Kırk Popüler
Evin sessizlestigini neden sonra farketti. Koridora cıkıp trabzan uzerinden baktıgında birseyler okurken uyuyakalan esini gordu. Elinde battaniye ses cıkarmamaya calısarak dikkatle birer ikiser indi merdivenleri.
Elinden kitabı aldı ve uzerini orttu guzel esinin. Masaya bıraktıgı 'Buyucu'yu kacıncı defa okuyusuydu kimbilir. Fowles'in Buyucu'su ve Trevanian'ın Shibumi'si. Evlilik cogunlukla da birbirini ve aynı seyleri sevmek degil midir zaten.
Son gunlerdeki yorgunlugu ve bıkkın haline ragmen sevdigi herseyi birarada dusundukce her insanın icinde kabaran o duygu tekrar kendini gostermeye baslamıstı. Dikkatle ve sessizce cıkarak merdivenleri yeniden masa basına oturdu.
Nerdeyse 2 yıldır eni konu ugrastıgı ise ne ad verecegi konusunda nerdeyse son fuardan bu yana dusunse de donup dolasıp aklına kurgu ve modellerini ona gore yaptıgı taklamakan geliyor; ama bu ismi vermekte gec kaldıgını da biliyordu. Tescil hersey demekti sonunda.
Kıbrıs'ta universitede tanısmıslardı Jadira'yla. Sonradan arada kopmalar olsa da hep tamamlamıslardı birbirlerini.
Son senelerinde okul zamanı iki gun Lubnan'a gidip meshur Beyrut manzaralarından birine sahip ucak restoranda yedikleri yemek ve gurup geldi gozlerinin onune. Hep merak ettigi Lubnan ayaklarının altındaydı. Birde askın en yogun gunleri. Yerinde duramıyordu ve ailesine gorunmemek icin Jadira'nın ne taklalar atmıslardı. Cocukluk iste.
Bu kadar ciddi olabileceklerini baslangıcta kendileri de hesaba katmamıstı acıkcası. Biri tasarım okuyan bir Turkiye'li.. digeri 'yabancı' bir insaat muhendisi.
Yurtdısında yasayan ve birden cok dil bilen her yabancının kullandıgı avantajı Jadira'da biliyordu, Elcilikte calısmayı bıraktıgından bu yana; son iki yıldır resmi toplantılar, teknik heyetler ve gruplar icin Ankara merkezli serbest tercumanlık yapıyordu. Muhendislik altyapısı da isini kolaylastırıyordu tabii. Son OSCE toplantısında gittikleri tesiste cok isine yaramıstı mesela.
Lubnan Amerikan'dan Kıbrıs'a gecisle geldigi ikinci yılında ilk defa gormustu O'nu. Lubnan ve Beyrut hep bir merak ve bilinmezdi aslında cocukken bile belleginde. Tanısmalarını birazda bu merakı saglamıstı Jadira'yla. Hristiyan Arapları ilk duydugunda ilkokula yeni baslamıstı ve aklı almıyordu.
Dokuz yasının Yalova'sında ortancalar icindeki tatillerinde - annesinin guzelligi gelirdi aklına bu tatili dusununce birde - pansiyonun giris kapısını tutan ve gecit vermeyen akran arap cocukları merdivenden inerken birden karsısında gorunce hristiyan mı musluman mı olduklarını da soramamıstı tabii.
Balkona dogru yoneldi. Sitenin alt sıralardaki tip evlerin kar kaplı catılarıyla, daha asagıda son izolasyon islerinin yapıldıgı metro insaatını rahatlıkla gorebiliyordu. Ankara'nın sogugunda pazar gunu bile calıstırıyorlardı adamları.
Yıllar once, ogrencilik tatillerinde; kapalı balkonun insanı ısıtan sıcaklıgında uzanıp kitap okudugu gunleri hatırladı. Neler vardı mesela; Orhan Kemal'in Murtaza'sı, Leviathan - ama agır gelmisti tabii Hobbes tatil sıcaklıgında - ve Buket Uzuner'in ilk oykuleri. ''Benim Adım Mayıs. Annemin hediyesi''.
Karsıdaki duvar rafında ya da catı odasındaki kutularda olmalıydı 'hediye'si. Rafta Murtaza'yı bulabildi. Oyununu izledigini hatırladı Murtaza'nın yakındaki yeni tiyatronun ilk acıldıgı ayki temsillerde.
Digerleri yukarıdaydı demek. Heyecanına engel olmaya calısarak ve yine sessizce cıktı merdivenleri. Dipteki kutuları aramaya basladı. İki Yesil Su Samuru gecti eline once. ayırdı onu bi'kenara ve devam etti. Ex libris'i de olmalıydı kitabın; ''Annemin yaptırdıgı''. Leviathan, Ugur Mumcu'larla Ekonomi ve Petrol arastırmaları carptı gozune. Capital'in ilk sayıları bile vardı burda. Ve iste bulmustu. İc kapagı actı.
''P3/3. Ozel baskı ve uc renk gibi birsey olmalıydı bu''; seneler once arastırdıgını hatırladı. Eski bir dostu gormus gibi sevinmisti.
''Annem resim ogretmeni bi'arkadasına cizdirmisti sanırım bu figuru; terazi ve iki kefesinde iki coca cola sisesi. Tam beni anlatıyordu iste.''
Tekli koltuga oturdu. Dogumgunu hediyesi degildi kitap. Annesinin ne zaman verdigini hatırlamaya calısıyordu. O sırada karsı konsolun uzerindeki muzik kutusuna takıldı gozu. Lisedeki begendigi kıza vermeye cesaret edemeyip eve getirip annesine hediye ettigi muzik kutusu. Oysa her kucuk gozune ne neruda soneleri, ne siirler yazmıstı muzik kutusunun. Annesinin bunlardan hic haberi olmadı tabii. Daha once hic tanımadıgı ve cok acıtan o eksiklik duygusu yeniden cıkmıstı iste ortaya.
Telefonun caldıgını duydu birden. Jadira'yı rahat uykusundan etmemek icin elinde kitap merdivenlerden cabukca indi. Calısma odasına daldı. Telefonu ararken guzel esinin sesini duydu. 'Ergiil; babam'
Babasıydı arayan ve seslerini duymak istemisti.
Ve Babam. Her meslektas, gelin/baba sohbetinde nedense konu benzer yerlere gelir ama bir o kadar dallanıp budaklanırdı. Zor gunlerden oncekilerden birinde Karamursel'le baslayan sohbetleri; -Amerikalıların Karamursel İzmit arasına yaptıkları kırmızı asfaltı methede methede bitiremezdi babam- nasıl oluyorsa arapcada soylenemeyen 'Filistin' kelimesindeki P' sesine ve Falasa'lara kadar surmustu.
Babası da insaat muhendisiydi Ergil'in, Jadira gibi. Annesinin babası ve ataları da saglam tas duvar ustasıymıs Jadira'nın. Zanaatkar dediklerinden.
Telefonda gelin/baba sohbet etmeye devam ediyor, Ergil elinde kalan son 'hediye'si merdivenlerden iniyordu.
Sohbet konusu belliydi. Kırk yemegi ve mevlit nasıl, nerde yapılacaktı.
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Ağustos 06, 2009
İlk 10 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Çok zorlanmış ve devrik cümleler
Erkan'ın daha var dediği yerler benim de gözüme çarptı:
1. "Nerdeyse 2 yıldır eni konu ugrastıgı ise ne ad verecegi konusunda nerdeyse son fuardan bu yana dusunse de donup dolasıp aklına kurgu ve modellerini ona gore yaptıgı taklamakan geliyor; ama bu ismi vermekte gec kaldıgını da biliyordu." Bir şeye isim verme meselesini bu kadar uzun cümleyle anlatmaya gerek var mıydı? Bu cümleyi en az üçe bölüp yeniden kurgulamanızı öneririm.
2. "Sonradan arada kopmalar olsa da hep tamamlamıslardı birbirlerini." Birbirlerini tamamlamaları için kopmaları değil, tamamlayan eksikliklerinin olması gerekli.
3. "... ucak restoranda yedikleri yemek ve gurup geldi gozlerinin onune." Grup kelimesi yanlış yazılmış.
4. "Birde askın en yogun gunleri." De eki ayrı yazılmalı.
5. "Lubnan Amerikan'dan Kıbrıs'a gecisle geldigi ikinci yılında ilk defa gormustu O'nu." Bu cümleyi hiç anlamadım.
6. "- annesinin guzelligi gelirdi aklına bu tatili dusununce birde -" Sondaki de eki ayrı yazılmalıydı.
7. "neruda soneleri" Neruda özel isim, büyük harfle başlamalıydı.
Öykü boyunca devam eden dağınıklık, güzel denebilecek bir sonla kendini toparlamaya çalışıyor ama yetersiz. Bence yazmaya devam edin.
Eleştirileirmin çoğu dili kullanım ve anlatım üzerine olacaktı ve Erkan Bey bunu gayet güzel yapmış. Kısa bir öykü olmasına rağmen okumakta güçlük çektim inananın. Devrik cümlelerin yoğunluğu birçok cümleyi tekar okumama neden oldu.
Kıbrıs, Lübnan, Yalova, Ankara, Karamürsel, İzmit, Filistin... O kadar çok yer ismi geçiyor ki. Kısa bir öyküde bu kadar fazla mekan kullanılması ankatımı biraz zorluyor. Uzun bir öykü içerisinde daha iyi bir şekilde netleştirilebilir sanırım.
Kurgu güzel. Zaman geçişlerinde biraz problem var. Ancak öykünüzdeki problemler düzeltilebilir nitelikte. Öykünüzü tekrar elden geçirip anlatımdaki kopukluğu giderdiğinizde daha iyi olacağını düşünüyorum.
1. "Elinden kitabı aldı ve uzerini orttu guzel esinin". 'Güzel eşinin' gereksiz gibi ama illa kullanılacaksa cümlenin başında olmalıydı. Öykünün bütününde de devrik cümleye çok fazla başvurulmuş. Bu, okumayı zorlaştırmış ve devrik cümlenin değerini azaltmış.
2. Noktalama işaretleri, bazı yerlerde yanlış kullanılmış ya da hiç kullanılmamış.
3. "Son gunlerdeki yorgunlugu ve bıkkın haline ragmen".
'Yorgunluğu' değil 'yorgunluğuna' olacaktı. "Bıkkın haline" yerine "bıkkınlığına" daha iyi değil mi?
4. "Sonradan arada kopmalar olsa da hep tamamlamıslardı birbirlerini"
Cümleyi anlayamadım. Bu benden mi yoksa cümleden mi kaynaklanıyor?
5. "Son senelerinde okul zamanı iki gun Lubnan'a gidip meshur Beyrut manzaralarından birine sahip ucak restoranda yedikleri yemek ve gurup geldi gozlerinin onune. Hep merak ettigi Lubnan ayaklarının altındaydı."
İlk cümle, lokantadan görülen Beyrut manzarasından bahsederken, ikincisi aynı lokantadan baktığımızda Lübnan'ın ayaklar altında olduğunu anlatıyor.
6. "Yerinde duramıyordu ve ailesine gorunmemek icin Jadira'nın ne taklalar atmıslardı"
'Ve' bağlacının kullanımı yanlış olmuş. 'Ve', aynı öznenin eylemlerini bağlamalıydı. Öyle olsaydı,'Yerinde duramıyordu ve Jadira'nın ailesine görünmemek için ne taklalar atmıştı'ya dönüşürdü ama gene bir terslik var. Belki de sorun, çok farklı iki şeyden bahseden cümleciklerin, tek cümle haline getirilmesi.
7. "Yurtdısında yasayan ve birden cok dil bilen her yabancının kullandıgı avantajı Jadira'da biliyordu"
Aynı cümlede iki 'bilmek' fazla gelmiş. "Jadira'da" da "Jadira da" olacaktı.
8. "..ogrencilik tatillerinde.."
Öğrencilik tatili nedir?
9. "Heyecanına engel olmaya calısarak ve yine sessizce cıktı merdivenleri"
Merdivenleri ikinci çıkışının da sessizce yapıldığı vurgulanmak istenmiş ama 've yine' bozmuş. Alternatif: "Heyecanına engel olmaya calısarak, biraz önce yaptığı gibi sessizce cıktı merdivenleri."
10. "Telefonu ararken guzel esinin sesini duydu"
Eşin güzelliğine ikinci vurgu ama neden? Eşin güzel olduğunu bilmesek ne değişirdi?
11. Son cümle bize erkek kahramanın annesini kaybettiğini anlatıyor. Yani geçmişe yolculuk, eski kitapları hatırlamak ve bulmaya çalışmak vb. Anne'nin kaybedilmesinden kaynaklanıyor. O zaman, kahramanın bu konuda hissettikleri daha ön planda olmalıydı. Lübnan'lı eşle ilgili düşünceler ve yaşananlar, bu ana eksene daha organik olarak bağlanmalıydı. Kahramanın 'bilinci akıyor' olsa bile, her çağrışımın başlangıcı, bir öncekinin bitişiyle aynıdır. Öyküde buna uyulmalıydı.
12. Hatalı bulduğum yerlerin bazılarını yazdım ama daha var.
Bütün öykücülere önerim, öykü ana hatlarıyla ortaya çıktıktan sonra, hemen göndermemeleri ve üzerinde daha fazla çalışmalarıdır.

Eleştiren Erkan Haziran 15, 2009