SORGU Popüler
Sorgu yarım saattir kısa molalarla devam ediyordu. Odada dört kişi vardı. Üç sorgucu ayakta duruyor, sorgulanan sandalyede oturuyordu. Başkomiserin sırtı mahkuma dönüktü, diğerlerine konuşuyordu:
- Bu o.. çocuğu tek değildir, başkaları olmadan bu haltı yiyemezdi.
İki astı kafalarıyla onu tasdiklediler. Bu iş tek kişilik iş değildi, en az iki kişi olmalıydılar.
Mahkumun gözleri bağlıydı. Sırılsıklamdı terden. Sırtından, kasıklarından, her yerinden akıyor, alnından ve şakaklarından geliyor, bağdan geçip gözlerinin içine sızıyordu. Adı gibi emindi bu oda dışında heryerin serin olduğundan ama burası, of ne biçim bir sıcaktı bu be! Orhan Kemal'in kitaplarını hatırladı. Onun anlattığı Çukurova sıcağıydı basbayağı bu..
Başkomiser arkasını döndü, mahkumun suratına yumruğu patlattı ve aynı soruyu sordu:
- Konuş ulan it herif, kim vardı senden başka?
- Kimse yoktu, tektim.
- Nasıl tektin lan, nasıl tektin? Kimi yiyon lan sen? Elimde kalacaksın, pezevenk.
Hem bağırıyor, hem vuruyordu. Bu sefer hızlı girmişti. Yanındakiler sorgunun çığırından çıkmasından endişeli, birbirlerine baktılar. Yapacak birşey yoktu. Başkomiser, en tecrübeli sorguculardan biriydi, nerede hızlanacağını nerede yavaşlayacağını bilirdi. Nitekim, o da vurmayı bıraktı, daha yumuşak bir sesle aynı soruyu değişik kılıklarda yinelemeye devam etti. Mahkum aynı cevabı veriyor ve başkomiserin ses tonundan ne zaman vuracağını anlamaya çalışıyordu. Başkomiser gene yumruğunu sıkmaya başlarken kapı açıldı, biri "komiserim, az dışarı gelsene" dedi. Başkomiser, çoğalan bir öfkeyle, yiyecekmiş gibi baktı kapıdakine:
-Ne var?
-gel hele bir dışarıya, söylerim.
Dışarıya çıktı. Kapıyı aralık bıraktı. Öteki başladı:
- Senin hanım telefon etti. Kızını hastaneye kaldırmışlar. Doğum sancısı tutmuş iyice. Babamı istiyorum deyip ağlıyormuş. Bir türlü sakinleştirememişler, damat da "anne, bir arayıver babamı da gelsin yoksa bu sakinleşmeyecek" demiş, onun için aramış seni yenge. Aslında biliyormuş aranmayacağını ama çaresi kalmamış..
Uzattığını anladı, sustu. Başkomiser, "yavrum" dedi içinden, "Baban sana kurban..Baban torununa kurban". Tutkundular birbirlerine. Karısı bazen, biraz da kıskançlıkla "ben böyle düşkünlük görmedim" derdi, "nasıl seni bırakıp evlendi, hayret!"
Öteki, " abi, hadi vakit geçirme daha fazla, git" diyerek başkomiseri daldığı düşüncelerden sıyırdı. "Tamam gidiyorum" diye karşılık verdi. Aralık kapıyı iyice açtı, içerdekilere "siz devam edin" diye seslendi. Cevap beklemeden, kapının yanındaki askıdan ceketini aldı ve kapıyı kapattı.
İçerdekilerden patavatsız olanı, az kalsın, "Komiserim, Allah analı babalı büyütsün" diyecekti ki son anda vazgeçti. Tuhaf kaçacaktı. Diğerininse başkomiserin gidişiyle ilgilenmediği belliydi. Bir adım öne attı, iyice yaklaştı sandalyeye bağlı adama, ter içinde kalmış saçlarından tuttu.
- Söyle lan, başka kim vardı?
Gözü bağlı adam sesini çıkarmadı bu sefer. Başkomiserin gidişine sevinmişti. Kalanlar onun gibi değildiler.
****
- Bayıldı lan bu
- Bayıldı harbiden, biraz hızlı gittik galiba.
- Yok be, ne hızlısı? Başkomiserden yavaştık.
- Nabzına baksana bir. Ne olur ne olmaz.
- Korkma oğlum hemen, acemi miyiz biz?
- Tamam, boşver o zaman.
Kısa bir sessizlik oldu. Odadakiler, iki kurt ve kuzu gibiydiler. Kurtlar, ter, karanlık, nefret dolu bir odada, kuzuyu boynundan ısırıp yere yıkmışlardı. Ön ayakları kuzunun böğründe, muzaffer bakışları kuzunun kanlı yüzündeydi. Kafalarını kaldıracaklar, boyunlarını uzatarak uluyacaklardı ama ulumadılar.
Sessizliği uzun boylu olan bozdu:
- N'apalım, kantine gidip birer çay içelim mi? Oturur maçları konuşuruz. Fener, Gassaray, Beşiktaş hepsi kazandı bu hafta..
- Belliydi oğlum kazanacakları, rakipler zayıftı.
Uzun önce çıktı, diğeri kapıyı çarparken "Yasin, amma toplar kurtardı, de mi?" diye sordu. Futbol muhabbetini koyulaştırarak kantinin yolunu tuttular..
Üye eleştirileri
Toplam 4 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Temmuz 10, 2009
İlk 10 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
...
Can alıcı, hassas ve anlatımında bence ustalık gerektiren bir konuyu seçtiğin için tebrikler Erkan. Öykünün sonunda diğer iki silik tipin diyalogları bence gereksiz olmuş. Gerçi bu sayede yaptıkları iş ile iş dışı yaşamları arasında ne kadar derin bir uçurum olduğunu anlayabiliyoruz ama zaten bunu komiserin kızının doğumuyla vermiştin. Komiserin gitmesiyle öykü bitseydi ve öncesinde de sorgulanan ve olay hakkında biraz daha detay ve tahlil yapılsaydı bana göre daha iyi olurdu. Dil konusunda diğer yorumcuların yazdıklarına katılıyorum.
Yazdıklarını okumak çok keyifli, tekrar tebrikler.
Son Güncelleme: Haziran 20, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Toplumcu gerçekçi
Etkili bir konuyu akıcı bir üslupla öyküleştirmişsin. Toplumcu gerçekçi tarzı hem biçim hem içerik olarak yansıtan bir öykü...
Öncelikle, anlatıda benim için çok önemli bir unsur, “tip” yaratabilmişsin. Bu tipi yaratırken gerçekçilikten hareketle tesadüflere yönelmemiş, yani toplumun öykünün izleğine uygun kesimlerinden rastgele seçilmiş örnekleri tanıtarak anlatıya sokmamış ve yansıttığın toplumsal kesimin tipik insanlarını oluşturabilmişsin. Ortaya gerçek tipler çıkmış ve bu sayede ele aldığın sosyal meselenin gidişatına hakim bir yönelimi okura duyurabilmişsin. Kahramanlarının toplumsal yaşantı içerisindeki bireysel varlıkları ve günlük deneyimleriyle onların sosyal işlevlerinin ya da bu öyküde “görev”lerinin çelişkisini sunmaksa öyküye oldukça yaratıcı bir anlam katmış.
Seçmiş olduğun konu yoğun bir psikolojik tahlil gerektiriyor bence, üstelik de tipik olanı yansıtabilmiş bulunman bu gereği daha da arttırıyor. İşkenceye maruz kalanın da işkenceci baş komiserin ve diğer polislerin de ruh tahlillerinin biraz daha detaylı olması öyküyü daha canlı kılabilirdi. Yani anlatıcının daha fazla devrede olması, vurgulamak istediğin gelgitin, çelişkinin tahlilini güçlendirir, yazarın da meseleye eğilme nedenini belirginleştirir ve anlatıya boyut katardı diye düşündüm.
Önder’in ve Büşra’nın dil konusundaki yorumlarına katılıyorum. Bir ek:
“Üç sorgucu ayakta, sorgulanan bir sandalyede oturuyordu.” İlk kısımda “durmak” fiili kullanılmayınca “oturmak” fiili, cümlenin ortak fiiliymiş gibi gözüküyor ama ilk kısım için bu fiil geçerli olamaz. “Üç sorgucu ayakta duruyor, sorgulanansa sandalyede oturuyordu.” daha uygun sanırım. Bir de “heryer” ve “birşey” i ayrı yazmak gerekir. Bunun dışında anlatım tarzın anlatının içeriğine uygun olarak doğal ve akıcı.
Bu tarzın bir örneğini burada okumaktan keyif aldım. İlgiyle okuduğum öykünün sonunda yaşamını başka insanların yaşamına bağlayabilmiş bir şairin, Pablo Neruda’nın, sanatçının toplumsal konumunu ve işlevini açıklarken söyledikleri aklıma geldi: “Biz karanlık bir ada üzerinde terk edilmiş kazazede ruhlar değil, mantıki bir toplum düzeninin savaşçılarıyız.”
Tebrik ederim Erkan...
Son Güncelleme: Haziran 25, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Akıcı Bir Üslup
İlk olarak diyalogların canlılığı ve gerçek hayatla bu denli örtüşmesi bir hayli güzel. Sadece başkomiseri dışarıya çağıran adamın samimi tavrı kafamı kurcaladı. Sorgu odasından daha öfkeli çıkması gerekiyordu sanki. Ama geçiş oldukça güzel bir şekilde verilmiş. Başkomiserin öfkesinin, kızıyla ilgili aldığı haberden sonra durulması, oldukça güzel işlenmiş. Sonrası insanın canını sıkacak cinsten. Çok rahatsız edici. Rahatsız edici olan; öykünüzle yansıttığınız durumun gerçekliliği. O çok iyi, şefkatli babaların, ağabeylerin, dayıların vs. aynı zamanda ne kadar acımasız ve vurdumduymaz olabildiği. Hepimizin içinde bir canavar var belki ama o canavarla kendimizin savaşması gerekiyor. Başkalarının üzerine salarak ondan kurtulmak mümkün değil. Sadece biraz daha besliyoruz ve biraz daha iştahı açılıyor...
Anlatımdan, suçlunun suçsuzluğu; hak etmediği muamelelere maruz kalışı gibi bir anlam çıkardım. Aynı zamanda saldırgan, öfkeli, sinirli bir yapıda olan komiserin insani yönü; sorguya devam edenlerin vahşiliğin sınırlarında gezinirken bir anda "fener-gassaray" maçına dönebilme kabiliyeti gibi zıtlıklarla oluşunu gördüm.
Oldukça net, akıcı ve anlaşılır bir öykü. Yorumun okuyucuya kalması da güzel. Yalnızca dilin kullanılışı ile ilgili bazı problemler gözüme çarptı. Örneğin "Üç sorgucu ayakta, sorgulanan bir sandalyede oturuyordu." cümlesindeki "bir" çıkarıldığında daha akıcı olabilir.
Öykünüzü okumak güzeldi.
Devamını diliyorum...
İyi Bir Konu
Okuyucu olarak bir öykü kurgusundan beklediğim işte böyle birşey:
Bir anlatının bütün atmosferinin ani bir perspektif kaymasıyla bambaşka bir ışıkta görünmesi. Zizek'in "Parallax View" yamuk bakmak dediği şeye benziyor. Perspektifte bir kayma, bir ve aynı olayı bambaşka bir bakışa açıyor.
Üstelik böyle bir kurgusal ustalık son derece önemli bir konu için uygulanmış. Yine Zizek'in anlattığı bir anektod var: Güney Afrika'da Apartheid'ın yoğun olduğu dönemlerde zeballah gibi beyaz bir polis siyah göstericileri kovalamaktadır. Bir kadının ayakkabısı fırlar ve kadın düşer. Faşist polis olayın akışı içinde fırlayan ayakkabıyı almak için durur ve kadına elini uzatır ve kaldırır: "Hanfendi iyi misiniz?". Sonra ikisi birbirine bakar ve durumun absürdliği karşısında şaşırırlar. Polis utanmış bir vaziyette kadını bırakıp diğer göstericileri kovalamaya devam eder.
Gerçi Zizek polisin bu "jestinin" onun katıksız bir faşist olmadığı anlamına gelemdiğini, daha ziyade toplumsal nezaket kurallarının iki yüzlü yüzeyselliğini gösterdiğini söyler.
Erkan'ın öyküsünde de ani bir perspektif kayması ile piskopat komiser'in "insani" yüzünü görürüz. Öykü bu durum hakkında ahlaki bir ders de vermeye kalkmıyor. Yorumu okuyucuya bırakıyor.
Dilin kullanımına biraz daha özen gösterilmeliydi diye düşünüyorum. Mesala "of ne biçim bir sıcaktı bu be!" ifadesi sırtımış, anlatının genel uslubuna ters düşmüş gibi. Yani dışsal anlatıcı dilinden birden kurbanın iç monoloğuna geçilmiş izlenimi bırakmış. Bir kurt-kuzu alegorisi çok kullanılan bir kalıp. Daha etkilisi bulunabilirdi.
-
2009-05-15 19:13:32 |Publisher| erkan
-
2009-05-14 18:35:51 |Publisher| erkan
Eleştiriler için sağolun. Eleştiri konusu olan noktalarla ilgili düşüncelerim şöyle:
1. Sıcaklıkla ilgili cümleyle birinci tekile dönüş: Önder'in dediği gibi gereksiz olmuş. Anlatıcının devam etmesi gerekiyordu.
2. Komiserin birini döverken birden normal bir diyaloğa girebilmesi: Bu mümkündür diye düşünüyorum, çünkü bu işin ilmini yapmış birinden bahsediyoruz. Katiller, işkenceciler, doktorlar, bu meslek erbapları, belli bir tecrübeden sonra duygularını yaptıkları işten ayırırlar. Buradaki problem bu geçişin kısa tutulması ve ondan dolayı inandırıcılığını yitirmesi olabilir.
3. Kurtlar ve Kuzu: Önder az demiş, bence bir facia..Polisleri kurta benzetmekle amacım, 80'li yıllardaki polis teşkilatının siyasi görüşüne bir gönderme yapmaktı, ama göndermeyi yapacağım diye kurguyu bozmuşum, vıcık bir duygusallık da var. Tamamen çıkartılmalı.
4. "Üç sorgucu ayakta, sorgulanan bir sandalyede oturuyordu." Buradaki birin fazla olduğuna da katılıyorum.
Emek verilmiş eleştiri gibisi yoktur derim. Tekrar sağolun.
Yorumlar
Düşük cümleyi de düzelttim:-)
1. Sıcaklıkla ilgili cümleyle birinci tekile dönüş: Önder'in dediği gibi gereksiz olmuş. Anlatıcının devam etmesi gerekiyordu.
2. Komiserin birini döverken birden normal bir diyaloğa girebilmesi: Bu mümkündür diye düşünüyorum, çünkü bu işin ilmini yapmış birinden bahsediyoruz. Katiller, işkenceciler, doktorlar, bu meslek erbapları, belli bir tecrübeden sonra duygularını yaptıkları işten ayırırlar. Buradaki problem bu geçişin kısa tutulması ve ondan dolayı inandırıcılığın ı yitirmesi olabilir.
3. Kurtlar ve Kuzu: Önder az demiş, bence bir facia..Polisler i kurta benzetmekle amacım, 80'li yıllardaki polis teşkilatının siyasi görüşüne bir gönderme yapmaktı, ama göndermeyi yapacağım diye kurguyu bozmuşum, vıcık bir duygusallık da var. Tamamen çıkartılmalı.
4. "Üç sorgucu ayakta, sorgulanan bir sandalyede oturuyordu." Buradaki birin fazla olduğuna da katılıyorum.
Emek verilmiş eleştiri gibisi yoktur derim. Tekrar sağolun.

Fetekos, yorumun için teşekkürler. Öykünün karakterlerinin tahlilinin daha detaylı yapılması gerektiğinde hemfikirim.
Düşük cümleyi de düzelttim:-)