Vuslat... Popüler
Olmayacaktı biliyordum... Ne kadar istesemde, çabalasamda bir gün emeklerim boşa gidecekti rüzgarın önüne düşüp savrulup giden bir kuru yaprak gibi... Ama vazgeçemiyordumda... Olmayacağını kesin bildiğin birşey için bunca mücadele ne içindi o halde? Anlam veremiyordum...
Hayatım en olası şeylerin nasıl olmayacağını tesbit memurluğu halinde geçti adeta... Herkesin başardığı şeyler değildi uğraştığım evet... Ama yine de olasılık dışı da değildi... Ancak; olmuyordu...
Ve ben...
İnatla ve metanetle, bir milim dahi yolumdan şaşmadan onun ardınca debeleniyordum... Ya onun olacaktım, ya onun... Başka yol, çare yoktu...
Neticede hepimiz kendi seçimlerimizin akıbeti olan kaderi yaşam bilip sürdürüyoruz gerçi... Ama benimkisi farklı ve bir o kadarda enteresan bir inattı... Hiçbir güç, nasihat kar etmedi ve sonunda yenildiğimi anladığım gün zaten ona da fersah fersah uzak, umutsuz ve bitkindim... Hayatımı şöyle yeniden gözden geçiremeyecek kadar hemde...
Her seferinde aslında hep aynı şeyler tekerrür etmekteydi... Büyük bir coşku ya da aşk bile diyebileceğimiz kadar güçlü hislerle ve arzularla girişiyordum yolculuğuma ve hepsinin de sonu aynıydı: HÜSRAN...
Ve bir gün...
Olmayacağının farkında ve oldurmanın yine inadında bir karar arefesinde kendimi bulduğum yer yine onun yanıbaşı, dizinin dibiydi ve o artık beni istemiyordu... Yorgun ve çaresiz ve bana kırgın hatta kızgındı... Affetmek aklının ucundan dahi geçmeyecek kadar kızgın...
"Bir şans daha" diye yalvaran bakışlarıma dahi aldırmadan yürüdü gitti hayatımdan... Ben de biliyordum ki zaten olasılık dahilinde dahi olmayan bir şeydi arzuladığım yine... Kendimi yabancı memleketlere vurdum... Yaban ellere... Bir sabah içimde yeşeriveren bir umut yine beni onun yanına doğru karşıkonulmaz bir güçle itiyordu ve kendime hakim olamıyordum... O gün anladım; AŞK YÜZSÜZDÜ...
Kapısını çalmak için üç gün bekledim...
Civarında gecelerin sabahı doğurmasını izledim...
Sonunda tüm cesaretimi toplayarak kapısını çaldığımda karşımda hiç tanımadığı birini gören birisi gibi şaşkın ve meraklı gözlerle suratıma kapattı kapılarını... Gitmeliydim...
Bir süre daha bekledim ve yine çaldım kapısını...
Yine aynı şekilde karşılanıp uğurlanacağımı bile bile...
Ve bir gün...
Tüm cesaretimi dengime alıp tekrar çaldım kapısını...
Yoktu...
Ona sadece bir daha onu rahatsız etmeyeceğimi, aramayacağımı söyleyecektim oysa...
Söyleyemedim...
Gitmişti...
Anlamıştım; bitmişti...
Başım öne eğik yürüdüm gittim ardınca meçhulümün...
Ona gider gibi pürheyecan ve arzulu...
Sonuma yürüdüm...
Vakit akşamüstüydü ve yalnızdım...
Yağmur yağıyordu dışarıda ve deniz sırılsıklam ıslanıyordu... Denize yürüdüm... Deniz en merhametlisiydi, en kucaklayan... Beni bembeyaz dalgaları arasına alıp koynuna çekti ve üstümü mavi sularıyla örttü...
Huzur bu olmalıydı...
Huzur buydu ya da...
Uzaktan aksi düştü suya, eğilip yanağımı okşadı...
Üç damla süzüldü yanaklarında ıslak bedenime kor gibi...
Ağlıyordu... Ve ben hiçbir şey yapamıyordum...
Dalgalar kıyıya büyük bir matemle vardığında onun kulağına benim adıma aşkımı ilan ettiğinde her şey için çok ama çok geçti... Biliyordum...
Sonra kırmızı bir karanfil atıp denize o da yürüdü...
Yanıma...
Olmuştu...
Sonunda...
HAZİRAN 2009 İNEBOLU
Üye eleştirileri
Toplam 4 üyeden ortalama puan:
Yaşar,
"Tanrılar ve Ruhlar" ve "Kayıp Zaman Atölyesi" öykülerinden sonra bu benim okuduğum üçüncü öykün. Onlar için yaptığım iki temel eleştiri vardı: tekrarlar ve karmaşık cümleler. Herkes, güçlü ifadelerin olduğu hakkında görüş birliği içinde. Dolayısıyla derdini daha sade cümlelerle anlatırsan emin ol çok başarılı ürünler çıkacak ortaya. Kendi adıma duygu yoğunluğu olan yazıları okumak hoşuma gider. Ama bunu yaparken gramer açısından hatasız ve daha anlaşılır cümleler okumak isterim.
Hikayenin sonunda anladığım kadarıyla eski sevgilisinin ölüsü ile karşılaşan kız da intihar ediyor ve vuslata eriyorlar. Bunu ise çoktan ölmüş olması gereken birinin ağzından öğreniyoruz. En azından öykünün sonunda anlatıcının üçüncü tekil şahıs olarak değiştirilmesi yönündeki Fetekos'un eleştirisine katılıyorum.
Son Güncelleme: Temmuz 04, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Oldukça büyülü bir anlatımınız var aslında. Ancak bu büyünün devrik cümleleri azalttığınızda bozulacağını sanmıyorum. Aksine okuyucu için akıcılık sağlanmış, okurken suratta oluşan o ifade türlü türlü değişimlere uğramamış olacak. Bir de üç noktaları kullanmak konusunda biraz daha cimri davranmanızı tavsiye ederim. Çünkü cümleleriniz yazım-imla kuralları açısından kimi hataları bünyesinde barındırıyor olsa da oldukça zengin ifadeleri de beraberinde taşıyor
"Ne kadar istesemde, çabalasamda bir gün emeklerim boşa gidecekti rüzgarın önüne düşüp savrulup giden bir kuru yaprak gibi..."
Ne kadar istesem de, çabalasam da emeklerim, rüzgarın önüne düşüp savrulan bir kuru yaprak gibi boşa gidecekti." şeklinde bir ifade hem anlaşılırlık hem akıcılık bakımından daha uygun olur sanırım. Üstelik seçtiğiniz kelimler üzerinde hiçbir oynama yapmadan bunu sağlamak mümkün. Yazılarınızı tamamladıktan sonra gözden geçirmeniz bu açıdan faydalı olacaktır.
"Hayatım en olası şeylerin nasıl olmayacağını tesbit memurluğu halinde geçti adeta... Herkesin başardığı şeyler değildi uğraştığım evet... Ama yine de olasılık dışı da değildi... Ancak; olmuyordu..."
Oluyordu, olmayacağını, değildi, değildi, olmuyordu... Ardı ardına sıralı cümlelerde aynı kelimelerin kullanılması aynı düşüncenin tekrar edildiği hissi yandırıyor. Oysa dikkatli bakınca bu böyle değil. Anlatmak istediğinizin gözden kaçmaması için önemli bir husus bence. "Her seferinde aslında hep aynı şeyler tekerrür etmekteydi..." Burada da benzer bir drum söz konusu. Her seferi, hep aynı şey, tekerrür... Hepsi tekrar etmekle alakalı.
Bir de sevdiğinden karşılık alamayan kişinin mavi sular üstünü örtüğünde huzura kavuşuyor olduğunu ifade etmesi Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" kitabını hatırlattı.
Son olarak metin içinde kimi kelimlerin tamamiyle büyük harfle yazılmasını doğru bulmuyorum. Bunun kullanılacaksa başlıklardda kullanılması gerektiği kanaatindeyim. İfadelerinizin zenginliğini biçimsel unsurlara biraz daha dikkat ederek şekillendirdiğinizde çok daha güzel eserler ortaya koyacağınızı düşnüyorum.
Yazılarınızın devamını okumak isterim. Kaleminize sağlık...
Sevgili Yaşar,
Öykünü güzel bir şiir tadında yazdığına inanıyorum; hatta öykünü, belki hakkım olmadan, tamamen orijinal yazından oluşmuş bir şiir formatına dahi çevirdim:
VUSLAT
Emeklerim boşa gidecekti
Ama vazgeçemiyordum
Anlam veremiyordum
Herkesin başardığı şeyler değildi uğraştığım
Ancak; olmuyordu
Ya onun olacaktım, ya onun
Benimkisi farklı ve bir o kadarda enteresan bir inattı
Her seferinde aslında hep aynı şeyler tekerrür etmekteydi
Bana kırgın hatta kızgındı
Kendimi yabancı memleketlere vurdum
Bir umut yine beni onun yanına doğru karşıkonulmaz bir güçle itiyordu
Kapısını çalmak için üç gün bekledim
Gitmişti
Anlamıştım; bitmişti...
Sonuma yürüdüm...
Denize yürüdüm...
Sonra kırmızı bir karanfil atıp denize o da yürüdü...
Yanıma...
Olmuştu...
Sonunda…
YASAR (HAZİRAN 2009 İNEBOLU)
Yazın için seçtiğin has anlamı büyük sözcükler, ilginç bir kombinasyon dahilinde okuyucuya sunulmuş:
boğazlamaktaydı gerçeğin akışını (Gerçeğin akışını boğazlamak)
şeytana tabi olmaya yöneldiğinde (Seytana tabi olmaya yönelmek)
ruhların özünü içip (Ruhların özünü içmek)
bu hale isyana durduysa (Bir hale isyana durmak)
Böyle kombinasyonların, karizmatik aşk isyanları formatından çıkarılıp, sadeleştirilerek okuyucuya sunulması taraftarıyım; ancak amaç böyle kombinasyonlarla, okuyucuya içinde bulunulan aşk sarhoşluğu veya karşılıksız aşk sersemliği durumunu hissettirmekse “başarılı olmuş” diyebilirim. Aynı başarıyı gençliğimde ben de zaman zaman elde etmiştim.
Lisede aşık olduğum bir hanımefendiye, Orçun Kunek daha kısa donla gezerken, yazdığım “Sensiz buralar bana zindan be güzelim” şiiri aklıma geliyor ve seni daha iyi anlıyorum.
Sensiz buralar bana zindan be güzelim,
Fizik laboratuvarı bir o kadar,
Volta atma yeter aşkımın üzerinde,
Yükseltme voltanla voltajımı, potansiyel enerjime bu kadar kolay ulaşabilecekken…
vs. vs…. diye devam ediyordu benim şiir; ama hanımefendi şiirimi din hocasına peşkeş çekti. Aşkın, Kuran`da da yer aldığını, ne kadar kutsal bir hissiyat olduğunu anlatmaya çalıştım dinciye; ama kar etmedi ve „mübarek elleriniz dert görmesin hocam“ kabullenişiyle oturdum yerime.
Demem o ki, belli bir deneme yanılma süreci sonrası „aşık olunan kişi acaba bu aşkı hak ediyor mu veya uğruna ölünebilecek; hatta kurban olunabilecek kişilik acaba dünyanın yuvarlak olduğunun farkında mı?“ sorusuyla yola koyulmakta kendi adıma engin faydalar görüyorum.
Yazılarında müthiş bir sözcük zenginliği olduğuna inanıyorum ve devamını bekliyorum.
Son Güncelleme: Haziran 25, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Daha sade...
Okuduğumu anlama konusunda zorluk çekmeme neden olan en önemli dilbilgisi hatası, dahi anlamındaki de’lerin ve bağlaç olan ki’lerin kendinden önceki kelimeye bitişik yazılmasıdır. Anlatının tümünde bu hata bulunmuyor ama biraz daha özen gerekebilir.
“bir şey” ayrı yazılmalıdır. “tesbit”, “tespit”; “arefesinde”, “arifesinde” olmalı.
“Olmayacağını kesin bildiğin bir şey için bunca mücadele ne içindi o halde” Sanırım burada mücadele veren birinci tekil şahıs. O halde, kendi kesin bildiği bir şeyden söz ediyor olmalı. “Olmayacağını kesin bildiğim bir şey.” denmeliydi. Bu cümlede bir de ifade hatası var. Bunca mücadele ne içindi sorunsunun yanıtı, cümlenin içinde verilmiş zaten: Bunca mücadele, olmayacağını kesin bildiği bir şey için. Dolayısıyla soru kelimesinde bir değişiklik lazım: “Olmayacağını kesin bildiğim bir şey için bunca mücadele ne anlama geliyordu, ne ifade ediyordu, nedendi?” denebilir.
“yanıbaşı, dizinin dibiydi” yanı başı ve dizinin dibi benzer anlamları veriyor. Yineleme gereksiz olabilir.
“Herkesin başardığı şeyler değildi uğraştığım evet” evet, hayır gibi kelimeler kullanılacaksa, okumadan kolaylık sağlanması için öncesinde onları cümleden ayıran bir virgül gereklidir.
Anlatı boyunca oldukça fazla üç nokta kullanılmış ve kullanılan üç noktaların birçoğunun anlamını çıkartamadım. Bir öykü eleştirisinde Murat üç noktaların kullanımıyla ilgili detaylı bilgi vermişti, bu bilgiden yararlanılabilir: http://www.e-hayalet.net/index.php?option=com_content&view=article&catid=187:oeykue-yarmas09&id=12872:sad-baba&Itemid=664
“Neticede hepimiz kendi seçimlerimizin akıbeti olan kaderi yaşam bilip sürdürüyoruz gerçi” cümle içinde aynı anlama gelen iki kelime kullanılmış. Şöyle bir anlam çıkartılıyor: “Sonuçta hepimiz kendi seçimlerimizin sonucu olan kaderi yaşam bilip sürdürüyoruz.”
“Neticede hepimiz kendi seçimlerimizin akıbeti olan kaderi yaşam bilip sürdürüyoruz gerçi... Ama benimkisi farklı ve bir o kadarda enteresan bir inattı” İnat denilen, sanırım ki seçimlerimizin sonucu olan kadere karşı gösterilen bir direnme. Ama bu inadın, bu direnmenin iddia edildiği gibi farklı ve enteresan oluşu anlatı içerisinde açıklanmamış. Zaten inat etme, içinde “hiçbir güç ve nasihatin kar etmeyeceği” bilgisini barındırdığından, okuyucu bu inadın neden farklı ve enteresan olduğunu anlayamıyor.
“Sonunda tüm cesaretimi toplayarak kapısını çaldığımda karşımda hiç tanımadığı birini gören birisi gibi şaşkın ve meraklı gözlerle suratıma kapattı kapılarını” Cümle düşüklüğü var. “karşımda” kelimesi cümleden çıkarılmayacaksa “...karşımda, hiç tanımadığı birini gören birisi gibi şaşkın ve meraklı gözlerle suratıma bakan birini buldum” denilebilir. “karşımda” kelimesi kullanılmayacaksa da “şaşkın ve meraklı gözlerle suratıma kapattı kapılarını” ifadesi, anlatmak istediğini rahatça anlatamıyor. Bana kalırsa, şaşkın ve meraklı gözlerden kapıyı kahramanın suratına kapatması beklenmez. Aksine, merakla eylemin devamını görmeyi, duymayı bekler kişi. Korkuyla, kızgınlıkla kapıyı suratına kapatma daha anlamlı olabilir sanki.
“Dalgalar kıyıya büyük bir matemle vardığında onun kulağına benim adıma aşkımı ilan ettiğinde her şey için çok ama çok geçti.” Bu cümlede de bir düşüklük olabilir. Kim aşkını ilan ediyor tam olarak anlaşılamıyor. Şöyle olabilir belki: “Kıyıya büyük bir matemle varan dalgalar, onun kulağına aşkımı ilan ettiğinde her şey için çok ama çok geçti.”
“rüzgarın önüne düşüp savrulup giden bir kuru yaprak gibi”, “deniz sırılsıklam ıslanıyordu”, “Dalgalar kıyıya büyük bir matemle vardığında”... Ben anlatılarda bu tür oldukça bilinen şiirsel ifadelerden yararlanmayı pek etkileyici bulmuyorum. Yanlış anlaşılmasın ama bana biraz anlatımın kolay yolunu seçmek gibi geliyor.
Anlatının diğer unsurlarına gelince; açıkçası anlayamadığım noktalar var. Konu, bitmiş ve ümit kalmamış bir eski aşkın peşinden inatla giden birinin duygulanımlarını anlatıyor. Öncelikle aşkta birçok kez hüsrana uğramış olduğunu ama pes etmediğini öğrendiğimiz kahramanın, eski sevgiliyle iletişim kurma başarısızlığından doğan durumlara tanık oluyoruz. Buraya kadar bir sorun göremedim ama kahramanın, sonuna yürüdüğünü ifade ettiği satırlardan sonra ne olduğunu pek anlayamadım. Burada anlatının anlaşılmasını zorlaştıranın, yukarıda sözünü ettiğim biraz zorlama ifade kalıpları olduğunu düşünüyorum. Yazar bu kalıplara başvurmak yerine, daha sade bir anlatımla anlatıyı sonlandırsaydı, bence anlatının hedeflediği vurgular daha net ortaya konabilirdi. Bu durumda kahramanın kendini denizin sonsuz huzur veren maviliğine bıraktığı anlaşılıyor. Bu satırlar deniz tutkunu biri olarak benim için gerçekten anlamlı ama sanırım kahraman için bu huzur ölümü ifade ediyor: “Beni bembeyaz dalgaları arasına alıp koynuna çekti ve üstümü mavi sularıyla örttü.” Bu satırlardan sonrası, sanırım ki kahramanın ölüm halindeki sanrılarını ve sayıklamalarını anlatıyor. Ancak sonu ölüm olan kahramanın anlatısında anlatıcı işlevini üçüncü tekil şahıs yerine getirse belki daha etkili olabilirdi diye düşünüyorum.
Yenik bir aşığın serüvenini anlatmak, hele de bunu hissederek ortaya koymak anlamlı bir tercih ama böyle bir anlatının kişisel hislenişten öteye geçmesi, okurda da benzer bir his yaratması da gerekli sanıyorum ki. Daha sade bir anlatımı tercih etmek okurda oluşan bu tür anlam boşluklarını ortadan kaldırmak için önemli bir adım olabilir. Bu şekilde yeniden ele alındığında, bu anlatının daha içten, daha inandırıcı ve gerçekçi olacağını düşünüyorum.
Diğer yazılarını da okumaktan keyif alırım...
-
2009-12-07 00:21:56 |Publisher| dilsiz
-
2009-06-25 14:08:00 |Unregistered| Administrator
Yaşar,
Sağ sütunda son öyküleri listelediğimiz bir kutucuk var zaten. O yüzden öyküleri ön sayfaya almazsak daha iyi olur.
Bir de, yazılarını bir "Giriş" ve "Devamı" diye ikiye bölmen gerekiyor. Yazı girişi yapılan kutcuğun hemen sağ altında "devamını oku" diye bir tuş var. İmleci yazıyı böleceğimiz yere getirip bu tuşa basıyoruz ardından. Bunu yapınca sistem ilgili yere bir çizgü çekiyor.
Bu işlemi bütün yazılar için yapmamız gerekiyor, zira yapmazsak tek bir yazı diğer yazıların da listelendiği sayfayı tamamen kaplar..
Kolay gelsin..Yazılarının devamını bekliyoruz..
-
2009-06-27 08:53:22 |Unregistered| erdener tiknaz
Sevgili Yaşar,
Öykünü güzel bir şiir tadında yazdığına inanıyorum; hatta öykünü, belki hakkım olmadan, tamamen orijinal yazından oluşmuş bir şiir formatına dahi çevirdim:
VUSLAT
Emeklerim boşa gidecekti
Ama vazgeçemiyordum
Anlam veremiyordum
Herkesin başardığı şeyler değildi uğraştığım
Ancak; olmuyordu
Ya onun olacaktım, ya onun
Benimkisi farklı ve bir o kadarda enteresan bir inattı
Her seferinde aslında hep aynı şeyler tekerrür etmekteydi
Bana kırgın hatta kızgındı
Kendimi yabancı memleketlere vurdum
Bir umut yine beni onun yanına doğru karşıkonulmaz bir güçle itiyordu
Kapısını çalmak için üç gün bekledim
Gitmişti
Anlamıştım; bitmişti...
Sonuma yürüdüm...
Denize yürüdüm...
Sonra kırmızı bir karanfil atıp denize o da yürüdü...
Yanıma...
Olmuştu...
Sonunda…
YASAR (HAZİRAN 2009 İNEBOLU)
Yazın için seçtiğin has anlamı büyük sözcükler, ilginç bir kombinasyon dahilinde okuyucuya sunulmuş:
boğazlamaktaydı gerçeğin akışını (Gerçeğin akışını boğazlamak)
şeytana tabi olmaya yöneldiğinde (Seytana tabi olmaya yönelmek)
ruhların özünü içip (Ruhların özünü içmek)
bu hale isyana durduysa (Bir hale isyana durmak)
Böyle kombinasyonların, karizmatik aşk isyanları formatından çıkarılıp, sadeleştirilerek okuyucuya sunulması taraftarıyım; ancak amaç böyle kombinasyonlarla, okuyucuya içinde bulunulan aşk sarhoşluğu veya karşılıksız aşk sersemliği durumunu hissettirmekse “başarılı olmuş” diyebilirim. Aynı başarıyı gençliğimde ben de zaman zaman elde etmiştim.
Lisede aşık olduğum bir hanımefendiye, Orçun Kunek daha kısa donla gezerken, yazdığım “Sensiz buralar bana zindan be güzelim” şiiri aklıma geliyor ve seni daha iyi anlıyorum.
Sensiz buralar bana zindan be güzelim,
Fizik laboratuvarı bir o kadar,
Volta atma yeter aşkımın üzerinde,
Yükseltme voltanla voltajımı, potansiyel enerjime bu kadar kolay ulaşabilecekken…
vs. vs…. diye devam ediyordu benim şiir; ama hanımefendi şiirimi din hocasına peşkeş çekti. Aşkın, Kuran`da da yer aldığını, ne kadar kutsal bir hissiyat olduğunu anlatmaya çalıştım dinciye; ama kar etmedi ve „mübarek elleriniz dert görmesin hocam“ kabullenişiyle oturdum yerime.
Demem o ki, belli bir deneme yanılma süreci sonrası „aşık olunan kişi acaba bu aşkı hak ediyor mu veya uğruna ölünebilecek; hatta kurban olunabilecek kişilik acaba dünyanın yuvarlak olduğunun farkında mı?“ sorusuyla yola koyulmakta kendi adıma engin faydalar görüyorum.
Yazılarında müthiş bir sözcük zenginliği olduğuna inanıyorum ve devamını bekliyorum.
Yorumlar
Öykünü güzel bir şiir tadında yazdığına inanıyorum; hatta öykünü, belki hakkım olmadan, tamamen orijinal yazından oluşmuş bir şiir formatına dahi çevirdim:
VUSLAT
Emeklerim boşa gidecekti
Ama vazgeçemiyordum
Anlam veremiyordum
Herkesin başardığı şeyler değildi uğraştığım
Ancak; olmuyordu
Ya onun olacaktım, ya onun
Benimkisi farklı ve bir o kadarda enteresan bir inattı
Her seferinde aslında hep aynı şeyler tekerrür etmekteydi
Bana kırgın hatta kızgındı
Kendimi yabancı memleketlere vurdum
Bir umut yine beni onun yanına doğru karşıkonulmaz bir güçle itiyordu
Kapısını çalmak için üç gün bekledim
Gitmişti
Anlamıştım; bitmişti...
Sonuma yürüdüm...
Denize yürüdüm...
Sonra kırmızı bir karanfil atıp denize o da yürüdü...
Yanıma...
Olmuştu...
Sonunda…
YASAR (HAZİRAN 2009 İNEBOLU)
Yazın için seçtiğin has anlamı büyük sözcükler, ilginç bir kombinasyon dahilinde okuyucuya sunulmuş:
boğazlamaktaydı gerçeğin akışını (Gerçeğin akışını boğazlamak)
şeytana tabi olmaya yöneldiğinde (Seytana tabi olmaya yönelmek)
ruhların özünü içip (Ruhların özünü içmek)
bu hale isyana durduysa (Bir hale isyana durmak)
Böyle kombinasyonları n, karizmatik aşk isyanları formatından çıkarılıp, sadeleştirilere k okuyucuya sunulması taraftarıyım; ancak amaç böyle kombinasyonlarl a, okuyucuya içinde bulunulan aşk sarhoşluğu veya karşılıksız aşk sersemliği durumunu hissettirmekse “başarılı olmuş” diyebilirim. Aynı başarıyı gençliğimde ben de zaman zaman elde etmiştim.
Lisede aşık olduğum bir hanımefendiye, Orçun Kunek daha kısa donla gezerken, yazdığım “Sensiz buralar bana zindan be güzelim” şiiri aklıma geliyor ve seni daha iyi anlıyorum.
Sensiz buralar bana zindan be güzelim,
Fizik laboratuvarı bir o kadar,
Volta atma yeter aşkımın üzerinde,
Yükseltme voltanla voltajımı, potansiyel enerjime bu kadar kolay ulaşabilecekken…
vs. vs…. diye devam ediyordu benim şiir; ama hanımefendi şiirimi din hocasına peşkeş çekti. Aşkın, Kuran`da da yer aldığını, ne kadar kutsal bir hissiyat olduğunu anlatmaya çalıştım dinciye; ama kar etmedi ve „mübarek elleriniz dert görmesin hocam“ kabullenişiyle oturdum yerime.
Demem o ki, belli bir deneme yanılma süreci sonrası „aşık olunan kişi acaba bu aşkı hak ediyor mu veya uğruna ölünebilecek; hatta kurban olunabilecek kişilik acaba dünyanın yuvarlak olduğunun farkında mı?“ sorusuyla yola koyulmakta kendi adıma engin faydalar görüyorum.
Yazılarında müthiş bir sözcük zenginliği olduğuna inanıyorum ve devamını bekliyorum.
Sağ sütunda son öyküleri listelediğimiz bir kutucuk var zaten. O yüzden öyküleri ön sayfaya almazsak daha iyi olur.
Bir de, yazılarını bir "Giriş" ve "Devamı" diye ikiye bölmen gerekiyor. Yazı girişi yapılan kutcuğun hemen sağ altında "devamını oku" diye bir tuş var. İmleci yazıyı böleceğimiz yere getirip bu tuşa basıyoruz ardından. Bunu yapınca sistem ilgili yere bir çizgü çekiyor.
Bu işlemi bütün yazılar için yapmamız gerekiyor, zira yapmazsak tek bir yazı diğer yazıların da listelendiği sayfayı tamamen kaplar..
Kolay gelsin..Yazılar ının devamını bekliyoruz..

Eleştiren erdener tiknaz Haziran 27, 2009
Değerli yorumlarla yazı serüvenime ışık tutan dostlara teşekkürler...