Edebiyat Edebiyat Öyküler Yarışma Dışı Öykü Beni Bu Dünyaya Niye Getirdiniz?
 

Beni Bu Dünyaya Niye Getirdiniz? Popüler

Edebiyat

Edebiyat Yazarları
Etiketler
Yazım Tarihi
13 Haziran 2010

 

Bildiğim ama bilmediğim bir şeye doğru yürümeye başladık. Biliyordum, orada karımın yanında bir bebek yatıyordu, ama nasıldı? Neye benziyordu? Geleceği nasıl olacaktı? Belirsizliğe dogru yürürken kafamda o ses yankılanıyordu.

 

 

Birden bağırmasıyla irkildim. Balkonda kitap okuyordum o sırada. Hemen koştum yanına. Sancısı başlamıştı. Terden sırılsıklam olmuştu. Yüzünde acı bir ifade vardı. Yüz hatları birbirine karışmıştı. Kızacaktım bana niye daha erken seslenmedin diye. Hemen telefona koştum ambulans çağırmak için. Arabayla gitsek diye düşündüm. Ambulansa güven olmazdı. Saati bulurdu belki gelmesi. Arabaya kadar gidebilir miydi? Halbuki daha iki ay vardı. Erken doğum beklemiyorduk. İki ay sonra dünyaya gelecekti kızımız. Saçları anasının saçlarına, gözleri benim gözlerime benzeyecekti. Demek ki huyu da bana benzeyecekti. Sabırsız olacaktı. Bir an önce çıkmak istiyordu olduğu yerden.

- İyi günler. Selvi sokak Akkuş apartmanı Daire 7'ye acele ambulans istiyorum, erken doğum var.

Telefonu, diğer uçtaki kızın ne dediğini tam anlamadan kapattım, yanına koştum. Bağırmamak için üstündeki pikeyi ısırıyordu. Bir eliyle kanepenin döşemesini tırmalıyordu. “Ne olur” dedim. “Ne olur dayan biraz”. Alnı ter damlacıkları ile doluydu. Terini sildim, saçını okşadım.

-Ambulans şimdi geliyor. Lütfen dayan biraz. Sanki dünyada çok bir şey varmış gibi hemen çıkmak istiyor bacaksız. Aynı ben, değil mi? Sabırsız.

Hafifçe gülümsedi. Ama acıları izin vermiyordu gülümsemesine. Öksürür gibi oldu. Öksürmek istiyor, yapamıyordu. Yüzü iyice şişmişti. Koştum, bir havlu aldım, ıslattım. Yüzünü sildim, boynunu ve ellerini de. Kapı çalındı. Ambulans gelmişti. Hemşire bir iğne yaptı, sedyeye yatırıp çıkardılar. Ambulansa bindirdik, yanına oturdum. Biraz rahatlamış gibiydi. Yüzündeki ifade gel gitler halindeydi. Bir dinginleşiyor, bir acımsı hal alıyordu. Elini tuttum, öptüm. Dünyaya geliyordu kızımız. Çok düşünmüştük, çocuk yapalım mı diye. Çok istiyorduk. Çocuğumuz olsun, ona yaşamdan tüm öğrendiklerimizi öğretelim. İnsani değerlerle büyütelim onu. Yozluğun, çirkinliğin alıp başını gittiği bu dünyada, temiz, iyi, güzel bir çiçek gibi açsın. Ama bu savaşlar, işsizlik, açlık, sömürü... Ona kötülük mü etmiş olurduk? Hakkımız var mıydı buna? “Beni böyle bir dünyaya niye getirdiniz” derse, ne derdik? Uzunca düşündük bunları, tartıştık ve sonunda kararımızı verdik. İşte şimdi geliyordu, hem de erkenden. Hazırlıklı mıydık? Sanmıyorum. Daha biz tam büyümemiştik ki. Olsun, beraber büyürdük. O, bizi büyütürdü, biz de onu.

Hastaneye geldik, hemen aldılar onu içeri. Bana da beklemek kaldı. Düşünerek beklemek. Birazdan çok şey değişmiş olacaktı hayatımda. Birazdan yaşamda sadece öğrenci değil öğretmen de olacaktım. Onu el bebek gül bebek yetiştirmeyeceğim dedim kendi kendime. Görsün bütün çirkinlikleri, kötülükleri. Görsün de güzeli ve iyiyi anlasın. Kötüyü iyiye, çirkini güzele çevirmek için uğraşsın. Korkmasın, çekinmesin, yaşamın tam orta yerinde dursun. Anlamlı yaşasın. İlkeleri olsun, taviz vermesin onlardan. Amaçları olsun, amaçlarına ulaşmak için varını yoğuna katsın. Umut etsin, üretsin, gülerek baksın yarına.

Hemşirenin yanıma sokulduğunu farketmedim.

-Gözünüz aydın, kızınız dunyaya geldi. Buyrun gidelim.

Bildiğim ama bilmediğim bir şeye doğru yürümeye başladık. Biliyordum, orada karımın yanında bir bebek yatıyordu, ama nasıldı? Neye benziyordu? Geleceği nasıl olacaktı? Belirsizliğe dogru yürürken kafamda o ses yankılanıyordu: “Beni böyle bir dünyaya niye getirdiniz baba?”. “Beni böyle bir dünyaya niye getirdiniz baba?”

Birden bağırmasıyla irkildim. Kucağımda kitap dalmışım. Yemek hazırmış. Yerimden kalkıp kitabı masanın üstüne koyarken, önsozün son cümlesine takıldı yine gözüm. “Bu kitabı, beni bu dünyaya getirerek, bu dünyada benim de bir sesimin olmasını sağlayan ve bu sesin en gür şekilde çıkması için varını yoğuna katan anne ve babama ithaf ediyorum”.

 

 

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
7.8
Dili Kullanım 
 
8.0  (1)
Kurgu 
 
7.0  (1)
Anlatım 
 
8.0  (1)
Metiniçi Tutarlılık 
 
8.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Dili Kullanım  
Sözcük seçimi,Söz sanatları ,Noktalama/Dilbilgisi
Kurgu  
çizgisel/döngüsel, romantik/gerçekçi, olay örgüsü/zinciri, konu seçimi, Özgünlük
Anlatım  
Bütünlük, Süreklilik, Betimleme, Anlatım kişisi, Anlatıcının Tavrı, Anlatım tekniği, Özgünlük, Ayrıntıların İşlevselliği
Metiniçi Tutarlılık  
Gerçeğe Uygunluk, Olgulara dikkat, İnandırıcılık, Bilgililik, Mantık Hatası Yokluğu
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Beni Bu Dünyaya Niye Getirdiniz? 2010-08-07 22:28:57 serpil köse
Genel Puan 
 
7.8
Dili Kullanım 
 
8.0
Kurgu 
 
7.0
Anlatım 
 
8.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
8.0
Eleştiren serpil köse    Ağustos 07, 2010

sade anlatım ve akıcılık

Hikayeyi okumaya başladığımda ardından uzun bir olay örgüsü gelecek sanıyor insan ancak yazar biraz da ilk defa öykü yazıyor olmanın verdiği heyecan ile (böyle olduğunu biliyorum) acele etmiş. Tam ruh tahlili ile karakteri anlamaya başlarken çarpıcı son dan diye okurun önüne verilmiş.

Ben hikayenin daha uzun olmasını ve birkaç hareketli olay ile süslenmesini tercih ederdim ve belki de sadece babanın değil de annenin de ruh haline değinilse çeşni yada bir nebze açılım katardı.

Genel olarak dili çok akıcı, Türkçe’yi de güzel kullaılmış buldum sadece “Saçları anasının saçlarına, gözleri benim gözlerime benzeyecekti” cümlesindeki “ana” kelimesi bana biraz rahatsızlık verdi. Belki de benim babayı algılamamla ilgili idi ama ben babayı şehirde yetişmiş, kültürlü ve çok okuyan yani biraz (kelime doğru mu olacak bilemedim ama) burjuva hayal ettiğim için “ana” kelimesini baş karaktere yakıştıramadım.


Diğer öyküleri de bekliyoruz.


Serpil Köse

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (2)
  • erdem

    "realizm" yerine "naturalizm" olacaktı.

  • erdem_ozcan
    avatar

    Edebiyatta Romantizim ve Realizm'in karşılaştırılmasına verilecek en güzel örnek Balzak ile Zola'nın yazımıdır.
    Zola'nınkiler "Hayalgücünden yoksun gerçeklik"le örülüdür; Ancak Balzak yazımı "hayalgücüyle desteklenen gerçeklik"le bezelidir.
    Aragon'un ifade ettiği şekliyle, şair ya da sanatçı kendi uslubuyla bir fırtına yaratmalıdır, her imge ve her kavramın bir tufan oluşturduğu bir fırtınayı kasteder.

    "Hayalgücü"....... Spinozanın şu meşhur özgürlük mevhumundaki zorunluluğu kabul etmenin de sınırlarının dışına taşacak ve aşkın bir hayalgücünü kastediyorum.









Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #2 erdem 05-07-2010 21:55
"realizm" yerine "naturalizm" olacaktı.
Alıntı
 
 
0 #1 YEWANDE 14-06-2010 15:15
Edebiyatta Romantizim ve Realizm'in karşılaştırılma sına verilecek en güzel örnek Balzak ile Zola'nın yazımıdır.
Zola'nınkiler "Hayalgücünden yoksun gerçeklik"le örülüdür; Ancak Balzak yazımı "hayalgücüyle desteklenen gerçeklik"le bezelidir.
Aragon'un ifade ettiği şekliyle, şair ya da sanatçı kendi uslubuyla bir fırtına yaratmalıdır, her imge ve her kavramın bir tufan oluşturduğu bir fırtınayı kasteder.

"Hayalgücü"....... Spinozanın şu meşhur özgürlük mevhumundaki zorunluluğu kabul etmenin de sınırlarının dışına taşacak ve aşkın bir hayalgücünü kastediyorum.









Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile