani kendiliğinden doğal olacak bir sahne bile, bizimkilerin kameranın varlığının bilincinde olarak "rol kesmeleri" yüzünden yapay bir hale gelir. Ulusal bir karakter olsa gerek. Biz normal hayatta dahi kalabalık bir mekana girdiğimizde bütün gözler üzerimizdeymiş gibi çekingen davranırız ya.
Arda arda iki küsür saat birbirini takip eden sürrealist tablo geçidi seyretmek istiyorsanız kaçırmamanız gereken bir film.









