Yolculuk... Popüler
En zor ve önemli yolculuk insanın kendine yaptığı yolculuktur...
Simyacıyı okuduğumdan bu yana öğrendimki aslında kendimizden kaçmamız bizim sadece beyhude çabamızdan öteye geçmeyen bir eylem... Kendimizden asla kaçamayacağımız gibi er ya da geç dönüşümüz yine kendimize oluyor...
Uzun bir süredir yalnızım... Belki normal yapıda bir insanı çıldırtabilecek yoğunlukta bir yalnızlık... Ancak öylesine içiçe geçmişki ruhlarımız artık o benim bir uzvum sanki...
Yaklaşık olarak beş aydır kendime yolculuk yapmaktayım... Benliğimin ücralarında kaybolmuş olsam da yolumun sonunda bulacağım bana özlemim bu yolculuğun vazgeçilmezliğini kamçılıyor her geçen gün...
Bu sabah kendime uyandım...
O beş ay önce aramaya çıktığım ve bulmayı umduğum bana...
Arındığım herşeyi yeniden geçirmek istemiyordum sırtıma; hırslarım, yaşama arzum, heyecanlarım... Aşk, nefret ve özlem... Herşeyden soyunarak, çırılçıplak çıktığım yolculuğumda neler gördüm neler!
Büyük bir yıkımdan yeniden doğuşa yolculuğun sırrına ermiş bir insanoğlu olarak bu sabah beynimin hiçbir köşesinde negatif düşünce kalmadığını hissettiğimde dünyanın en değerli hazinesine tekrar kavuşmuş olduğumu duydum ta ücralarımda... Uzun bir süre kırık bir aynada yeni cemalimi izlemeye durduğumda penceremin sıkı sıkı kapalı perdelerinden inatla içeriye sızan gün ışığı beni tebrik edercesine çıplak vücudumu okşuyordu... Değişimin izlerini görebiliyordum: Daha sıcaktı bakışlarım, yüzümde o eski gergin ifade yerini daha yumuşak ve arzulu bir hale bırakmıştı... Acılarımı gördüm ayaklarımın altında... Sahte özlemlerim kanepenin üzerinden beni izliyordu sinsice ve hiddetle... Aşk bile az ötemden bana hayranlıkla bakıyordu...
Hırsımı yenmiştim... O da kapının dibinde onu yeniden benliğime almam için yalvarırcasına taciz ediyordu gözlerimi... Şeytan başucumdaydı yine... Tek farkla; o da yenik ve kesinlikle yıkık durumdaydı...
Duş almak üzere banyoya girdiğimde tek bir şey düşünüyordum artık: Yeni ben asla ütopyasından taviz vermeyecekti... Bataryayı açtığımda üzerime saldıran soğuk su ile bütün organizmam harekete geçmiş ve beynimde şimşekler çaktırmaya başlamıştı... Buz kesene kadar kalabilirdim... Tepeden tırnağa arınmaya durmuş ve bu kutlu zaferi kutluyordum...
Duştan sonra çırılçıplak dolandım aylardır benden başka kimsenin hiçbir köşesine dokunmadığı koca salonda... Yolculuğum esnasında karaladığım deftere gittim önce... Sonra bitiremediğim kitaba...
Dışarıda nasıl bir gün yaşanıyordu umurumda değildi ama artık dış dünya ile yüzleşme vaktiydi...
Giyinip bir sigara yaktım...
Sonra söndürdüm ve tekrar aynanın karşısına geçip son defa kendime baktım...
Kapıya yöneldim...
Elimi kapının koluna attığımda birden içimden birşey koptu sanki; bir koca dağ gibi, bir koca kütle...
Yüzüm acıyla buruştu önce... Sonra ruhum omzunu silkerek kovdu bu acıyı içimden...
Aylar sonra yolculuğumun bitişini kutlamak ve yüzleşmek için adım attığım dış dünyadan korkuyordum sanki... Kirlenmekten, kendimi yitirmekten... İnsanlardan...
En çok da sanırım nasıl karşılanacağımdan...
Yapamadım...
Geri dönüp üzerimdekileri bile çıkarmaya tenezzül etmeden yatağıma gittim ve uzandım...
Yolculuğumun sonuna geldiğime dair tüm istifhamlar beni yanıltmıştı...
Bir ses kulağıma şunu fısıldıyordu ben uykunun eşiğinden geçerken; "İnsan kendine olan yolculuğunu asla yaşadığı sürece tamamlayamaz... Aramıza hoşgeldin..."
Sıçrayarak uyandığımda aynada beliren suretim bana gülümsüyordu...
Yattığım yerden odaya gözgezdirdim...
Herşey uçuyordu sanki... Yerçekimi, fizik kuralları, yaşam genellemeleri boştu...
Ayna kaybolmuştu ortadan...
Şeytan uzaktan beni izliyordu... Acılarımın parmakları saçlarımın arasında dolaşıyordu... Aşk ise bana acıyarak bakıyordu...
Zafer sandığım şey sadece korkunç bir yanılsamaydı...
Çünkü gördüğüm sadece ruhumun orgazmından ibaretti...
Kafama yorganı çekip özlemin kollarımın arasında şuh bir kadın gibi kıvrılmasını duydum... Korkunç bir hazla bütün bedenimin özleme teslim oluşunu... Suskun ve yorgun itaat ediyordum... Özlem yeniden tüm benliğimi kuşatırken aşk köşküne, umutsuzluk içime yerleşmekteydi...
"Ölmeden olmaz" diyen bir ses yaladı kulaklarımı...
"Ölmeden olmaz..."
Üye eleştirileri
Toplam 2 üyeden ortalama puan:
Her şeyden önce dil bilgisi ve yazım kurallarına uygun yazılan yazıların benim için de önemli olduğunun altını çizmem gerekiyor. Bunu söyleyerek Fetekos'un yalnız olmadığını söylemek istedim.
Bu öyküyü diğerlerine göre daha başarılı buldum. Hikayede tanık olduğumuz değişim gibi bana göre, Yaşar'ın dilindeki değişim de kayda değer. İfadeler yine güçlü ama daha anlaşılır.
"Özlem yeniden tüm benliğimi kuşatırken aşk köşküne, umutsuzluk içime yerleşmekteydi..." Bence bu cümleyi anlaşılmaz kılan noktalama işaretleri ve bir iki kelime eksikliği. Eğer anlatılmak isteneni doğru anladıysam aynı cümle yeniden şöyle yazılabilir: "Özlem, yeniden tüm benliğimi kuşatırken, aşk kendi köşküne, umutsuzluk da içime yerleşmekteydi..." Yani kahramanımızın benliği özlem tarafından kuşatılırken "aşk" kendi köşküne, "umutsuzluk" da kahramanımızın içine yerleşiyor. Yani burada aslında "aşk köşkü" gibi bir tamlama yok bana göre. Belki yanılıyorumdur.
Yazdıklarını okumak keyifli Yaşar, teşekkürler.
Son Güncelleme: Temmuz 02, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Değişim...
Anlatıda kullanılan dil, kendini ifade etmek için seçilen sözcükler oldukça zengin ve ifadeler diğer anlatıda tercih edilenden daha sade ve daha anlaşılır. Bu nedenle bu anlatıyı daha keyifle okuduğumu belirtmeliyim.
Dili kullanımın diğer unsurları konusunda önceki öyküye benzer eleştirilerim olacak:
“öğrendimki” “geçmişki” örneklerinde olduğu gibi bağlaç ki’lerin ayrı yazılmaması hatası, başkalarını bilmem ama bir okur olarak benim anlatılarda dikkat ettiğim önemli bir ayrıntıdır. Bunun gibi “her şey” ve “bir şey” de ayrı yazılsa iyi olur. Bir de nedenini anlayamadığım, anlatının tümüne bitmemiş görüntüsü veren sürekli üç nokta kullanımı var. Ben bunları söylüyorum ama artık iyice kendimden şüpheye düşmeye başlayacağım. Kanıksanan bir yanlışı düzeltmeye çalışırken insan, acaba ben mi yanlış biliyorum, şüphesine sürükleniyor. Geçtiğimiz gün aramızdan ayrılan değerli şair Kemal Özer için, yalnızca yazar ve şairlerin üye olabildiği ve yazı yazabildiği bir edebiyat forumunda (http://www.siirakademisi.com/forum/showthread.php?t=3712) yazılanlar arasında, ödül de almış bir şairin, onunla bir anısını anlatan yazısında “Kemal Hoca'da seçici kurul üyesiydi.”, “Neyseki garsonlar masanın yönünü değiştirerek bu problemi çözdü.” türünden hatalarına bugün rastlayınca tümden rahatsız oldum. Ya ben fazla takıntılı, saplantılı, detaycı bir insanım ya da yazı yazanlar, üstelik bunu iş edinmiş olanlar da dahil, özen göstermeyi gereksiz buluyorlar. Fakat şeklen duyduğum rahatsızlığın ötesinde, gerçekten okumamı zorlaştırıyor bu tür hatalar.
“Özlem yeniden tüm benliğimi kuşatırken aşk köşküne, umutsuzluk içime yerleşmekteydi... “ cümlesinde anlayamadığım bir ifade var: “aşk köşküne” ya da “içime” kelimelerinden birisi fazla gelmiş bu cümleye sanki. Umutsuzluğun yerleşmekte olduğu yer aşk köşkü mü yoksa kahramanın içi mi? Cümlenin başındaki yüklemi dikkate alırsak, özlemin kuşattığı, kahramanın benliği olmalı. Yani gene aşk köşküyle bir bağlantı kuramadım. Dolayısıyla bu ifadenin hangi eylemi belirttiğini, hangi eylemden etkilendiğini anlayamadım. Güzel bir ifadeyi bozan bu unsur cümleden çıkartılırsa, daha iyi olur düşüncesindeyim.
“Yolculuğumun sonuna geldiğime dair tüm istifhamlar beni yanıltmıştı...” Değerli eleştirmen ve deneme yazarı Nurullah Ataç, iki ayrı döneme, çağa ait kelimelerin aynı cümlede kullanıldığı bu ifadeyi okusaydı, aynen şöyle söylerdi: “Bu, frak üzerine yatağan kuşanmaya benzer.” Sözlükte okuduğum kadarıyla istifham, “soru” anlamına geliyormuş. Ancak cümlenin devamında kullanılan tüm sözcükler yeni Türkçe olduğundan, bu kelime bana kalırsa da uygunsuz olmuş.
Anlatının konusu, gerçekten etkileyici. Değişim süreci içerisinde bir bireyin sancıları dile getirilmiş. Bana Can Yücel’in “Değişim” adlı şiirini anımsattı:
”İnce uzun bir hayvan
Çarpıyor
Çarpıyor
Çarpıyordu kendini taşlara.
Canı mı sıkılıyor
Can mı çekişiyordu yoksa?
Yok efendim dedi yanımdaki adam
Gömlek değiştiriyor yılan
Bu hallerden anlarız dedi az çok
Biz de sınıf değişmiştik bi zaman”
Gerçekten yılan deri değiştirirken kendini duvara çarpar mı, bunca sancı çeker, kendine eziyet eder mi, bilemiyorum ama insanın kendine yolculuğunun değişimle sonuçlanan dönemecinin, değişim ne yönde olursa olsun, hiç de kolay olmadığını tahmin edebiliyorum. Gene de “ölmeden” de olabileceğine inanmak istiyorum.
Tebrik eder, yazma çalışmalarını paylaşmaya devam etmeni dilerim...
Yorumlar
İşte, bir noktalama düzenlemesinin yalnızca yanlışı düzeltmekle kalmayıp ifadeyi nasıl farklı bir şekle ve anlama büründürdüğünün çok güzel bir örneğini göstermiş Murat. Bence Yaşar anlatıma ve dili kullanıma biraz daha özen gösterse, Büşra'nın da dediği gibi özgün, zengin ve şiirsel ifadeleri daha belirginleşecek , arada kaynamayacak.

"Özlem, yeniden tüm benliğimi kuşatırken, aşk kendi köşküne, umutsuzluk da içime yerleşmekteydi..."
İşte, bir noktalama düzenlemesinin yalnızca yanlışı düzeltmekle kalmayıp ifadeyi nasıl farklı bir şekle ve anlama büründürdüğünün çok güzel bir örneğini göstermiş Murat. Bence Yaşar anlatıma ve dili kullanıma biraz daha özen gösterse, Büşra'nın da dediği gibi özgün, zengin ve şiirsel ifadeleri daha belirginleşecek, arada kaynamayacak.