SEVGİLİM Popüler

Edebiyat

Edebiyat Yazarları
Etiketler
Yazım Tarihi
14/02/2008

Gülüşünü hediye et bana. Ellerini sonra.

Uzun zamandır susuyorum. Hep birikerek, hep zamanın gelmesini bekleyerek susuyorum.

 

Ördüğüm dantelin motifi büyüdükçe terleyen avucumun rengini görüyorum; beyazdan kirli beyaza geçiş yapmış oluyor. Bakıyorum uzun uzun. Aynaya bakar gibi görüyorum dantelimden kendimi. Ördüğüm kısımları katlayıp katlayıp, çatal iğne ile tutturmuşum. Açıyorum iğneyi kurtarıyorum kilitli kalmaktan. Dizlerimin üzerine yaydığımda bir sürü kuş ve çiçek motifleri dökülüyor dört bir yana.

Geçen hafta ellerime kına yakmıştım. Henüz kınam tazeyken almışım elime demek ki, kızarmış dantelin bir kısmı. Yoğurtlu patlıcan ezmesini ne çok severdin. İşte şu kuşun kanadına gelen hafif esmerlik sana yandığımın, yiyemediğine yandığımın resmidir. Baca tıkalıydı salı günü. Boruları çıkarıp silkelediydim. Her tarafım is içinde kaldı. Ellerimin çatlaklarına, tırnaklarımın içine kadar is oldum. İşte bu karartı da ondan. Ağladım; izin vermezdin hiç benim soba yakmama.

Üzülmen için anlatmıyorum bunları sana. Yıkayacağım tabii dantelimi. Öyle kirli kirli kim serer? Yıkadım mı geçiverecek hemen.

Hayat devam ederken radyo oyunlarını dinlerdim. Yüzleri hayal ederek, oyunun içine alarak kendimi. Hem işimi yapar hem de oyunları dinlerdim. Arkası yarın saatleri bittiğinde arkadaşların, çocukların getirdiği kitapları okur, nasıl da heyecanlanır; gece yatarken bile elimden bırakamazdım.

Arkası yarınlar sustu.

Gençliğim de sustu. Sen gittiğinde doğan çocuklar senin gittiğin yaştalar şimdi.

Kendimle baş başa kaldığımda, içimdeki yorgunluk, öfke, keşkeler, neden sen neden sen çığlıkları çığ olup düşerdi üstüme. Çıldıracak gibi olur yılgınlığa düşerdim. Tam böyle anlarımda çıkıp geliyorlardı ellerinde sazları, dillerinde şarkılarıyla. Sanki biliyorlar da bu karanlık kuyularda kaybolmayayım diye ses oluyorlardı bana, yoldaş oluyorlardı. Yalnız olmadığımı anlıyordum o vakitler. Dediklerini düşünüyor, mahcup gülümsüyordum. Gülüyordum istediğin gibi. Meğer ne çokmuşuz. Meğer ne çokmuşuz…

Onlar da varmış, onlar da benim gibi düşünüyorlarmış. İtiraf ederdik. Çok zamanlar nasıl öfkeli, nasıl yılgın ve bitkinken, hayata yeniden sarılışımızı itiraf ederdik birbirimize. Çocuklar, o genç çocuklarda sizi görmenin sevinci güç oluyordu bize. Onları kol kola birbirimize destek vererek gittiğimiz toplantılarda, anmalarda, halaylarda, meydanlarda bazen de cumartesi günleri benim gibi yaşlı kadınların yanlarında görürdük… Bunları televizyona vermiyorlar. Televizyonlar birilerinin ellerinde sevgilim. Sizi televizyonda, bizi televizyonda göstermiyorlar.

“Besleyecek miydik?” dediler.

“Besleyelim mi?” diyorlar.

İnadına biz besledik sizi sevgilim. İnadına besleyip büyüttük sizi umutlarımızla. Göstermiyor televizyonlar bunları. Sevgililer günü oysa ki bugün. Kutsadıkları sevgi günü. Sevgililer günü.

Yüzün vesikalık bir resim gibi kalbimde asılı durur.

Fotoğraflar büyümez ve yaşlanmaz ki. Hiç yaşlanmadın. Bense yaşlanıyorum git gide.. Haberlerin gelseydi bir akşam üstü ajansından. Nasılsın iyi misin bilseydim.

Aç olmasam da baktıkça televizyondaki reklamlara, mutfakta, buzdolabın önünde, o çok sevdiğin böğürtlen reçelinden yerken yakalıyorum kendimi. Şekerim var biliyor musun?

Bazen istemediğim bir şarkı dilimden düşüveriyor paldır küldür. Oysa ki bu şarkıların ne dediğini bile bilmiyorum. Sanki birileri beynimize yavaş yavaş nakşediyor istedikleri şeyleri. Kendimi yeniden divanın üzerine atıveriyorum.

İstediğim değil istemediğim görüntüler her daim evin içinde. Bu yüzden çok kere sinirlenip televizyonu açmama kararı alıyorum.

Mavişinin gözleri eskisi gibi değil artık, ne örgümü rahatlıkla örebiliyorum ne de gözlerim sulanmadan kitap okuyabiliyorum. Sinirleniyorum. Sonra sinirimi unutup canıma yoldaş diyerek televizyonu yeniden açıyorum.

Türbana özgürlük, derin devlet, şehitler, palazlanmış çetelerin çökertilmesi, patlamalar, düğünler, reklamlar, sevgililer günü…


Sokağa atıyorum kendimi. Neredeyse tuvalete bile girsem bir satıcı elinde kırmızı kalpten bir balonu uzatıvarecek ve “hediye al bunu” diyecek. Gözü açık kabuslar görüyorum.

Sevgililer Günü diyor sevgilim. Sevgilisin sen de. Sen ve diğerleri… Sevgili ülkene, sevgili halkına karşı en güzel hediyeyi vermek için baş vermediniz mi?

Geriye o cesur sözleriniz ve mezarınız kaldı. Hatta bir taşı bile yok kiminizin. Yok aklım o kadar karışmadı henüz. Mezar taşından bahsediyorum. Sevgilinin elinde bir taş bulup da uzanamayan öksüz karanfili hatırlıyorum. Evet dün gibi hatırlıyorum. Kiminiz binerken o ata, “mücadeleye gidiyorum” dedi. Kiminin yaşı küçük yüreği büyüktü. Kimi postalını bıraktı, kimi parkasını. Kimi alacaklıydı yar dudağından, kimi atını kırbaçlayacak kadar cesur.

Sizi beslemediler.

Seviyorsunuz diye ülkeyi, insanları, halkları… Seviyorsunuz diye bağımsızlığı ve uğrunda kavgayı, sevmediler sizi. Bilemediler umut olacağınızı binlercesine. Bilemediler susturunca sizi, haykıracağını binlercesinin.

Balonlar olmalıydı ellerinizde, kırmızı kocaman balonlar. İplerini istediğiniz yerde salacağınız şişirilmiş balonlar. Derinden gelmeliymişsiniz. Yerin binlerce altından. Elleriniz uzun olmalıymış, hesaplarınız çapraşık, renginiz karışık olmalıymış sevgilim. Olmadığınız için bütün bunları başınızı aldılar. Bilemediler ki o başlar tarihe yazıldılar.

Bağışla beni.

Bağışla beni sevgilim. Seni her gün severken, inadına yaşamak, yaşadıkça seni inadına her gün sevmek boynumun borcu.

Şimdi bağışla ki Sevgililer Günü diye bağırılan bugünlerde, yanlış tele basılmış bir sazdan çıkan ve sanki doğrusu buymuş gibi kulaklarımıza sokulan bu sesin doğrusunu çığıracağım.

Bu ses benim değil, gidenlerin ardındaki sevgililerindir. Sesim sana değil tüm gidenleredir.

Sevgilim, seni gelecek güzel günlerin inancıyla seviyorum. Ve bu türküyü her gün söylüyorum.

Şimdi susma zamanı değil. Beynim henüz çalışıyorken ve birikmişken sana. Konuşma zamanı. İsteme zamanı.

Direnen gençlerde gülüşüne hediye et bana, ellerini sonra.

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
8.5
Dili Kullanım 
 
9.0  (1)
Kurgu 
 
8.0  (1)
Anlatım 
 
8.0  (1)
Metiniçi Tutarlılık 
 
9.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Dili Kullanım  
Sözcük seçimi,Söz sanatları ,Noktalama/Dilbilgisi
Kurgu  
çizgisel/döngüsel, romantik/gerçekçi, olay örgüsü/zinciri, konu seçimi, Özgünlük
Anlatım  
Bütünlük, Süreklilik, Betimleme, Anlatım kişisi, Anlatıcının Tavrı, Anlatım tekniği, Özgünlük, Ayrıntıların İşlevselliği
Metiniçi Tutarlılık  
Gerçeğe Uygunluk, Olgulara dikkat, İnandırıcılık, Bilgililik, Mantık Hatası Yokluğu
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
SEVGİLİM 2009-09-08 09:56:19 fetekos
Genel Puan 
 
8.5
Dili Kullanım 
 
9.0
Kurgu 
 
8.0
Anlatım 
 
8.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
9.0
fetekos Eleştiren fetekos    Eylül 08, 2009
Son Güncelleme: Eylül 08, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Dönem yazını

Öyküyü okumaya başlarken kendinden acımasızca koparılmış bir sevgilinin ardında kalan bir kadının sesini duyacağımı düşünmemiştim. Son okuduğum kitabın özellikle son satırlarının üzerimde bıraktığı etki henüz çok tazeyken, bu kadının içime dokunan seslenişi hüzün verici bir tesadüf oldu benim için. Büyük şair, korkunç olaydan hemen sonra ve ölmeden birkaç gün önce yazdığı satırlarda, görev yerinde makineli tüfeklerle delik deşik edilmiş yüce yürekli yoldaşının, Allende’nin, bu “ölümsüz ölünün”, mezarına yalnızca kendisinin gitmesine izin verilen eşinden söz ederken “bütün dünyanın acısını yüreğinde taşıyan” bir kadın olarak tarif eder onu. Tüm dünyadaki nice yoldaşları gibi, halkının yüzyıllardır biriken öfkesinin, onurlu mücadelesinin, tükenmeyen umudunun ürünü olan bu insanın, “yaşayan herkesin kafasını ve ruhunu koparmaya kararlı” o vahşi kanlı eller tarafından katledilmesinin acısını, daha sonra duyarlı yüreklerde katlanarak çoğalan bu acıyı, o gün dünyanın bütün onurlu insanları adına taşımak bu kadına düşmüştür. Neruda ise halkının umudu için birlikte savaş verdiği değerli arkadaşının acısını şair yüreğinde çok kısa bir süre taşımaya dayanabilmiş, hasta yatağında “onu katlediyorlar” diye sayıklayarak sevgiyle ve inatla bağlı olduğu ülkesinden ve dünyanın bütün ışıklı güzelliklerinden sonsuza dek ayrılmıştır. İlerleyen günlerde “Şili kurşunlarının” binlerle sayılan daha başka “ihanetlerini” görmeden. Milyonlarca insanı katleden faşist darbelerin ve ülkemiz de dahil dünyanın pek çok yerinde hala süren yönetimlerinin sorumluluğunu azıcık olsun hisseden hiçbir insan kulaklarını bir an olsun tıkayamaz bu seslenişe, çekilen ve çekilmekte olan bu tarifsiz acılara.

Bu eşsiz sadelikte dile getirilmiş, tüm yaşadıklarının, diğer bütün yaşamlarla, döneminin gerçekleri ve politik ortamıyla şekillenen yaşamının özünü, hem bir eylem adamı hem de bir sanatçı, bir aydın olarak bu tablodaki yerini kusursuz kavrayan ve mükemmel yansıtan, bu sayede her devirde şimdiki zaman içinde durup adeta geçmişten geleceğe uzanan Neruda’nın anılarını okuduktan ve tıpkı yaşamı gibi şiirsel ama süsten uzak anlatımını gördükten sonra (4-5 yıl sabırla bu anı kitabını okumayı sakin bir tatile saklayan bir Neruda hayranı olarak bu kitabı bir cümleyle anlatmam mümkün değil. Belki bu nefis yaşam savunusuna, dimdik ve tertemiz yaşam itirafına daha sonra gene değinirim) Türkiye'deki dönem yazını hakkında düşündüklerim daha da netlik kazandı. Daha parlak ve berrak zihinlerde, duyarlı yüreklerde, cesur, dürüst ve alçakgönüllü kişiliklerde ve sanatsal açıdan ehil ellerde bu yazının gelişeceğine, geliştirileceğine inanıyorum ama şu an bu zor yazını, şiir dışında, çoğunlukla başarılı bulmuyorum. Ayrıntıları başka bir geniş tartışma konusu oluşturur belki ama sorunlu ahlaksal tutumlarının yanı sıra yazınsal anlamda da eklektik olduklarını ve inceden inceye hüznü de bir araç gibi kullanarak yazarlarının kendi zaaflarını dönemin tüm devrimcilerine ve koskoca bir döneme yakıştırma eğilimi taşıdıklarını, tuhaf bir üstünlük duygusuyla objektif değerlendirmelerden uzak bulunduklarını belirtebilirim. İyileri de var elbette ama bu türde ilk akla gelebilecek isimlerde gördüğüm bu. Alçakgönüllülükle ve samimiyetle yapılmamış her şeyden ama her şeyden uzak durma isteği ve gereği ağır basmalı artık, ister sanat alanında ister politika alanında olsun.

Kadının yitirdiği sevgilisine bir iç döküşünden oluşan bu anlatındaysa öncelikle her zamanki açıklık ve öykülerinin tümünde belirgin bir biçimde göze çarpan ölçülülük söz konusu. Kolayca düşülebilecek bir aşırı duygululuk ve abartıya yer vermemişsin. Daha çok popüler gündemlerin istila ettiği günlük yaşantısında bu yitik dosta, sevgiliye, yoldaşa duyulan özlem esas olarak güzel dile getirilmiş. Onun gidişini anlamlandırmasının üzerinde biraz daha durulabilirdi, genişletmek açısından değil de meseleyi ve duygularını derinleştirmek açısından bu yapılabilirdi belki. Ama bu haliyle de bir denge sorunu göremedim. Öykülerinde önem verdiğini düşündüğüm başka bir konu da burada iyice dikkat çekiyor. Anlatında yer alan her nesneye insanla ilişkisi açısından yetkince şekil vermişsin. Boşlukta duran nesneler yok. Metaforlar ustaca kullanılmış. Özellikle dantel imgesiyle kadının “devam etmeyen” yaşamını çok güzel ifade etmişsin. “Ördüğüm kısımları katlayıp katlayıp, çatal iğne ile tutturmuşum.” aslında kadının yaşamamış olduğu, içinde “kuş ve çiçek motifleri” saklı yaşama sevincini gömdüğü yılları anlatıyor. Ama ardından danteli gibi karalanmış ve islenmiş yaşamına yeniden başlama, giderek çekildiği kabuğundan sıyrılma, yaşama tutunma, ortak umuda sarılma güdüsünü “Direnen gençlerde gülüşünü hediye et bana” isteğiyle dile getiriyor. Anlatıyı belki biraz bütünlük açısından eleştirebilirim. Ama eleştirdiğim dönem yazını örneklerine benzetmeyerek bu konudaki umuduma katkı sunduğunu belirtmeliyim. Tebrikler ve teşekkürler Sevda.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
20
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (2)
  • fetekos
    avatar

    Bu şekilde tanımlamana çok sevindim Sevda. Ama bu, öncelikle, anlatının içinden çıktığı, yaratılmasına neden olan pek çok olay, konu, gerçek ve düşe ait parçaları bir bütün halinde görmemizi sağlayan yazarın bir niteliğidir. Önemli olan bağlamı yetkince oluşturmak; okur, kendinde birikenlere dokunan tarafları onun içinden seçecektir.

    Duyarlı, yalın, açık ve değerli saptamalarını, gözlemlerini akıcı ve etkileyici anlatımınla sunarak keyifle okumamızı sağladığın öykü, eleştiri, yorum ve diğer yazılarını okumaya devam etmek dileğiyle...

  • sevda
    avatar

    Sevgili Fetekoş,

    Okuduğunuz, okumuş olduklarınızı içselleştirip eleştirilerde kullanmak büyük bir beceri. Çok iyi bir okuyucu olduğunuzu, eleştiriyi yaparken de adlandırmadığınız, kurallar bütünü olarak sunmadığınız bir bütünlük içinde veriyorsunuz. Tek birparçaya değil panoramik bir bütüne bakıyorsunuz. Balzac duyduklarını, gördüklerini, öğrendiklerini, şahit olduklarını ve daha fazlasıyla merak edip içine girdiklerini hiç bir şekilde unutmayıp-şaşılası bir şekilde ayrıntılarıyla unutmayıp-kahramanlarına giydiriyormuş. Bunlar da bir yetenek...

    Bütünlük açısındaki eleştiri endişeniz doğrudur. Hiç bir proglama yapmadan, doğaçlama "sevgilier günü" ne isyanımın "ben" değil de "o" tarafından öykülemesi olduğu için at arabası gibi kâh hızlı, kâh yavaş gittiğim, kâh duraladığım, heyecanlandığım; otomatik tüfek gibi mermilerimi üstüste attığım olmuştur.

    Katkınız bol olsun dileğimle.
    Teşekkürler.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #2 fetekos 13-09-2009 05:01
Bu şekilde tanımlamana çok sevindim Sevda. Ama bu, öncelikle, anlatının içinden çıktığı, yaratılmasına neden olan pek çok olay, konu, gerçek ve düşe ait parçaları bir bütün halinde görmemizi sağlayan yazarın bir niteliğidir. Önemli olan bağlamı yetkince oluşturmak; okur, kendinde birikenlere dokunan tarafları onun içinden seçecektir.

Duyarlı, yalın, açık ve değerli saptamalarını, gözlemlerini akıcı ve etkileyici anlatımınla sunarak keyifle okumamızı sağladığın öykü, eleştiri, yorum ve diğer yazılarını okumaya devam etmek dileğiyle...
Alıntı
 
 
0 #1 sevda 12-09-2009 02:11
Sevgili Fetekoş,

Okuduğunuz, okumuş olduklarınızı içselleştirip eleştirilerde kullanmak büyük bir beceri. Çok iyi bir okuyucu olduğunuzu, eleştiriyi yaparken de adlandırmadığın ız, kurallar bütünü olarak sunmadığınız bir bütünlük içinde veriyorsunuz. Tek birparçaya değil panoramik bir bütüne bakıyorsunuz. Balzac duyduklarını, gördüklerini, öğrendiklerini, şahit olduklarını ve daha fazlasıyla merak edip içine girdiklerini hiç bir şekilde unutmayıp-şaşıl ası bir şekilde ayrıntılarıyla unutmayıp-kahra manlarına giydiriyormuş. Bunlar da bir yetenek...

Bütünlük açısındaki eleştiri endişeniz doğrudur. Hiç bir proglama yapmadan, doğaçlama "sevgilier günü" ne isyanımın "ben" değil de "o" tarafından öykülemesi olduğu için at arabası gibi kâh hızlı, kâh yavaş gittiğim, kâh duraladığım, heyecanlandığım ; otomatik tüfek gibi mermilerimi üstüste attığım olmuştur.

Katkınız bol olsun dileğimle.
Teşekkürler.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile