Elektra Kompleksi Popüler
Edebiyat
Butun yasadiklarima ragmen iliskilerden, ozellikle de beni incitenlerden hic vazgecmedim, gecemedim, gecemezdim de. - Bir kac yil sonra gorustugum bir psikolog olan Gul Hanim bu olayi “elektra kompleksi”yle acikladi. Kardesim disarida bekliyor, kim bilir belki de dayanamayip kapiyi dinliyorken; annem, babam ve ben, psikologun bir modaevinin ust katinda bulunan, bizim evin salonunun iki kati buyuklugunde,
kocaman iki koltuk takimi, gereksizce buyuk ve gosterisli kitapligi, sedef kakmali fildisi masa ve sandalyeleri, topuklarin icine gomuldugu kabarik halilari ve yere kadar inen boydan boya camlarindan gorunen harika manzarasiyla bir ofisten cok sonradan gorme birinin salonunu andiran odasinda krizlerimizden birini yasamaktaydik. Hepimiz tipik ozelliklerimizi disa vurmaktaydik aslinda. Babam yesil gozlerini patlatarak dudaklarini buzmus gozlerini benden oteye ceviriyordu, annem aklini yitirmemeye ugrasip babami sakinlestirmeye calisiyordu, bense - tabi ki - hungur hungur agliyor ve durmadan “Babacigim”la baslayan cumleler kurup, bana karsi butun algilarini kapatmis ve o an icinde kizginliktan baska hicbir duygu barindirmayan babama durmadan, caresizce ve bos yere ne hissettigimi anlatmaya calisiyordum.
Gul Hanim once benim tamamen babama odaklanmam uzerinde durdu. Oyle ki babama yalvariyor, annemiyse tamamiyle gormezden geliyordum. Butun yalvarislarimin amaci babamin onayini degilse bile affini kazanmakti. Gozlerimi ondan ayirmiyor, agzindan cikacak olan bir tek guzel sozu, hic degilse yumusak bir bakisi bekliyor; annemi umursamiyordum. Sonra babama bir soru sordu:
- Doruk kucukken birlikte yasadiginiz, aklinizda yer eden bir ani var mi?
Babam koltugunda huzursuzca kipirdandi, gozlerini biraz kisip karsisindaki boslukta yavasca dolandirdi ve cevap verdi:
-Vardir tabi ama aklima gelmiyor simdi.
-Peki ya Doruk’un begendiginiz ozellikleri neler?
Gozleri daha da kisildi, dudaklari daha da buzuldu, kaslari biraz daha catildi. Ruhunun derinliklerinde caresizce cirpindigi gun gibi ortadaydi. Koseye sikistiginin farkindaydi ve bunu gizlemek icin elinden ne gelirse yapiyordu ama her hareketi biraz daha ortaya koyuyordu durumunu. Agzini araladi, sesler sekillenip, sozcuk olup dokulemediler dudaklarinin arasindan. Birkac saniye oylece bekledik. Herkesin aklindan ne gecti bilmiyorum ama ben babamin bu halinden duydugum hazzi disariya vuramamanin rahatsizligini yasadim. Genzinden gelen boguk sesle “Guzel konusur” gibi bir seyler geveledi.
Gul Hanim bana dondu:
-Peki sen Doruk, babanin sana sevgisini gosterdigi zamanlari hatirliyor musun?
-Hayir.
-Peki seni incittigini?
-Cok.
Istedigimi elde etmistim iste. Babamin veremedigi cevaplarla kazandigim zafer, simdi ustune basa basa, gogsumu gere gere soyledigim kisa ama pek anlamli birkac cumleyle percinlenmisti. Yillardir onca defa dil dokup anlatamadiklarimi birkac soruyla ozetleyivermisti iste Gul Hanim. Babamin, gozumden yaslar akan yaslarin yegane sebebinin kendi yaptigi hatalar oldugunu anlayacagina, bana belki de aciyacagina, hayatimin geri kalanini aci icinde gecirmemem icin bir seyler yapacagina dair ufacik da olsa bir umut belirdi icimde. Basima gelenlerin tum suclusunun babam olduguna kendimi oylesine inandirmis ve kendi kendimi sorumluluk duygusundan oylesine arindirmistim ki, babam degisse dunyam degisecekti. Ama babam kendininkilerden baska dogru kabul etmediginden, kendinin dunyanin en mukemmel ve en fedakar babasi olduguna can-i gonulden inanip, benin yillar yili cektigim acilarda doktugum gozyaslarinda en ufak bir payi oldugunu aklinin ucundan gecirmediginden, cevaplarimi duyunca hizla yerinden firladi, benim burada isim bitti dercesine ellerini birbirine surttu, kapiyi hizla carparak cikti.
Yine hayal kirikligiyla gozyaslarina boguldum. Biz, odada geri kalanlar, babami geri dondurmeye calismanin nafile bir caba oldugunu birbimizden iyi biliyorduk. Gul Hanim sozlerini anneme yoneltti bu kez:
-Doruk’un babasiyla hayatina giren erkekler arasindaki benzerligi goruyor musunuz? Babasi tarafindan hep incitilmis Doruk, takdir gormemis. Ve hep kendini takdir etmeyen, inciten, aglatan erkeklerle birlikte olmus. Psikolojide cok sik rastlanan bir durum bu. Elektra kompleksi deniyor. Kizlar, cocukluklarinda babalarina asiri hayranlik besliyorlar ve buyuduklerinde onlara benzer erkeklerle birlikte olmak istiyorlar. Hatta biz genc kizlarin yasli erkeklerle birlikte olmalarini da elektra kompleksiyle aciklariz.
Gul Hanim beni tanidigi bu cok kisa sure icinde dogru bir karara mi varmisti emin degilim ama kesin olan bir sey vardi ki bana inanilmaz bir cikis noktasi bulmustu. Cunku o kadar kotu iliskiler yasamis, o kadar cok gozyasi dokmustum ki sorumlulugu biriyle paylasmazsam hepsinin altinda ezilecek, eriyip bitecektim. Oysa simdi suclayacak biri vardi. Yuregime bir rahatlik, bir ferahlik yayildi.
Ama bunlar sonraydi. Cok sonra...
Üye eleştirileri
Toplam 4 üyeden ortalama puan:
puan konusu
Erdem,
Öküler için kullanılan puan kriterlerinin neler olması gerektiği uzun uzun tartışıldıktan sonra belirlenmişti. Forum'da ilgi kategori altındaki başlıkta bulunabilir bu tartışma.
Puanlandırma sistemi en baştaki versiyonlarında opsiyonel puanlara izin vermiyordu. Sonraki versiyonlarda bu mümkün oldu. Öyküler için kullanılan kriterleri belirlediğimiz esnada böyle bir şans yoktu. Dolayısıyla bütün kriterler "zorunlu" olarak kalmış. Şimdi düzelttim. İsteyen puan vererek eleştiri yazar, isteyen puansız
NÜMERİK PUANTAJ SİSTEMİMİZ
Sevgili Melike,
"Metiniçi Tutarlılığın” tanımı konusunda hemfikiriz. Kaldı ki, verilmiş olan puanlardan da bu anlaşılıyor.
Çok akıcı ve doğallıkla ilerleyen ve sahneyle örtüşen betimlemeler olduğunu ve metnin kendini rahatlıkla okutabildiğini bende ifade etmiştim. Daha literatür tanımla verirsek, metiniçi tutarlılığı test eden kriterler “tekrar”, “ilerleme”, “çelişik olmama durumu” ve “bağıntılılık” şartlarının yerine getirilip getireleme sorunudur. Keza bir tutarlılık ve bağdaşıklığın zaten bu metinde oluşturulduğu yönünde hissedişlerimiz doğrudur. Anlam gelişimi ve akışının nedensellik bağıyla örüldüğünü ve metnin örüntüsünde içerik yönünden çelişik bir durumun mevcut bulunmadığını siz de yerinde bir şekilde bildirmişsiniz.
Kurgu konusunda da hem fikiriz. Bu da puanlardan anlaşılıyor. Anlaşmazlığa neden olan konu “Dil kullanımı ve anlatımın” konusunda benim puanlarımın yüksek olmasıdır. Başka bir deyişle bir önceki yazıdaki sizin düşük not vermenizdir.
Bilgi verici mahiyette, sizin tabirinizle okuyucunun gözüne zorla sokulmaya çalışılan ve rahatsız edici bir durumun “dili kullanım ve anlatımdan” kaynaklanan bir “biçem” sorunu olduğunu hiç düşünmüyorum. Yazarın anlatımı ve dilini gelişmiş seviyede olduğunu düşünerek, sadece kurgudan kaynaklandığını ileriye sürüyorum. Bu sebeple bu iki kategorideki puanlarım yüksektir.
Çelişik bir durum görünse de, sadece kendi bakış açımdan abartılı bulduğum sıfat ve isim tamlamalarının hem anlam yönünden kendi içinde bir tutarlığı, sağlamlığı ve tematik yerindeliğinin güçlü bir şekilde oluşturulup, pekiştirilerek abartılı hale getirilmesini, realizmdeki gerçeklik geleneğinin natüralizmle daha da ileriye götürülmesindeki abartılar ve anomaliler şeklinde yorumluyorum. Kitap piyasasındaki afilli bir çok yazarın anlatımından daha yüksek deviyede. Ama sorun şu, illaki her cümleye edebi bir vida çakmak gerekli değildir. Bunun için yazara betimleme köpüğünün biraz alınmasını ve bu şekilde ortaya çıkan ısrarın bir şekilde biraz yumuşatılmasını öneriyorum. Sevgili yazarımız, gözlemi yerinde natüralist çizgideki keskin anlatım tarzına, kendini dışarıda tutmaya çalışmamasıyla, kurgusal bir hata yaptığını belirtiyorum. Çünkü metin bir genç kızın güncesi değil, bir romanın bölümü olduğunu yazarın kendisi söylüyor. Ben-anlatılar çok rizikoludur. Bencildir. Sıkıcıdır. Yazar bir sonraki sahnede anlatacak bir şeyi kendinde bulamayacaktır. Dostoyevski’nin o kısa romanı “Yeraltından Notlarını” okuyun göreceksiniz ki, bütünlüğü bozan tekrarların ve ilerlemelerin sıkıcı aritmik sıçramaları görürsünüz ve tutarlılığın koptuğu bir çok sahnede vardır. Ama yine de güzeldir. Güzellik biçeminden değil, içtenliğinden gelmektedir. Yazarın dışarıda kalarak, yaratıcı gözlemci çizgisini sürdürsün, kendi yorumundan ve düşüncelerinden uzakta kalırsa daha zevkli bir okuma yapılabileceği konusunda tavsiyemizin altında bu amaç yatar. Yani yazarın biçem konusundaki yeteneği..
Hoca gibi birisine not vermekten nefret etsem de, bunun için yazara “Dili kullanım ve Anlatımda” yüksek not verdim. Kaldı ki, puanlama yapılmadan eleştriyi göndermemize sitemiz imkan vermiyor.
Selamlar ve sevgiler
NOT;
Böylece, “e –hayalet”te kategorik puantaj sistemini hem eleştiren hem de eleştirilen için tereddütler ve yanlış anlamalar oluşturabileceği hususunu, özellikle site moderatörünün dikkatine sunmak istiyorum. Kimsenin puana ihtiyacı yok. Eleştiriler yazılarımızla zaten verilmektedir. Beğendim ya da beğenmedim seçeneğinin kalması önemlidir. Yazıların hem bir beğeni oluşturup oluşturmadığını takibinde hem de üslubun geliştirilmesinde faydalı olacağını düşünüyorum.
"metiniçi tutarlık"
"metiniçi tutarlılık" biçemle değil anlamla, içerikle ilgilidir. bu yüzden dilin kullanımı ile tutarlılığı birbirinden rahatlıkla ayırabilirsiniz.
bu öyküde odaklanılan tek bir tema olduğu, konu dağıtılmadığından ve genç bir kızın gözünden çelişik olmayan, bütünlük ve nedensellik sağlanarak aktarılan duygulardan dolayı "tutarlılık" başlığına yukarıdaki puanı uygun gördüm.
ayrıca anlatımda bakış açısının 3. kişi olması metni daha güzel ve değerli kılmaz. söylediğinizin tersine işleri biraz daha kolaylaştırabilir. 1. kişi kahramandır ve romanda olayları istediği gibi yönlendirme şansı yoktur. 3. kişi ise yazardır ve her şeye hakimdir. kolaylık burdan gelir.
"Metiniçi tutarlılık" kategorisindeki puanlama 9 ise, niçin "anlatım" ve "dili kullanım" kategorisindeki puanlama 4 olur?
Çok akıcı ve doğallıkla ilerleyen ve sahneyle örtüşen betimlemeler var.... Metiniçi tutarlıklıktan bu kastediliyorsa puanlama doğru. Çünkü çetrefilli sahnelerin ve sahne geçişleriyle ilgili ardışık cümlelerin anlam matriksi zorlanmadan örülmüş. Çokça ve sıkıcı abartı olsa da, sıfat ve isim tamlamalarındaki sertlik, seçicilikle beraber ve detay verme ihtiyacından kaynaklanıyor olsa gerek (fildişi kakmalı sedef masa, çaresizce ve boş yere, hazzi disariya vuramamanin rahatsizligi, en mükemmel ve fedakar, rahatlık ve ferahlık v.b. v.b) Metni bu tip abartılardan arındırak yalınlaştırmanızı tavsiye ediyoruz. "Anlatım" ve "dili kullanımda"
imla hatası, bütünlüğü bozacak kelime seçimi, anlam kayması ve bir eğreti durum söz konusu değil. Dil sade ve anlaşılır, ve akıcı. Aksaklık ve göze batan rahatsızlık tamamen kurguda.
Diğer eleştirmenlerinde ifade etttiği üzere, malumatfuruşluktan ve ben-anlatıdan kaçınıldığı takdirde, yazı bir günce havasından kurtulacak olup, bir karakter ağzından verildiği takdirde iş daha zorlaşacak gibi görünse de, yazarın sahip olduğu betimleme yeteniğiyle-kaldı ki bir iyi bir gözlem becerisi sahip olmayı gerektirir, çıkarılan iş daha zevkli hale gelecektir.
En önemlisi metin kendini rahatlıkla okutabiliyor. İşin sırrı zevkle okucuya birşeyler okutabilmekte, sezdirebilmekte ve yorumu da okucuya bırakabilmekte yatıyor.
sevgili doruk,
edebiyat adına girilen her çabayı değerli buluyorum. seninkini de... konuyu çok beğendim. kadınların başına beladır şu elektra:) bir ergenin kendini değersiz hissetmesi, bunun için suçlayacak birilerini bulabilmesine sevinmesi... genişçe işlenebilir bir durum. ancak bir hatan var bence, kahramanın düşüncelerini okuyucunun gözüne öyle bir sokuyorsun ki bana yorumlayacak ve zevk alacak bir şey kalmıyor. bu bir edebiyat eserini "kötü" yapan unsurlardan biridir bence. diyalogları öyle bir kurmalısın ki ben kahramanın duygularını sezmeliyim. anlatıcı, ya da anlatıcı kahraman hiç mi açıklama yapmaz? Yapar elbet, gerektiği kadar. "gerektiği kadar"ı bilmek. ustalık orda yatar.
başarılar...
