BİR SİNEK MUSALLAT OLDU Popüler
Büyük bir göbekle ne kadar eğilinebilirse o kadar eğildi. Yeterli olmadı. Dizlerinin ve ellerinin üzerinde dört ayak oldu, yere yaklaştı ve döşemeye dikkatle baktı. Çok küçük, siyah bir şey vardı yerde. O muydu?
Yer döşemesi böyle koyu olmasa çok daha rahat seçecekti. Başını yere iyice yaklaştırdı. Gördüğü şey, görmeyi umduğu şey değil bir düğmeydi. Nereye gitti bu diye düşünürken solundan bir vızıldama geldi. Sinek göremediği bir yerden kalkmış, sol eline konmuştu. Olduğu pozisyonda kaldı, başını hiç oynatmadan gözlerini eline çevirdi. Sinek konduğu noktadan çok fazla uzaklaşmadan elinde dolaşıyordu. Dolaştığı yerler kaşınıyordu ama Halim direniyordu bu isteğe. Sineği öldürdükten sonra istediği kadar kaşıyabilirdi ama şimdi sabretmeli, sabahını zehir eden bu mahluktan kurtulmalıydı. Yakaladığı anda iki elinin avuçları arasına alacak, kanadı bir yana, bacağı bir yana kopana kadar ufalayacaktı. Sağ elini çok yavaş kaldırdı ve diğer eline yaklaştırmaya başladı. Sinek olan bitenden habersiz kısa turlara devam ediyor, ısırılacak en iyi yeri arıyordu. Halim sağ elini sineği en iyi vurabileceği mesafeye getirdi. Şu anda dünyada en çok istediği şey bu sineği öldürmek ve işinin başına dönmekti.
Elini sineğe doğru indirdi, ama çok hızlı vurayım derken sineği ıskalamış ve bileğine vurmuştu. Vuruşun şiddetiyle sol eli yerden kesildi. Sanki havuza balıklama atlarmış gibi, yere ilkönce başı değecek şekilde sırtüstü kapaklandı. Kafasının arkasını vurduğu anda tok ve yüksek bir ses çıktı. Şimşekler çakmış, sanki beyni kafatasının içinde yerinden oynamıştı. Bir süre o halde kaldı, sonra yüzüstü döndü. Tam ellerini koymuş, doğrulmaya niyet etmişken sinek vızıldayarak geldi ve kafasının saçsız yerine kondu. Bu, Halim’i en sonunda zıvanadan çıkarttı. Eliyle sineği kovarken, saygınlığını, işadamlığını, hemen kapı dışındaki onlarca çalışanının duyabileceğini unutmuş, aklına gelen bütün küfürleri haykırmaya başlamıştı:
“Senin ananı avradını ecdadını ..”
Hantal vücudunu iki ayağı üzerine güç bela kaldırdı. Bunu yaparken durmamış, küfürleri saymaya devam etmişti. Nefes nefese kalıp susmak zorunda kalınca kapının hafif hafif çalındığını duydu. Sekreteri olmalıydı çalan.
“Gel”
“Halim Bey, iyi misiniz?”
“İyiyim, yok bir şey.”
Sekreter cevabı tatmin edici bulmamıştı, hala soran bakışlarla bakıyordu.
“Hadi işine bak sen.”
Durdu.
“ Mustafa sana bir evrak bırakmış, getir bakalım onu”
“Hemen getiriyorum, Halim Bey”
“Yok vazgeçtim, şimdi getirme. Ben sana söylerim.”
“Olur Halim Bey”
Kapı kapandı. Halim yerine oturdu. Suratı kıpkırmızı olmuş, yüzü terlemişti. Kravatını gevşetirken, gene küfretti sineğe. Sabahı berbat olmuş, elindeki işlerin hiçbiriyle ilgilenememişti. Saatine baktı. Ona gelmişti. Demek yirmi dakikadır bu sinekle uğraşıyordu. En ağırından bir küfür daha savurdu. Sineği artık unutması gerektiğini, işine dönmesi gerektiğini biliyordu. Ortağının ısrarla girelim deyip durduğu ihaleyi düşündü. İyi bir fırsattı ama içeride adamları yoktu. Ortağı sanki ihale işlerine yeni girmiş bir acemi gibi, “belki adamsız da alırız” demişti. O da “gülünç olma, ben bulurum birini” cevabını vermiş, telefonu kapatmıştı. İhalede kimin yardımcı olabileceğini uzun uzun düşünmüş, sonunda Adnan Bey’i aramaya karar vermişti ki bir sinek vızıldayarak pencereden girmiş kafasının saçsız yerine konmuştu. Halim, eliyle sineği kovmuş, cep telefonunun fihristinde Adnan Bey’in numarasını aramaya başlamıştı. Sinek odanın ortasında keyfine göre uçuşlar yapmış, sessiz odayı tiksinme duygusu yaratan bir vızıltıya boğmuştu. Halim, numarayı bulmasına rağmen telefonu bırakmış, sineğin işini görmek için ayağa kalkmıştı.
Yirmi dakika önce küçücük bir sinek olan bu mahluk, şimdi Halim’in kafasında kocamandı. Her yoketme girişimiyle daha da büyümüş, bunca iş güç varken, ele alınması gereken sorunlar listesinin en önüne geçmişti. Şimdi neredeydi acaba? Nasıl böyle ortalıktan yokoluveriyordu? Yoksa girdiği pencereden uçup gitmiş miydi? Pek umut etmiyordu bunu. Ne zaman böyle düşündüyse yanılmış, sinek, odanın ortasında dönmeye başlamıştı. Şimdi de buradaydı, emindi bundan. “Koltuklar ve yer döşemesi bu kadar koyu olmasa çoktan bitirmiştim işini” diye düşündü. Değiştirse miydi? Koltukları ve yeri bembeyaz hayal etti. O beyazlıkta sineğin yumurtasından yeni çıkmış yavrularını bile görürdü. Saçmaladığını düşünüp, sinirli sinirli güldü. Masadan telefonu aldı, Adnan Bey’in numarası ekrandaydı hala. Ara tuşuna bastı, kulağına götürdü.
“Adnan Bey nasılsınız?”
“Ooo Halim Bey. Selamlar, yahu nerelerdesiniz? Sesinizi duyamaz olduk”
“Valla Adnan Beyciğim, bildiğiniz gibi koşturuyoruz. İşler çok yoğun”
“Bilirim bilirim. Kriz sizin sektörü pek etkilemedi”
“Hamdolsun öyle. Biz de bazı önlemler aldık tabi, yoksa iflas edenler oldu”
Cümlesini bitirmişti ki, sinek vızıldayarak, sanki hiçbir şey olmamış gibi önündeki kağıda kondu. Halim, bir an konuşmayı unuttu, dikkatini sineğe verdi. Pozisyonu çok iyiydi. Sol eli masanın üstünde, sineğe çok yakındı. Ani bir hamleyle bitirecekti bu işi. Bu sefer öldüreceğini biliyordu.
“Şimdi sıçtım ağzına”
“Efendim?”
“Size demedim Adnan Bey. Kusura bakmayın, şey oldu da..Sinek..”
“Sinek.. Sinek öyle bir yere kondu ki, gebertmemem imkansız” diyecekti az kalsın Adnan Bey’e. Çocuk gibi sevinmişti. Şimdi hızlı hareket etmesi gerekiyordu, sineğin yeniden uçup gitmesine izin veremezdi.
“Adnan Beyciğim, çok acil bir işim çıktı. Sizi birazdan arasam?”
“Tamam” dedi Adnan Bey. Sesi sertti.Yanlış anlamıştı galiba. Halim’e çok saçma geldi bu. Koskocaman adam birdenbire edilen ve konuşulanlarla hiç alakası olmayan küfürün kendisine söylenmediğini anlamaz mıydı? Umursamadı, şu anda en önemli şey sinekti.
Sol elini çok yavaş kaldırdı ve hızla sineğin üstüne indirdi. Bir zaman öyle tuttuktan sonra açtı elini. Sinek yoktu. O iğrenç vızıltıyı çıkartan şeffaf kanatlar, şeffaf kanatların bağlı olduğu tiksindirici, simsiyah gövde yoktu. Önündeki şey bir düğmeydi. Biraz önce yerde gördüğü düğme..
Kafası karıştı bir anda. Neyin doğru olduğunu, son yarım saattir neler olduğunu, ne yapıyor olduğunu anlamaya çalıştı. Rüya mı gördüm diye sordu kendine. Rüya değildi, sorarken de biliyordu bunu. Bir anda aklını oynattığından korktu, iyice telaşlandı. Kafasını tuttu, sanki kafa bir yerlere kaçıp gidecekti. Beyninde bir sinek vızıldıyor, konduğu her hücreyi iğrenç bir salgıyla zehirliyordu. Buna dayanamazdı. Kendini koltuğa attı. Birkaç saniye, deli gibi kıs kıs güldü, sonra aniden düğmeyi aldı, kapıyı açtı, hızla sekreterinin yanına gitti.
Sekreteri, dolgun bacaklarının en yukarılarını gösterecek kadar sıyrılmış mini eteğini düzeltti, ayağa kalktı. Halim Bey’in hemen yanında bitivermesi telaşlandırmıştı.
“Buyrun Halim Bey”
“Bu senin mi?”
Nalan, patronunun elindeki düğmeye baktı. Mahçup mahçup,
“Eteğimin düğmesi..” dedi.
Söylediğinin yeterli olmadığını düşünüp, devam etti:
“İhale klasörlerini odanızdaki dolaba koyarken yere çömelmiştim. Herhalde o zaman düştü”
Halim birdenbire hatırladı. Eteği, siyah çorapları, dolgun bacakları, düğmeyi..
“Tamam, daha dikkatli ol”
Dayanamadı ekledi:
“Eteğin boyunu da biraz uzat”
Odasına döndü. Koltuğuna yaslandı. “Sekreterimi değiştirmeliyim” diye düşündü. “Hem de en kısa sürede..Kırkından sonra azanı teneşir paklarmış. Biz altmış olduk..”
Üye eleştirileri
Bütün üye eleştirilerini listeleToplam 5 üyeden ortalama puan:
Merhaba Erkan,
Öykünüz çarpıcı bir karşıtlık üzerine kurulmuş. Sistemin bir öncüsünün (patron)en değersiz gördüğümüz bir canlıyla-sinekle- çatışması.
Fakat öykünün sorunsal yanı, fikri konusunda yazarın kafasının yeterince açık olmadığı kanısındayım. İki noktadan buraya ulaşıyorum. Birincisi Sinekle uğraşırkan ortağından telefon gelir. Burada güzel bir başlangıç var. "Şimdi sıçtım ağzına..." Açıkçası burada heyecanlandım. Öykü güçlü bir boyut kazanacak. Sinek üzerinde iki tüccarın çelişkini zevkle seyredeceğiz diye düşündüm. Ama siz Adnını öykü dışına itmişsiniz. Oysa paralel bir kurğuyla sinekle uğraşırken ve Adnan'lada olançelişini de görselleştirebilirmiydiniz?
İkinci nokta ise öykünün sonu. Patronun sinekle olan çelişkisini düğme üzerinde sekretere bağlamanız öykünün yönünü değiştirdiği gibi fikrini de zayıflatmış. Sekreterin patrona karşı ilgisinin nedenselliğini de öyküde göremiyoruz. Oysa öykünün ortalarından sekreter patronun odasına girdiğinde hareketlerinde, bakışlarında vb. bu noktayı mimleyebilirdiniz.
Son olarak yazınızda kimi kelimeler ve cümle sorunları var.
Bana göre kısa bir yazın olan öyküde kelime seçimi de çok önemli. Sizin kimi kelimeleriniz okumamı zorladı, kılçık yutar gibi oldum okurken.
Şu kelimeler ve cümleler
POZİSYON, SABRETME, MAHÇUP,BERBAT, DOĞRULMAYA NİYET ETMİŞKEN
Sorunlu gördüğüm cümleler,
ısırılacak değil de, sinek ısıracak en iyi yeri arıyordu olmalı.
Hantal vücudunu iki ayağı üzerine güç bela kaldırdı. Sanırım iki bacağı demek istemişsiniz.
Sekreter dolğun bucaklarını en yukarının en yukarılarını göstererek kadar... bacaklarınn yukarısı aşağısı olmaz ki. Dizlerine mi ya da kalçalarına mı demek istiyorsunuz?
Bu kadar ilgi gören bir öykü yazdığın için teşekkürler. Eleştirilerime gelince, eleştiri gelişmenin motorudur. Doğru veya yanlış nasıl görüyorsak yazara düşüncelerimizi açaklamalıyız diye düşünüyorum.
Muhteşem sadelikte ve hiç bir kelimeyi yerinden oynatamayacağımız kadar birbirine yaslı. Halim'e haksızlık yapmamak gerek. O düğmeyi alıp fantazisine fantazi katabilirdi. Bunun yerine öyküye can veren "Sinek"le yazarın kafasındaki normlar kanatlanmış, Halim'i dürtüleriyle, bilinçaltıyla huzursuzlandırmış. Yazar Halim'e öyle güzel bir psikoloji vermiş ki-pisikolojiyle ilgili bir yazar olsa gerek" düz okumanın imkanı yok. Kurgunuzun ustalığı karşısında hayranlık duydum.
Betimlemelerin iyiliğinden olsa gerek öykünüzü okurken kendimi Halim gibi döşemenin üzerinde buldum. Tıpkı onun gibi iki elimle beraber dizlerimin üzerine dört ayak oldum. Sonra sağ elimi kaldırıp sol bileğime vurdum. Şiddetli de vurdum. Ancak, balıklama ve kafamın arkasına düşemedim. Her vuruşta yüzümün üzerine ya da yanağımın üzerine düştüm. Ters dönmem için sol bileğime dışarıdan birinin vurması gerekiyordu. Balıklama düşmem için de dizlerimin yerde olmamamı gerekiyor. Dizlerimi yerden kaldırıp birdirbir oynar gibi durursam balıklama düşüyorum. Siz ne dersiniz?
Kelimeleriniz bol olsun.
Son Güncelleme: Haziran 20, 2009
İlk 10 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
...
Sevgili Erkan,
Bu eğlenceli öykü için çok teşekkürler. Ben çok beğendim. İşyerindeki Cuma gününe uygun, ruh halimize denk bir hikaye okumuş oldum. Halim'in sineği alt etme çabaları sırasındaki verdiği mücadelenin detayları, düşüşü, kızgınlığı çok güzel ifade etmişsin. Her şey insanın gözü önüne çok rahat geliveriyor. Sekreterin altmış yaşındaki patrona beyhude cilvelenmesi ise sineğin gölgesinde kalmış, belki de gereksiz olmuş.
Tekrar tebrikler, yazılarının devamını okumak dileğiyle...
Son Güncelleme: Haziran 25, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
...
Kurgu öykünün içerisinde çok güzel sindirilmiş. Kahramanın sineği yok etme çabaları esnasında sekreterin odaya girmesi, onun bir süre sonra öyküde tekrar can bulacağı ipucunu veriyor olsa da öyle güzel geçişler yapmışsınız ki okuyucu sekreteri unutuyor bir an.
Önemli bir ihale masada, Adnan Bey telefonda beklerken bir işadamı olduğunu düşündüğüm Halim Bey'in sineğe karşı verdiği mücadele gerçekten de gülünç. Küçücük bir sinek üzerine bu kadar uğraşı gösteren Halim Bey'in, genç sekreterinin düğmesinin kopmasıyla hayalinde canlandırdıkları pek de kural tanıyacak cinsten olmayacağa benziyor. Bu onun karakteriyle de az çok bilgi veriyor aslında. Sekreterinin onda uyandırdığı hislerin bir anlamda mekanik olduğunu düşünüyorum. Bunu da öykünün sonunda onu işten çıkarma fikrine ulaşmasından yola çıkarak söylüyorum. Küçük şeylerden yola çıkıp, ayrıntılarda gezinerek, zaman zaman komik duruma düşüp,inadından vazgeçmeyerek(sineği yok etme isteğinde olduğu gibi) bir mevkiye gelmişe benziyor.
"... kanadı bir yana, bacağı bir yana kopana kadar ufalayacaktı." bu tanımlama kahramanın isteği itibariyle iç bulandırıcı ve vahşice olsa da ifade şekli gerçekten çok güzel.
Bu öykünüzde de diyolaglar oldukça canlı. Gülümseten hatta güldüren; sıkılmadan, yorulmadan bir çırpıda okunabilecek bir öykü.
frikik?
öykünüzü cok begendim. özellikle fetekos`un öykünüze getirdigi yorum sonrasi degeri gözümde bir kat daha artti; ta ki fetekos`un sorusuna verdiginiz yanita kadar:
"Düğmenin özelliği, güzel sekreterin, mini eteğiyle patrona verdiği frikik esnasında yerinden kopmuş olması..Sekreter ve patron arasında geçen ve patronun bilinçdışında kalmış cinsel bir yaşantıyı göstersin istedim."
frikik = free kick = serbest vurus. ??
"mini etegiyle patrona verdigi frikik" ??
"cinsel bir yasanti" ??
"bilincdisinda kalmis cinsel bir yasanti" ??
Türkiye`de cinselligin bilincdisi sekillendigi ve de sekillendirildigi süphesiz.
-
2009-09-12 02:20:39 |Publisher| sevda
-
2009-09-10 13:41:01 |Publisher| erkan
Sevda, yazını çok geç gördüm.
Herkesin gözünden kaçtığı için kendi kendime kıs kıs gülmüştüm:-) Sen yakalamışsın. Halim yere balıklama düşemez, ama bu öyküde düşmüş. Önemli bir hata.
Aklıma başka birşey geldi şimdi. Ben de şimdiye kadar balıklamanın hep hatalı olduğunu düşünüyordum, ama ya Halim etrafında 360 derece dönüp, yüzü yere bakarken ilkönce kafayı çarptıysa yere? Yüzünüz suya dönükken ve ilkönce kafanızın suya girdiği her atlayış balıklama olmaz mı?
-
2009-05-16 12:56:32 |Publisher| erkan
Fetekos, olumlu sözlerin için sağol.
Düğmenin özelliği, güzel sekreterin, mini eteğiyle patrona verdiği frikik esnasında yerinden kopmuş olması..Sekreter ve patron arasında geçen ve patronun bilinçdışında kalmış cinsel bir yaşantıyı göstersin istedim.
-
2009-05-17 19:11:59 |Publisher| erkan
Erdener, sana katılıyorum. Hangisini daha çok beğendiniz diye bir anket yapılsaydı, oyum öyküye değil, Fetekos'un yaptığı analize olurdu:-)
Öyküyü açma konusunda biraz isteksiz olarak Fetekos'un analizine şunu ekleyeyim: Sinek ve düğme patronun bilinçdışında özdeştir. Patronun gözünde, yaşlı bir adamın, gencecik sekreterinin bacaklarına bakmasının (düğmede sembolleşen, tek taraflı cinsel yaşantı ile kastedilen budur)iğrençliğiyle, sineğin "somut" iğrençliği aynıdır.
-
2009-05-17 23:54:21 |Publisher| fetekos

Öykünde kusur bulamayınca, gerçekten eleştirinin konusu olan öz ve şekil arasındaki uyumu yorumlamaya, hatta gene kaptırmaya, başlamışım galiba. Neyse ki uygun bir yerde kesmişim. Heyecanla daha da ileri gidebilirdim. :-)
Eskiden “okur mektupları” ünlüymüş, okur, ülke gündeminden eserin biçimine kadar birçok konuda yazarın fikrini sorarmış mektuplarda. Yazarlar da röportajlarında ve yazılarında bunları önemsediklerini belirtip üzerine yazı yazarlarmış. Artık böyle bir şey kalmadı galiba. Ne okur görüşünü bildirecek kadar okuduğunu sindiriyor ve önemsiyor ne de yazar böyle bir iletişime gereksinim duyuyor sanırım. Yazarla okur arasında böyle doğrudan bir iletişim kurulması bana göre çok önemli gerçi ama mektupların içeriği de önemli. Okur, yazardan yazdığını deşifre etmesini istememeli. Bence haklısın Erkan, yazara, yazdığının anlamıyla ilgili soru sormak doğru olmayabilir. Açıkça belirtecek olsa, zaten öykü, şiir ya da romanı tercih etmez, dosdoğru söylerdi diyeceğini herhalde.
Yorumlar
Balıklama düşmek için illaki bacakların yukarıda olması gerekir. Denize balıklama atlıyorum diye yüzü ve göbeği üzerine çakılanlara biz göbekleme derdik. Ya da "pişti göbek" derdik.
Yüzümüz suya dönükken yüzümüz de çarpsa yani ilk önce kafamız ya da yüzümüz suya girse de sonradan bacaklarımız takip ediyorsa bizi ve düz katlanmamış vaziyetteysek bu balıklamadır. Kötü balıklama olması balıklama olmasına engel değildir. Ama illa ki bacaklar yukarıda olacak. Balık denemsinin nedeni bu. Balık katlanamaz.
Halim kaç derece dönerse dönsün, dizlerini yerden kaldırmadığı sürece, yerden havalanamadığı sürece balıklama atlayamaz.
Selamla.
Herkesin gözünden kaçtığı için kendi kendime kıs kıs gülmüştüm:-) Sen yakalamışsın. Halim yere balıklama düşemez, ama bu öyküde düşmüş. Önemli bir hata.
Aklıma başka birşey geldi şimdi. Ben de şimdiye kadar balıklamanın hep hatalı olduğunu düşünüyordum, ama ya Halim etrafında 360 derece dönüp, yüzü yere bakarken ilkönce kafayı çarptıysa yere? Yüzünüz suya dönükken ve ilkönce kafanızın suya girdiği her atlayış balıklama olmaz mı?
Eskiden “okur mektupları” ünlüymüş, okur, ülke gündeminden eserin biçimine kadar birçok konuda yazarın fikrini sorarmış mektuplarda. Yazarlar da röportajlarında ve yazılarında bunları önemsediklerini belirtip üzerine yazı yazarlarmış. Artık böyle bir şey kalmadı galiba. Ne okur görüşünü bildirecek kadar okuduğunu sindiriyor ve önemsiyor ne de yazar böyle bir iletişime gereksinim duyuyor sanırım. Yazarla okur arasında böyle doğrudan bir iletişim kurulması bana göre çok önemli gerçi ama mektupların içeriği de önemli. Okur, yazardan yazdığını deşifre etmesini istememeli. Bence haklısın Erkan, yazara, yazdığının anlamıyla ilgili soru sormak doğru olmayabilir. Açıkça belirtecek olsa, zaten öykü, şiir ya da romanı tercih etmez, dosdoğru söylerdi diyeceğini herhalde.
Öyküyü açma konusunda biraz isteksiz olarak Fetekos'un analizine şunu ekleyeyim: Sinek ve düğme patronun bilinçdışında özdeştir. Patronun gözünde, yaşlı bir adamın, gencecik sekreterinin bacaklarına bakmasının (düğmede sembolleşen, tek taraflı cinsel yaşantı ile kastedilen budur)iğrençliğ iyle, sineğin "somut" iğrençliği aynıdır.
Düğmenin özelliği, güzel sekreterin, mini eteğiyle patrona verdiği frikik esnasında yerinden kopmuş olması..Sekrete r ve patron arasında geçen ve patronun bilinçdışında kalmış cinsel bir yaşantıyı göstersin istedim.

Eleştiren erdener tiknaz Mayıs 17, 2009
Erkan Okay, yine de güzeldi... bu kadar güzel olmasa dikkat edeceğim yoktu.
Balıklama düşmek için illaki bacakların yukarıda olması gerekir. Denize balıklama atlıyorum diye yüzü ve göbeği üzerine çakılanlara biz göbekleme derdik. Ya da "pişti göbek" derdik.
Yüzümüz suya dönükken yüzümüz de çarpsa yani ilk önce kafamız ya da yüzümüz suya girse de sonradan bacaklarımız takip ediyorsa bizi ve düz katlanmamış vaziyetteysek bu balıklamadır. Kötü balıklama olması balıklama olmasına engel değildir. Ama illa ki bacaklar yukarıda olacak. Balık denemsinin nedeni bu. Balık katlanamaz.
Halim kaç derece dönerse dönsün, dizlerini yerden kaldırmadığı sürece, yerden havalanamadığı sürece balıklama atlayamaz.
Selamla.