BÜYÜK SIR Popüler
-Nasıl bir yer burası? diye kendine soramadan edemedi. Alabildiğine düzlük, soğuk ve karanlık. Küçükken ablasından dinlediği o ürkütücü hikayeler aklına geliverdi birden. Hikayede bir yaratık karanlıklar içinden aniden çıkıp her yeri ateşiyle aydınlatıyor ve bir anda ortadan kayboluyordu. Ama bunları düşünmek dahi istemiyordu; çünkü artık yetişkin bir delikanlıydı o ve o şeyi görme zamanı gelmişti. Anlatıldığı kadar var mıydı acaba? Onu bulduğunda gerçekten anlayabilecek miydi kendisini görmek için bu zamana kadar bekleyişinin nedenini?.
Ne kadar yol gittiğini ve o şeye ne kadar yol kaldığını bilemiyordu ama kendisine tarif edilen şekilde yol aldığından emindi. Batıya doğru yol alması yeterliydi onun için ve de öyle yapıyordu. O şeye doğru attığı her adımda sanki kalbi biraz daha hızlı atıyordu. Anlamsız bir çaba mıydı yoksa şu anda yollara düşmesi? Belki de o şey yoktu ve sırf cesaretini ölçmek için kendisine yalan söylenmiş ve bu soğuk ve karanlık düzlüğe salınmıştı. Bir ara geri dönmeyi düşündü, durakladı ve derin bir nefes aldı. Eğer öyle olsa bile, sadece cesaretini ölçmek için yollara salınmış olsa bile umrunda değildi artık; çünkü cesaretini kendisine kanıtlamıştı. –Ben artık cesur bir delikanlıyım, diye haykırdı soğuk ve karanlık düzlüğe doğru.
Artık daha emin adımlarla ilerliyordu o şeye doğru. Az daha, biraz daha derken, donup kaldı birden. Titremeye ve ardından hıçkırarak ağlamaya başladı. –Işte O, buldum Onu! diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Evet oradaydı bu zamana kadar zihnini kurcalayan, kendisini bu saatte yollara, bu soğuk ve karanlık düzlüğe iten o şey. O büyük sır biraz sonra aydınlanacaktı. Yavaşça yanına yanaştı ve o şeyin çevresinde bir kaşif edasıyla turunu attı. Bir an korkuya kapıldı yanıldığını düşünüp. Kendisine anlatılanları hatırlamaya çalıştı. Şekli dikdörtgen ve kendinden yaklaşık on kat daha büyük olmalıydı. Evet gerçekten öyleydi ve hatta üzerinde gezindiğinde kayganlık hissi veriyordu. Şimdi o büyük sırra ulaşması icin tek yapması gereken kendisine anlatıldığı gibi üzerine çıkıp beklemekti o şeyin.
Beklerken büyük bir yorgunluk çöktü bedenine ama uyumanın sırası değildi şimdi. Kendisine anlatıldığı gibi, her an o sırla yüzleşebilirdi. O kadar zaman beklemişti bu sırra ulaşmak için ve şu andan sonra pes etmeye hiç niyeti yoktu. Uyumamak için şarkılar söylüyor, o şeyin üzerinde dolaşıyor ve hatta kendini ara sıra çimdikliyordu. Artık dayanacak gücünün kalmadığı bir anda, büyük bir gürültüyle irkildi ve birden her taraf aydınlandı. Birden ablası aklına geldi. Kendisine anlattığı hikaye gerçek miydi yoksa? Evet gerçekti hepsi ve o dev yaratık karşısında duruyordu. Saklanacak bir yer aradı kendine hemen. O kendisine büyük sır diye anlatılan şeyin altında buldu kendini ve korkudan titriyordu. Birden o şey yukarı doğru hareket etmeye başladı. O şey yukarı doğru hareket ettikçe üzerinde beliren yazılara odaklandı birden. O büyük sır buydu demek. Sonunda öğrenmişti o büyük sırrı. Hızla oradan uzaklaşmaya başladı. Bir yandan dev yaratığı düşünüp kendisine bir şey olmaması için dualar ediyor, bir yandan da o sonunda öğrendiği sırla kahroluyordu. Ortalık aniden karardı. Arkasına döndü. Yaratık gözden kaybolmuştu. Karanlıkta pek bir şey seçilemiyordu ama o bütün gece aradığı şeye uzaktan tekrar son bir defa bakmak istedi. O büyük sırrı, kendisini kahreden o büyük sırrı biliyordu artık. –Lanet olsun!, diye haykırdı o soğuk ve karanlık düzlüğe doğru ve evin yolunu tuttu.
Kapıda kendisini ablası karşıladı. Hiç bir şey konuşmadan sadece birbirlerine baktılar. Ablasının gözleri doldu kendisininkiler gibi. –Beni kraliçeye götür abla, dedi. Kraliçenin huzuruna çıktığında sinirlerine hakim olabilmek için büyük bir özveri göstermesi gerektiğini biliyordu. Artık huzurundaydı kraliçenin. Hadi! hep birlikte kulak verelim kendilerine:
Kraliçe: Nooldu len Boklu Sülo şaşırmış gibi duruyon?
Sülo: Ağzımı bozmak istemem huzurunda kraliçem; ama bu yaptığını Kanatsız Gancık bile yapmaz.
Kraliçe: Anlat hele neymiş sır? Yazıları gördün mü yazıları Deli Oğlan?
Sülo: Gördüm. Meğer hepimiz önemsiz birer karıncaymışız ve dünya denilen bir gezegen üstünde yaşayan küççücük bir popülasyonmuşuz. Yazıklar olsun böyle kadere.
Kraliçe: Kızma len kızma. Neden bu öyküde mal gibi bir rol aldığını biliyon mu?
Sülo: Bilmiyom, niyeymiş?
Kraliçe: E-Hayalet diye bilinen bir internet sitesinde yorumlarıyla dikkat çeken Fetekos diye biri, ağacın altındaki taş blok üzerinde oturan masum ve güzel kadın da denebilir kendisine, demişki: „Karıncanın 2 metrelik bir mutfak tezgahı üzerinde yürüyüşünden bir öykü oluşmaz“ demiş.
Sülo: Benim üzerinde bütün gece mal gibi dolandığım soğuk ve karanlık düzlük yoksa 2 metre uzunluğunda bir mutfak tezgahı mıymış?
Kraliçe: Ha şunu bileydin Boklu Sülo. Kaybol şimdi gözümün önünden.
Sülo: Bokun yirim kraliçem affet.
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Haziran 22, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
...
Kraliçenin neden şiveyle konuşuyor olduğu kafama takılsa da çok samimi buldum. Samimilikten ziyade karıncanın bir filozof gibi konuşturlmak istenmeyişinden bu tür bir anlatımın tercih edildiğini düşünüyorum.
Anlatımınızdaki "Hadi! Hep birlikte kulak verelim kendilerine." ifadesi anlatımın akışını bir an için bozuyor gibi geldi. Çok fazla söylencek bir şey yok. Oldukça başarılı, tebrik ediyorum. Öykülerinizi okumaktan büyük keyif alıyorum.
Son Güncelleme: Haziran 20, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Karıncadan Hisse
Erdener geçenlerde yazılarını hangi başlık altında yazacağını sormuştu. Admin’e, ileride değerlendirilecek de olsa, bir talep daha gönderelim. Bence fıkra da iyi bir bölüm olabilir. Öykü dışındaki anlatı türlerinden bahsederken bunu atlamışım. Zira bu anlatının, karıncanın yalnızca 2 metrelik mutfak tezgahı üzerinde yürümesinden bir öykü oluşabileceğini kanıtlamak yerine, bir anlatının içinde mutlaka bir çelişki, çatışma barındırması gerektiğini ve içinde çelişki, çatışma barındırdığı sürece hiç yürümeyen bir karıncanın dahi öyküsünün yazılabileceğini vurgulamayı amaçlamış olan “karınca örneğini” hicivle teyit eden, hem mizahi fıkra türünün hem de köşe yazısı olan fıkra türünün bazı önemli özelliklerini taşıyan bir anlatı olduğunu söyleyebilirim. Gazete fıkraları, ele alınan konularda farklı görüş açılarını yansıtmadan, ayrıntıya girmeden, okuru inandırma ve savını kanıtlama amacı gütmeden yazılan yazılar; mizahi fıkralarsa nükte ve mizah unsurlarıyla sonuç çıkarmaya yönelen yazılardır. Bu anlatıda her ikisinin izine de rastladım.
Özellikle mizah türünde kötü etkileri her alanda hissedilen müthiş bir boşluk var ve bu boşluk nedeniyle mizah adına zirzopluğu iş edinmiş bir sürü boş insanla doldu ortalık. Bizim gibi insanların bile birbirlerine karşı hoşgörüsüz, aşırı işkilli, açık göründüğü halde esasen eleştirinin herhangi bir türüne pek tahammülü bulunmayan, eleştirilince karşısındakini anlamaya çalışmak yerine daha çok anlamsızca kabaran bir gururla kendini savunmayı tercih eden kişiler haline dönüşebildiği ve aralarında dayanılmaz, çekilmez bir iletişimsizlik, kaskatı dogmatizm kokan ilişkilerin gelişebildiği bir ülkede, hatta hiç kullanmamıştım bu terimi şimdiye dek ama artık gerekiyor sanırım, böylesi “eril” zihniyetli bir dünyada “gerçek” mizah, olmazsa olmaz bir reçetedir. Mizahın, özellikle siyasi mizahın gelişiminin zor da olsa tüm bunları aşmaya yardımcı olacağına inanıyorum, bunu umut ediyorum. Bu nedenle mizah türündeki yazıları, elbette seninkiler de dahil, oldukça önemsiyorum, Erdener.
Ayrıca mizah türünde bir anlatıya konu olmak gerçekten güzeldi. Pek güler ve senin yazına uygun daha renkli ve keyifli bir yorum yazmak isterdim ama kedimiz kayıp, elim yazıya zor gidiyor. Umarım fıkra ve mizah çalışmalarının devamı gelir de “ağacın altındaki taş blok üzerinde oturan, kendisine masum ve güzel kadın da denilebilen Fetekos diye biri”, yorum yapmayacak olsa da okumaya devam eder.
-
2009-06-07 23:06:33 |Publisher| fetekos
-
2009-06-08 06:04:16 |Unregistered| erdener tiknaz
Kediye şimdi üzüldüm diyebilirim. Ben herhangi bir varlığın cinsel özgürlüğünün kısıtlanmasını onaylamıyorum. Hele sevişmek için evden kaçtığı aile meclisi tarafından zapta geçirilen bir kedinin (Küçük), daha toleranslı bir cinsel yaşamı hak ettiğinine inanıyorum.
Bu Küçük`ün ilk evden kaçışı sanırım. Bu aradan geçen 3 gün içerisinde kimlerle içten diyaloğa girdiği bilinmiyor; ama epeyce hırpalandığı gözlenmiş. Küçük`ün evden kaçışını küçük bir yaramazlık olarak görmeyip, hayata dair attığı büyük bir adım olarak görmek, kendisini eve bağlama adına atılacak ilk adımdır diye düşünüyorum. Eve Küçük`ün karşı cinsi bir kedi almak veya bir tanıdığın kedisiyle ara sıra görüştürmek faydalı olabilir. Küçük`ün gözetim altında edineceği cinsel deneyimler, hırpalanmasını gerektirecek şeylerin ne olabileceği veya herhangi bir taraftan böyle bir talebin gelip gelmediğine dair büyük ipuçları verebilir. Küçük`ün birleşme sonrasındaki ruh halinden, bu yaşananların öncelikle kendisi ve sonra sizler için tatmin edici bir pratik olup olmadığı anlaşılabilir. Şahsen benim, sevişmek için evden kaçan bir kedim olsa ona saygıda kusur etmez, kendisinin cinsel özgürlüğünü kısıtlamak yerine yukarıda çekinerek anlattığım yöntemlere başvururdum.
Bu bahsettiklerim sonrası yanlış anlaşılmamış olmayı diler, senin adına sevindiğimi de belirtmek isterim. Geçmiş olsun!
Ne istiyoruz? ---------------Özgürlük!!!
Vermeyecekler! ------------Alacaz!!!
Vermeyecekler! ------------Alacaz!!!
Vermeyecekler! ------------Alacaz!!!
-
2009-06-08 15:05:18 |Publisher| fetekos

Erdener, önerdiğin yöntemler harika ama kedileri çok iyi tanımıyorsun anlaşılan. Süs için evde bulundurulan zavallı kediler ve diğerleri dışında, onlar için pek işlevli değil ne yazık ki. Söz konusu Küçük, 5 sene önce henüz yavruyken sokakta bularak aramıza aldığımız, şimdi olgun ve bu yöntemleri aşmış bir dişi. Bu, sokakla ilk tanışması değil. Her gün bahçede, misafir kedilerle diyalog içerisinde bulunur da yatıya gittiği hiç olmamıştı. Eğer uzaklaşmaya zorlanmadıysa, onca kediyi beğenmeyip semt değiştirecek kadar büyük bir karşı cins yokluğu yaşamış. O kadar özgür bir dişi ki evde erkek istemez. Zaten kediler tek eşli de değildir. Her türlü denetime kesin biçimde karşı, o istemeden yerini değiştirmek bile mümkün değilken erkeğini biz seçemeyiz. Yani bir hayli özgür, kişilik sahibi, özel yaşantısını gözler önünde yaşamayan bir cins. Gözlemlerimiz bu yönde. Şimdi böyle ütopik bir dünyada hak arama mücadelesine konu olan senin sloganlar işler değil. Şimdilik pencereye bile yanaşamayacak kadar ürkmüş, bitkin ve evi özlemiş ama hafta sonları yorgunluk ve üzüntüyle geçmiş, evcil hale getirdiği için sorumlu olduğu ferdini tamamen tesadüf eseri bulabilmiş aile meclisi üyeleri, birkaç ay sonrası için dünya görüşleriyle çelişmeyecek başka bir yöntem düşünüyor. Bu arada kendisine saygıda kusur etmiyoruz tabii, hatta örnek almaya çalışıyoruz bile denebilir.
-
2009-06-07 04:08:49 |Unregistered| erdener tiknaz
Sevgili Fetekos,
Kediye üzüldüm diyemiyorum; çünkü acıyı çeken sensin. Kedi kendi inisiyatifini kullanıp kaybolmuş bir süreliğine ve umarım geri döner. „Kedimiz“ sözcüğünden de yalnız yaşamadığını veya en azından bu acıyı paylaşabileceğin birisi veya birileri olduğunu tahmin edebiliyor; ama acının derecesini tahmin edemiyorum; çünkü benim hiç bir zaman kedim kaybolmadı. Dolayısıyla şu anki ruh halini, üzgün olman dışında, kesin olarak tahmin edemiyorum da diyebilirim. O kediyle neler yaşadığını, o kediye ne sıfatlar ve de zamirler yüklemiş olduğunu bilemiyorum; ama O kedi şu eleştiriye konu oluyor ve eleştirinin elektiriksel kutbunu ve de akışını belirleyebiliyorsa senin için çok önemli olmalı diyebiliyorum.
„Umarım fıkra ve mizah çalışmalarının devamı gelir de “ağacın altındaki taş blok üzerinde oturan, kendisine masum ve güzel kadın da denilebilen Fetekos diye biri”, yorum yapmayacak olsa da okumaya devam eder.“
sözünün, bir daha yorum yapmayacağın yolunda verdiğin kesin bir karar olmamasını diliyorum. Aramızda „Sensiz buralar çekilmez gel bir daha düşün Fetekos“ samimiyetinin henüz oluşmadığı bilinciyle, okuduğum tüm yorumlarını takdir ettiğimi de belirtmek isterim.
Yukarıdaki eleştirini kediniz bulunduğunda veya bu acıyı biraz olsa da unutabildiğin başka bir zamanda yeniden elden geçirmeni diliyorum.
Bir öneri: Haber/Duyuru başlığı altında kaybolan kedinin bir tarifi yapılabilir, veya bir resmi e-Hayalet üyeleri ve de misafirleriyle paylaşılabilir. Bu siteye bağlanan bütün arkadaşların yardımsever ve duyarlı insanlar olduklarına inanıyorum.
Yorumlar
Bu Küçük`ün ilk evden kaçışı sanırım. Bu aradan geçen 3 gün içerisinde kimlerle içten diyaloğa girdiği bilinmiyor; ama epeyce hırpalandığı gözlenmiş. Küçük`ün evden kaçışını küçük bir yaramazlık olarak görmeyip, hayata dair attığı büyük bir adım olarak görmek, kendisini eve bağlama adına atılacak ilk adımdır diye düşünüyorum. Eve Küçük`ün karşı cinsi bir kedi almak veya bir tanıdığın kedisiyle ara sıra görüştürmek faydalı olabilir. Küçük`ün gözetim altında edineceği cinsel deneyimler, hırpalanmasını gerektirecek şeylerin ne olabileceği veya herhangi bir taraftan böyle bir talebin gelip gelmediğine dair büyük ipuçları verebilir. Küçük`ün birleşme sonrasındaki ruh halinden, bu yaşananların öncelikle kendisi ve sonra sizler için tatmin edici bir pratik olup olmadığı anlaşılabilir. Şahsen benim, sevişmek için evden kaçan bir kedim olsa ona saygıda kusur etmez, kendisinin cinsel özgürlüğünü kısıtlamak yerine yukarıda çekinerek anlattığım yöntemlere başvururdum.
Bu bahsettiklerim sonrası yanlış anlaşılmamış olmayı diler, senin adına sevindiğimi de belirtmek isterim. Geçmiş olsun!
Ne istiyoruz? ---------------Özgürlük!!!
Vermeyecekler! ------------Ala caz!!!
Vermeyecekler! ------------Ala caz!!!
Vermeyecekler! ------------Ala caz!!!
Diğer yandan, kedi, benim için değil tabii ama yorumum için ayrıntıydı, Erdener. Yani onunla ilgili hislerimin bir eleştiriye yön verdiğini zannetmiyorum. Yorumda bahsettiğim, her alanda karşılaştığımız , eleştiriye genel bakış açısından ve onunla bağlantılı diğer konulardan herkes kadar ben de rahatsızım tabii ki. Eleştireni de, aslında eleştirileni de rahatsız eden sorunlu bir algılayış söz konusu. Bu yalnızca benim sorunum değil, yalnızca eleştiriyle alakalı bir sorun da değil. Toplumsal yaşama hakim birçok verili tanımlama, onlarca yıldır yer etmiş anlayış birden sökülüp atılamıyor. Bu bir süreç işi ve ancak süreklilik kazanmış toplumsal ilişkiler içerisinde, gene süreklilik ve düşünsel bir bütünlük gerektiren bir uğraşıyla mümkün. Bundan kaçınmak gibi bir niyetim yok, tam tersine üstüne gitmek gerektiğine inanıyorum ama öykü konusunda açıkçası benim yorumlarımla ilgili benden kaynaklanan bir sorun olabileceğini de düşünüyorum. Yaptığım işle alakalı bir hastalık söz konusu galiba. Çünkü bir yazının, kişinin kafasındakileri olabildiğince sistemli bir şekilde aktarma aracı olma işlevini fazlaca önemsiyorum ya da/ ve de başka türlüsünü bilmiyorum. Bu nedenle sanki ondan bir makale çıkacakmış gibi önüme gelen her şeyi çözümlemeye, sonra da sonuç çıkartmaya girişiyorum. Bu işi yaparken fazlaca ayrıntıya iniyorum ve hatta yapılacak yorumlar için geriye başka bir ayrıntı da neredeyse bırakmıyorum. Yapılan birkaç yorum, bir arkadaşımın görüşü ve senin yazın da, bunun yazar için, belki de okuyanlar için biraz rahatsız edici olabileceğini hissetmeme neden oldu. Bundan rahatsız olmayı yadırgıyorum ama eğer böyle bir rahatsızlığa yol açıyorsa, bana doğru gelse bile, neden devam edeyim ki yorum yapmaya; iletişim kurmanın yolunu başka türlü bulmak, ilişki sürdürmenin kapanan bir yolunu zorlamak yerine, yeni bir yol açmaya çalışmak gerekiyor demek ki, diye düşündüm. Bu düşünce tarzının, karşılıklı etkileşimle ortaya çıkartılan tüm kolektif işler için gerekli olduğunu düşünüyorum. Hepsi bu. Yani sana veya herhangi birine kişisel bir alınmışlık hissimden kaynaklanmadı. Bu tür konuları kişiselleştirip , haklı ya da haksız, alınganlık göstermekten çok çok uzağım.
Benim kararlarımına gelince; “varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı”, nasıl diyordun sen?, oldukça “göreceli”
(Görece 11- Fetekos)Kediye üzüldüm diyemiyorum; çünkü acıyı çeken sensin. Kedi kendi inisiyatifini kullanıp kaybolmuş bir süreliğine ve umarım geri döner. „Kedimiz“ sözcüğünden de yalnız yaşamadığını veya en azından bu acıyı paylaşabileceği n birisi veya birileri olduğunu tahmin edebiliyor; ama acının derecesini tahmin edemiyorum; çünkü benim hiç bir zaman kedim kaybolmadı. Dolayısıyla şu anki ruh halini, üzgün olman dışında, kesin olarak tahmin edemiyorum da diyebilirim. O kediyle neler yaşadığını, o kediye ne sıfatlar ve de zamirler yüklemiş olduğunu bilemiyorum; ama O kedi şu eleştiriye konu oluyor ve eleştirinin elektiriksel kutbunu ve de akışını belirleyebiliyo rsa senin için çok önemli olmalı diyebiliyorum.
„Umarım fıkra ve mizah çalışmalarının devamı gelir de “ağacın altındaki taş blok üzerinde oturan, kendisine masum ve güzel kadın da denilebilen Fetekos diye biri”, yorum yapmayacak olsa da okumaya devam eder.“
sözünün, bir daha yorum yapmayacağın yolunda verdiğin kesin bir karar olmamasını diliyorum. Aramızda „Sensiz buralar çekilmez gel bir daha düşün Fetekos“ samimiyetinin henüz oluşmadığı bilinciyle, okuduğum tüm yorumlarını takdir ettiğimi de belirtmek isterim.
Yukarıdaki eleştirini kediniz bulunduğunda veya bu acıyı biraz olsa da unutabildiğin başka bir zamanda yeniden elden geçirmeni diliyorum.
Bir öneri: Haber/Duyuru başlığı altında kaybolan kedinin bir tarifi yapılabilir, veya bir resmi e-Hayalet üyeleri ve de misafirleriyle paylaşılabilir. Bu siteye bağlanan bütün arkadaşların yardımsever ve duyarlı insanlar olduklarına inanıyorum.

Kedi hakkındaki dileklerin için teşekkür ederim, Erdener. Ne derlerdi, Allah sevdiği kuluna önce eşeğini kaybettirip sonra buldururmuş, sevindirmek için. Bizim gibi kullarını ancak bu şekilde sevindiriyor demek ki. Tüm ümitlerimiz tükenmişken, üçüncü günün sonunda, evden oldukça uzak bir sokak arasında son kez gezinirken boş bir evin giriş basamaklarından anneme doğru zar zor yürüyen kir pas içinde, bitap haldeki kızımız Küçük, ayaklarımızı yerden kesti. Ölüm kabul edilir de kayıp gerçekten çok üzücüymüş. Babam, annem ve ben çılgın gibi sokaklara dağılıp aramaya koyulduk, bulduğumuza da hala inanamıyoruz. Kendine de fazlaca zarar veren bu yaramazlığının sonucunda, bizim ailenin anlayışına aykırı da olsa, sanırım, cinsel özgürlüğünü kısıtlamak zorunda kalacağız kızımızın. :-)
Diğer yandan, kedi, benim için değil tabii ama yorumum için ayrıntıydı, Erdener. Yani onunla ilgili hislerimin bir eleştiriye yön verdiğini zannetmiyorum. Yorumda bahsettiğim, her alanda karşılaştığımız, eleştiriye genel bakış açısından ve onunla bağlantılı diğer konulardan herkes kadar ben de rahatsızım tabii ki. Eleştireni de, aslında eleştirileni de rahatsız eden sorunlu bir algılayış söz konusu. Bu yalnızca benim sorunum değil, yalnızca eleştiriyle alakalı bir sorun da değil. Toplumsal yaşama hakim birçok verili tanımlama, onlarca yıldır yer etmiş anlayış birden sökülüp atılamıyor. Bu bir süreç işi ve ancak süreklilik kazanmış toplumsal ilişkiler içerisinde, gene süreklilik ve düşünsel bir bütünlük gerektiren bir uğraşıyla mümkün. Bundan kaçınmak gibi bir niyetim yok, tam tersine üstüne gitmek gerektiğine inanıyorum ama öykü konusunda açıkçası benim yorumlarımla ilgili benden kaynaklanan bir sorun olabileceğini de düşünüyorum. Yaptığım işle alakalı bir hastalık söz konusu galiba. Çünkü bir yazının, kişinin kafasındakileri olabildiğince sistemli bir şekilde aktarma aracı olma işlevini fazlaca önemsiyorum ya da/ ve de başka türlüsünü bilmiyorum. Bu nedenle sanki ondan bir makale çıkacakmış gibi önüme gelen her şeyi çözümlemeye, sonra da sonuç çıkartmaya girişiyorum. Bu işi yaparken fazlaca ayrıntıya iniyorum ve hatta yapılacak yorumlar için geriye başka bir ayrıntı da neredeyse bırakmıyorum. Yapılan birkaç yorum, bir arkadaşımın görüşü ve senin yazın da, bunun yazar için, belki de okuyanlar için biraz rahatsız edici olabileceğini hissetmeme neden oldu. Bundan rahatsız olmayı yadırgıyorum ama eğer böyle bir rahatsızlığa yol açıyorsa, bana doğru gelse bile, neden devam edeyim ki yorum yapmaya; iletişim kurmanın yolunu başka türlü bulmak, ilişki sürdürmenin kapanan bir yolunu zorlamak yerine, yeni bir yol açmaya çalışmak gerekiyor demek ki, diye düşündüm. Bu düşünce tarzının, karşılıklı etkileşimle ortaya çıkartılan tüm kolektif işler için gerekli olduğunu düşünüyorum. Hepsi bu. Yani sana veya herhangi birine kişisel bir alınmışlık hissimden kaynaklanmadı. Bu tür konuları kişiselleştirip, haklı ya da haksız, alınganlık göstermekten çok çok uzağım.
Benim kararlarımına gelince; “varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı”, nasıl diyordun sen?, oldukça “göreceli” :-) (Görece 11- Fetekos)