Zeitgeist Popüler
Zeitgeist, Peter Joseph adlı ABD'li bir aktivistin, bir internet fenomeni haline bağımsız belgesel filmi.
Film üç bölümden oluşuyor;
BÖLÜM - 1: "Anlatılan En Büyük Öykü" / "The Greatest Story Ever Told"
İlk bölüm, Tanrı kelamı olarak bildirilen Hristiyanlığın bazı temel öykülerinin, aslında dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı zamanlarda, farklı halklar tarafından binlerce yıldır paylaşılan genel, kadim bir izleği takip ettiğini gösteriyor. Örneğin Horus, Attis, Krishna, Mithra, Dionysos gibi farklı kültürlere ait tanrılar İsa ile aynı özellikleri paylaşır; 25 Aralık'ta doğmak, bakire anaya doğmak, çarmıha gerilmek, 3 gün ölü olmak ve yeniden dirilmek.
Bunca farklı halkın birbirinden bağımsız olarak, aynı izleği nerdeyse birebir takip etmesinin de son derece mantıklı bir nedeni vardır; antik çağlarda astronomi yaşamsal öneme sahipti. Ekim, hasat zamanlarının saptanabilmesi gökyüzünün dikkatli bir gözlemi ile mümkün olabilirdi. Eski insanlariçin yılın en kısa günü 21 Aralık önemliydi. Bu günde ışık en aza iner; 3 gün sonra, ışık seviyesi tekrar artmaya başlar; yani 3 gün ölü olduktan sonra tekrar dirilmek, dolayısıyla bütün "ışık" ya da Güneş tanrıları 25 Aralıkta doğar. Ayrıca bu günde, Orion takım yıldızı, doğudaki en parlak yıldız Sirius ile Güneşin doğuşunu gösteren aynı çizgide buluşur; yani İsa'nın doğuşunu müjdeleyen "Üç Kral"ın gelişi. Dahası var; yine bugünde Güneş Virgo yani "Bakire" yıldızının yakınından doğar: bakireden doğma / virgin birth. İlk bölüm bu şekilde ulvi dinsel öykülerin çok mantıklı açıklamalarını sunuyor.
BÖLÜM - 2: "Bütün Dünya Bir Sahnedir / All The World Is A Stage"
İkinci bölüm ise 11 Eylül saldırıları hakkında oldukça güçlü soru işaretlerini gündeme getiriyor. Bunlardan en önemlisi ise, ikiz kulelere uzak olmasına ve uçak çarpmamış olmasına rağmen yedi numaralı binanın da çökmüş olması.
BÖLÜM -3: "Perde Arkasındaki Adamı Umursama / Don't Mind the Men Behind the Curtain
Üçüncü bölümde ise Amerika'nın, üç büyük savaşına da uluslararası bankacıların karlarını arttırmak için girdiği iddiasını kanıtlanmaya çalışılıyor. Savaşa girmek için gerekli bahanelerin yaratılması ve halkı ikna etme için de, üç farklı olayın tezgahlandığı iddia ediliyor;Birinci dünya savaşına girebilmek için RMS Lusitania bile bile alman U-Bot'larının kaynadığı sulara gönderildi ve batırılmasına zorlandı. İkinci dünya savaşına girebilmek için Pearl Harbor baskınına göz yumuldu ve Vietnam savaşı için de Tonki Körfezi krizi yaratıldı.
Sinema
Üye eleştirileri
Son Güncelleme: Mayıs 06, 2010
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Belgeselim Tamamlandı, Gösterime Hazır
Buradan birkaç ay öncesinde sizlere bahsettiğim belgesel çalışmam nihayet bu hafta tamamlandı. bunun mutluluğu ve heyecanı içerisindeyim. izmirde fakültelerde bahar şenlikleri kapsamında gösterilecek, ayrıca konak bnelediyesinin bir etkinliğinde gösterilecek. çok yakında buradan sizlere bir link verip paylaşmak, değerli görüşlerinizi almak istiyorum. özellikle önder abi ve murat abi sizlerin. sevgiler
Umarim Filmini Seyredebiliriz erkan
Ne güzel! Kitabı olanlardan sonra aramızda bir de filmi olan arkadaşımız olacak.
Eğer yarışmaya falan katılmayacaksa, ya da bire yerde yayınlanmamalı gibi bir kural yoksa filminin siteye yüklesen ne iyi olur Erkan. Şahsen seyretmek isterim.
Bu arada çok güzel "Her Taraf Bok Kokuyor" lafının patenti bana ait değil. İnternet'te gezinirken görmüştüm; RED dergisinin bir sayısının kapağında yer alıyordu bu. Aynı isimle kurduğum grubun logosu da RED'in o sayısının kapağı idi.
Ne Belgeseldi Be!
İzmir'in eski kırahathaneleri konulu kısa metraj bir belgesel çekiyorum bu ara. Mayısın ortası gibi tamamlanacak. Bu süreçte de deli gibi belgesel izliyorum desem yeridir. Ama inanın beğenmediğim belgeseller de oldu, çok etkilendiğim belgeseller de oldu, ancak izledikten sonra "ne belgeseldi be" dediğim tek belgesel Zeitgeist idi. Beni çok fazla etkiledi. İki gün üst üste izledim. Kare kare çözümlenmeye değer bir nitelikte. Bugune kadar yapılmış olanlardan kesin olarak çok farklıydı. Tüylerinizi diken diken eden bir gerçeklik perdesi sizi öylesine rahatsız ediyor ki yaşadığınız dünya için, Önder abinin de dediği gibi "her taraf b.k kokuyor" tanımlaması "cuk" diye oturuyor. Belgeselin yeni cümleler söylemesi ve özgünlüğü bu kadar ses getirmesinde etkili oldu diye düşünüyorum...
-
2010-05-12 02:28:05 |SAdministrator| onder
-
2010-05-09 10:31:49 |SAdministrator| onder

Gösterdiğin tevazu için teşekürler Erkan. Ancak ya kendine haksızlık ediyorsun, ya da bizlerin sinema ilgisini abartıyorsun.
Şahsen benim sinemaya biraz daha yakınlaşmam, Zizek okumam sayesinde son 4-5 yılda gerçekleşmiş bir durumdur. Bir insanın hayatında oldukça geç bir dönem demektir bu..Ondan önce sinemaya karşı ilgim Tarkovsky le sınırlıydı desem abartı olmaz. Zizek sayesinde sinemanın önemini farkettim.
Oysa senin Godard'ın Haftasonu filmine yaptığın yorum, sinema hakkında yetkin bir kavrayışa sahip olduğunu gösterdi. İçtenlikle söylüyorum ki bunu seni teşvik etmek için dile getirmiyorum. Fransız Yeni-Dalgası hakkında söyediklerin benim için gerçekten yeni ve aydınlatıcı idi.
Diğer arkadaşlar için bu yorumu hatırlatalım;
http://www.e-hayalet.net/sinema-sections-472/194-yeni-dalga/11813-Haftasonu- Godard
Senin için sıradan bir bilgi, ya da bizlerin zaten biliyor olacağımızı sandın farklı bir perspektif aslında gerçekten aydınlatıcı olacaktır. Bu konuda emin olabilirsin. Bizler, daha doğrusu en azından ben, sinema konusunda daha yeni yeni bir kavrayış geliştiriyorum.
Sinemayı çok önemsiyorum. Bu sitede aktif bir sinema bölümü olmasını çok istedim ve bunun için çok zaman ayırdım..Ama bu bir kültür-sanat deliliğinden ya da züppeliğinden kaynaklanmıyor. Kendi teorik kaynaklarımın etkisiyle sinemanın çok önemli olduğuna kani oldum.
Doğrudan değil ama retrospektif olarak hocalarımdan biri kabul ettiğim Ulus Baker için sinema ve özel olarak Godard ve Vertov çok önemli figürlerdi. Bu da bir süpriz değil, zira onun da hocası sayılabilecek Deleuze için sinema çok önemliydi ve yine özellikle Godard ve Vertov.
Ancak Godard benim için keşfedilmemiş bir kıta. Hakkında çok az şey biliyorum. Deleuze ve Ulus Baker gibi çok önemsediğim düşünürler için önemi nerden kaynaklanıyor hiç bilmiyorum. Adamın filmografisine baktığın zaman 5-6 çok farklı dönemde ürettiği herhalde bir 50-60 filmi var.
Deleuze'ün "Sinema" başlıklı iki ciltlik dev bir eseri var..Okumadım ama ne anlattığını çok merak ediyorum..
Ancak Deleuze'ün sinemaya "basitçe" bir sanat olarak yaklaştığını hiç sanmıyorum. Sinema onun için felsefesinin bir tezahürüdür. En azından Zizek böyle olduğunu söylüyor..
Bunları şunun için anlatıyorum; sinemanın önemi sandığımızdan çok daha fazla. Kendi adıma oldukça önemli bir politik işlevi, en azından politik işlevi olma potansiyeli var. Zira sinema üretimi, ucuzlayan teknoloji dünyasında edebiyat gibi kitleler için ulaşılabilir hale gelmiştir.
Deleuze sistemin iktidar yapılarına hizmet eden Majör edebiyata karşın Kafka'nın Minör edebiyatını çıkarır. Teknolojinin daha ulaşılabilir hale geldiği zamanımıza kadar yaşasaydı eminim "Minör Sinema"dan da bahsederdi..
Onun bu olası Minör Sinema'sı da, kuşkusuz Minör Edebiyat gibi kollektif, ortak bir etkinlik anlamına gelirdi..
Deleuze'ün olduğu yerde, bireysel üretim ya da usta/çırak, bilen adam/öğrenen adam ayrımı yoktur. Kollektivitenin sürekli "oluşunun" ortak üretimi,etkileşimi vardır.
O yüzden gel senle orta yolu bulalım; senin bizden öğreneceğin birşeyler vardır belki ama bizlerin de seden öğreneceği çok şey var..Emin ol bunu seni siteye daha fazla yazmaya kandırmak için söylemiyorum, hakikaten sinema konusundaki kavrayışını "sömürmek" için vurguluyorum.. Eğer sende o cevher varsa, yani daha güzel bir dünya için gerekli o cevher, başkalarıyla birikimlerini, deneyimlerini paylaşmaktan haz alma cevheri varsa, yani büyük bir egonun herkese kendini beğendirme saplantısından kurtulmuş, paylaşımın, kollektif ruhun hazzını yaşayabilme cevheri varsa, bize yazacaklarınla bu hazzı doya doya yaşayabileceğinin garantisini en azından kendi adıma verebilirim..
Edebiyat sözkonusu olunca aynı sözü veremiyorum, zira aşılması çok daha güç bireysel bariyerler var edebi üretimde. Ancak sinema kollektif duygulanımlar yaşamaya çok daha müsait..Aynı filmden farklı kişilerin ortak nosyonlar oluşturması çok daha mümkün görünüyor bana..Çünkü görüntülerin yardımıyla, sinema daha ortak bir dil kuruyor..
Sinema engin bir derya..Ancak birlikte ondan özgürleştirici esinler alabilir, insanlık durumu hakkında ortak nosyonlar geliştirebiliriz.
Bizden öğreneceklerin kadar öğretmeni de bekliyoruz. Hiçbir kollektif etkileşim tek yönlü olmaz..Aldığın kadar katmak da gerekir..;-)
-
2010-05-09 16:05:53 |Publisher| kankardeş

Önder abi makale lezzetindeki bu hoş yazın için sana çok teşekkür ederim. Paylaşım konusundaki perspektifimi tümüyle değiştirmeye yetebilecek bir cevap olmuş. ilk sene okulda sinemaya giriş dersi kapsamında bir hocamız "sinema öyle bir ifade alandır ki onu anlamak ona aşık olmak onu öğrenmek asla ve asla bu sıralarda gerçekleşmez. biz sizlere sadece bir bakış açısı kazandırmanın peşine düşeriz. sinemayı yorumlayışınız sizin elinizde. bu alan öğretilesi bir şey değil. etrafınıza şöyle bir dönüp bakın, sinema bilgisi, algısı ve zekası sizlerden kat kat fazla insanlar görüp şaşıracaksınız. bu işin eğitimle falan alakası yok" senin bu sinema eğilimini gördükten sonra hocamın sözleri geldi aklıma. sen de o bahsettiği insanlardan bi tanesisin.
"paylaşmanın güzelliğinde buluşmak dileğiyle diyorum."
-
2010-05-09 01:14:16 |Publisher| kankardeş
-
2010-05-07 16:56:49 |SAdministrator| Murat
-
2010-05-07 21:49:55 |SAdministrator| onder
-
2010-05-08 06:58:34 |Publisher| kankardeş
-
2010-05-08 22:07:59 |SAdministrator| onder

Yok Erkan'cığım küsmkten değil. Daha çok taşınmak, yeni bir şehre yerleşmek ve uzunca bir aradan sonra tekrar iş hayatı rutinine dönmekle ilgili. Bizimki gibi memur varoluşlarında kişinin kendine ayırabileceği çok az zaman kalıyor. Zaman kısıtlamasından çok daha önemlisi, insan bambaşka bir zihinsel yapıya bürünüyor. Sadece sinema değil, pek az şeye karşı bir heves kalıyor. Bir otomat gibi yaşıyorsun, günler, haftalar, aylar, yıllar ışık hızıyla akıp gidiyor geride hiçbir şey bırakmadan.
Eh sen de bizi teşvik etmiyorsun ki, hadi abiler, ablalar atın şu üzerinizdeki bezginliği, bakın şöyle güzel bir film var, seyredin bakalım diye tanıtım yapmıyorsun ki..:cry:
-
2010-03-10 00:07:07 |Publisher| kankardeş

ÖNDER ABİ BELGESELİMİZ TAHMİNİMCE MAYIS AYI İÇERSİNDE TAMAMLANACAKTIR. BURADA VİDEO PAYLAŞMA ŞANSIMIZ VAR SANIYORUM, ELBETTE PAYLAŞIRIM NE DEMEK ŞEREF DUYARIM.BUGUN BU BELGESELLE İLGİLİ HABERIMIZ DE MİLLİYET GAZETESİNDE ÇIKTI.
http://www.milliyet.com.tr/basmane-belgeseli-mayista-gosterimde/ege/ haberdetayarsiv/08.03.2010/1208709/default.htm
-
2010-03-10 01:17:38 |SAdministrator| Murat
-
2010-03-10 19:30:47 |SAdministrator| onder
Yorumlar
Şu sinizm, yobazlık ve egoizm çağında sizler çok değerlisiniz.
"paylaşmanın güzelliğinde buluşmak dileğiyle diyorum."
Şahsen benim sinemaya biraz daha yakınlaşmam, Zizek okumam sayesinde son 4-5 yılda gerçekleşmiş bir durumdur. Bir insanın hayatında oldukça geç bir dönem demektir bu..Ondan önce sinemaya karşı ilgim Tarkovsky le sınırlıydı desem abartı olmaz. Zizek sayesinde sinemanın önemini farkettim.
Oysa senin Godard'ın Haftasonu filmine yaptığın yorum, sinema hakkında yetkin bir kavrayışa sahip olduğunu gösterdi. İçtenlikle söylüyorum ki bunu seni teşvik etmek için dile getirmiyorum. Fransız Yeni-Dalgası hakkında söyediklerin benim için gerçekten yeni ve aydınlatıcı idi.
Diğer arkadaşlar için bu yorumu hatırlatalım;
http://www.e-hayalet.net/sinema-sections-472/194-yeni-dalga/11813-Haftasonu-Godard
Senin için sıradan bir bilgi, ya da bizlerin zaten biliyor olacağımızı sandın farklı bir perspektif aslında gerçekten aydınlatıcı olacaktır. Bu konuda emin olabilirsin. Bizler, daha doğrusu en azından ben, sinema konusunda daha yeni yeni bir kavrayış geliştiriyorum.
Sinemayı çok önemsiyorum. Bu sitede aktif bir sinema bölümü olmasını çok istedim ve bunun için çok zaman ayırdım..Ama bu bir kültür-sanat deliliğinden ya da züppeliğinden kaynaklanmıyor. Kendi teorik kaynaklarımın etkisiyle sinemanın çok önemli olduğuna kani oldum.
Doğrudan değil ama retrospektif olarak hocalarımdan biri kabul ettiğim Ulus Baker için sinema ve özel olarak Godard ve Vertov çok önemli figürlerdi. Bu da bir süpriz değil, zira onun da hocası sayılabilecek Deleuze için sinema çok önemliydi ve yine özellikle Godard ve Vertov.
Ancak Godard benim için keşfedilmemiş bir kıta. Hakkında çok az şey biliyorum. Deleuze ve Ulus Baker gibi çok önemsediğim düşünürler için önemi nerden kaynaklanıyor hiç bilmiyorum. Adamın filmografisine baktığın zaman 5-6 çok farklı dönemde ürettiği herhalde bir 50-60 filmi var.
Deleuze'ün "Sinema" başlıklı iki ciltlik dev bir eseri var..Okumadım ama ne anlattığını çok merak ediyorum..
Ancak Deleuze'ün sinemaya "basitçe" bir sanat olarak yaklaştığını hiç sanmıyorum. Sinema onun için felsefesinin bir tezahürüdür. En azından Zizek böyle olduğunu söylüyor..
Bunları şunun için anlatıyorum; sinemanın önemi sandığımızdan çok daha fazla. Kendi adıma oldukça önemli bir politik işlevi, en azından politik işlevi olma potansiyeli var. Zira sinema üretimi, ucuzlayan teknoloji dünyasında edebiyat gibi kitleler için ulaşılabilir hale gelmiştir.
Deleuze sistemin iktidar yapılarına hizmet eden Majör edebiyata karşın Kafka'nın Minör edebiyatını çıkarır. Teknolojinin daha ulaşılabilir hale geldiği zamanımıza kadar yaşasaydı eminim "Minör Sinema"dan da bahsederdi..
Onun bu olası Minör Sinema'sı da, kuşkusuz Minör Edebiyat gibi kollektif, ortak bir etkinlik anlamına gelirdi..
Deleuze'ün olduğu yerde, bireysel üretim ya da usta/çırak, bilen adam/öğrenen adam ayrımı yoktur. Kollektivitenin sürekli "oluşunun" ortak üretimi,etkileş imi vardır.
O yüzden gel senle orta yolu bulalım; senin bizden öğreneceğin birşeyler vardır belki ama bizlerin de seden öğreneceği çok şey var..Emin ol bunu seni siteye daha fazla yazmaya kandırmak için söylemiyorum, hakikaten sinema konusundaki kavrayışını "sömürmek" için vurguluyorum.. Eğer sende o cevher varsa, yani daha güzel bir dünya için gerekli o cevher, başkalarıyla birikimlerini, deneyimlerini paylaşmaktan haz alma cevheri varsa, yani büyük bir egonun herkese kendini beğendirme saplantısından kurtulmuş, paylaşımın, kollektif ruhun hazzını yaşayabilme cevheri varsa, bize yazacaklarınla bu hazzı doya doya yaşayabileceğin in garantisini en azından kendi adıma verebilirim..
Edebiyat sözkonusu olunca aynı sözü veremiyorum, zira aşılması çok daha güç bireysel bariyerler var edebi üretimde. Ancak sinema kollektif duygulanımlar yaşamaya çok daha müsait..Aynı filmden farklı kişilerin ortak nosyonlar oluşturması çok daha mümkün görünüyor bana..Çünkü görüntülerin yardımıyla, sinema daha ortak bir dil kuruyor..
Sinema engin bir derya..Ancak birlikte ondan özgürleştirici esinler alabilir, insanlık durumu hakkında ortak nosyonlar geliştirebiliriz.
Bizden öğreneceklerin kadar öğretmeni de bekliyoruz. Hiçbir kollektif etkileşim tek yönlü olmaz..Aldığın kadar katmak da gerekir..;-)
Eh sen de bizi teşvik etmiyorsun ki, hadi abiler, ablalar atın şu üzerinizdeki bezginliği, bakın şöyle güzel bir film var, seyredin bakalım diye tanıtım yapmıyorsun ki..:cry::
Umarım senin çalışman bende tekrar film seyretme şevki yaratır. İki aydır tek bir film seyretmedim..














Teşekkürler Erkan. Keşke seninkisi gibi bir zihinsel yapıya sahip yeni kuşaktan daha çok genç arkadaşla buluşabilsek..
Şu sinizm, yobazlık ve egoizm çağında sizler çok değerlisiniz.