Kırıklık Ezgileri Kırıklık Ezgileri Popüler

Kırıklık Ezgileri

Edebiyat

Edebiyat Yazarları
Etiketler

 



Aramız üç adım…Öğrenmeye hevesli mesafede duruyor. Susmayı başardığında belki dinlemeyi sevecek karşısındakini, şimdi gözlerini sağa sola gezdirmeden alıştığı haliyle bağırıp çağırmakta. Korkmuyor, sinirlenmiyorum da. İyi biliyorum, şu anda rahatsızlığının ataklarını yaşıyor. Az sonra yorgun; uykuya dalacak. Çocuk kalbi ısıtacak ellerimi.


İkimizin merkezine aldığı nesneleri kaybettik zamanla. Her şey değişirken elimizde iki kişilik körebe oyunundan artık göz bağı kaldı. Kim gözleri kapalı ebeyi oynadı ve kim kaçıp saklandı hatta gözlerin kapalı oluşuna aldanıp dilediği gibi başka oyunlar oynadı, anlamadık. Sona doğru yaşadığımız aksesuar yalnızlıklar özlük barışımıza iç isyanlarımızı kattı. Fakat bu kez önder olamadık kendimize. Her yerde ikimiz de üste çıkmayı başarıyorduk, ne güzel! Ben, bir Tanrıça yaratıyordum önce, sen üzerine konuyordun. Sonra sende inandığım bütün değerleri değiştiriyordun ve yeni Tanrıçaya tapmamı emrediyordun. Kabul etmeyince kendi değerlerini ortadan kaldırıyordun, ayinler başlamadan bitiyordu. Ruhsal tatminsizliğimizi gideriyorduk. Dışımız hala susuz bir sürü gibi dolanıyordu.


Olgusal bir yol tuttuk kendimize. Her anın tanımı yapıldı. Felsefi görme yetimizi otuz yıl ileriye taşımıştık. Henüz birbirimizi bilmeden yarını deşiyorduk. Farkındaydın sen de : Bir erkekle birleşmenin önceliğinde ‘erkekleşme’nin olduğunun. Bana da aynı modelin kadın tarafını uygulattın. Kadının egosuna sahip olabilmen için önce alt benliğine ulaşmam gerekiyordu. “Hepimiz” diyordun “bütün kadınlar ve erkekler… birbirimizi kadınlaştırmak ve erkekleştirmek için buluruz. Kadınlar, bir erkekle ‘erkekleşme’yi öğrenir ancak siz o kadar salaksınız ki bir kadınla ‘kadınlaşamıyorsunuz’. Daha doğrusu bunu anlamıyorsunuz. Eksikliğinizin diğer kadınla tamamlanacağı yanılgısına düşüp daha çok ‘erkekleştiğinizi’ düşünüyorsunuz, tersi gerekirken. Halbuki ne daha çok erkekleşiyorsunuz ne de kadınlaşıyorsunuz.”


Alt benliğine sahip olabilmek için senin kadar hassaslaştım. İnsan her gün tak-çıkar yüzlerce maskeyle dolaşıyor. Kendimizin saf halini bile veremezken bir de ‘başkasılaşmayı’ denemek zaman katli göründü gözüme. Kaçmadım. Seni önemsiyor gibi durmaktansa önemsemeyi tercih ettim. İşe yaramasa da kötücül fikirleri aramızdan silebileceğimize inandım durdum.


***

Uyuyorsun, elim göğsümün üzerinde omzuna dokunmaya cesaretsiz. Girdiğin köşelerimde ermiş ruhlu yeşilliğimle yaşadın bir süre. Yok yerden inancı kaçırdım sırtıma vurup. Kırıklık günlüğümüze az gelmeyi zorladı yakın semtin. Şehre ait olmayan bir havanın etkisiyle nefeslerimizi birbirine çattık. Çocukların elinden kaçan balonlar bize dokunmadı. Bana okuduğun bazı şiirlerde yağmur başladı, yüzünü avucuma koydum. Kurtulmak istedim alafranga ikilemlerimden. İkimiz için hiç olmazsa yeni bir tanım daha söylemek istedim üstelik senin sözlerinden hareketle.

“Şairin ‘beni bu güzel havalar mahvetti’ deyişi gibi süssüz; bir de olumsuz bir fiille olumlu bir durumu ne zaman anlatabilirim? Bir güzellik insanı ne ölçüde mahvedebilir?”


Zor uyduk birbirimize. Kendimle zorlandığımda bile vazgeçebilme kolaycılığını rahatlıkla yaşarken senden vazgeçemedim. Beni kaç kez o vazgeçemeyişlerde yakaladığını anımsa. Kapalı kapılar ardında, ışıksız. İşe gitmek için giyinmiş ancak tuvalet masasının üzerindeki eşyalarınla akşamı etmiş halde. Seninle beraberliği mükemmel yaşamından çalarken kılıfını hazırlayamayacak kadar acemiydim. Fakat taşıyabilme gücü vardı. Seninle, beraberliğindeki onca yükü götürebilme imanı bulmuştum. İlginçtir, hayatındaki seslerin vesveseleri benim imanımı zayıflattı. Kaybettiğim ihtişamın kölesi olmaya razı olduğum gün vazgeçmeyi de öğrenebileceğimi düşündüm ilk kez. Sana açıldığımda çok uzağındaydım. Dediğin gibi :


“Yorulacaksın”


Aldanışlardan buz kesmiş kollarıma göğsün her zaman ılık bir su gibi dokundu. Uykusuzluğu boylu boyunca örten dudaklarına benzeyen şarkılar, kalbinden alıp kendine getirdi beni. Günler uzamaya yüz tuttuğu halde karanlıktı sevişmelerimiz. Kuzgunlar uçuyordu aşkın hava boşluğunda, kar beyazına dağılmış ruhlarımızın cesetleri üzerinden bir parça koparmak için toplanıyordu insan kılıklı leş yiyiciler. Sen de ben de onların kim olduğunu biliyorduk. Biliyorduk ve susuyorduk karşılıklı oturulmuş bir masanın ağaçlığına uyar gibi.


Yeniden dünyana dönüyorum sevgilim. Yorgunum belki; birazdan düşeceğim şiirinden. Tenhalaşacak o karnaval meydanlarını andıran rengarenk boyalı gülüşler. O anda duymak istiyorum seni. Ne varsa aklında söyle şimdi, lütfen ! dedim.


Dedin :

“Yarım kalacaksa düşmüş bir yolcudan emanet köşe başları, babalar büyümez çocukluğundan ve çocuklarından geriye emanet bir yolun dönülmeyen köşe başında kalmaz asla özlenilen sigara dumanı.”






Emre Küçükoğlu

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Dili Kullanım  
Sözcük seçimi,Söz sanatları ,Noktalama/Dilbilgisi
Kurgu  
çizgisel/döngüsel, romantik/gerçekçi, olay örgüsü/zinciri, konu seçimi, Özgünlük
Anlatım  
Bütünlük, Süreklilik, Betimleme, Anlatım kişisi, Anlatıcının Tavrı, Anlatım tekniği, Özgünlük, Ayrıntıların İşlevselliği
Metiniçi Tutarlılık  
Gerçeğe Uygunluk, Olgulara dikkat, İnandırıcılık, Bilgililik, Mantık Hatası Yokluğu
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile