Edebiyat Edebiyat Öyküler Yarışma Dışı Öykü Hasan / Bir 11 Eylül Hikayesi
 

Hasan / Bir 11 Eylül Hikayesi Popüler

Edebiyat

Edebiyat Yazarları
Etiketler
Yazım Tarihi
9 Şubat 2011

Bazı anların hatırası olmaz çünkü onlar hep yaşanır.

Hasan / Bir 11 Eylül Hikayesi


Her şey sıradan!

Sıradan bir gün, sıradan bir gök, sıradan bir güneş, sıradan bir aydınlık, sıradan bir ev, sıradan bir köy.

Birinin öldüğü nasıl ifade edilir? O ilk kelime kimin ağzından çıkar? Bir memurun değil mi? Memurlar bununla memurdurlar zaten.

Bazı anların hatırası olmaz çünkü onlar hep yaşanır.

İnce bir çığlık yükseldi. Sanki her şey şöyle bir durdu: Rüzgar durdu, dal durdu, su durdu. Sonra yine her şey kaldığı yerden hayata devam etti.

Çığlık, Hasan’ın annesinin çığlığıydı.

Bir sese ne kadar şey sığar? Bir ses hayatın ne kadarını taşır. Tarifi zordur; çünkü o sesten her zaman duymayız; iyi ki de duymayız. Düşünün; çepeçevre dağları, o dağların eteğinde elbisede yama gibi duran tarlaları, yamaçtan geçen yolu, sağa sola fırlatılmış alıç armut ağaçlarını, toprak damların yerle yeksan duvarlarını, orta yerde bütün sevimsizliğiyle boy veren ebegümecini, ısırgan otunu, yılan kokusunu, yonca tarlasını, bostan serinliğini, dut şerbetini ve ceviz gölgesini... Hasan’ın annesinin çığlığında bütün bunlar vardı; fakat Hasan yoktu.

“Hasan ö m şşş!”

Uzak bir şehirdi İstanbul; uzak ve büyük. Büyük bir şehirdi İstanbul; büyük ve uzak. Bunlar hep yan yana mı yazılır? Bir şey büyükse uzak; uzaksa büyük müdür? Hasan, uzak ve büyük bir şehirde öldürülmüştü. Tel böyle söylüyordu. Tel, telgrafın kısa haliydi; ve o teller hep kara ve kısa haberler taşıyorlardı.

Hasan’ın annesi, Hasan öldürülmeden önce kocaman bir kadındı. O kadar kocamandı ki Hasan’ın boyu posu içine sığardı. Hasan’ın annesi, Hasan öldürüldükten sonra, ufak tefek kara kuru bir kadındı. O kadar ufaktı ki eşarbının ucu yere değerdi.

Acı değmiş her vücut büzülür.
Acı görmüş her yüz süzülür.

Hasan, yirmisinin ortasinda, orta boy, çelimsiz ve vasıfsız bir insandı. Vasıfsızlık Hasan’ın değil şehrin suçuydu. Hasan köyde çobandı; vasfı cebinde, köpeği yanında, değneği elinde bir delikanlıydı. Bekardı. Henüz kız bakmaya gitmemiş, fosforunu sevdiği saati koluna takmamıştı. Niye mi saat? Kız bakmaya giden delikanlıda iki şey şarttır: Bir: Siyah takım elbise, beyaz gömlek; İki: Saat.

Hasan, askerlikten sonraki ilk ayrılığını yaşamıştı. Dayısının tekstil atölyesi iyi iş yapmaya başlamış, depoya bakacak güvenilir biri lazım olmuştu. Dayısı haber salmıştı. O zamanlar haber, her durakta duran, kimi zaman bir sonraki katarı bekleyen ağır giden bir vasıtaydı. Ağır vasıta Hasan’a ulaştığında, Hasan, en hızlı vasıtayla dayısının yanına gitmişti. Hasan şehre gidiyordu; dayısı işe bekliyordu. Hasa denizi görecekti; dayısı depo sayımı yapıyordu.

O(,) büyük şehre gitmişti.

“Bütün şehirler büyüktür” diye düşünürdü Hasan. “Bütün şehirler ışıklıdır.” Işık ve büyüklük şehrin tarifiydi; bir de arabalar. Çöp bidonları, posta kutuları, süt şişeleri; ama  ille dükkan camekanları. Ve kaldırımlar, ve kaldırımlarda güzel kızlar; bir de kız gördüğünde kızarmasa!

Göğün çoook uzak olduğu bir gündü. Derinliksiz, upuzak bir uzak. Bulutlar yırtık bayrak gibi salkım saçaktılar. Ne bir tayyare izi ne bir uçurtma vardı uzakta. Gök, şehrin üzerine huni gibi kapatılmış deli şapkasıydı. İnsanlar, delirmiş şehirde, sokak ortasında can taşıyorlardı. Hasan başını kaldırıp göğe bakmadı; öyle bir alışkanlığı yoktu. O, çoğu insan gibi, boyundan büyük şeylere bakmazdı. Ağacın büyüklüğü, binanın yüksekliği, kubbenin eğrili onu ilgilendirmiyordu. Şehri tarif et desen, en fazla boyu kadar ederdi.

Tarif aklındaydı:

“Karşıya geçince düz gideceksin, ne sağa ne sola. O binanın önünde dolmuşa bin, üst geçide varmadan in. Yokuş aşağı, önünde elektrik direği olan bina, alt kat. Numuneleri teslim et, dön. Yolda oyalanma, tamam?”

Hasan o adrese gitmedi; gidemedi. Yanlış bir yolla, yanlış bir zamanda, yanlış bir yere gitti. Ve o yanlışın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda, herhangi birilerince, herhangi bir yere götürüldü. Hasan’ı bağladılar; domuz topu. Hasan’ın canını yaktılar, sigara söndürdüler. Sigara insan teninde sönmez; bunu gördüler. Sigara insan teninde yanar; bunu da gördüler.

Hasan’ı alıp bir arabaya koydular. Arabayı çalıştırıp üst mahalleye gittiler. Mahallenin içinden hızla geçerken, kapıyı açıp Hasan’ı attılar. Hasan dertop olmuş halde vardı bir gecekondunun duvarında durdu. Duvar yüzünü çevirdi, bakamadı; sokak yüzünü çevirdi, bakamadı; mahalle yüzünü çevirdi, bakamadı; gök, utancından mavisini kapadı (şehir hiçbir şey olmamış gibi Marmara’ya aktı)...

Hava, satır satır karardı.
Sıradan bir karanlık;
sıradan bir kara,
sıradan bir kar,
sıradan bir,
sıradan,
sıra,
sır,
.

Meğer karanlıkta her şey karanlık olurmuş: karanlık ve …!

Hasan’ı duvar dibinden aldılar; adressiz bir pusula alır gibi, cam kırıp içeri düşen taşa sarılmış kağıdı açar gibi... Alıp, idare lambasında okudular. Hasan’ın ağzı kapatılmış fakat gözleri açık bırakılmıştı. Açık kalmış gözler, kayıtta unutulmuş kamera misali bütün her şeyi kaydetmişti; lakin görüntü okunamadığından film yanmış zannedildi.

Bütün mahalle kahveye toplandı. Hasan’ı tabuta koyup yolculadılar.

Biri: Kendinizi, mahallenizi koruyamazsanız sonunuz bu! Nöbetçilerle ayrıca konuşacağız. Arabayı gören teyze burada mı?
Arabayı Gören Teyze: Buradayım, evladım.
Biri: Teyze arabada kaç kişi vardı?
Arabayı Gören Teyze: İki kişi önde, bir kişi arkadaydı.
Biri: Yüzlerini iyice gördün mü?
Arabayı Gören Teyze: Gördüm, ama yüzleri yoktu!
Arabayı Gören Teyze Hariç Herkes: ?

Tabut, vardı gitti Hasan’ın annesinin yüreğine karşı, ocakta köz misali durdu. Hasan’ın annesi yandı yandı yandı; tüttü tüttü tüttü. Tüten kara duman o kadar karaydı ki karanlıkta dahi görülüyordu. O karanlık öbek öbek, boğum boğum, kucak kucak göğe yükseldi. Rüzgar yoktu, hava soğuktu. Anne vardı bulutun üstüne kuruluverdi.

Yüzünü görmek istedi babası, göstermediler. Kimsenin Hasan’a bakacak yüzü yoktu. Toprağı bol kazdılar. Hasan’ı, soğuk toprağın üstüne bir sigara izmariti gibi bıraktılar. Bir ülke duman olursa izmariti insan olurmuş; şaşarak bildiler. Mezarın üstünde ateş yaktılar. Yalımlar, yılan dili misali çatal çatal bulutlara uzandı. Anne ısındı, yağmur olup yağmaya başladı. Anne ağladı, bulut açıldı. Bulut açıldı, güneş göründü.

Sonbahar, bir tırpan gibi geçti köyün üzerinden. Kara duman süzüm süzüm süzüldü aşağıya; varıp eşarp oldu Hasan’ın annesinin başına.


- Kim öldürmüş?
- Faşistler.
- Niye?
- Ben ne bilim oğlum, faşist işte.

- Çocuklar siz daha uyumadınız mı!
- ...

Hasever
Zürich, 9 Şubat 2011

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
10.0
Dili Kullanım 
 
10.0  (1)
Kurgu 
 
10.0  (1)
Anlatım 
 
10.0  (1)
Metiniçi Tutarlılık 
 
10.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Dili Kullanım  
Sözcük seçimi,Söz sanatları ,Noktalama/Dilbilgisi
Kurgu  
çizgisel/döngüsel, romantik/gerçekçi, olay örgüsü/zinciri, konu seçimi, Özgünlük
Anlatım  
Bütünlük, Süreklilik, Betimleme, Anlatım kişisi, Anlatıcının Tavrı, Anlatım tekniği, Özgünlük, Ayrıntıların İşlevselliği
Metiniçi Tutarlılık  
Gerçeğe Uygunluk, Olgulara dikkat, İnandırıcılık, Bilgililik, Mantık Hatası Yokluğu
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Hasan / Bir 11 Eylül Hikayesi 2011-03-27 21:05:17 Ziyaretçi
Eleştiren Ziyaretçi    Mart 27, 2011

Yaşamadiğim, görmediğim bir olayın içinde buldum kendimi. Kelimeleri kullanamn harika. eline sağlık.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
Hasan / Bir 11 Eylül Hikayesi 2011-03-25 09:30:20 Murat
Genel Puan 
 
10.0
Dili Kullanım 
 
10.0
Kurgu 
 
10.0
Anlatım 
 
10.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
10.0

kelimeler...

Tebrikler Hasan, bu işi gerçekten iyi biliyorsun. Kelimelerle aran ne kadar iyi, kıskandım açıkçası.

Yazarın Yanıtı

Eyvallah, Murat. Bir mühendisi edebiyata kıskandırmak zevkli bir iş :)

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile