Kayıp Kelebek - 2 ( Öykü) Semra Arıkan Popüler
KAYIP KELEBEK – 2
O hafta sonu Hülya, Zeynep’e geldi. Daha önce defalarca konuşup bir türlü gerçekleştiremedikleri sabah kahvaltısıyla başladılar güne. Kahvaltının ardından kahve ve gazete ile uzattılar süreyi. Açık olan televizyonda dönen magazin haberlerini kendi çevreleriyle de birleştirdiler.
Öğleden sonra hazırlanıp mağazaları gezdiler. Sevgililer Günü kampanyaları devam ettiğinden iki sevgilisiz olarak alışveriş yaptılar ve aşkı yaşayanları izlemek için vizyondaki aşk filmlerine göz atıp birinde karara varıp sinemaya girdiler.
Aşkı dalgasına katan ne varsa Hülya’nın da Zeynep’in de ilgisindeydi.Filmde aşkın zirve yaptığı sahnelerde gözyaşlarını tutamadılar. Aşktan herkesin bir hikayesi olduğu gibi onların da vardı. Kimin acısı kimden üstün veya kim aşkı gereğince yaşadı tartışılamaz tabi. Hülya; sevdiği adamı illet bir hastalığın elinden koruyamamış toprağa emanet etmişti. O aşkını öyle derinlerinde yaşatıyordu hala.
Zeynep. O ise delice severken terkedilmişti. Üstelik neden diye sorma şansını bile bulamadan. Kendine,yaşama küstüğü uzun zamanlar olmuştu . İnsanın birini yaşam boyu kaybetmenin tesellisi oluyordu da nedensiz yere kaybedişlerin cevapsızlığında yaşamanın tesellisi zor oluyordu.
Önceleri kalbinde öfke ve nefret örtüsüyle yaşamıştı. İşine, evine, arkadaşlarına sahip olduğu ne varsa yansıyordu üzerlerine. Fakat içindeki kötülüğü sürdürmenin gereksizliğini anlamış hayatı olduğu gibi kabul etmişti. Ne kadar sızlansa da bir şeyleri geriye döndüremeyeceğini öğrenmiş yarasının üzerinde dolaşarak kendine, yalnız kendine zarar verdiğini görmüştü. Bu ruh halini kendinden sıyırmak için insanlar içinde geçirdiği süreleri uzatmaya başlamıştı. Önüne gelen ‘yeni’ye dair ne varsa değerlendiriyordu. Mesleğiyle ilgili seminer ve kurslara katılıyor, sosyal kulüplere üye oluyordu. Ve bunları yaparken kendiyle daha barışık yaşıyor, çocuklar gibi egosuz davranıyordu. Aşkın kör bir tuzak olduğunu düşüncesiyle zaman zaman önüne gelen bu duygudan hep kaçıyordu.
Pazar akşamı eline kitabını alıp uzandığında güzel bir hafta sonuydu diye geçirdi aklından. Yarın koşturmaca kaldığı yerden devam edecek. Yeni pazarlama müdürüyle toplantılara girip çıkacaklar. Pazartesiyi düşünmemeye karar verdi ve satırlara bıraktığı gözlerinin ağırlaşmasına karşı koymadı.
* *
“Zeynep?”
Ertesi sabah ofisine yürürken Hakan’ın kapısı açık odasından adını duydu. Henüz tam açılamamasına rağmen bir gülümsemeyle döndü geriye. Zaten her zaman gülümseyen bir yüzü olurdu Zeynep’in.
“Günaydın Hakan”
“Günaydın, nasılsın?”
“İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?”
“Ben de iyiyim, sağ ol! Oturmaz mısın bir kahve içelim?” Zeynep, Hakan’ın bu sabah jestine gülümseyerek karşılık verdi yine. Hem haftanın ilk gününün verdiği isteksizlik hem de hala uyku isteği yüzünden yönelmedi ofisine. Paltosunu çıkarıp sandalyenin kenarına iliştirdi. Hakan, ahizeyi kaldırıp tek numarayı tuşlayarak onun kahvesini söylemişti bile. Zeynep oturana kadar onu izledi.
“Erkencisin?”
“Sayılmaz, ben de yeni geldim. Dün hava güzeldi, eve girmedik. Yorulmuşum.”
“Biz de öyle. Hülya ile dolaştık biraz. Alış veriş, sinema derken akşamı ettik.”
“Ne güzel!”
Kahveler gelmişti, Hakan hangi filmi izlediniz diye sorar sormaz Zeynep filmi anlatmaya başlamıştı. Bütün dikkatiyle dinliyor Zeynep’in anlattığı komik sahnelere içtenlikle gülüyor arada kendi esprili yorumlarını katıyordu. Zeynep, onun kendisine olan ilgisini açıkça görüyordu, ancak onun hissettiği duygulara karşılık veremiyordu. Hakan’ı her zaman iyi bir arkadaş olarak benimsedi ve öyle sürmesini umuyordu.
Hakan ise Zeynep’le tanıştığından beri ona gizli bir aşk besliyordu. Onu tanıyanların Zeynep’in başından yakın zamanda bazı trajik olayların geçtiğini anlatması Hakan’ın kendisini istemeden geri çekmesine neden olmuştu. Zayıf zamanlarından faydalanır gibi görünüp üstüne bir de başarısız bir ilişki yaşarlarsa arkadaşları arasındaki saygınlığının kaybolmasından çekindi. Bazen duygularını su yüzüne çıkardığında Zeynep in suskun tavrından etkileniyor kaybetme korkusunun verdiği ürkeklikle susuyordu.
Zeynep’in konudan konuya atlayan sabah sohbetlerinden sonra aklına akşam evine dönerken trafik ışıklarında gördüğü adam geldi. Bunu Hakan’a anlattı. Önce bu hikayeye Zeynep’in baktığı ciddilikte bakmadı ancak iş çıkışı kendisiyle gelme önerisini geri çevirmedi.
* *
Akşam sözleştikleri saatten önce hazırlanmış olan Zeynep, Hakan’ın odasının kapısına gülümseyerek dikildi. Hakan önce Zeynep’e sonra saatine baktı.
“Evet biliyorum biraz erken ama hadi çıkalım az kaldı zaten.” dedi yüzündeki gülümsemeyi çoğaltarak
“ Peki öyle olsun iki dakika ver bana.” dedi Hakan da aynı cömert sempatik konuşmayla.
Yola çıktıklarında Hakan onunla konuşacağını, neler söyleyeceği üzerine de düşündüğünü söyledi, Zeynep için ise tanışma şeklinin pek önemi yoktu. Şu içindeki esrarlı perdeyi aralasa sanki aydınlanacaktı zihnini kurcalayan o meraklı oda.
Işıklara yaklaştığında Zeynep heyecanla seslendi.
“İşte orada, gördün mü?”
“Evet, sakin ol. Durunca tepki verecek mi bakalım? Sonra sola dönüp karşıdaki binanın yanına yanaşıp durursun.” dedi
Zeynep, söylenileni harfiyen yaptı. Arabayı durdurdu.
“Para istemezse vermeye kalkma sakın belki dilenci değildir, birinden para alırken hiç görmedim.”
İkinci Bölüm Sonu
Semra Arıkan
Üye eleştirileri
Toplam 2 üyeden ortalama puan:
öncelikle cümlelerin ve Türkçen pek bozuk
Merhaba, öncelikle emeğine sağlık.
Ben sanırım eleştirel bakacağım. "Kahvaltının ardıdan kahve ve gazete ile uzattılar süreyi" diyorsun. Kahve ve gazeteyle süre mi uzatılır.
İnsanın birini yaşam boyu kaybetmesi. Birini değil de sevdiği birini olmalı dimi? Çünkü kaybettiği eşi herhangi biri değil.
"İşine, evine, arkadaşlarına SAHİP olduğu gibi. Bir insan arkadaşına nasıl sahip olur? Arkadaşı meta mı ki sahip olsun?
Henüz tam açılamamasına ragmen, Ne kadar zorlamışsın cümleyi. Hünüz kedine gelmemiş veya uyanmamış demek istiyorsun sanırım.
"Ona gizli bir aşk besliyordu," Böylesine bir aşk biçimi mi var. Yoksa hayranlık mı duyuyor gizliden gizliye.
Kimi cümlelerin de çok uzun. Adeta iç içe geçmiş.
Türkçeyi pek önemsemeden kullanıyorsunuz.
Sanırım eleştirel ağır oldu değil mi. kusura bakma. daha iyisini yapabileceğiniz için bu eleştirileri yapıyorum. Kolay gelsin.
Merhabalar İdris Bey
Öncelikle zaman ayırıp okuma-yorumlama zahmetiniz için teşekkür ederim. Tabi ki öyküyü (leri) okunsun eleştirilsin diye ekliyorum ki bende bu yorumlardan payıma düşenleri hemen not ediyorum. Kalemin eleştirilerle zenginleşeceğine inanan biriyim.
Eleştirinizin ağırlığına ise değinmeyeceğim. Ama birkaç cümle ile cevaplamak isterim.
‘’ Cümlelerin ve Türkçen pek bozuk demişsiniz.. ÇOK boyutunda olduğunu düşünmemiştim. Tekrar göz atacağım.
. "Kahvaltının ardından kahve ve gazete ile uzattılar süreyi"( Kahve ve gazeteyle süre mi uzatılır. ) Burada yapılması düşünülen eylem önceki sürecin uzamasını anlatmak istedim. Yani kahvaltı sonrası oyalanıp zaman harcama gibi düşünebilirsiniz. Yani burada ki çıkma eylemi erteleniyor.
Sevdiği kişiye ‘’biri ‘’denmesinden hoşlanmamış ayrıca arkadaşa ‘’tema ‘’ anlamı çıkarmışsınız cümleden. Arkadaşımız sahip olduklarımızdan değil midir..Bilemiyorum daha anlaşılır bir ifade nasıl olabilirdi. Sanırım ifadelerimi beğenmediğiniz. Arkadaş ve sevilen kişiye o duyguyu yükleyen bir cümle olsaydı iyi olurdu demek istiyorsunuz sanırım. Tamam notuma alıyorum.
Cümlelerimin uzun olması okuyucu açısından zor olabilir. Bunu değiştirebilirim, ancak okuduğum kitaplardaki uzun cümleler ifadeleri yoğunlaştırıyor ve bundan etkileniyorum dolayısıyla yanlış değilse ve cümle çok ağırlaşmıyorsa böyle uzun cümleler kullanarak yazmayı seviyorum.
- "Ona gizli bir aşk besliyordu," Böylesine bir aşk biçimi mi var. Yoksa hayranlık mı duyuyor gizliden gizliye. Neden.. Gizli aşk yok mu.? Hayranlıkla aşk birbirine girift duygular değil midir zaten.
Burada hayranlık ya da aşk okuyucu neyi görmek istiyorsa onu görsün o halde. Ayrıca aşk ve hayranlık duyguları beslenebilen duygular ve açığa çıkarılmadığı sürece de gizlidirler.
‘’ Türkçeyi pek önemsemeden kullanıyorsunuz. ‘’ Kesin bir kanaatte söylemişsiniz aslında öyle değil. Önemsiyorum. Çok olmamalı, gözümden kaçıyor öykünün heyecanından.. Daha da dikkat ederim.
Eleştirinizin yapıcı olduğuna inancım tamdır. Gösterdiğiniz ilgi için tekrar teşekkür ederim.
Saygıyla
Noktlama işaretlerine biraz daha dikkat
"Kimin acısı kimden üstün veya kim aşkı gereğince yaşadı tartışılamaz tabi. Hülya; sevdiği adamı illet bir hastalığın elinden koruyamamış toprağa emanet etmişti. O aşkını öyle derinlerinde yaşatıyordu hala."
Burada ilk cümlenin sonundaki tabi kelimesinden sonra bir "ama"nın gelmesini bekliyor insan. Ardından gelen açıklayıcı cümle ise paragrafın sonunda anlatılmak istenene tam bir gerekçe olamamış gibi. Yani, bir insanın sevdiğini hastalık yüzünden kaybetmesi açıklaması ile, onun aşkını "öyle derinlerde" yaşatıyor olması tam anlatılamıyor. Bir de Hülya'dan sonra kullanılan noktalı virgül buraya uymuş mu emin değilim.
"Zeynep. O ise delice severken terkedilmişti."
Zeynep'ten sonra nokta işareti yerine üç nokta olabilir miydi acaba?
"İnsanın birini yaşam boyu kaybetmenin tesellisi oluyordu da nedensiz yere kaybedişlerin cevapsızlığında yaşamanın tesellisi zor oluyordu."
Bu zorlama bir cümle oluş. Şöyle ki; insanın dedikten sonra bir virgül olmalı ve kaybetmenin yerine kaybetmesinin olmalı. Ayrıca iki kere "tesellisi" kullanmak yerine ikinci bölümü "yaşamak zor oluyordu" diye bitirilebilirdi.
"Ne kadar sızlansa da bir şeyleri geriye döndüremeyeceğini öğrenmiş yarasının üzerinde dolaşarak kendine, yalnız kendine zarar verdiğini görmüştü. Bu ruh halini kendinden sıyırmak için insanlar içinde geçirdiği süreleri uzatmaya başlamıştı."
İlk cümlede olmayan bir virgül işareti yüzünden anlam karmaşası yaşanıyor. Ruh halini kendinen sıyırmak doğru bir tabir midir emin olamadım. Onun yerine sanki başka bir şey bulmalı. Ayrıca "insanlar içinde" yerine "insan içinde" demek daha doğru olacak.
"Aşkın kör bir tuzak olduğunu düşüncesiyle zaman zaman önüne gelen bu duygudan hep kaçıyordu."
"olduğunu" yerine "olduğu" olmalı.
"Hakan’ın odasının kapısına gülümseyerek dikildi."
Odasının kapısına değil de kapısında dikilmek olmalı.
"“ Peki öyle olsun iki dakika ver bana.” dedi Hakan da aynı cömert sempatik konuşmayla."
Cümlenin bitişinde problem var. Bir konuşma cömert ve sempatik olamaz gibi. Onun yerine "ifade" kelimesi kullanılabilirdi, tabi araya virgül koyarak:)
Hikayenin sonu merak uyandırıyor kabul ama ilk kısmı için yazdığım noktalama işaretlerinin yanlış veya hiç kullanılmaması problemi burada da devam ediyor. Bu okumayı zorlaştıran bir şey. Bazı cümleleri anlamak için tekrar okumak zorunda kaldım. Yazmaya devam.
Murat Bey
Zaman ayırıp okuyup yorumlamışsınız teşekkür ederim. Altını çizdiğiniz hususlara elimden geldiğince dikkat edeceğim. Henüz yazma yolundaki azmim kırılmadı, devam edeceğim.
İlginize tekrar teşekkür ederim.
Saygıyla

Rica ederim Semra, fakat henüz azmim kırılmadı ne demek? Yazmaya devam etmen buradaki herkesin dileğidir, emin olabilirsin. Bu site herkesin yazıp çizmesi için var. Kolay gelsin.