HAYIR Popüler

Edebiyat

Edebiyat Yazarları
Etiketler
Yazım Tarihi
27/08/2008

Minibüsün camına burnumu dayamış bekliyordum. Neyi mi? Her şeyi.

Kalkış saatini, ilginç bir çingeneyi, bir tanıdığın gelmesini, telefonun çalmasını, küçük bir kaza, ya da herhangi bir şey…

 

 

Elinde işlemeli eski bir bastonla, yaşlı bir kadın köşeyi döndüğünde, izleyeceğim o anın kısa süreceğine biraz hayıflanıyorum. Yavaş yavaş yürüyüp geçip gidecekti işte. Kısa film izlerken, her kare nasıl sindiriliyorsa, öyle sindirmeye başlıyorum.

Çingene mahallesinden geliyor. Esmer değil. Gençliğini hayal etmeye çalışıyorum. Güzelmiş. Sarışın denecek kadar açık tenli, zayıf ve biraz da boyluymuş demek ki.

Dudakları kıpırdıyor. Söylenmiyor. Sanki olmayan biri ile sohbet ediyor. İngilizce kelimelerden baskı yapılmış bez bir çantayı diğer eline geçirerek tam karşıma, borsa binasının giriş basamaklarına oturuyor. Uzaktan ‘rengi solmuş’ diye düşündüğüm çiçek desenli eteğinin solmadığını; ters giyilmiş olduğunu, dikiş fazlalıklarının dışarıda olmasından anlıyorum.

Hava çok sıcak. Yün çorap giymiş. Üşüyor mu?

Üzerinde soluk görünen her renge inat, saks mavisi çorapları, sonradan renklendirilmiş siyah beyaz fotoğraflar gibi duruyor. Açık yeşil orlon ipinden örülmüş kolyesinin ucundaki üçgen, muska olmalı. Boncuktan, işlemeli bir bileziği var.

Kendi kendine konuşmasını sürdürerek, başına bağladığı kahverengi ve desenli başörtüsünün iki ucunu göğüslerinin üzerine indiriyor. Uçlardan birinin düğümünü çözüp içinden iki tane madeni lira çıkarıyor. Çukurda kalmış grimsi mavi gözlerine avucunu yaklaştırarak, madeni paraların arkasına önüne dikkatlice bakıyor. Baktığı her parayı, sırayla, avucunun tekinden diğerine koyuyor.

Saplarını birbirine bağladığı bez çantasını çözüyor ve içinden bir başörtüsü daha çıkarıyor. Bu başörtüsünün de uçlarından birini düğüm yapmış. Kağıt beş lira ve bir lira daha özgürlüğüne kavuşuyor. Paralara bakıyor, bakıyor, bakıyor...Gözlerini iyice kısarak, havada bir yerde, sanki sadece onun görebildiği birine başını sallıyor.

“Yetmedi.”

Ne alacaksa demek parası yetmiyor. Paraların hepsini kucağındaki başörtünün ucuna yeniden düğümleyerek çantanın içine tıkıyor.

Bastonuna abanarak yerinden kalkıyor. Çizgi çizgi olmuş yüzüne bir gölge düşüyor. Konuşmuyor artık.

Eprimiş kazağını etekliğinin içine sokmuş. Kesinlikle üşüyor. Biraz kambur mu ne? Minibüsün yanından geçerek gözden kayboluyor. Çarşıya doğru gidiyor olmalı. Artık göremiyorum.

Acele ile çantama bir liram var mı diye bakıyorum. Evet, iki tane var. Sorabilir ve eksik olan parasını verebilirim.

Acaba o çantayı oğlu Almanya’dan falan mı göndermişti? Belki bu ay az para gönderdi, ya da hiç göndermedi. Komşuları mı yardım ediyor? Hayırsız çocukları vardı da parasız mı kalmıştı? Çocukları yok muydu? Hiç evlenmemiştir.

Hızla arabadan inerek, henüz çarşı içine girmemiş kadıncağıza yetişiyorum. Nasıl teklif edebilirim? Nasıl anlatacağım? Neyi anlatacağım? Ya kızarsa, gurur yaparsa?

Durakta beklerken yanımızdan geçerken “son sigaram be kızanım, bi sigara…” diyerek, sararmış parmaklarını yaktı yakacak sigarasıyla duralayan, yaşlı, kavruk, yalın ayak kadınlara benzemiyor…

Yan yana yürüyoruz. Bakıyorum.

Bana bakıyor. Ben Ona bakıyorum.

“Teyze paran yetmiyor, ben vereyim mi?”

Kamburu biraz düzleşiyor. Elindeki çantayı kolunun altına sıkıştırıyor. Bu gözler karşısında kendimi doktor reçetesi gibi okunaksız hissediyorum. Kafasını geriye doğru kaykarak çenesinin altındaki katlara yenilerini ekliyor.

“Seni arabadan gördüm, eğer paran yetmezse ben vereyim “diyorum.

Ağzından sessiz bir “haaa” çıkıyor. Sessiz ha başına, çenesine, vücuduna, çantasına rahatlık veriyor.

“Dilenmiyom ben, yetmeyecek amma olsun be yavrum. Zahmetlenme.”

“Tamam, nereye gideceksen ben seni götüreyim. Paranın yetmediği yerde ben tamamlarım.”

Bastonu ile işaret ediyor.

“Aha şurda kızanım. Şu dükkana gidecem ben”

Nalbur dükkanı.

Belki küçük bir bahçesi vardır. Çiçek ekmiştir, maydonoz ekmiştir, domates ekmiştir. Kürek alır, keser alır, bel alır, kilit alır. Ne fark eder, ne alacaksa alır işte.

Dükkana giriyoruz..

Gençten, sarışın bir adam bizi görünce kasadan bir miktar para çıkarıyor. Sırıtırken bana bakıyor.

“Fevziye anne, dört yüz doksan milyon var. Bir milyonum yok. Borcum olsun. Bozuk kalmadı.”

Fevziye anne, o sırada çantadan düğümlü başörtüsünü çıkarıp üç lirayı alıyor. Bastonuyla beni işaret ederek:

“Kızanım, bir lira ver yeter.”

Elimde ısınmış ve hatta terlemiş bir liralardan birini veriyorum.

Dört lirayı avucunda sıkarak genç adama doğru bastonunu sallıyor. Bastonla beraber bez çanta da sallanıyor.

“Ver bana beş lira vereyim sana dört lira. Her ay kırpıysın kirayı benden. Ulmaz. Ben o bir liralarnan ekmek alırım, bostan alırım, büber alırım, ıyar alırım, otobise veririm, u sana para üstü yaparım, yaparım da yaparım. Teeey…”

Kısa bir film pat diye bitmiş ve ben akıp giden jeneriğe bakan sanatsever gibi, filmden çıkarılmak istenen, ama bir türlü çıkmayan mesajın peşinde, elim çenemde kalakalıyorum.

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
7.5
Dili Kullanım 
 
7.0  (1)
Kurgu 
 
8.0  (1)
Anlatım 
 
7.0  (1)
Metiniçi Tutarlılık 
 
8.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Dili Kullanım  
Sözcük seçimi,Söz sanatları ,Noktalama/Dilbilgisi
Kurgu  
çizgisel/döngüsel, romantik/gerçekçi, olay örgüsü/zinciri, konu seçimi, Özgünlük
Anlatım  
Bütünlük, Süreklilik, Betimleme, Anlatım kişisi, Anlatıcının Tavrı, Anlatım tekniği, Özgünlük, Ayrıntıların İşlevselliği
Metiniçi Tutarlılık  
Gerçeğe Uygunluk, Olgulara dikkat, İnandırıcılık, Bilgililik, Mantık Hatası Yokluğu
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
HAYIR 2009-08-11 22:03:53 m2312
Genel Puan 
 
7.5
Dili Kullanım 
 
7.0
Kurgu 
 
8.0
Anlatım 
 
7.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
8.0
m2312 Eleştiren m2312    Ağustos 11, 2009
Son Güncelleme: Ağustos 12, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Öykünüz beni garip bir şekilde gülümsetti. Güldüren düşünce dedikleri türden bir son hazırlamışsınız. Öykünüz buram buram gerçek kokuyor ve okumaya devam ettikçe bir bulmaca gibi çözülüyor. Kadını zihnimizde aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı kolaylıkla resmedebiliyoruz. Hatta anlatmadığınız halde yoldan gelip geçen diğer insanlar bile kendiliğinden bu görüntünün içine dahil oluyorlar. Fevziye anneyi ve ona yardım etmek istediği halde çekinerek yanına sokulmaya çalışan kızı yaratan toplum biziz, bu anlayış bizim dercesine geziniyorlar ortalıkta. Fevziye annenin yanıbaşından kimi dışlayarak, kimi acıyarak, kimi ise farkına bile varmadan geçip gidiyor. Birileri tıpkı kahraman gibi onu gözlüyor, yardım etmek istiyor fakat uğradığı şimdiye kadar yaşadıkları onun geri adım atmasını sağlıyor. Sadece kahraman kadının yardımına koşuyor ve şaşkınlığı elinin çenesinde donup kalmasıyla öykünün içinde can buluyor.

İlk paragrafıta cümlelerinizi şimdiki zamanı hikaye ederek kullandıktan sonra şimdiki zamana geçmeniz bir kopukluğa neden oluyor. Aynı şekilde "...Hiç evlenmemiştir." ifadenizde de geniş zamana yaptığınız ani geçiş okumanın akıcılığını bir nebze bozuyor. Kopuklukla ilgili söyleyebileceğim bir diğer şey cümleleriniizin kısalığı. Elbette bu üslubunuzla ilgili olmasının yanında akıcılığı ve anlaşılırlığı sağlamada büyük ölçüde katkı sağlıyor. Örenek verek açıklaycak olursam.

"Bastonuna abanarak yerinden kalkıyor. Çizgi çizgi olmuş yüzüne bir gölge düşüyor. Konuşmuyor artık. " Burada ilk iki cümleyi birleştirip son cümleyi yanlız bıraktığınızda "Konuşmuyor artık." ifadesi daha etkileyici bir şekilde okuyucunun zihinde yer ediyor. Cümlelerinizin çoğunun eylem cümlesi oluşu ve dolayısıyla bir hareketliliği anlatıyor oluşu bu kısa cümlelerle birleşince koştur koştur bir anlatım ortaya çıkıyor. Tamamlanmış fakat kırpılmış cümlelerle karşılaşıyoruz.

"Gençliğini hayal etmeye çalışıyorum. Güzelmiş. Sarışın denecek kadar açık tenli, zayıf ve biraz da boyluymuş demek ki. " Bu kısımda anlatımın "-miş"le yapılması kadının özelliklerininbir başkasından öğrenilmiş olduğu izlenimini yaratıyor. "-miş"ler atılıp, "...zayıf ve biraz da uzun boylu..." şeklinde değiştirilip cümle, üç nokta ile tamamlandığında bahsedilen özelliklerin kahramanın hayal gücüne ait olduğunu daha inanılır kılıyor.

"İngilizce kelimelerden baskı yapılmış bez bir çantayı diğer eline geçirerek tam karşıma, borsa binasının giriş basamaklarına oturuyor. Bu cümlede bir eksiklik var sanırım o da tümleç eksikliği olsa gerek. Cümlenin başına "Üzerine" gibi bir kelime getirildiğinde, hiçbir değiştirmeye gerek kalmaksızın anlatım kendiliğinden düzeliyor.

İlk paragrafta kahramanın iç konuşmasında "Neyi bekliyordum?" anlamını taşıyan bir soru ifadesi var ve cevapların hepsi "Kalkış saatin-i,ilginç bir çingeney-i..." şeklinde devam ediyor. Ancak "küçük bir kaza" ifadesinden sonra gelen "herhangi bir şey"e de bir "-i" eki getirmek gerekiyor sanırım.

Okuyucunun zihninde anlatılanı canladırmasını kolaylaştıran bir tarzınız var. Benzetmeleriniz ve belirttiğiniz ayrıntılar yerli yerinde. Örneğin kadının eteğini ters giymiş olduğunun kahraman tarafından fark edilmesi güzel bir ayrıntı. Kendisini okunaksız bir doktor reçetesi gibi hissetmek de oldukça özgün bir deyiş.

Bunların dışında kaadının çorabından ve kazağından hareketle kahraman, Fevziye annenin bu sıcak havada üşüdüğü fikrinde karar kılıyor. "Kesinlikle üşüyor." diyor. Kahramanın aklına kadının giyecek başka bir şeyinin olmayacağı gikrinin gelmeyişi bir boşluk yaratıyor. Ama kahraman anlatıcı özgür, istediği gibi düşünebilir elbette. Söylemeden edemedim sadece. Bu arada ben analatıcı için kahraman deyip duruyorum ama öyküde kahramanlığı Fevziye anneyle paylaşıyor gibi gözküyorlar.

Çantayla ilgili kafama takılan ufak bir şey var. Almanya'dan oğlunun getirmiş olabileceği yönünde bir düşünce ortaya konuluyor fakat ben bez çanta ve Almanya ilişkisini pek kuramadım açıkçası. Üstü biraz örtülü kalmış sanırım. Hani kadının kıyafetlerinin perişanlığına bakarak ben buradayım diyen bir çantanın bahsi geçse daha kabul edilebilr olurdu. Çünkü bizim insanlarımız "l" harfini kalın bir şekilde telaffuz ederek "Hollanda'dan geldi." veya "Almanya'dan geldi." gibi ifadeleri kullanmayı pek de severler. Dediğim gibi Almanya ile bez çanta arasındaki bağlantıyı kuramadım.

"Duralamak" ifadesiyle ilk defa öykünüzde karşılaştım. TDK'nın sözlüğünden baktım tahmin ettiğim gibi "duraksamak" anlamında. Anladığım kadarıyla canlılığını yitirmiş fakat yaşamayı hak ettiğiniz kelimeleri kullanma amacındasınız. Bir anlamda haklısınız, yaşatmak gerekir. Ama bu anlatımınızda bir duralamaya sebep oluyor. Bir de "kaykılmak" gibi bir kelimenin varlığından haberim var, zaman zaman kullanıyorum fakat "kaykarak" ifadesi hiç tanıdık gelmedi. Sözlüğe baktığımda "kaykmak" kelimesiyle karşılaşmadım. Acaba "kayıkmak" var da "ı" düşüyor mu dedim, onu da bulamadım. "-k" eki fiilden isim türetir mi tam olarak hatırlayamıyorum şu an. Kelimeler konusunda gösterdiğiniz hassasiyet ortada. Bu konu da bilgilendirirseniz sevinirm.

Son olarak özel isimleri niteleyen zamirler metin içerisinde büyük harfle yazılmıyor yanlış bilmiyorsam. Eğer öyleyse de eki ayırmak gerekir en azından diye düşünüyorum ama aklıma küçük harfle yazılması gerektiği kalmış.

Öykünüz hakkında yorum yaparken ben de çok şey öğreniyorum. Bu yüzden bu denli kurcalamamın bir rahatsızlık yaratmamasını diliyorum. Gözünün üstünde kaş var diye tatsızlık çıkaran insanlar gibi durduk yere kusur bulma taraftarı kesinlikle değilim. Öyküyü yazan, eleştiren; öyküyü ve eleştiriyi okuyan insanlar için faydası olduğu kanaatindeyim. Gerçi siz eleştirlere karşı olumsuz bir tutumunuzn olmadığını daha önce belirtmiştiniz ama eleştirinin uzunluğuna bakınca bir an kendimden rahatsız oldum:) Yanlışım varsa affola, demeden noktayı koymak istemedim.

Gözümün önünde öykünüzden görüntüler var hala. Okumak oldukça keyiflydii. Başka öyküleriniz de okumak dileğiyle...

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
20
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (5)
  • sevda
    avatar

    Sevgili Buşra, anlatıcıyı kendiniz olarak da görebilirsiniz. Ben sadece hayâl kurmuştum.:-)
    İlginiz için teşekkür ediyorum. "Şeyi" yönlendirir. "Şey" ise belirsizdir. Ne beklediğini bilmeyen biri için en iyisi "şey" beklemektir.:-)

    Yeniden karşılıklı düşünmek isterim. Sevgimle.

  • büşra
    avatar

    Evet gece gece hayal-et.net'te gezinmek oldukça keyifli. Bu site bağımlılık yapıyor. Keşke daha çok hayalet olsa:-)

    İlk satırlarda bir durum hikaye ediliyor, evet. Bu böyleyse sonuç kısmında da bir geri dönüş yapılması gerekmez mi? Gerçi bir anlamda yarım kalmış bir öykü izlenimi yaratmış oluyorsunuz. Çünkü anlatıcı kadının anlatılanları gerçekten yaşayıp yaşamadığına dair kesin bir şey söylemek mümkün değil. Açıkçası yaşlı teyzeyi gözleyen kadının varlığına inandım ben, beni inandırdınız; o kadının siz olduğunuza inanacak kadar gerçeğe taşıdım. Dediğiniz gibi okuyucuya göre değişecek bir durum bu. Ama bunun ucu bu kadar açık olmamalı diye düşünüyorum yine de. Çünkü ilk cümleleriniz minibüsün camına burnunu dayamış bir kadından bahsediyor. O kadın bunları yaşamadı, tüm bunlar bir hayal ürünü yahut rüya vs. her ne ise bunu tamamiyle okuyucuya bırakmak ne derece dopru üzerinde biraz düşünmek lazım, şu an emin değilim. Kadının uyuklamış olduğunu düşünmek için ilk pragrafta bir yorgunluk belirtisi, çok çalıştığına dair ipuçları verilse belki okuyucu sonuca daha kolay ulaşırdı. Son kısımda durumu hikaye etmenize gerek kalmazdı. Çünkü okuyucunun gözüne soka soka değil de üstü örtülü şekilde bir yönlendirme yapılmış olurdu. Eğer buna benzer bir ipucu verilmediyse, olay düşlem de değilse okuyucu sağlam bir kurgu arıyor. Yaşlı kadına değil, anlatıcı kadına dair. İşte burada bir tatminsizlik oluyor. Kısaca toparlayacak olursam, hayal ürünü ya da gerçek değilse öykünüzde anlatıcı kadınla ilgili kurgu nedir? Nereye yerleştireceğiz. Bize yol gösterin lütfen:-) Son kısmının okuyucuya bırakılacağı türden bir kurguya sahip olduğu izlenimi vermiyor çünkü. Bir eksiklik var gibi. Çünkü öykünüzde iki kadının öyküsü var. Minibüste bekleyen kadının merakla -yazma telaşında olan birinin merakıyla- etrafı gözleyişi ve yaşadıkları (Tabi tüm bunları yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz) ile anlatacı kadınının hayatının bir kısmına tanık olduğu Fevziye Teyze'nin öyküsü. Öykü öykü içinde adeta. Belki de zaman konusunu kavramakta bu yüzden güçlük çekiyorum. Çalakalem yazmadığınız apaçık ortada. Oldukça bilnçli, bilgili bir şekilde ortaya koymuşsunuz öykünüzü, yaptıklarınızın farkındasınız. Fakat ben de takıldığım yerleri tatmin olacağım cevaplar alıncaya dek didiklemeden duramıyorum işte. Mantığıma oturmayınca asılı kalıyor. Beynim doğruluğunu kabul etmiyor.

    Bu arada "...ya da herhangi bir şeyi" konusunda hala ısrarcıyım. Söylediklerinizi anladım. Çok güzel açıklamışsınız. Bekliyordum, ben de bilmiyorum neyi beklediğimi, demişsiniz. Haklısınız şeyi beklenmez, şey beklenir. Fakat diğer kelimlerden esirgemediğiniz belirtme hali ekinini "kaza" ve "herhangi bir şey" kekimelerinde kullanmasanız da "...herhangi bir şey olmasını..." şeklinde ortak bir "ol-" fiiliyle tamamladığınızda cümle daha doğru bir anlatıma kavuşuyor sanki. Belki de cümlenin sonuna eklediğiniz üç noktayla bunu ifade etmek istediniz. Anlatacı ilk paragrafta "Neyi?" diye soruyor, verilecek cevap "onu, bunu, şunu" şeklinde olmalı bu yüzden. Belki yanılıyorum ama şu an bahsettiğiniz açıklamayı zihnim kabul etmek istemiyor. Peş peşe itirazlarını bildiriyor, ben de size yazıyorum. Yanlış algılıyorsam yardımınıza ihtiyacım olduğunu saygıyla belirterek...

    Kadının üşümesi hakkında yaptığınız açıklama gayet makul, çanta için de öyle. Yabancı ülkeden geldiğini bu şekilde açıklamak mümkün. Sadece etrafımızda üzerinde yabancı kelimeler taşıyan o kadar çok şey var ki o yüzden bunu bağdaştıramadım galiba. Yabancı ülke ve yabancı kelimeler bağlantısını o anda kuramadım anlaşılan.

    Son olarak "duralama" kelimesini gerçekten duymadım. Bu bir övünme değil elbette:-) Dediğim gibi "duralama" kelimesine TDK sözlüğünden baktığımda karşısında "duraklamak" kelimesinden başka bir şey yazmıyordu. TDK'nın yalancısıyım:-) Açıklmanızdan anladığım kadarıyla "duralamak" ile "duraksamak" sözcüklerinin anlamları birbirine daha çok yaklaşıyor.

    "Kaykılmak sözcüğünden türemiştir. Kaykılmak vücudun tamamına ,kaykmak belli bir yerine. " bu açıklama için teşekkürler. Bulamayınca merak etmiştim.

  • sevda
    avatar

    Buşra, önceden teşekkür ediyorum okuman ve yorumların için. Anlatımım hızlı olacağı için yanlışlarımda, dil hatalarımda affet lütfen. Vakit epey geç ve ben çalışmam dışında dinleneyim derken yine kendimi hayalet sayfalarında buldum. Geceye de uyuyor.:-)

    Kimsenin kadını oturup gözleyecek kendine iş çıkaracak durumu yoktur. Belki de anlatıcı kendine aksiyon arıyordur. Belk ide böyle bir kadın hiç olmamıştır. Belki de kendini anlatıyordur belki de kendine öykü çıkarıyordur, belki de yapacağı iyilikten nemalanmayı umuyordur, belki de rüya görmüştür çok beklerken, belkide ...belkideleri çoğaltmak mümkün.
    Siz nasıl isterseniz öyle şekillenecektir.

    Dikkat ederseniz, öyküye ilk başlarken bir durum hikaye edilmekte. Öyküleme zamanında yaşanma ile yansıtma biribirine çakıştığında şimdiki ve geniş zaman beraberce kullanılır. Buna eşsüremsel zaman denir. Daha başka yazılarımda kullandığım gibi geriye sapımlarda (bu ileriye sapma da olabilirdi) da bir zaman kipi söz konusuydu.

    Genelden gidersem çok örnekler vermem gerekecek. Öyküden gideyim daha basitleştireyim.
    Bir metni ya da yazılı herhangi bir şeyi okurken bu özellikle öykü olursa satır aralarını çok iyi okumak gerekir. Öykü gevezeliği kaldırmaz biliyorsunuz.
    Size şimdi içerikten çok şekil anlatacağım. İçerik anlatmak yazdıktan sonra çok da doğru bulmadığım bir şey.

    "Minübüsün camına burnumu dayamış bekliyordum"
    Açıklama: Yazacaklarıma, anlatacaklarıma, öyküme başlamadan önce bekliyordum. Beklediklerim arasında "şunu" diyeceğim "bir şeyi" söyleyemem. Ne beklediğimi tam olarak ben de bilmiyorum ki! Onun için "şeyi" değil "şey" bekleyebilirim. Yöneltme yapamam.
    Az sonra bahsedeceğim kadın çıkana kadar gözüm yoldaydı. Artık anlatabilirim. Beklemem bitti ve ben anlatıya kavuştum. Beklediğim "şey" de gelmiş oldu. Artık o "şeyi" yazabilirim.

    Durumun içine bundan sonra giriyor ve olaya, betime anlatıcı gözünün birini veriyorum. Bundan sonra şimdiki zaman.

    "Gençliğini hayal etmeye çalışıyorum" bu cümle geçmiş zamana yapılan tahmini bir kapıdır. O kapıyı aralayınca artık şimdiki zamanı değil, belkiler,sanırımlar,mıştırlar kullanabilirsiniz. Dediğiniz gibi "uzun boylu" dersem o andan bahsetmiş olmaz mıyız? Sonra dikkat ederseniz aralarda yazılmamış ama gösterilmiş kadının bastonla yürümesinden oluşan eğilme durumu var. Yaşlılığın yerçekimine dayanamayan durumu. Uzun boylu olabileceğine bastonu attırıp dik tutar ve zamanla eğilmiş bedeni düzeltirsek karar verebilirsiniz. Baston imgesiyle bunu çözersiniz.

    "Hiç evlenmemiştir" de de aynı durum söz konusu. İç konuşmanın, tartışmanın, varsayımların bir yargısıdır.Bir nevi okurun da gözünde ve kafasında bilinçli oluşturulan, yazana yakınlaştırmak isteği ile okuyana da verilmiş bir cevap.

    "Sıcak bir duş aldı. Taranıp dışarı çıktı" Saç demedim. Ama tarama eyleminin ve tarakla saça yapıldığı anlaşıldı. Oysa ne tarak dedim ne saç.

    "yabancı kelimelerden baskı yapılmış bez bir çanta. Üzerine yabancı kelimelerden baskı yapılmış bez bir çanta..." Olmaz değil bu da olabilir tabii. Çantanın Almanya dan gelme kanısı çocuklarının -yazıda oğlu diye belirttim-almanya da olma ihtimallerinin ve yabancı kelimelerle baskı yapılmış çantasından doğmuştur. Önemli bir çanta ya da önemli birinden, önemli bir yerden geldi ki içinde önem verdiği sarıp sarmaladığı parasını taşıyor.

    Kadının neden üşüdüğüne kanat getirdim de giyecek bir şyi olmadığına kanaat getirmedim ve boşluk oluşturdum? :-)
    yazının başlarında kalın çoraptan dolayı "üşüyor mu?" diyerek soruluyor? Anlatıcı kendisine ve okuyana soruyor. "Hava sıcak" belirtmesi var. Sıcak havada yün çorap giymek yerine hiç giymemek daha mantıklıdır. Ancak yün çorap üşünürse, ve yaşlı olunup üşünürse giyilir.Bu soru ilerki anlatımlarda "kazağını içine sokmuş, kesin üşüyor" ile cevap buluyor.

    "Ama bu anlatımınızda bir duralamaya sebep oluyor" demişsiniz "duralamak"la ilgili kullanım için. Daha önce duymadığınız konusunda emin misiniz diyorum. Duraklamak orada anlık değil bir müddet beklemektir. Duralamak ise bir anlık durur gibi olup devam edilmesidir.

    Kaykılmak sözcüğünden türemiştir. Kaykılmak vücudun tamamına ,kaykmak belli bir yerine.

    Bugünlük bu kadar devam edebileceğim.
    Eleştiri edilgen olduğu kadar etkense problem yok. Ben memnunum. Teşekkür ediyorum:-)

  • sevda
    avatar

    Mine, teşekkür ederim.

    Siz görseniz yazmak mı istersiniz?
    Siz de görseydiniz yazmak mı isterdiniz?;-):-*
    Öğrenilen duyarlılıklar daha çok canımı sıkıyor. Sonradan anlatacak olmamızın o pis sırıtışı siniyor üstüne.

    sevgiyle.

  • mine
    avatar

    sevda,
    Yine güzel bir durum yakalamışsınız. Beğendim öykünüzü.
    Betimlemeleriniz açık,güçlü, tanıttığınız kişi hakkında ipucu veriyor. Okurken şöyle düşündüm, ben görsem bu kadını yazmak isterdim.
    Sonu da gülümsetiyor. Duyarlığımız bazen ne kadar yanıltıcı olabiliyor. Duyarlıklarımızın gerçeklikten değil de popülist yaklaşımlardan etkilenmesi, öğrenilmiş olması da bir olasılık tabii ki... Bunları düşündürdünüz bana...

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #5 sevda 05-09-2009 02:11
Sevgili Buşra, anlatıcıyı kendiniz olarak da görebilirsiniz. Ben sadece hayâl kurmuştum.:-)
İlginiz için teşekkür ediyorum. "Şeyi" yönlendirir. "Şey" ise belirsizdir. Ne beklediğini bilmeyen biri için en iyisi "şey" beklemektir.:-)

Yeniden karşılıklı düşünmek isterim. Sevgimle.
Alıntı
 
 
0 #4 m2312 13-08-2009 05:47
Evet gece gece hayal-et.net'te gezinmek oldukça keyifli. Bu site bağımlılık yapıyor. Keşke daha çok hayalet olsa:-)

İlk satırlarda bir durum hikaye ediliyor, evet. Bu böyleyse sonuç kısmında da bir geri dönüş yapılması gerekmez mi? Gerçi bir anlamda yarım kalmış bir öykü izlenimi yaratmış oluyorsunuz. Çünkü anlatıcı kadının anlatılanları gerçekten yaşayıp yaşamadığına dair kesin bir şey söylemek mümkün değil. Açıkçası yaşlı teyzeyi gözleyen kadının varlığına inandım ben, beni inandırdınız; o kadının siz olduğunuza inanacak kadar gerçeğe taşıdım. Dediğiniz gibi okuyucuya göre değişecek bir durum bu. Ama bunun ucu bu kadar açık olmamalı diye düşünüyorum yine de. Çünkü ilk cümleleriniz minibüsün camına burnunu dayamış bir kadından bahsediyor. O kadın bunları yaşamadı, tüm bunlar bir hayal ürünü yahut rüya vs. her ne ise bunu tamamiyle okuyucuya bırakmak ne derece dopru üzerinde biraz düşünmek lazım, şu an emin değilim. Kadının uyuklamış olduğunu düşünmek için ilk pragrafta bir yorgunluk belirtisi, çok çalıştığına dair ipuçları verilse belki okuyucu sonuca daha kolay ulaşırdı. Son kısımda durumu hikaye etmenize gerek kalmazdı. Çünkü okuyucunun gözüne soka soka değil de üstü örtülü şekilde bir yönlendirme yapılmış olurdu. Eğer buna benzer bir ipucu verilmediyse, olay düşlem de değilse okuyucu sağlam bir kurgu arıyor. Yaşlı kadına değil, anlatıcı kadına dair. İşte burada bir tatminsizlik oluyor. Kısaca toparlayacak olursam, hayal ürünü ya da gerçek değilse öykünüzde anlatıcı kadınla ilgili kurgu nedir? Nereye yerleştireceğiz . Bize yol gösterin lütfen:-) Son kısmının okuyucuya bırakılacağı türden bir kurguya sahip olduğu izlenimi vermiyor çünkü. Bir eksiklik var gibi. Çünkü öykünüzde iki kadının öyküsü var. Minibüste bekleyen kadının merakla -yazma telaşında olan birinin merakıyla- etrafı gözleyişi ve yaşadıkları (Tabi tüm bunları yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz) ile anlatacı kadınının hayatının bir kısmına tanık olduğu Fevziye Teyze'nin öyküsü. Öykü öykü içinde adeta. Belki de zaman konusunu kavramakta bu yüzden güçlük çekiyorum. Çalakalem yazmadığınız apaçık ortada. Oldukça bilnçli, bilgili bir şekilde ortaya koymuşsunuz öykünüzü, yaptıklarınızın farkındasınız. Fakat ben de takıldığım yerleri tatmin olacağım cevaplar alıncaya dek didiklemeden duramıyorum işte. Mantığıma oturmayınca asılı kalıyor. Beynim doğruluğunu kabul etmiyor.

Bu arada "...ya da herhangi bir şeyi" konusunda hala ısrarcıyım. Söyledikleriniz i anladım. Çok güzel açıklamışsınız. Bekliyordum, ben de bilmiyorum neyi beklediğimi, demişsiniz. Haklısınız şeyi beklenmez, şey beklenir. Fakat diğer kelimlerden esirgemediğiniz belirtme hali ekinini "kaza" ve "herhangi bir şey" kekimelerinde kullanmasanız da "...herhangi bir şey olmasını..." şeklinde ortak bir "ol-" fiiliyle tamamladığınızd a cümle daha doğru bir anlatıma kavuşuyor sanki. Belki de cümlenin sonuna eklediğiniz üç noktayla bunu ifade etmek istediniz. Anlatacı ilk paragrafta "Neyi?" diye soruyor, verilecek cevap "onu, bunu, şunu" şeklinde olmalı bu yüzden. Belki yanılıyorum ama şu an bahsettiğiniz açıklamayı zihnim kabul etmek istemiyor. Peş peşe itirazlarını bildiriyor, ben de size yazıyorum. Yanlış algılıyorsam yardımınıza ihtiyacım olduğunu saygıyla belirterek...

Kadının üşümesi hakkında yaptığınız açıklama gayet makul, çanta için de öyle. Yabancı ülkeden geldiğini bu şekilde açıklamak mümkün. Sadece etrafımızda üzerinde yabancı kelimeler taşıyan o kadar çok şey var ki o yüzden bunu bağdaştıramadım galiba. Yabancı ülke ve yabancı kelimeler bağlantısını o anda kuramadım anlaşılan.

Son olarak "duralama" kelimesini gerçekten duymadım. Bu bir övünme değil elbette:-) Dediğim gibi "duralama" kelimesine TDK sözlüğünden baktığımda karşısında "duraklamak" kelimesinden başka bir şey yazmıyordu. TDK'nın yalancısıyım:-) Açıklmanızdan anladığım kadarıyla "duralamak" ile "duraksamak" sözcüklerinin anlamları birbirine daha çok yaklaşıyor.

"Kaykılmak sözcüğünden türemiştir. Kaykılmak vücudun tamamına ,kaykmak belli bir yerine. " bu açıklama için teşekkürler. Bulamayınca merak etmiştim.
Alıntı
 
 
0 #3 sevda 13-08-2009 04:19
Buşra, önceden teşekkür ediyorum okuman ve yorumların için. Anlatımım hızlı olacağı için yanlışlarımda, dil hatalarımda affet lütfen. Vakit epey geç ve ben çalışmam dışında dinleneyim derken yine kendimi hayalet sayfalarında buldum. Geceye de uyuyor.:-)

Kimsenin kadını oturup gözleyecek kendine iş çıkaracak durumu yoktur. Belki de anlatıcı kendine aksiyon arıyordur. Belk ide böyle bir kadın hiç olmamıştır. Belki de kendini anlatıyordur belki de kendine öykü çıkarıyordur, belki de yapacağı iyilikten nemalanmayı umuyordur, belki de rüya görmüştür çok beklerken, belkide ...belkideleri çoğaltmak mümkün.
Siz nasıl isterseniz öyle şekillenecektir.

Dikkat ederseniz, öyküye ilk başlarken bir durum hikaye edilmekte. Öyküleme zamanında yaşanma ile yansıtma biribirine çakıştığında şimdiki ve geniş zaman beraberce kullanılır. Buna eşsüremsel zaman denir. Daha başka yazılarımda kullandığım gibi geriye sapımlarda (bu ileriye sapma da olabilirdi) da bir zaman kipi söz konusuydu.

Genelden gidersem çok örnekler vermem gerekecek. Öyküden gideyim daha basitleştireyim .
Bir metni ya da yazılı herhangi bir şeyi okurken bu özellikle öykü olursa satır aralarını çok iyi okumak gerekir. Öykü gevezeliği kaldırmaz biliyorsunuz.
Size şimdi içerikten çok şekil anlatacağım. İçerik anlatmak yazdıktan sonra çok da doğru bulmadığım bir şey.

"Minübüsün camına burnumu dayamış bekliyordum"
Açıklama: Yazacaklarıma, anlatacaklarıma , öyküme başlamadan önce bekliyordum. Beklediklerim arasında "şunu" diyeceğim "bir şeyi" söyleyemem. Ne beklediğimi tam olarak ben de bilmiyorum ki! Onun için "şeyi" değil "şey" bekleyebilirim. Yöneltme yapamam.
Az sonra bahsedeceğim kadın çıkana kadar gözüm yoldaydı. Artık anlatabilirim. Beklemem bitti ve ben anlatıya kavuştum. Beklediğim "şey" de gelmiş oldu. Artık o "şeyi" yazabilirim.

Durumun içine bundan sonra giriyor ve olaya, betime anlatıcı gözünün birini veriyorum. Bundan sonra şimdiki zaman.

"Gençliğini hayal etmeye çalışıyorum" bu cümle geçmiş zamana yapılan tahmini bir kapıdır. O kapıyı aralayınca artık şimdiki zamanı değil, belkiler,sanırı mlar,mıştırlar kullanabilirsin iz. Dediğiniz gibi "uzun boylu" dersem o andan bahsetmiş olmaz mıyız? Sonra dikkat ederseniz aralarda yazılmamış ama gösterilmiş kadının bastonla yürümesinden oluşan eğilme durumu var. Yaşlılığın yerçekimine dayanamayan durumu. Uzun boylu olabileceğine bastonu attırıp dik tutar ve zamanla eğilmiş bedeni düzeltirsek karar verebilirsiniz. Baston imgesiyle bunu çözersiniz.

"Hiç evlenmemiştir" de de aynı durum söz konusu. İç konuşmanın, tartışmanın, varsayımların bir yargısıdır.Bir nevi okurun da gözünde ve kafasında bilinçli oluşturulan, yazana yakınlaştırmak isteği ile okuyana da verilmiş bir cevap.

"Sıcak bir duş aldı. Taranıp dışarı çıktı" Saç demedim. Ama tarama eyleminin ve tarakla saça yapıldığı anlaşıldı. Oysa ne tarak dedim ne saç.

"yabancı kelimelerden baskı yapılmış bez bir çanta. Üzerine yabancı kelimelerden baskı yapılmış bez bir çanta..." Olmaz değil bu da olabilir tabii. Çantanın Almanya dan gelme kanısı çocuklarının -yazıda oğlu diye belirttim-alman ya da olma ihtimallerinin ve yabancı kelimelerle baskı yapılmış çantasından doğmuştur. Önemli bir çanta ya da önemli birinden, önemli bir yerden geldi ki içinde önem verdiği sarıp sarmaladığı parasını taşıyor.

Kadının neden üşüdüğüne kanat getirdim de giyecek bir şyi olmadığına kanaat getirmedim ve boşluk oluşturdum? :-)
yazının başlarında kalın çoraptan dolayı "üşüyor mu?" diyerek soruluyor? Anlatıcı kendisine ve okuyana soruyor. "Hava sıcak" belirtmesi var. Sıcak havada yün çorap giymek yerine hiç giymemek daha mantıklıdır. Ancak yün çorap üşünürse, ve yaşlı olunup üşünürse giyilir.Bu soru ilerki anlatımlarda "kazağını içine sokmuş, kesin üşüyor" ile cevap buluyor.

"Ama bu anlatımınızda bir duralamaya sebep oluyor" demişsiniz "duralamak"la ilgili kullanım için. Daha önce duymadığınız konusunda emin misiniz diyorum. Duraklamak orada anlık değil bir müddet beklemektir. Duralamak ise bir anlık durur gibi olup devam edilmesidir.

Kaykılmak sözcüğünden türemiştir. Kaykılmak vücudun tamamına ,kaykmak belli bir yerine.

Bugünlük bu kadar devam edebileceğim.
Eleştiri edilgen olduğu kadar etkense problem yok. Ben memnunum. Teşekkür ediyorum:-)
Alıntı
 
 
0 #2 sevda 11-08-2009 02:31
Mine, teşekkür ederim.

Siz görseniz yazmak mı istersiniz?
Siz de görseydiniz yazmak mı isterdiniz?;-):-*
Öğrenilen duyarlılıklar daha çok canımı sıkıyor. Sonradan anlatacak olmamızın o pis sırıtışı siniyor üstüne.

sevgiyle.
Alıntı
 
 
0 #1 mine 10-08-2009 16:57
sevda,
Yine güzel bir durum yakalamışsınız. Beğendim öykünüzü.
Betimlemelerini z açık,güçlü, tanıttığınız kişi hakkında ipucu veriyor. Okurken şöyle düşündüm, ben görsem bu kadını yazmak isterdim.
Sonu da gülümsetiyor. Duyarlığımız bazen ne kadar yanıltıcı olabiliyor. Duyarlıklarımız ın gerçeklikten değil de popülist yaklaşımlardan etkilenmesi, öğrenilmiş olması da bir olasılık tabii ki... Bunları düşündürdünüz bana...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile