Edebiyat Edebiyat Öyküler Yarışma Dışı Öykü ÖLÜM BİZLERİ ÖLDÜRMEDEN
 

ÖLÜM BİZLERİ ÖLDÜRMEDEN ÖLÜM BİZLERİ ÖLDÜRMEDEN Popüler

ÖLÜM BİZLERİ ÖLDÜRMEDEN

Edebiyat

Edebiyat Yazarları
Etiketler
Tanıtıcı Bilgi
...ve öldürmeli işte bu yüzden artık birileri bütün yalanları... Henüz ölüm bizleri öldürmeden…

 

 

Ölüm... Ne tuhaf sözcük değil mi... Dört harf bir araya geliyor ve yok edebiliyor size ait olanı size hiç sormadan... Evet evet... Sorulmuyor kimselere hiçbir ölüm zamanı ve ölüm biçimi; doğarken sorulmadığı gibi... Bir ölüm borcuyla başlıyor her yeni doğan... Kimisi erken veriyor bu borcu kimisiyse hep inkâr ediyor ama sonunda ödüyor işte bir şekilde nefes almanın bedelini... Hepimiz sonunda batacağını bildiğimiz bir bankanın müşterileriyiz sanki... Yolun sonu biliniyor ama hep duymazdan geliniyor içimizde... Ölüm korkusu ölüm sözcüğünü

aşsa da çıkmaz hiç bir itiraf zamanı dışarı kalır öylece tanrıyla olan bir hesaplaşmanın gölgesinde... Daha doğarken imzalıyoruz ölüm senedini...

Belki tek senettir dünyada ödeme zamanını kendimizin belirleyemediği... Şu zaman ödeyeceksin diyor birisi ve o zaman ödeniyor işte… Filmin sonunu bile bile yaşar mı insan? Yaşıyoruz işte ölümün anlamına hiçbir sözlükte rast gelmeme çabasıyla... Hoş! İnsan istese de bulamaz ölümün anlamını bir sözlükte... Ve yapamaz hiçbir zaman hiç bir ölümlü ölümün tarifini... Ölen konuşamaz bir daha... Öylece ölür ölümü anlatamadan... Anlatsa belki birileri kaçmayız kim bilir bu kadar ölümden. Anlatılmadıkça karanlıklaşan ve bilinmedikçe görmezden gelinen gerçek… Ölüm... Tarifi olmayan tek sözcük... Keşke anlatabilseydi birileri ölümü... Ölümün ölümsüzlüğünü...

Bildiği şeyden hiç korkmazmış insan… Gönül, bilmek ve meydan okumak istiyor ölüme... Ancak ölüm 3 yaşımdayken de ensemdeydi 22 yaşımda da...Ne zaman nerde kaç yaşında nasıl öleceğimi bilmemek bile ölümün ta kendisi...22 yıldır nefes alıyorum ama kim garanti edebilir şu yazıyı yazarken ölmeyeceğimi... Azrail hiç sır vermiyor bu konuda. Her şeyi kabullendirebiliyor insanoğlu kendine ama ölümün her an kapıda olabilme düşüncesini asla...

Ama biz ne kadar kabullenmesek de ölüm öldürmeye devam ediyor yüzyıllardır kendisi hiç ölmeden... Ve hiçbir smokin engel olamıyor ölüme.

Torpili yok hiçbir cüzdanı kalına Azrail’in... İster garip ol istersen cihanın tek sahibi... Ölüm dayandımı kapıya hepimiz sefiliz işte! Ömrü boyunca her şeye arkası kalabalık gitmeye alışanlar yalnız ve üstleri çıplak giderler ölüme... Ve anlarlar orda ilk kez yalnızlığın acizliğini. Ölümü anlamak ölümün kendisinden zor... Ölen bir kere ölür belki ama yüzlerce kez öldürür arkasındakileri... İşte bu yüzdendir bütün sevdiklerimden sonra ölme kaygısı... ve işte bu yüzdendir her yanı ölüm kokan bir ağıta tercihim ölümü... Önce ben göç etmeliyim herkeslerden... Bütün acılardan kaçma çabası var içimde ölümü düşündükçe...Ağıt herkese yakışıyor denir belki ama... Yok yok... Bana yakışmaz ağıt...

Kendimi bilmiyorum ama ölüm en çok bizim insanımıza yakışıyor... Dünyanın başka hiç bölgesinde ağıtlar bu kadar ağıt değil sanki... Ölüm hiçbir acıyla aynı teraziye konamayacak kadar başka bir acıdır... Ölümün uzun kuyruğunda bekliyoruz hepimiz... Ama kimsede önlere geçişme çabası yok bu sefer... Zaten bilmeyiz hiçbir gün kuyruğun neresinde olduğumuzu, hep arkalardan izleriz sırası gelenleri. Bir de bakmışız ki birileri çağırmıştır bizi “Sıran geldi” diyerek... Ölümün sırası beklemeye gelmez... Bir cevap duymadan alınırsın bilinmeyen bir diyara doğru kim bilir. Diyorum ya işte bilmiyor ve anlatamıyor hiç kimse ölmeden ölümü... Anlatacağı zamansa duyacak kimseleri olmuyor yanında... En iyisi kendi ölümünü beklemek ölümü anlamak için... Zaten o zamanda yalana karışmış oluyor tüm gerçekler çoktan... Ölüm zaten yalanın ta kendisi... Bu yaşamın koca bir yalan üzerine oluştuğunu bir tokatla anlatmıyor mu ölüm... Hiç bir cenaze töreninden ders almıyoruz oysa bizler. Ölümün olduğu yerde yalanların bile bir gün yalan olacağını nasılda unutuyor insanoğlu... Kırılmamalı işte bu yüzden hiçbir kalp ölümün hüküm sürdüğü bir yalan düzleminde… Hepimiz emanetiyiz birilerinin... ve çok durmuyoruz bu misafirlikte hiç birimiz... Bu misafirliğin kaçımız farkına varabiliyoruz Cahit Sıtkı gibi... Kaçımız ölüm gerçeğiyle yüzleşiyoruz...


Ölüm nerde ne zaman kaç yaşımızdayken bizleri yakalar hiç bilinmez belki ama hepimiz taşınıyoruz işte er ya da geç... ve öldürmeli işte bu yüzden artık birileri bütün yalanları... Henüz ölüm bizleri öldürmeden…

Üye eleştirileri

Toplam 2 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
6.8
Dili Kullanım 
 
7.0  (2)
Kurgu 
 
6.0  (2)
Anlatım 
 
6.5  (2)
Metiniçi Tutarlılık 
 
7.5  (2)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Dili Kullanım  
Sözcük seçimi,Söz sanatları ,Noktalama/Dilbilgisi
Kurgu  
çizgisel/döngüsel, romantik/gerçekçi, olay örgüsü/zinciri, konu seçimi, Özgünlük
Anlatım  
Bütünlük, Süreklilik, Betimleme, Anlatım kişisi, Anlatıcının Tavrı, Anlatım tekniği, Özgünlük, Ayrıntıların İşlevselliği
Metiniçi Tutarlılık  
Gerçeğe Uygunluk, Olgulara dikkat, İnandırıcılık, Bilgililik, Mantık Hatası Yokluğu
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
ÖLÜM BİZLERİ ÖLDÜRMEDEN 2010-02-23 17:07:50 m2312
Genel Puan 
 
6.5
Dili Kullanım 
 
7.0
Kurgu 
 
6.0
Anlatım 
 
6.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
7.0
m2312 Eleştiren m2312    Şubat 23, 2010
Son Güncelleme: Şubat 23, 2010
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Ödünç yaşamlar... Çoğumuzun hayatı bana, bu noktada birleşiyor gibi geliyor.

Bir kadın ve erkeğin birlikteliğinden meydana gelen canlı hayatını kime borçlu? Anne ve babasına mı? İlahi bir güce mi? Yoksa her şey kendiliğinden mi gerçekleşir?.. Olabildiğince anlamsız mıdır dünyaya gelmek ve yaşamak için çabalamak?

Yaşamı sorgulamakla, ölümü sorgulamanın benzeştiği o kadar çok nokta var ki. Yaşam, ölmekle son buluyor ve senin benim ölümümle yeni yaşamlar can buluyor. Garip, üstüne düşünülecek, söylenecek çok şeyin olduğu fakat hiçbir zaman net bir cevabın bulunmadığı bir konu sanırım. Borcu kimden aldık ve kime ödüyoruz, neden borç? Aklımı ön plana çıkardığımda işte bu sorular ortaya çıkıyor. Duygularım öne geçtiğindeyse, "Yaşamak?" diye soranı "Ölmek." diye yanıtlıyorum. Çünkü yaşadığım her gün ölüyorum. Bu acı çekmekle eş değer değil, istenirse bununla da özdeşleştirilebilir elbette ama hepimizi ölüyoruz. Yalnızca yaşamaya öyle bir kaptırmışız ki kendimizi, bu koşuşturma içinde yaşadığımızı da öldüğümüzü de unutacak kadar yaşıyoruz.

Sorgulamaya başladığımızda mutsuz oluyoruz. Memnuniyetsizlik apaçık ortada gözlerimizin ta içine bakıyor. İşte o zaman soruyor insan, ben mi borçluyum, hayat mı diye? Çabalamadan bir şeyler elde etmek düşüncesinde değilim, kaderci oluşumdan da değil ancak soruyorum yine de. Hayat, çalış-başar-kazan-mutlu ol çevresinde dönmüyor ki. Kazanımlarımız mutsuzluğa itiyor, mutsuzlukta yaşadığını en derinde hissetmene sebep oluyor. Mutluyken ölüyor, mutsuzken yaşıyoruz gibi bir çıkarıma varıyor insan. Mutluyken zamanın akışını hissetmiyorsun çünkü, akıp gidiyor sen farkına varmadan. Mutsuzluksa yapışıyor yakana, nefes alabilmek için epey çırpınman gerekiyor. Peki yaşamak, mutluluk ve mutsuzlukla mı sınırlıdır? Elbette hayır. Herkesin kendi hayatını sınırladığı mutlulukları ve mutsuzlukları vardır yalnızca. Saçları beyazlayıp, kamburu çıktığında; yüz buruşup, ellerinde lekeler çıkmaya başladığında geçmişini sorgulamaya başlar insan. Kimileriyse buna daha erken yaşta başlar. Buradan hareketle hayatı sorgular. Kendi hayatından yola çıkıp etrafındakilere, sonrasında çevresindekilere bakar ve evrensel olana doğru ufkunu açar. Kendi iç dünyasında kaybolanlar da yok değildir elbette. Bunun için de kimse kimseyi sorgulayamaz sanırım.

Gitgide artan intihar vakaları ve savaşmak için tetikte bekleyen insanların çokluğu insanı kötümserliğe itiyor. Ecelimizle ölme hakkımızın –eğer bu bir hak olarak görülüyorsa tabi- dahi elimizden alındığına tanık oluyoruz. Bilinçsiz şoförlere, bir maganda kurşununa, gasp edilmeye direniyor; kanserojen maddelerle bezenmiş hayatımıza tesadüfen devam ediyor gibi gözüküyoruz.

Daha yazdıklarının ilk birkaç paragrafını okuduğumda bu düşüncelerin etkisinde kaldım Erkan. Kafamda çok fazla soru, aklımda –doğrusunu yanlışını ayırt edemediğim- bin bir yanıt ve düşünce var.

Son paragrafın ilk cümlesi “N’eylersin, ölüm herkesin başında / Uyudun, uyanmadın olacak / Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? “ diyen C. Sıtkı’yı, senin ismini andığın kısım dışında tekrar anımsattı.

Devrik cümleler ve noktalama ilgili kısımlar tekrar gözden geçirdiğinde düzelir diye düşünüyorum.

“yapamaz hiçbir zaman hiç bir ölümlü ölümün tarifini”

“… ölüm öldürmeye devam ediyor yüzyıllardır kendisi hiç ölmeden... Ve hiçbir smokin engel olamıyor ölüme.”

“Ölümün uzun kuyruğunda bekliyoruz hepimiz... Ama kimsede önlere geçişme çabası yok bu sefer...”

“Bu yaşamın koca bir yalan üzerine oluştuğunu bir tokatla anlatmıyor mu ölüm...”

Yukarıda alıntısını yaptığım satırlar oldukça güzel ifadeler. Daha başka, bunlara benzer cümleler yazında mevcut. Tebrik ediyorum. Daha önce de söylemiştin içinden geldiği gibi yazdığını ama ben içinden geçenleri yazın bittikten bir süre sonra kontrol ettiğinde ve düzenlemeler yaptığında daha güzel olacağı kanaatindeyim. Okuma sırasındaki güçlük, metnin bütünündeki güzelliği geri plana itiyor kendiliğinden. Bence yazdıkların bu ihmalkarlığı hak etmiyor.
Küçük bir düzeltme:

“…göç etmeliyim herkeslerden…”

“herkesten” şeklinde ifade edersen daha doğru olur diye düşünüyorum. Bir de bu tür yazılarını blog kısmında da yayınlayabilirsin sanırım. Bilmiyorum, ne dersin, ne derler?

Okumak güzeldi, tekrar düşünmeye sevk etti. Ölüme meydan okumak elbette mümkün değil ama sordukça güçleniyor sanki insan. Emin değilim. Ölüm konusunda, karanlık bir fikir dünyasında can çekişiyor düşüncelerim.

Kalemine sağlık…

Paylaşımlarının sürmesi dileğiyle…

Yazarın Yanıtı

bu siteye girdiğim ilk gün de bunu söyledim. buradaki eleştrilerin niteliği altında eziliyorum. bu denli çerçevesi geniş eleştriler, eserleri bile gölgede bırakıyor. Ölüm üzerine düşünüp
güzel çıkarımlar elde etmişssin. Belli ki güzel bir emek var eleştirinde. Bu benim için çok
önemli bir durum. Senin gibi dostların varlığı yazma eylemine dair bana sonsuz bir enerji
kazandırıyor. her cümlen benim için çok değerliydi, eksik olma Büşra. Sevgiyle...

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
30
Bu eleştiriyi ihbar et
ÖLÜM BİZLERİ ÖLDÜRMEDEN 2010-01-29 15:48:55 arzu eylem
Genel Puan 
 
7.0
Dili Kullanım 
 
7.0
Kurgu 
 
6.0
Anlatım 
 
7.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
8.0
arzu eylem Eleştiren arzu eylem    Ocak 29, 2010
  -   Bütün eleştirilerime bakın

Sevgili Erkan Şemin,
Oldukça başarılı bir yazı. Yaşarken ölümü hep uzakta tutmaya çalışan bizlere 'ölüm de var' dedirtmeyi başarmışsınız. Ellerinize ve yüreğinize sağlık.

Fakat bana göre; yerinde kullanılacak noktalama işaretleriyle yazıyı okumak biraz daha kolaylaşabilir diye düşünüyorum.
Bir de öyküye ulaşamamış bir yazıyla karşı karşıya olduğumu düşünüyorum. Her ne kadar edebi türler arasında her zaman net bir ayrım olmayabilirse de, 'anlatı' ya da 'deneme' ye daha yakın bulduğumu söylemeliyim. Bir kişinin ölüm üzerine fikirlerini, gayet de şiire yakın bir dille okudum evet. Ama öykü değildi. Öyküde bahsedilen konu doğrudan aktarılmaz. Olayların akışından ne demek istediğini ben de kalandır.

Başarılarınızın devamını diliyorum:) Sevgilerimle

Yazarın Yanıtı

Yorumun ve ilgin için teşekkürler sevgili arzu. Yazdığım yazı çok bariz bir biçimde "deneme" türüne ait bir çalışma. Bunun bir öykü olmadığının ben de farkındayım; ancak ya sitedeki acemiliğimden, ya da hakikaten olmadığından, deneme ekle diye bir seçenek bulamadım. edebiyat girişinde yarışma için ve yarışma dışı öykü ekle, teorik yazı ekle şiir ekle vb. seçenekler gözüme ilişti, ancak bu yazıyı hangi kategoriye sokacağımı bulamadım. Bu şekilde algılanmasını istemem, yazdığım yazı öykü değil bir denemedir. Şu noktalama işaretleri meselesine gelince. İçerik takıntılı biri olduğum için yazının estetik duruşu üzerinde fazla zaman ayırmıyorum. Biliyorum bu çok yanlış bir tutum. Yazı, beni oku demeli, gözü doyurmalı. Heyecanıma verelim bu hataları. Arzu, tekrar teşekkürler güzel yorumun için.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
10
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (3)
  • büşra
    avatar

    Semiş Gümüş bir söyleşisinde, eleştiri metinlerini bilinen tekniklerden biraz uzaklaşması, bizden önceki örneklerin aşılması gerektiğinden bahsediyor. Eleştirinin metnin nesnesi olmaktan çıkıp; yapıtın, eleştirinin nesnesi konumuna gelmesi gerektiğini söylüyor.Eleştiri bir anlamda kendi başına bir metin oluyor böylelikle. Söylediklerin bana bunları hatırlattı.

    Okurken metne yoğunlaşmak, önceki bilgileri hatırlamak; birazcık özen ve parmakları kıpırdatmaktan başka bir şey değil yaptığım. Üretmene faydam dokunuyorsa ne iyi.

    Sevgiler...

  • kankardeş
    avatar

    bu siteye girdiğim ilk gün de bunu söyledim. buradaki eleştrilerin niteliği altında eziliyorum.
    bu denli çerçevesi geniş eleştriler, eserleri bile gölgede bırakıyor. Ölüm üzerine düşünüp
    güzel çıkarımlar elde etmişssin. Belli ki güzel bir emek var eleştirinde. Bu benim için çok
    önemli bir durum. Senin gibi dostların varlığı yazma eylemine dair bana sonsuz bir enerji
    kazandırıyor. her cümlen benim için çok değerliydi, eksik olma Büşra. Sevgiyle...

    not: bu arada üstte cevap yaz bölümünde sorun olduğu için buraya yazmak zorunda kaldım

  • kankardeş
    avatar

    Yorumun ve ilgin için teşekkürler sevgili arzu. Yazdığım yazı çok bariz bir biçimde "deneme" türüne ait bir çalışma. Bunun bir öykü olmadığının ben de farkındayım; ancak ya sitedeki acemiliğimden, ya da hakikaten olmadığından, deneme ekle diye bir seçenek bulamadım. edebiyat girişinde yarışma için ve yarışma dışı öykü ekle, teorik yazı ekle şiir ekle vb. seçenekler gözüme ilişti, ancak bu yazıyı hangi kategoriye sokacağımı bulamadım. Bu şekilde algılanmasını istemem, yazdığım yazı öykü değil bir denemedir. Şu noktalama işaretleri meselesine gelince. İçerik takıntılı biri olduğum için yazının estetik duruşu üzerinde fazla zaman ayırmıyorum. Biliyorum bu çok yanlış bir tutum. Yazı, beni oku demeli, gözü doyurmalı. Heyecanıma verelim bu hataları. Arzu, tekrar teşekkürler güzel yorumun için.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #3 m2312 24-02-2010 02:10
Semiş Gümüş bir söyleşisinde, eleştiri metinlerini bilinen tekniklerden biraz uzaklaşması, bizden önceki örneklerin aşılması gerektiğinden bahsediyor. Eleştirinin metnin nesnesi olmaktan çıkıp; yapıtın, eleştirinin nesnesi konumuna gelmesi gerektiğini söylüyor.Eleşti ri bir anlamda kendi başına bir metin oluyor böylelikle. Söylediklerin bana bunları hatırlattı.

Okurken metne yoğunlaşmak, önceki bilgileri hatırlamak; birazcık özen ve parmakları kıpırdatmaktan başka bir şey değil yaptığım. Üretmene faydam dokunuyorsa ne iyi.

Sevgiler...
Alıntı
 
 
0 #2 kankardeş 24-02-2010 01:10
bu siteye girdiğim ilk gün de bunu söyledim. buradaki eleştrilerin niteliği altında eziliyorum.
bu denli çerçevesi geniş eleştriler, eserleri bile gölgede bırakıyor. Ölüm üzerine düşünüp
güzel çıkarımlar elde etmişssin. Belli ki güzel bir emek var eleştirinde. Bu benim için çok
önemli bir durum. Senin gibi dostların varlığı yazma eylemine dair bana sonsuz bir enerji
kazandırıyor. her cümlen benim için çok değerliydi, eksik olma Büşra. Sevgiyle...

not: bu arada üstte cevap yaz bölümünde sorun olduğu için buraya yazmak zorunda kaldım
Alıntı
 
 
0 #1 kankardeş 29-01-2010 21:01
Yorumun ve ilgin için teşekkürler sevgili arzu. Yazdığım yazı çok bariz bir biçimde "deneme" türüne ait bir çalışma. Bunun bir öykü olmadığının ben de farkındayım; ancak ya sitedeki acemiliğimden, ya da hakikaten olmadığından, deneme ekle diye bir seçenek bulamadım. edebiyat girişinde yarışma için ve yarışma dışı öykü ekle, teorik yazı ekle şiir ekle vb. seçenekler gözüme ilişti, ancak bu yazıyı hangi kategoriye sokacağımı bulamadım. Bu şekilde algılanmasını istemem, yazdığım yazı öykü değil bir denemedir. Şu noktalama işaretleri meselesine gelince. İçerik takıntılı biri olduğum için yazının estetik duruşu üzerinde fazla zaman ayırmıyorum. Biliyorum bu çok yanlış bir tutum. Yazı, beni oku demeli, gözü doyurmalı. Heyecanıma verelim bu hataları. Arzu, tekrar teşekkürler güzel yorumun için.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile