TÜRBE Popüler

Edebiyat

Edebiyat Yazarları
Etiketler


“Beykoz’daki türbelere gidecekler bu taraftan. Beykoz türbelerine gider ablacım”. Beykoz’daki türbelere gidecek olan minibüsle işim yoktu. Zuhuratbaba yeterdi şimdilik. Kim derdi her Cuma öğle arasına çıktığımda önünden geçtiğim;

 

birbiriyle dertleşen, ağlaşan, birbirini teselli eden, daha önceden kendilerine iyiliği dokunmuş türbeler, dualar, büyü bozdurmalar hakkında önerilerde bulunan, mendil dağıtmak, muska bağlatmak, şeker yedirmek gibi sınırlı bir hayal gücünün ürünü olan yeni yeni yöntemlerle dertlerine derman arayan pek çok kadına birkaç saatliğine ev sahibi yapan, bu pek renkli, pek kalabalık, pek gürültücü, bir yandan da pek ilgi çekici ve herkesin hayatında en az bir kere görmesi, havasını soluması gerektiğine inandığım türbeye gün gelip de ziyaretçi olarak geleceğimi…


“Kızı doktora götürmekle iyi ediyorsun.” demişti annem. “Ama gel beni de dinle, bu Zuhuratbaba’nın iyi edemediği yok diyorlar. Evinin dibinde. Sen tatildesin. Bir Cuma zahmet etsen de gitsen ne kaybedersin söyle bana. Vallahi sen gitmezsen ben gideceğim.”

Doğrusu Zuhuratbaba’nın modern zamanların aşk acısından anlayacağına olan inancım yok denecek kadar azdı. Ama, dedim, içinde kalmasın annemin. Ne de olsa o da torunu için üzülüyor. Kolay değil, iki aydır kızım her gece ağlıyor. Oysa benim umutlarım vardı. Kızım büyüyecek, okulunu bitirecek, evlenecekti. Ben düğününde tuvalet giyecektim.  Boy boy çocuklar doğuracak, birine benim adımı verecekti. Ben o torunlarımı şımartacaktım da şımartacaktım. Anne babalarından bulamadıkları yüzü benden bulacaklardı. Kızımın işi gereği yurt dışına çıkması gerektiğinde torunlarıma ben bakacaktım. Sonra onlar ailecek tatile giderken beni de çağıracaklardı. Ben yok, olmaz diyecektim. Israr edeceklerdi, öyle kabul edecektim. Kızım çocuklardan yakınacaktı, ben olur öyle şeyler diyecektim. Sonra torunlarım da büyüyeceklerdi, onların da mürvetlerini görecektim. Gün gelir başım sıkışır diye kenara attığım parayla torunlara bilezik alacaktım. Bir gün hasta yatağımda yatarken, hepsi yanımda olacaklar, iyileşmem için dua edeceklerdi. Ben ölünce çoluk çocuk, torunlar, hepsi arkamdan ağlayacaklardı.

Böylece bir insan seliyle dolu olan Zuhuratbaba’nın kapısında buldum kendimi. İçeriye öyle zor girdim ki, insanların hem ayakkabılarını, eteklerini, mantolarını, hem de “küçük oğlanın sınıfını geçmesi, tez zamanda hayırlı, helal süt emmiş bir kısmet bulup evlenmek, ya da uygun bir ev bulup kiradan kurtulmak”tan ibaret olduğunu düşündüğüm dileklerini ezdim geçtim, okunup üflenmek üzere satıldıklarını tahmin ettiğim şekerden biraz alıp kendime bir köşe bulup yerleştim. Az sonra yanıma kara çarşaflı bir kadınla, dokuz on yaşlarında bir kız çocuğu yanaştı. Küçük kız kadının çarşafına sıkı sıkı tutunup başını yerden kaldırmadığından, yüzündeki ifadeyi göremedim.

Az sonra kadın koluyla dürttü beni.

“Bu kızı göriysen” dedi. “Göriyem” demedim. Başımı sallamakla yetindim.

“Üç yıl önce bahçanın kapısından bir girmiştir, anası avludakı incir agacına halatı baglamış, asmış kendini. Buncagız korkudan bagıramamış bile. Akşam agaları gelince bulmuşlar bunu, gözleri aglamaktan şişmiş, ölü anasının da yüzü morarmış. O gün bu gündür de tek kelime çıkmadı azgından.”

Söylecek sözüm yoktu. Konuşma burada bitmemişti aslında. Gözleriyle diyordu ki “Üzülme. Bak dünyada ne acılar var.” Ayağa kalktım. “Allah şifa versin” deyip kapıya yöneldim.Gözlerim nemlenmişti. Kalabalık yüzünden insanların ayakkabılarını, eteklerini, mantolarını yine ezdim ama, neden ibaret olduğunu bilmediğim, bilmek istemediğim, bilsem de kaldıramayacağım dileklerine dikkat ettim bu kez…

Üye eleştirileri

Toplam 3 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
6.5
Dili Kullanım 
 
7.7  (3)
Kurgu 
 
5.7  (3)
Anlatım 
 
5.7  (3)
Metiniçi Tutarlılık 
 
7.0  (3)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
Dili Kullanım  
Sözcük seçimi,Söz sanatları ,Noktalama/Dilbilgisi
Kurgu  
çizgisel/döngüsel, romantik/gerçekçi, olay örgüsü/zinciri, konu seçimi, Özgünlük
Anlatım  
Bütünlük, Süreklilik, Betimleme, Anlatım kişisi, Anlatıcının Tavrı, Anlatım tekniği, Özgünlük, Ayrıntıların İşlevselliği
Metiniçi Tutarlılık  
Gerçeğe Uygunluk, Olgulara dikkat, İnandırıcılık, Bilgililik, Mantık Hatası Yokluğu
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
TÜRBE 2009-11-06 09:02:17 Murat
Genel Puan 
 
6.5
Dili Kullanım 
 
7.0
Kurgu 
 
6.0
Anlatım 
 
6.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
7.0
Murat Eleştiren Murat    Kasım 06, 2009
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Tebrikler, güzel bir öykü.

İçinde hiç erkek geçmiyor olması ilgi çekici geldi bana. Anneanne, anne ve aşk acısı çeken kız...

"Gözleriyle diyordu ki “Üzülme. Bak dünyada ne acılar var.” " Burada bu fazla bilgiye ihtiyaç yoktu gibi geldi.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
TÜRBE 2009-08-08 20:17:39 mine
Genel Puan 
 
3.5
Dili Kullanım 
 
7.0
Kurgu 
 
1.0
Anlatım 
 
2.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
4.0
mine Eleştiren mine    Ağustos 08, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın
Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
01
Bu eleştiriyi ihbar et
TÜRBE 2009-08-07 10:16:14 sevda
Genel Puan 
 
9.5
Dili Kullanım 
 
9.0
Kurgu 
 
10.0
Anlatım 
 
9.0
Metiniçi Tutarlılık 
 
10.0
sevda Eleştiren sevda    Ağustos 07, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Her yazın okuyanın ortağıdır. Verili bilgilerle örülmüş bir kurmaca, okuyanın aralık bulduğu ilmeklere girmesiyle farklı bir boyuta ve anlama doğru evriliyor. Kısa öykünüzde zaman zaman duyup es geçtiğimiz, bazen de hurafelere bel bağlamak olarak tanımladığımız, bazen de yaşadığımızı yalanladığımız bir burgu var. Gevşetmek gerekiyor. Yavaş yavaş.

Analtıcı türbelere gitme fikrine katı bakmıyor. Gitmesini meşrulaştırıyor sadece.
Neden katı bakmıyor? Yaşadığı çevrede konuşulmuş,anlatılmış. En az bir kere de olsa gitmesi salık verilmiş. Çalışan birinin zamansızlığından dolayı gitmemiş ama zaman yaratacağı kesin. Her öğle arasında gözlemliyor. Gözlemlemekle kalmıyor. Daha fazlası olmalı ki "iyiliği dokunmuş" "teselli veren konuşmalar" "öneriler" "muskalar" biliniyor.
Zuhuratbaba yeter şimdilik. Devamı gelecek. Günahtan korkup günah çıkarmaya,günah çıkarıp yeniden günah işleyeceğini bilmeye benziyor.

Uzun kurulmuş ama iyi bir cümleyle dehlizler oluşturulmuş.
Ve işte yansıtılan anne unsuru. Anenin içinde kalmasın. Aslında anlatıcı kahramanın içinde kalmaması gereken bir durum. Çalışan ve çevresi olan bir kadın için anne paravanı uygun.

Yalnız bir kadın. Geleceğe dair planlar yaparken içinde bir erkek yok. Bu yalnızlık sığınak arıyor. Gelecekle ilgili kaygıları var. Hasta olma, yalnız kalma, tatilde ısrar üzerine beraber olma, kalabalıklaşma kaygıları.

Üzerine basılan sorunlar kendi sorunsalından daha değersiz. Bunu da çok güzel anlatmış. Ezilen manto, ayakkabıyla eşleştirerek değersizleştirmiş. Burada bir gönderme de var aslında. Başkalarının yaralarına ne kadar yabancı olduğumuz, dünyanın kendi başımız üzerinde döndüğü, ben ve ötekiler olduğumuz bir dünyaya.

Düşülen kuyu korkutmaz insanı. Kuyunun insansızlığıdır ürküten. Başka düşenleri görünce içimize ferahlık gelir. Bu yüzden değil midir meyhanelerde acıları tokuşturmak. Cam sesi can sesi olunca içimizi alkolle yıkar gideriz. Tıpkı içini küçük kızın acısyla yıkayıp gittiği gibi.
Artık basılmaz mantolara ayakkabılara. İçindekiler görünmüştür.

Ufak bir hatırlatma. "Mürvet" konuşurken değişime uğramış söylemidir. Doğru yazımı "mürüvvet" dir.

Kısa ama güzel bir anlatıydı.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
40
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile