Blade Runner Popüler
Blade Runner'ın muhalif mi yoksa konformist mi olduğuna karar vermek zor. Ancak tüm zamanların en iyi birkaç bilim-kurgu filminden biri olduğuna kuşku yok. Pekçoklarına göre kült bir filmdir. Bütün sinema sitelerinde en iyi ilk üç bilim kurgu filmi arasında yer alır.
2019 yılında Los Angeles'da bir barda, emekli polis Rick Deckard tutuklanır. Karakolda eski amiri Bryant, ona, bağlı koloni gezegenlerde asker ya da köle olarak kullanılmak üzere, genetik mühendisliği ile üretilmiş birkaç android'in kaçtığını ve dünyaya geldiklerini bildirir. Eski bir "Blade Runner", yani "kopya" androidlerin peşine düşüp avalayan ve "emekliye ayıran" özel polis gücünün bir üyesi olan Deckard'tan, kaçakları bulup "emekliye ayırmasını" ister. Kovalamaca başlar. Ancak kimin "kopya", kimin "gerçek" insan olduğunu ayırtetmek hiç de kolay değildir. Anıların bile bir bilgisayar programı gibi yüklenebildiği bir dünyada, kimin gerçekten bir hayat yaşamış olduğundan emin olunabilir mi?
Sinema
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Mart 05, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Kapitalizm'in Gelecek Kurgusu
Politik/felsefi çağrışımları fazla bir film olduğu için, teorisyenlerin ilgisi de yoğun olmuş. Benim bildiğim iki teorisyen ele alır. Biri David Harvey. Türkçe'de de yayınlanmış eseri "Postmodernliğin Durumu" adlı eserinde bu filmi ele alır. Harvey anladığım kadarıyla, kapitalist ideolojinin şehirleşme anlayışında görülen yansımalarını ele alan bir araştırmacı. Dolayısıyla Blade Runner'ı da bu açıdan ele almış.
Blade Runner [[film noir]] türü gibi oldukça iç karartıcı bir atmosferde geçer. Geleceğin dünyasını anlatıyor olsa da, şehirler şimdi olduğundan çok daha kötü bir haldedir. İnsanlar yıkık dökük binlarda yaşar, her yanda terkedilmiş metruk fabrika kalıntıları vardır. Kapitalizm şehirlerden tamamen vazgeçmiştir sanki.Son derece içi karartıcı bir çevrede buluruz kendimizi. İşte Harvey böyle bir arkaplanda kameranın hiç yoğunlaşmadığı ama orda belli bir mesaj vermek için durduğunu düşündüğü insanlara dikkat çeker. Bunlar sanki filmin kahramanın avladığı replicant'lardan bile daha kötü bir durumda olan insanlardır. Her yanda olan ama yine de dikkati çekmeyen insanlar. Kapitalizmin günlük hayatından tamamen dişladığı artık yok saydığı insanlardır bunlar. Harvey'e göre bu kasıtlı arkaplan kapitalizmin insanlık için öngördüğü geleceğin örtük bir meşrulaştırılması, insanların böyle bir geleceğe hazırlanmasıdır.
Harvey'in okuması fazlaca komplo teorisi gibi görülebilir. Başkaları da filmi işte bakın karanlık bir gelecek betimlemesi yaparak kapitalizmi eleştiriyor diyebilir. Ama ben Harvey'in yaklaşımına daha yakın duruyorum. Sistemin en güçlü ideolojik silahının artık sinizm olduğuna inanıyorum. Yani kapitalizm insanlığı karanlık bir geleceğe götürecek, bu kaçınılmaz, kimse de engelleyemez, iyisi mi kendinizi böyle bir dünyaya hazırlayın, güçlü olan ayakta durur, zayıflar da şu arkaplanda gördüğünüz gibi hiç kimsenin dikkat bile etmediği haşeratlar olarak arkaplanda dolaşır.
Blade Runner'ı ele alan ikinci düşünür de tabii Zizek. Onun ele aldığı da kuşkusuz öznenin oluşumunun sorunsal yapısı ile ilgili. Zaten son derece sallantılı bir yapı olan özne, kopya insanların -replicant- kuşkulu öznelliğinin de sahneye girmesiyle iyice zayıf bir hale gelir. Replicant'lara sonradan anılar yüklenmiştir. Hiçbirini yaşamamış olsalar da sanki herkes gibi anıları, bir geçmişleri olduklarını sanmaktadırlar. Replicant avcısı da sonlara doğru bu durumun tehlikeli çağrışımlarını farketmeye başlar. Belki kendisi de bir replicant'dır. Anılarının gerçekten kendisine ait yaşanmış gerçekler olduğundan nasıl emin olabilir ki?
Tartışmalı göndermelerine rağmen, sonuçta izlenmemesi önemli bir kayıp sayılacak bir film. Aman dikkat! zaten yüksek olan sinizmlerimizi daha da yükseltmesin.













