Notlar Popüler
Tipik bir sonbahar gecesi indim Vancouver Havaalani'na. Soguk ve yagmurlu. Buranin yagmuru da baska. Istanbul'daki
gibi yavas yavas, ince ince yagmiyor, sanki gok delinmiscesine bir anda sirilsiklam ediyor insani; sehrin her yanina
sinmis huzun gibi insanin icine isliyor.
Dallardaki cinar yapraklari bir an kararsiz kalip, sonra kendilerini ruzgara
birakmaya karar veriyorlar ve yavasca suzuluyorlar yere. Kizila donmus agaclara, kara semsiyelere, hafifce aralanmis
bulutlarin arasindan gorunen aya bakiyorum. Bir sehir ancak bu kadar huzunlu olabilir.
Metroya biniyoruz. Bir insan yuzu ciziyorum camdaki buguya. Once agzini, sonra burnunu. Gozlerini yapmak icin parmagimi
bastirinca, biriken su damlasi yavasca asagiya dogru akiyor. Yanimda oturan ablama donuyorum, gozunden akan yaslari
goruyorum. Melankoli etrafimi cepecevre sariyor.
Doktoru beni arayip "Yaninda olmalisin, sana ihtiyaci var." dediginde hic dusunmeden atladim ilk ucaga. Gordum, gercekten
bana ihtiyaci varmis. Derbeder bir halde buldum onu. Sadece morarmis gozaltlari, agarmis saclari, ojelerinin yarisi
cikmis tirnaklari ya da aldigi kilolar degil... O kadar gercek, o kadar somut ki cektigi aci, sanki elimi uzatsam
dokunuverecegim. Onu boyle aglatanlar, bilirler mi o agladikca ben kahrolurum?
Elime bir defter tutusturuyor. Birkac gun arayla yazilmis kisa notlar. Gozleri uzakta bir noktaya kilitlenmis,
yuzume bakmadan anlatmaya basliyor: "Kocaman bir yatagin icindeyim. Altimda kisa mavi bir sort, ustumde beyaz atlet
var. Ayaklarimin altini hafifce gidiklamasiyla uyaniyorum. Bana kahvalti hazirlamis, tepsime ufak bir vazonun icinde
cicek koymayi da unutmamis. 'Sabah opucugumu almadan kahvalti yok' diyor. Guluyorum. Sonra dudaklarima kocaman
bir opucuk konduruyor."
Defterden bir sayfa aciyorum: 'Yine sevistik. Tabi ki yine opusmeden. Bitince hemen kalkti yataktan. Geri geldiginde
opmek icin yuzune dogru egildim, basini cevirdi. Caresizce sordum neden diye. Cevap yeretince acikti: Gerek yok.'
Devam ediyor anlatmaya: "Is icin baska bir sehirdeyim. Hastayim, atesim yukselmis, yatagin icinden cikamiyorum.
Kapi caliyor. Yataktan zor kalkip aciyorum kapiyi. O gelmis. 'Sen burada hastayken ben orada kalamazdim' diyor,
'Merak etme hemen iyilestirecegim seni'. Mutluluktan ucuyorum."
Sayfayi ceviriyorum: 'Sabah uyaninca 'basim agriyor' dedi. Bugun pazar, eczaneler kapali. Dayanamadim, acik bir dukkan
bulup aspirin aldim. Tesekkur etmedi, 'ben aspirin sevmem' dedi sadece, ona Advil iyi geliyormus. Nobetci eczaneyi bulmak
icin bir saat yurudum. Kutudan bir hap cikardi, icti, ve arkasini donup gitti.' Monolog kaldigi yerden devam ediyor:
"Bir kir dugunu... Gelinligimin uzunce bir kuyrugu var. Aysel Teyzem olmus nikah sahidim. Sarkimizi secmekte epey
zorlanmisiz ama sonunda Bryan Adams'tan Everything I Do'yu secmisiz. Dans ederken gozlerimin icine bakiyor, 'Seni
seviyorum' diyor. Mutlulugum icime sigmiyor, tasip tum dunyayi kapliyor."
Son sayfalara dogru ilerliyorum: 'Bugun baska biriyle gormusler. Kendimi tutamadim, kapisina dayandim. Haykirdim: 'Bu
kadar kolay miydi? Beni nasil bir anda cikarirsin hayatindan?' Ilk defa gozlerimin icine bakti: 'Hic hayatimda oldun
mu ki?..'
Butun gece bir cikis yolu bulmaya calisiyorum. Gercekten yasadiklarinin -yasatildiklarinin- sonucu mu bu ruh hali,
yoksa asiri beklentileri mi? Sebep ne olursa olsun, dayanilmaz bir aci icinde oldugunu biliyorum. Dinleyip teselli
vermekten baska bir sey gelmiyor elimden. Her seyimi birakip yanina gelmis olsam da onsuz dunyanin en yalniz insani
oldugunu biliyorum. Sokaklara vuruyorum kendimi. Cinar yapraklarinin yerde olusturdugu desenlere bakiyorum. Kentin
icine islemis huzunle bir oluyorum. Agliyorum, agliyorum, agliyorum...
