Bipolar Bozukluk Popüler
“Önce gece vardı. Soğuk ve karanlık. Mevsimlerden kıştı. Lapa lapa kar yağıyordu. Ben içeride, cama yapışan her bir kar tanesini düşle gerçek arasında sonsuz bir titizlikle tek tek seçiyor, her birinin her kenarının birer bıçak olup kalbime saplandığı hayalini kuruyordum.
Ailem vardı. Dostlarım vardı. Etrafımı kuşatmış neden orada olduklarını anlayamadığım insanlar da vardı. Ben yalnızdım.
Gece sonsuzdu. Kış da öyle. Hatta hayat da sonsuzdu. Hayat gece. Gece kış. Ben bu karların arasında bir başıma. Gece yarıları uykumdan sıçradım, sol göğsümün biraz altında dünyanın suçunu işlemişlerin acısıyla… Evdeki tüm ilaçları içmek, ya da yağan her kar tanesinin her kenarını bıçak yapıp kalbime saplamak, ya da o kadarına bile uğraşmayıp evdeki mutfak bıçağını kullanmak. Biliyordum geçecekti, biliyorum dinecekti acılar. Evet acı geçerdi de, geçer miydi acı çekmiş olmak da?
Gökten yağan kar mıydı yoksa içimi kemirip duran aşağılık duygusu mu? Orada camın önünde durup dışarıya bakan ben miydim yoksa dışarıdan bakıp haline acıdığım bir zavallı mı? Bu kardan önce günler boyu, aylar boyu, yıllar boyu, ve hatta ömürler boyu durmadan yağan yağmur mu daha fazlaydı, yoksa gözümden süzülen yaşlar mı? Benim gözümden süzülen yaşlar mı geçekti, camdaki buğuya çizdiğim ‘ben’in gözündekiler mi? Bir gün her şey güzel olacak mıydı, hiç olmadığı gibi?”
Çok gerekli durumlar dışında uzun zamandır bana da babasına da tek kelime etmiyor. Yalnız bize değil, arkadaşlarına da etmiyormuş. Küçükken yaşıtlarıyla bir araya geldiğinde aralarında fark olduğu anlaşılırdı. “Seninki içe kapalı” derlerdi bana. Biz de öyle derdik. Meğer değilmiş. Keşke içe kapalı olsaymış.”Depresyon” dedi doktor. Anlamaya çalışmalıymışız. Ama anlayamıyoruz ne yapalım. Günlerce odasına kapanıp yağan karı izlemesini; odasının kapısını bizim yüzümüze, kendisini ise dış dünyaya kapatmasını anlayamıyorum. Elimiz kolumuz bağlandı. Bekliyoruz.
“Sonra bahar geldi. Ağaçlar çiçeklendiler. Ben baktım. Göçmen kuşlar geri döndü, çocuklar sokağa döküldü. Ben bekledim. Kelebekler çoğaldı; kızlar oğlanlara, oğlanlar kızlara aşık oldu. Bense izledim, gülümsedim.
Derken yaz… Ah neşeli, güzel yaz… Hiç bitmesen, sen bitmesen, benim de bu coşkum bitmese… Uyku mu? Hiç gerek yok, zaman akıp gidiyor, bolca şarkı söylemek gerek. Şiir! Evet, şiir de okumak istiyorum yüzlerce binlerce. Sadece okumak değil, yazmak da istiyorum. Zamanın içinden süzüldüm, mekanın içinden süzüldüm geldim ben. Lapa lapa yağan kara bakıp da ölme düşleri kuran birinin içinden çıktım da geldim. Onun için belki de ölmeye geldim. Aşığım da ayrıca. Hem de çok. Öyle çok, öyle derin seviyorum ki onu, önüme kılıçları dizseniz, kılıçların üstünden atlar yine giderim. Son yaptığım resimleri gördünüz mü? Şiirde daha başarılı olduğum doğru ama renkleri güzel kullanıyorum itiraf adin. Çok mu konuştum? Tamam konuşmayayım artık. Haydi birlikte şarkı söyleyelim. Bunlar da kim? Hayır canım, ne münasebet, ilaç falan istemiyorum, hastaneye de gitmem. Onun yerine çıkar gezerim, yürürüm de yürürüm. Bırakın kollarımı!”
Artık umudu kesmiştik. Bu depresyon denen şey, nasıl bir şeyse artık, kızımızı özgür bırakmayacak diyorduk. Üzülmesine üzülüyorduk tabi ama alıştırmıştık kendimizi. Derken bir gün eve çok geç geldi. Yağan yağmurdan sırılsıklamdı. Ayakkabılarını çıkarıp öyle yürümüş, hem de çok yürümüş. Yürümekten ayaklarının altı yara, bere ve kan içinde kalmış. O ise bunları hiç umursamadan şarkı söylüyordu durmadan. Doktoru aradık. “Manik atak” dedi. Eşimle birbirimizin gözlerinin içine baktı. Galiba kendimizi alıştırmamız gereken çok şey vardı daha.
“Gece… Sonsuz, ömürlük…
Kar… Bıçak yapıp kalbime saplamak istediğim…”
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Pırıltılar
Arada pırıltılar var ama genel olarak yeniden yazılması gerektiğini düşünüyorum.
En büyük problem kurguda.
Bir öykü tanımına ne kadar az sığarsa o kadar iyidir, desem yanlış bir şey söylemiş olmayacağımı umuyorum. Tanımın dışına çıkma işi ustalıkla, bilinçli yapılmışsa tabii ki... Bu öyküde olduğu gibi.
Öyküde dört katman kurulmuş, asıl ikisi manik hal ile depresif hali anlatan paragraflar. Diğer ikisi ise bu durumları yaşayan kız ile annesinin algılayışı. Kızın ruh halini kendi gözünden anlatan paragrafları anlamlandırmak için o ruh haline bürünebilmek gerekiyor bence. Karın yarattığı hüzün, acı... Annede ağır basan ise çaresizlik.
Öykünün bitişi depresif halle manik halin döngüsünü mü anlatıyor yoksa aslonanın depresyon, yani acı mı olduğunu vurguluyor bilemedim. Ben ikincisini seçtim yine de. Doğru bir tutum mudur bilmem ama acının vurgulanması yazıyı değerli kılar diye düşünürüm hep.
Tadı damağımda kaldı öykünün. Keşke, ruh halleri kızın gözünden daha uzun anlatılmış olsaydı.
Başka öykülerinizi de okumak dileğiyle...
Öykü tanımına girip girmediğinden emin değilim ama iyi, dengeli ve okutan bir yazı olmuş. Eline sağlık...
