HAYVANLIK ÖLMÜŞ BE USTA(!)
Popüler
27 Temmuz 2009 günlüğümden;
Ne saatimin o sevimsiz alarm sesi, ne de mahallenin sabah sabah dedikodu kaynatan kadınlarının sesiydi beni bu sabah uyandıran. Bir çığlık... Bir oda uzağımdan gelen bir çığlık… Bütün duvarları ve eşyaları süratle geçip tam bir karış yanımdan geçti. Çığlık beni sıyırarak geçse de bir yerlerimi acıtmıştı. Neresiydi hiç bilmediğim… Uyku sersemliği kaprislerinin çevrimdışı saatleriydi o an. Ne yatağımın içinde oyalanma lüksüm vardı ne de tavana bakıp birkaç dakika öylece düşünme kredim. Dehşet dolu bir çift gözün gölgesinde fırladım yatağımdan. Odanın sol tarafındaki duvarı neredeyse kaplayan eski saate baktım hemen. Bir hırsız için oldukça geç saatlerdi. Bir ev kazası içinse alakasız bir an. Sesin geldiğini tahmin ettiğim odaya birkaç adım attım. Adımlarım titrese de beni yarı yolda bırakıp geriye dönme yüzsüzlüğünü yapamıyorlardı. 23 yıldır dediğimden hiç çıkmadı adımlarım. Yine öyle yaptılar. Bana cesur görünüp bir sonraki adıma vize aldırttılar. Her adımda gözlerimdeki dehşet ifadesi bir başka boyut alıyor, ölüm sessizliğini andıran sükûnetin ardına saklanmış tıkırtılar endişemi arttırıyordu. Odanın kapısının önünde başımı eğip birkaç saniye düşündükten sonra bütün cesaretimi toplayıp adeta bir deli gibi açtım kapıyı. Korkumu öylesine bastırma çocukluğundaydım ki bütün gerginliğimi adeta kapı kolundan çıkarmak istedim şuursuzca. Kapıyı öylesine sert itmiştim ki... Bir an acısını pek öyle hissetmesem de sağ kolumun incindiğini fark ettim. Umursamadım. Gözlerim odanın her bölmesiyle buluştu bir saniye içersinde. Yoktu. Ne bir ses ne bir kıpırtı. Odanın içersine doğru bir adım atacakken evimizin arka bölmesine bakan küçük balkondan ağlayan bir kadın sesi duydum.
“Anne” sorusu yankılandı her yanımda. Bu kez adımlarım hareket etmek için benden bir onay bile beklemediler. Koşar adım götürdüler beni oraya.
Balkonun hemen girişinde çömelmiş vaziyette ve elleri yüzünde öylece ağlar gibiydi. Yanına yaklaştım. Bir kadın, sabah sabah bir insanın bile zorla sığdığı küçücük bir balkona kendini atıp neden ağlar ki. Görünürde bir şey yoktu. Dedem hastaydı acaba sabah sabah onun kötü haberi mi gelmişti çok uzaklardan? Yok yok demir gibidir dedem. Öyle kolay pes etmez. Hem öylesi bir üzgünlük değildi bu. Bugün kötü bir şeyin yıldönümü müydü yoksa? Sabah sabah hangi kötü hatıralar canlanmıştı da üzmüştü onu. Arkasında olduğumun farkında değildi hala. Birkaç adım kala orada öylece bekledim. Elini yüzünden çekip bir an ayağa kalktı. Sırtı hala bana dönüktü. Ayakta elleriyle gözündeki yaşları sildi.”Anne” demeye kalmadan geriye doğru döndü ve beni fark etti. Bir an hiç konuşmadan yanımdan geçti. Annemin terk ettiği yerde tek bir eşya kalmıştı: Özenle işlenmiş pembe örtüsü nerdeyse tanınmaz hale gelen ters dönmüş bir kafes… İçi bomboş bir kafes… Hem de hiç olmadığı kadar boş ve hiç olmadığı kadar sessiz. Hiçbir sözcüğe ihtiyaç yoktu o an. Öylece sustum. Kafese doğru eğildim. Kapısı çevreden dadanan kedilerle feci derecede hırpalanarak açılmış, annemin özenerek işlediği pembe örtü yırtılmış ve onun en sevdiği oyuncağı paramparça hale getirilmiş. Kırık aynası balkonun her bir köşesine saçılmış, o güzelim asil tüyleri bahçedeki ağaçların sadakatine sığınmış adeta. Buna inandırmak istemedim bir süre kendimi. Oralarda bir yerlerdeydi biliyorum. Onu kimseler alamazdı benden. Yine adeta bir deli gibi kafesi anlamsızca ters çevirip sallıyordum… Yoktu… Nasıl öldüğünü düşünmek bile istemedim o an. Kafesten uzaklaştım. Titreyen ellerimle saçlarımı sıkıca çekiyordum.
9 yıl… Tam 9 yıllık yoldaşım mezesi olmuştu keyfi sürülesi bir ziyafetin. Kafesi aldım hiç düşünmeden fırlattım büyük çöp kovasına. Yere düşüp paramparça olmuş aynasının kırıklarını topladım kalbimin tüm kırıklığına paralel… Ondan kalan her bir hatırayı yok ettim her yerlerden. Hışımla fırlatıyordum çöpe ondan arta kalanları. Gün boyu hiçbir şey yapmadım. Öylece acısını yok etmeye çalıştım bu garip yasın. Erkekler ağlamaz lafının gazı en fazla öğlene kadar idare etti beni. Sonrası malum. Baş ağrısı bir gün işte. Hala inanmak istemiyorum. Söylesene be günlük; hayvan hayvana bunu yapar mıydı hiç? Hayvanlık ölmüş be usta…
“ERKAN ŞEMİN”
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Ocak 28, 2010
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
İlk olarak söylemek istediğim devrik cümlelerle ördüğünüz şiirsel anlatımınıza ters düşen günlük dilin, aynı metin içinde göze batacak bir şekilde kullanılması yönünde olacak. Sanırım bir örnekle söylemek istediğimi daha iyi açıklayabilirim.
"Her adımda gözlerimdeki dehşet ifadesi bir başka boyut alıyor, ölüm sessizliğini andıran sükûnetin ardına saklanmış tıkırtılar endişemi arttırıyordu."
"Erkekler ağlamaz lafının gazı en fazla öğlene kadar idare etti beni."
Öykünün çeşitli yerlerinde bu tarz cümleler can buldukça, okuyucu üslubun değiştiğini hissediyor.
Uzunca bir süre muhabbet kuşu yetiştiren biri olarak, okuduğum satırlar beni etkilemedi demezsem yalan olur. Kahramanın kırılmış kafesle karşılaştığı andaki hislerini az çok hissedebiliyor olmak sevindirici ve bana kalırsa en duru, akıcı anlatımınızı da o kısımda kullanmışsınız.
"Hayvanlık ölmüş be usta" ifadesi oldukça etkileyici. Ancak öykünün sonunda eğreti duruyor biraz. Bir iki düzenlemeyle daha etkileyici hale getirilebilir sanırım. Sonuçta, öykünün hiçbir kısmında diyalog bulunmuyor. Bu ifadedeyse bir sesleniş var. Hoş, kahraman kendi kendine bir serzenişte de bulunuyor olabilir ancak -üzerime düşmemekle birlike- yine de bir el atsanız daha güzel olur sanki demeden geçemeyeceğim.
Bir de balkonda ağlayan kadın, kahramanın annesi sanırım. Tam olarak anlayamadım. Anlayamayışımın sebebi "Annemin terk ettiği yerde tek bir eşya kalmıştı." cümlesini zihinmde nereye koyacağımı bilemememden kaynaklanıyor. Anne giderken kapıyı açık unutuyor ve kediler o şekilde mi kafese saldırıyor yoksa kafes balkonun duvarında asılı mı duruyor. Anne gittiyse ağlayan kadın kim? Ağlayan kadın anneyse, terk eden kim? Yorgun olduğum için de anlayamıyor olabilirim. Kusura bakmayın lütfen.
Son olarak "Ondan kalan her bir hatırayı yok ettim her yerlerden." cümlesindeki çoğul eki kaldırıldığında daha doğru bir anlatım olacak sanırım.
Öykülerinizin devamını okumak dileğiyle...
Kaleminize sağlık...
Yorumlar
Üslup meselesiyle başlıyorum. Beni bilen bilir, yazdığım öyküleri hesapsız, plansız öğütüyorum. öykünün içersine öyle pek matematiği sokamıyorum. bir cümleyle başlıyorum, içimdeki çoşku fırtınası peşime takılıyor ve ortaya böyle yazılar çıkıyor. aylar sonra okuduğumda senin de bahsettiğin o üslup çelişkileri benim de gözüme çarpıyor. Benim tarzım bu, mizahın içine drama, acının içine absürd mizah katabiliyorum bazen. Bu zaten benim müthiş acı içersinde olduğum,kuşumun kaçtığı günün gecesinde kaleme aldığım serseri bir yazı. ortaya koyduğunuz hatalardan fazlası da vardır emin olun. güzel düşüncelerinize de sonsuz teşekkürler. yapıcı bir eleştiriydi eksik olmayın.

büşra öncelikle nitelikli eleştirilerin için ve okurken "sahi ya nasıl böyle bir çelişki yaşamışım" diye hayıflanmama sebep olan cümlelerin için sana sonsuz teşekkürler. belli ki bu eleştiri için emek sarf etmişsin. bu beni öykünün yazarı olarak çok mutlu etti.
Üslup meselesiyle başlıyorum. Beni bilen bilir, yazdığım öyküleri hesapsız, plansız öğütüyorum. öykünün içersine öyle pek matematiği sokamıyorum. bir cümleyle başlıyorum, içimdeki çoşku fırtınası peşime takılıyor ve ortaya böyle yazılar çıkıyor. aylar sonra okuduğumda senin de bahsettiğin o üslup çelişkileri benim de gözüme çarpıyor. Benim tarzım bu, mizahın içine drama, acının içine absürd mizah katabiliyorum bazen. Bu zaten benim müthiş acı içersinde olduğum,kuşumun kaçtığı günün gecesinde kaleme aldığım serseri bir yazı. ortaya koyduğunuz hatalardan fazlası da vardır emin olun. güzel düşüncelerinize de sonsuz teşekkürler. yapıcı bir eleştiriydi eksik olmayın.