Çeşme Popüler
Zürich, yaklaşık 1200 çeşmesiyle, çeşme sayısı bakımından dünyanın en zengin şehirlerinden biridir. Bu çeşmeler, en kalabalık caddeden en tenha yürüyüş yoluna kadar her yerde ve hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkıverirler: Vanasız, bakımlı ve süreklidirler.
Çeşme
Hayatın süsü yok; ona dekoru biz veriyoruz. Hayatın kafiyesi, bizim tasarladığımız manada ölçüsü ve yine kulaklarımızın alıştığı basitlikte bir melodisi yok. Çok daha karmaşık ve belki de çok daha büyük bir düzenlilikten kendimize prototipler çıkarıyoruz. Şehirlerin sokaklarında arzı endam eden heykeller, anıtlar ve çeşmeler de bu prototiplerin birer örneği olsa gerek.
Zürich, yaklaşık 1200 çeşmesiyle, çeşme sayısı bakımından dünyanın en zengin şehirlerinden biridir. Bu çeşmeler, en kalabalık caddeden en tenha yürüyüş yoluna kadar her yerde ve hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkıverirler: Vanasız, bakımlı ve süreklidirler. Hikayesi bir turiste ilginç gelebilir ama gerçekliğinin turistle bir ilgisi yoktur. İnsanlara su ulaştırma gayesiyle başlayan hikaye, zamanın ruhsuzluğuna kurban edilmemiş ve bir sürekliliğin insan ruhunda yarattığı rahatlık ve yerleşiklikle günümüze kadar gelmiştir. Aslında bu çeşmeler dünün, dünden kalanın ve günün hayhuyu içinde unutulmuş olan hayatların bir akar halidir. Akarken baktığımız, bakarken gördüğümüz işte o hayatlardır.
Hayatlarımızı teslim edebileceğimiz, sudan daha temiz, sudan daha kadim, sudan daha dost ne bulabiliriz ki. Batarsak biz batarız ama yaşadıklarımız hep su yüzünde kalır. Şehirler, ağaçlar, toprak, taşlar ve ruhlarımız; hepsi aynı suyun üzerinde yolculuk yapar. Suyu olmayan şehirlerin ruhsuzluğu, suyu olmayan şehirlerin bunalmışlığı, suyu olmayan şehirlerim şehir olamamışlığı bundandır. Su, çünkü, içinden geçtiği şehrin cerahatını da alır.
Zürich bir şehirdir zira çeşmesi vardır. Zürich’in çeşme başında kuşları ve o kuşların kanatlarında gümüş vardır. Gümüş kanatlı kuşların kentidir Zürich. Tüylü, yumuşak ve nezaketinin bir sebebi de budur. O çeşmelerde su, bir şehrin ruhuna akan nefes gibidir. Ve bu nefesin Limmat Çayı ve Zürich gölü ile bir hesabı yoktur. Zaten şehir olmak da hesapsız olmaktır. Başka türlüsü bir başka şehrin gecekondusu olmak demektir..
1200 çeşmenin hepsi aynı şebekeye bağlı değildir. Çeşitliliğin, çok sesliliğin belki de, korosudur onlar. Eğer şehir, çevresinin bir özetiyse bu özetin bütün bir çevreye ayna tutması gerekir. Aynı dereden kırk su, kırk dereden kırk suyla bir değildir. Su kesintisinin bütün şehri etkileyebileceği “bir an” düşünülerek tasarlanmış çeşmeler şimdilerde bir hoş seda olarak akıyorlar musluklardan. Hoş seda, su olunca çok daha hoş oluyor. Su, bir turistin pet şişesinde, bir öğrencinin avucunda ve bir güvercinin gagasında önce hayat, sonra su oluyor.
Aslında şaşılacak bir durum. Her şeyin paraya çevrildiği Zürich gibi bir finans merkezinde; banka binalarının gölgesinde, sigorta şirketlerinin avlusunda su olabilmek ve sudan bedava olmak çok düşündürücü. Geleceğimizin su savaşlarıyla belirleneceği şom ağızlığı düşünüldüğünde, bu, tuba ağacının gölgesinde zemzem içmek gibi bir şey.
Evet, uğruna savaşmak için sudan daha büyük bir sebep tasavvur etmek zor fakat anlamı hayat olan bir şey için, hayata kıymanın bir anlamı var mıdır acaba?
Ne dersiniz?
Hasever
(“Manzaraya Portreler” çalışmasından)
Zürich, 14 Temmuz 2010
Üye eleştirileri
Toplam 2 üyeden ortalama puan:
Bir kendit farklı bir açıdan bakarak ne güzel anlatmışsınız. Eskiden küçük şehirlerde çeşmeler, minik havuzlar olurdu onları bile ya kapattılar ya kurttular bu diyarda. :(
Bedava su
Bizim oralarda, yol kenarındaki konaklama tesislerinde özellikle Selçuk'da arabaların altından geçip, yıkanabildiği devamlı akan büyük duşlar vardır. Ben de düşünmüştüm acaba başka hangi ülkede böyle bir hizmet bedava verilir diye. Ve turistler görünce şaşırıyorlardır demiştim. Dediğin gibi İsviçre'de böyle sürekli akan ve para talep edilmeyen bir şey oması beni şaşırttı.
