Gölgeler Arasında Yürüyüş
Popüler
Kışın bir yerden içeriye girince yüzüme bir sıcaklık çarpsın isterim ! ! (*)
Hani kıştır, hani üşürsün ve yüzün soğuktan al al olmuştur. Hani bazen soğuktan gözlerin yaşarır ve o an eldivenlerini evde unuttuğunu fark eder kendine kızmak ister soğuktan kendine bile kızamazsın. Oysa o eldivenleri aylardır cebinde/çantanda taşımış ama kullanma fırsatı bulamamışsındır. “Bir bardak sıcak kahve olsa”, “Kahve bardağı ellerimi ısıtsa”, “Kahvenin sıcak buharını burnuma çeksem” diye düşünürsün.
Hani yol kenarında üşümüş bir kedi görürsün. Hızla yürüyerek kedinin yanından geçersin. Kedi sana ürkek gözlerle bakar. Tedirgin yürüken bir ayağı havada, tetikte beklemektedir.
Hani bir otelin önünden geçerken otellerin çamaşırhanesine ait havalandırma çıkışlarından sıcak hava yükselir ya, o sıcak hava çıkışına yatmış sokak çocuklarını görürsün. Birbirlerine sokulmuş yatmakta olan cılız bedenler, kirli yüzler, boncuk gibi kara gözler görürsün. Çocukların en çelimsizi en kenarda kalmıştır. Üşüyordur besbelli ama o ısındığını zannetmektedir. Biraz daha hızlı yürüyerek çocukların önünden geçersin.
Hani yanından bir belediye otobüsü geçer, otobüsün camlarından dışarıya bakan yaşlı bir kadın görürsün. Kadın paltosunun içinde büzülmüş, başına kalın bir örtü dolamış camdan dışarıya anılarında kalmış insanlara bakmaktadır. Bir an göz göze gelirsiniz. Dişsiz ağzında bir gülümseme belirdi zannedersin. Biraz daha hızlanırsın.
Hava saati olmamasına rağmen kararmaya başlamıştır. Göllgeler arasında yürüyerek gideceğin yere varırsın. Kapının arkasında sarı ışıklar vardır. İçerisinin sıcacık olduğunu düşünürsün. Bir adım sonra sıcacık mekana gireceğini bilirsin. Kapıyı açar, içeriye bir adım atarsın.
İçerinin sıcak havası yüzüne çarpar. Soğukta tek ayağı havada sana endişeli gelen kediyi, birbirlerine sokulmuş sokak çocuklarını, gülümseyen yaşlı kadını unutursun. Yüzüne çarpan sıcaklık içindeki tüm hüznü alır götürür.
Dışarısı soğuktu, uzun yıllardan beri ilk kez kar yağarken yürümüştüm. Üşüyordum, ama soğuk hoşuma gidiyordu. Herkesin işte olduğu gün hava soğuk da olsa tek başıma gezmek, eskiden sevdiğim yerlere uğramak bu soğukta geçmişin artık bir hayal olmuş izlerinin peşine düşmek hüzün verse de hoşuma gitmişti. Gözüme ilişen bara girmeye niyetlendim.Buraya daha bir yaz önce ilk kez gitmiştim, çilekli votkalı içeceklerini bugün gibi hatırlıyordum.
Kapıyı açıp içeriye girdim. Sıcacık hava çarptı yüzüme. Barda tek tük birkaç kişi vardı. Cam kenarındaki masaya oturdum. Kış olduğu için çilekli kokteyllerinden yokmuş. İsabet oldu. Kırmızı şarap söyledim. Beklerken camdan dışarıyı izlemeye başladım. Bardaki ses siteminden Alpay’ın eski bir şarkısı yükseliyordu. Cahit Külebi’nin şiirinden bestelenen bu şarkıyı çok severdim eskiden.
Bu kimin çocuğu der seni görenler
Benim çocuğum diye sesin gelir uzaktan
Bunca kötülüğü bağışlatır bakışın
Yanaklarım kızarır ağlamaktan
Camdan dışarıya bakarken tekir bir kedi geçti barın önünden. Camı tıkırdatınca dönüp merak ve korkuyla baktı, tedirgindi, tek ayağı havada dondu kaldı kısa bir süre. İlgisi sönünce yürümeye devam etti. Az ilerdeki otelin önüne yatmış üç sokak çocuğu birbirlerine sokulmuş uyuyordu. Az önce kedinin kaybolduğu yerde yaşlı bir kadın belirdi. Elinde bir torba vardı. Paltosunun içinde ufacık kalmış, titriyordu. Bir an göz göze geldik, bana gülümsediğini sandım.
Sen orada ben burada
Birbirimizden habersiz
Ayrı yaylalarda yeşeren otlar gibi
Bekleye bekleye çürüyeceğiz…
Şarkı bitince elektrikler kesildi. Müzik sustu. Gölgeler indi.
(*) Hür Yumer'in bir öyküsünde yinelenen, bir cümle, bu öyküde de yinelensin istedim.
Üye eleştirileri
Yorumlar
Hani kıştır, hani üşürsün ve yüzün soğuktan al al olmuştur. Hani bazen soğuktan gözlerin yaşarır ve o an eldivenlerini evde unuttuğunu fark eder kendine kızmak ister soğuktan kendine bile kızamazsın. Oysa o eldivenleri aylardır cebinde/çantand a taşımış ama kullanma fırsatı bulamamışsındır . “Bir bardak sıcak kahve olsa”, “Kahve bardağı ellerimi ısıtsa”, “Kahvenin sıcak buharını burnuma çeksem” diye düşünürsün.
Hani yol kenarında üşümüş bir kedi görürsün. Hızla yürüyerek kedinin yanından geçersin. Kedi sana ürkek gözlerle bakar. Tedirgin yürüken bir ayağı havada, tetikte beklemektedir.
Hani bir otelin önünden geçerken otellerin çamaşırhanesine ait havalandırma çıkışlarından sıcak hava yükselir ya, o sıcak hava çıkışına yatmış sokak çocuklarını görürsün. Birbirlerine sokulmuş yatmakta olan cılız bedenler, kirli yüzler, boncuk gibi kara gözler görürsün. Çocukların en çelimsizi en kenarda kalmıştır. Üşüyordur besbelli ama o ısındığını zannetmektedir. Biraz daha hızlı yürüyerek çocukların önünden geçersin.
Hani yanından bir belediye otobüsü geçer, otobüsün camlarından dışarıya bakan yaşlı bir kadın görürsün. Kadın paltosunun içinde büzülmüş, başına kalın bir örtü dolamış camdan dışarıya anılarında kalmış insanlara bakmaktadır. Bir an göz göze gelirsiniz. Dişsiz ağzında bir gülümseme belirdi zannedersin. Biraz daha hızlanırsın.
Hava saati olmamasına rağmen kararmaya başlamıştır. Göllgeler arasında yürüyerek gideceğin yere varırsın. Kapının arkasında sarı ışıklar vardır. İçerisinin sıcacık olduğunu düşünürsün. Bir adım sonra sıcacık mekana gireceğini bilirsin. Kapıyı açar, içeriye bir adım atarsın.
İçerinin sıcak havası yüzüne çarpar. Soğukta tek ayağı havada sana endişeli gelen kediyi, birbirlerine sokulmuş sokak çocuklarını, gülümseyen yaşlı kadını unutursun. Yüzüne çarpan sıcaklık içindeki tüm hüznü alır götürür.
-----------------------
Buraya kadar tamam. Hatta mükemmel. Yazar metnin tamamın dışında kendini bırakmış. Anlatımda şiirsel bir tablo var gibi, garip bir hüznün sesini duymuyor musunuz benim gibi? Yürekten kaleme de bir şeyler katıldığında okuyucu kendi elinde olmadan sahnenin hemen bir yerinde kendine yer bulabiliyor.

Kışın bir yerden içeriye girince yüzüme bir sıcaklık çarpsın isterim ! ! (*)
Hani kıştır, hani üşürsün ve yüzün soğuktan al al olmuştur. Hani bazen soğuktan gözlerin yaşarır ve o an eldivenlerini evde unuttuğunu fark eder kendine kızmak ister soğuktan kendine bile kızamazsın. Oysa o eldivenleri aylardır cebinde/çantanda taşımış ama kullanma fırsatı bulamamışsındır. “Bir bardak sıcak kahve olsa”, “Kahve bardağı ellerimi ısıtsa”, “Kahvenin sıcak buharını burnuma çeksem” diye düşünürsün.
Hani yol kenarında üşümüş bir kedi görürsün. Hızla yürüyerek kedinin yanından geçersin. Kedi sana ürkek gözlerle bakar. Tedirgin yürüken bir ayağı havada, tetikte beklemektedir.
Hani bir otelin önünden geçerken otellerin çamaşırhanesine ait havalandırma çıkışlarından sıcak hava yükselir ya, o sıcak hava çıkışına yatmış sokak çocuklarını görürsün. Birbirlerine sokulmuş yatmakta olan cılız bedenler, kirli yüzler, boncuk gibi kara gözler görürsün. Çocukların en çelimsizi en kenarda kalmıştır. Üşüyordur besbelli ama o ısındığını zannetmektedir. Biraz daha hızlı yürüyerek çocukların önünden geçersin.
Hani yanından bir belediye otobüsü geçer, otobüsün camlarından dışarıya bakan yaşlı bir kadın görürsün. Kadın paltosunun içinde büzülmüş, başına kalın bir örtü dolamış camdan dışarıya anılarında kalmış insanlara bakmaktadır. Bir an göz göze gelirsiniz. Dişsiz ağzında bir gülümseme belirdi zannedersin. Biraz daha hızlanırsın.
Hava saati olmamasına rağmen kararmaya başlamıştır. Göllgeler arasında yürüyerek gideceğin yere varırsın. Kapının arkasında sarı ışıklar vardır. İçerisinin sıcacık olduğunu düşünürsün. Bir adım sonra sıcacık mekana gireceğini bilirsin. Kapıyı açar, içeriye bir adım atarsın.
İçerinin sıcak havası yüzüne çarpar. Soğukta tek ayağı havada sana endişeli gelen kediyi, birbirlerine sokulmuş sokak çocuklarını, gülümseyen yaşlı kadını unutursun. Yüzüne çarpan sıcaklık içindeki tüm hüznü alır götürür.
-----------------------
Buraya kadar tamam. Hatta mükemmel. Yazar metnin tamamın dışında kendini bırakmış. Anlatımda şiirsel bir tablo var gibi, garip bir hüznün sesini duymuyor musunuz benim gibi? Yürekten kaleme de bir şeyler katıldığında okuyucu kendi elinde olmadan sahnenin hemen bir yerinde kendine yer bulabiliyor.