KURU PASTA Popüler
11:50 Aşağıda bir bağırış bir çağırış! Mahalledeki çocukların hepsi bizim balkonun altına toplanmış, hoplayıp zıplıyorlar. O minik ağızlarına hiç yakışmayan küfürler savuruyorlar etrafa. Yaz günü, kapı pencere açık. Bu kadar gürültü yeter deyip kalkacakken küçük oğlum yanıma geliyor. -Anne!.. Şey... -Hıı...
-Az daha bulaşık deterjanı alayım mı?
-Yok size deterjan meteran. Ağabeyin nerde?
-Balkonda.
-Sedaaaat!
-Anne n'olur ya azıcık.
Sedat cevap bile vermiyor. Sihirli nefesiyle çocukların hepsini ele geçirmiş sanki. Sabah musluğun ucundaki hortumu istedi. Verdim. Sonra birlikte bir kaba biraz bulaşık deterjanı döktük ve üzerine su ekleyip karıştırdık. Bu kadar gürültü yeter.
-Sedat! Girin artık içeri.
Bir kaç saniyeliğine başını bana doğru çevirdiğinde gözlerinden fışkıran mutluluğu farkettim. Ardından kendi çocukluğum aklıma geldi. Bizim evimizin balkonu yoktu. Banyodan aşırdığım sabunu tasın içindeki suda köpürtür, bahçeyi suladığımız hortumdan bir parça keser, büyük bir keyifle üflemeye koyulurdum. Önce hafifçe içime çeker sonra baloncuk patlamasın diye usul usul üflerdim. Bazen baloncuk içimde patlardı. Sabunun acı tadıyla suratımı ekşitsem de keyfim çabucak yerine gelirdi. Baloncuğun ömrüyle mutluluğum doğru orantılıydı.
Mutfak tezgahına dayanmış çocuklarımı izliyordum. İki kardeşin oynunu izliyordum. Kendi çocukluğumu izliyordum. Mutluluğu izliyordum. Ev telefonu çaldı.
-Alo, abla.
-Sen miydin Salih? Nasılsın?
-İyi abla, nasıl olsun. Evde misin?
-Yok dışardayım!.. Evdeyim tabi.
-Size gelecektim. Arayayım dedim.
-...
-Bir saate kadar gelirim.Hadi görüşürüz.
Cevap veremeden çat diye kapattı telefonu. Başımdaki ağrı uyandığımdan beri geçmemişti. Şu son bir haftadır sıcaklardan olsa gerek sık sık ağrıyordu zaten. Buralarda bir yerde ağrı kesici olacak diyerek televizyon sehpasının çekmecesini kurcalamaya başladım. 500mg... Midemi ağrıtacağını bildiğimden ikiye bölüp yarısını içtim.
Aşağıda baloncukları patlatmak için debelenen çocuklar dağılmaya başlamıştı. Gürültü azalmış, başımın ağrısı geçmeye başlamıştı ki telefon çaldı.
-Alo.
-Abla.
-Hıı...
-Aşağı gelsene.
-Çık sen yukarı. Çocuklar evde.
-Gel işte, seni biriyle tanıştıracağım.
-Kim? Yanında mı?
-Yok. İn sen beş dakikadan ordayım. O'na götüreceğim seni.
-Aman Salih! İnsanın iki ayağını bir pabuca sokturıyorsun ha!
-...
Çat! Bu çocuk kime çekti böyle diyecektim, vazgeçtim... Her cumartesi olduğu gibi bugün de akşam yemeğini ailece dışarda yiyecektik. Kıyafetlerim yatağın üstünde beni bekliyordu. Giyindim. Çocuklara uslu durmalarını tembih edip, en geç iki saatte döneceğimi söyledim.
Apartmanın girişi aşağıda kalıyordu. Binadan dışarı adımımı atınca evden çıkmak için indiğim basamak kadar, çıkmak zorundaydım. Beşinci basamağa geldiğimde Salih'in arabanın içinde oturduğunu gördüm. Beni tam olarak görebilmek için boynunu bükmüş, pişkin pişkin sırıtıyordu. Arabaya binerken göz ucuyla mutfağın balkonuna baktım, çocuklar içeri girmişti. Öğlenin sıcağında baloncuk hevesi uğruna hastalanmalarına gönlüm razı olmazdı.
-Çökerttin kız arabayı.
-Beni gördüğünde söyleyeceğin ilk şey bu mu yani?
dedim. Kontağı çevirdi. İlerlemeye başladık.
-Kızma hemen. Keyfim gıcır. Sana takılmadan edemiyorum.
-Hayırdır anlat bakalım.
-Hani sana bahsettiğim kız vardı ya...
-Eee...
-Onunla tanıştıracağım işte.
-Birlikte bize gelseydiniz keşke. Çocuklar yalnız kaldı.
-Her gün yalnız gidip geliyorlar okula. Koca adam oldular, orasını düşünme sen.
Deyip göz kırptı. Biraz kaba saba da olsa göz kırparken çok tatlı oluyor benim kardeşim.
-İyi bakalım.
-Gel bir kahve içelim dedi. Ablama gidiyorum dedim. O da geldin dedi. Seni aradım ben de.
-İyi yaptın. Evi nerde uzak mı?
-On dakikada ordayız.
-Az ilerde bir pastane vardı. Eli boş gitmeyelim.
-Ne gerek var şimdi pastaya böreğe? Altı üstü kahve içmeye gidiyoruz.
-Sana bir şey al demedim zaten. Pastanenin yakınında dur da kuru pasta alalım.
-Peki...
Günün en sıcak saatleri. Güneş bacakalarıma vuruyor. Etek giyeyim ferah olsun derken, terden yapış yapış oldum.
-Beni inmeyeyim abla. Çok trafik var. Sen al, bekliyorum.
-Tamam.
Deyip bu kez ben göz kırptım. Hiç olmadığı kadar sevimli bir ifadeyle baktı. Besbelli aklo bir karış havadaydı.
Arabadan inerken hafifçe başım döndü. Bu sıcakta baş ne yapsın, döner tabi. Tansiyon ilaçlarımı da düzenli kullanmıyorum. Derken dükkana girdim, oldukça serindi. Sonunda rahat bir nefes aldım. Kuru pastalardan seçmeye başlamıştım ki televizyondan gelen sesle başımı o tarafa çevirdim. Adam... Hayır canım olamaz. Eşime ne kadar benziyor. Evet, o... Ta kendisi... .Kahverengi, gür saçları; yeşil, kocaman gözleri; geçen haftasonu doğumgününde hediye ettiğim gömleği ve şen kahkahasıyla orada oturuyordu. Yanında üç kişi daha var. İkisinin sırtı dönük, yüzlerini göremiyorum. Kadın, kocamın elini tutuyor. Hayır!.. Kocam kadının elini tutuyor. Sonra da pastanenin içini saran kahkahalar eşliğinde bir öpücük konduruyor. İşte o an gözlerimiz buluşuyor. Benim az önce yaşadığım şaşkınlığı şimdi o yaşıyor. Ben, karşımda bir başka kadının elini tutan, öpen adamın benim kocam olmamasını isterken ; o da daha bu sabah giyeceği kıyafeti birlikte seçitği kadının kendi karısı olmamasını diliyordu. Elim ayağım titriyor. Kalbim yerinden fırlayacak adeta. Tezgahtarın az önce elinden bıraktığı bıçak göüme çarpıyor. Düşünemiyorum. Yok etmek istiyorum. Bıçağı sapladığımda bu fotoğraf karesi hafızamdan silinecek gibi geliyor. Bir çırpıda tezgahın iç tarafında duran bıçağı alıyorum. Hedef belli...
Gerisi tam bir kargaşa. İnsanlar ordan oraya koşuştuuyor. Bir ses geliyor arkadan...
"Abla!.. Ne yaptın sen!"
15:30
Pastanede göz göze geldiğimiz an, onu kaybetme korkusunu ilk kez bu kadar derinden hissettim. Korkum o derece şiddetliydi ki onu kaybettim... Elinde bıçakla bana doğru gelirken yere yığılıp kaldı. Bıçak beni değil onu yaraladı... Beyin kanaması geçirip, hayata gözlerini yumdu. Evden çıkmadan içtiği ağrı kesici, bugün gördüklerinin ardından yaşayacağı tüm ağrıları kesmiş oldu.
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Haziran 20, 2009
İlk 50 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
Diyaloglar, karakterler...
Yoğunluğu gittikçe artan, sonunda da patlama noktasına varan bir gelişim hattı izlemiş öykü. Ancak bu hattın ana malzemesini anlamak biraz güç. İçinde birçok olay var ama hangisi ana motif, hangisi ya da hangileri yan motif fazla belirgin değil. Öyküdeki karakterler biraz daha geliştirilebilirdi. Diyalogları ön plana çıkartmanın yarattığı zorunlu bir durum olabilir bu. Belki de diyalogların birinci şahsın anlatımına oranı biraz azaltılabilir, düz anlatıma daha ağırlık verilebilirdi. Erkek kardeşle kadın arasındaki iletişimi diyaloglar biçiminde vermek yerine, kadının anlatımı içerisinde şekillendirseydin acaba karakterleri biraz daha geliştirmek için alan yaratmış olabilir miydin? İkincil kişiler de olsalar erkek kardeş ve koca hakkında belirgin bir bilgimiz yok. Aslında ana karakter olan kadını da iyi tanımıyoruz. Başlangıçta çocuklarıyla ilişkileri içerisinde gördüğümüz sakin bir yaşantısı olan anne, ihanete uğramış bir kadın, belki cinnet getiren ve cinayete yeltenen bir kadın... Ama bu kadın(lar)ı tarif eden ortak bir sıfat belirmiyor kafamda. Dram, iç çatışma, kıskançlık, öfke, sevecenlik, bunların tümünü düşünmek mümkün ama öyküye çıkış noktası oluşturanı seçemedim. Hepsini birden içinde barındıran ihtiraslı bir kişilik de değil.
Olay akışı ilgi çekici, öyküyü bir çırpıda, dikkatim dağılmadan okudum. Öykünün sonu da tragedyaya benzemiş. Kötü ve üzücü olay okuyucuya açıkça gösterilmemiş, yalnızca birkaç cümleyle belirtilmiş. Olumsuz olayı yansıtma biçimi açısından ustaca bir seçim olmuş.
Yazma azmini de çalışma isteğini de çok takdir ettiğimi belirteyim Büşra. Üretmeye devam et, keyifle okunuyor ve başka bir gözle okuduğum için beni de geliştiriyor yazdıkların. Yazan da eleştiren de olumlu etkileniyor…
***
Öykünle ilgisiz ama genel olarak öykü konularıyla ilgili bir görüşümü seninle paylaşmak istiyorum. Sen yazar olarak ne düşünürsün Büşra, bilemiyorum, fikrini de merak ediyorum, ama ben bir okur olarak daha önce ele alınmış öykü konularının yeniden işlenmesinde bir sakınca görmüyorum. Yaygın olarak inanıldığı gibi ille de konuda özgünlük sağlamak şart mıdır sence? Bana göre değil. Öyküde özgünlük yaratan, kullanılan dil, anlatım tarzı, karakter tahlilleri, yerel nitelikler, yazarın bakış açısı gibi unsurlardır. Eğer yeteneğim olsaydı, öykü yazarken beğendiğim bir öykünün konusunu işlemekten hiç çekinmezdim. Kendi anlatım tarzımla onu yeniden ele almayı denerdim. Bunun birçok örneği de var. Maupassant’ın, Çehov’un öykü konuları Türk edebiyatında da dünya edebiyatında da çokça işlenmiş. Bu hiç de bir yazar için olumsuz bir deneyim olmaz. Tam tersi, sevdiğim bir öyküyü yeni biçimleriyle okumak son derece keyifli gelir bana. Mesela Maupassant’ın “Ormanda” isimli ünlü öyküsü, Memduh Şevket Esendal’ın “Komiser” isimli öyküsüne konu olmuş. Ormanda’yı okumuştum, bu benzerlikten söz edildiğini duyunca Komiser’i de okudum. Aralarındaki benzerlik boyutunun ne olduğunu göstermek için iki öyküden de biraz bahsedeyim: Maupassant’ın öyküsü, ormanda sevişirken yakalanan yaşlı bir çiftin polis karşına getirilmesiyle başlar. Evli bir çifti sabahın 10’unda bu nedenle karşısında gören polis şaşkın bir şekilde, önce deli olduklarını düşündüğü çifti sorgular. Adam suçu kabul eder. İşi açıklamak, olayı kurgulamış bulunan kadına düşer. Kadın, 20-30 yıl önce henüz evli değillerken kendileri gibi sevgili olan iki arkadaşlarıyla ormana gittiklerini, bu iki arkadaşının aksine kadın çekindiği için sonradan kocası olan bu adamla o zaman ormanda sevişemediklerini, o günden beri bu arzunun içinde kaldığını ve eşini ormana gitmeye ikna edip bunu gerçekleştirmek istediğini anlatır. Kadın, kendini yeniden genç hissetmek, kocasını da eskiden olduğu gibi hayal etmek istemiştir. Polis, kadının doğru söylediğine ve samimi açıklamalarına inanır, bir daha yapmamaları şartıyla onları serbest bırakır. Esendal’ın öyküsü de sokakta öpüşürken polis memurunun yakalayıp bir komiserin karşısına getirdiği, sonradan evli oldukları anlaşılan genç bir çiftle başlar. Bu olayda da “suça teşvik eden” kadındır. Bu duruma son derece şaşıran, toplumun ahlak değerlerini zedeleyici hal ve hareketlere tepkili, katı bürokrat olan polis memuruyla anlayışlı, duygusal ve bu toplumsal değerlerin sorgulayıcısı konumunda olan komiser çatışır.
İki öykünün karakterlerindeki toplumsal yapı ve kültür farklılıkları dikkat çeker, yazarların anlatım biçimleri, bakış açıları birbirinden farklıdır. Maupassant’ın öyküsünde kadının yaşanmamış an’a duyduğu özlem, hatta bu eylemin gençlik yıllarından sonra içine düşmüş bulunduğu kuru yaşantısına bir başkaldırı niteliğinde oluşu, okuyucunun kadının dramına odaklanmasını sağlar. Esendal’da ise komiserin tavrı ve topluma verdiği mesajın okuyucuya ulaşması önemlidir. Maupassant’la aynı konudan yola çıkarak Esendal, Türk toplumunun tutucu ve şekilci yapısını gözler önüne serer. Konusu bildik olsa da bu öykü bana o derece “özgün” geldi ki, bilmesem Maupassant’ı anımsar mıydım acaba diye düşündüm. Okuyup esinlenmek, birebir aynı konuyu ele almak, ona yeniden biçim verildiği, özgün tahliller katıldığı, başka yargılar üretildiği sürece, bana göre bir yazarı özgünlük sıkıntısına sokmaz, tersine geliştirir.
Son Güncelleme: Temmuz 10, 2009
İlk 10 Eleştirmen Arasında - Bütün eleştirilerime bakın
...
Öykünün başında kafalarda oluşturulan, herşeye bağırıp kızabilecek bir anne karakteri ile sonrasında gördüğümüz gayet sevecen, anlayışlı anne karakteri çelişmiş.
Kadının kardeşi sanki iki dakikalığına evden aşağıya inmesini söylüyor ama iki saatliğine evden çıkıyor. Kardeşin nereden aradığı ve O'nu nereye götürmek istediği belirtilse daha iyi olurdu gibime geldi.
"Apartmanın girişi aşağıda kaldığından evden çıkmak için indiğim basamak kadar, çıkmak zorunda kaldım." Apartmanın girişi aşağıdaysa ev üst kattadır ve çıkmak için merdivenlerden inilir. Apartmandan çıkmak için merdiven çıkılıyorsa da giriş yukarıda kalmıştır. Sanırım cümle "Apartmanın girişi aşağıda kaldığından eve girmek için çıktığım basamak kadar, inmek zorunda kaldım." diye olacaktı. Eğer ev kot farkından dolayı girişin altındaysa o zaman arabaya binerken göz ucuyla mutfağın balkonuna da bakamaz.
Son eleştirim ise pastanede olan olduktan sonrasıyla ilgili:
Kadın muhtemelen sıcak ve ilaçların etkisiyle tam o anda beyin kanaması geçirip yere yığılıyor ve anladığım kadarıyla o anda ölüyor. O zaman kardeşinin arkadan gelen sesini nasıl duyuyor?
Bir de 11:50 ile 19:00 arasında yedi saat var. Fakat anlatılanlar o kadar uzun bir süreci içermiyor bana göre. Pastaneye girdiği zaman klima ortamı ile gelen bir rahatlama zamanın hala öğle civarı olduğunu hissettirmişti.
Yazdıklarını göndermeye devam Büşra, biz de okumaya devam ediyoruz.
Kısa öyküde son
Pastaneye kadar olan kısmı keyifle okudum. Akıcı bir yazıyı okumak dünyanın en kolay işlerindendir. Velhasil sürpriz olsun diye olan sürpriz pek iyi olmadı. Ortada anne, kardeş ve iki oğuldan oluşan güzel bir dörtlü vardı, aldatan baba durumu sanki başka bir öykünün devamı gibi oldu. Öykü biraz daha uzun olsaydı ve daha sürprizsiz kendi mecrasında aksaydı daha güzel olurdu zannederim.
Amerikalı komedyen Seinfeld "hiçbir şey hakkında bir dizi" sloganıyla televizyon tarihinin en başarılı dizilerinden birini yıllarca seyirciye keyifle izletti. Konu hep gündelik hayattandı, hiçbir şey hakkındaydı, önemsizdi, ama bu diziyi sıkıcı bir dizi yapmadı hiçbir zaman. Benzerlik nerede diye sorarsanız, kısa bir öykünün de zevkle okunması için içinde illa cinayet, ihanet ya da ikisini birden barındırması gerekmiyor..
-
2009-04-18 22:19:38 |Publisher| fetekos
-
2009-04-18 18:30:51 |Publisher| büşra

Özenle seçildiği belli olan bu değerli yazar ve eserlerin yer aldığı liste için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Bu yazarların birçoğuyla tanışıklığım olmasına rağmen belirttiğiniz eserlerin büyük kısmından habersizdim.
Arayış içinde olduğum şu dönemde bana böyle net bir liste hazırlamanız beni çok sevindirdi.
-
2009-04-18 16:27:49 |Publisher| fetekos

1. Ömer Seyfettin (Bütün antolojilerde bulunur ve öyküye yeni başlayanlara önerilir diye yazdım ama “Birdenbire” ve “İlk Cinayet” dışında öykülerini ben sevmem)
2. Ahmet Hamdi Tanpınar (Şu an yapı kredinin bastığı kitaplarını bir ara Dergah ve sanırım Hisar gibi dinci yayınevlerinin de basmış olması seni yanıltmasın. Türkoloji kökenli olduğundan ve Türkoloji de Türk-İslamcıların elinde bulunduğundan böyle bir haksız sahiplenme girişimleri olmuş. Üniversitede benim onu okumamla dalga geçtiklerinden iyi bilirim, bir ara kimileri bu nedenle uzak durmuşlardı Tanpınar’dan ama büyük yanılgı, müthiş bir yazar. Bütün eserlerini öneririm. “Bir tren yolculuğu” öyküsü çok iyidir)
3.Memduh Şevket Esendal (Bütün öyküleri çok iyidir ama “Otlakçı” başkadır)
4.Orhan Kemal
5.Sait Faik
6.Sabahattin Ali
7.Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı. “Mavi Sürgün”ü okuyup da etkilenmeyen var mıdır acaba?)
8.Haldun Taner
9.Nezihe Meriç (Öykü kitapları "Bozbulanık" ve “Topal Koşma”ydı sanırım. “Korsan Çıkmazı” romanı da etkileyicidir)
10.Vüs’at O. Bener
11.Adalet Ağaoğlu (“Karanfilsiz” etkileyici bir öyküsü)
12.Bilge Karasu
13.Tahsin Yücel
14.Aziz Nesin
15.Oğuz Atay (Öykü kitabı “Korkuyu Beklerken”)
16.Onat Kutlar ( Öykü kitabının ismi “İshak” ama “Yeter ki Kararmasın” isimli kitabını da mutlaka okumanı öneririm)
17.Orhan Duru
18.Sevgi Soysal
19.Leyla Erbil
20.Selim İleri
21.Nedim Gürsel (Okumaktan hiç hoşlanmam ama bir öyküsü var ki yazamadan geçemedim: “Dönüş”)
22.Feyza Hepçilingirler
Dünya:
1.Guy de Maupassant (Romanları da var ama bence Sait Faik gibi romanda öykü kadar başarılı değil ya da ben öyküyü onunla özdeşleştirdiğimden romanını doğru değerlendiremedim.)
2.Anton Çehov (Oyunlarını da okumanı öneririm)
3.Edgar Allen Poe
4.Nikolay Gogol
5.Lev Tolstoy
6. O. Henry (“son yaprak” aklımdan hiç çıkmaz)
7.Marcel Ayme (Fr. yazar, genelde çocuk kitaplarıyla tanınır ve Türkiye’de pek okunmadığını zannediyorum ama çok iyi öyküleri var.)
8.Marguerite Yourcenar (modern çağda klasik’i en iyi ifade eden yazar denir kendisine. “Zenon” ve “Doğu Öyküleri” çok iyidir)
9.Carlos Fuentes (Öykü kitabı "Körlerin Şarkısı". Romanlarını da kuvvetle öneririm)
Deneme-Eleştiri:
1. Nurullah Ataç (Günlerin Getirdiği, Günce, Prospero ile Caliban, Söz Arasında, Diyelim, Okuruma Mektuplar)
2. Orhan Burian (Deneme Yazıları)
3. Vedat Günyol (Dile Gelseler)
4. Fethi Naci (İnsan Tükenmez)
5. Adnan Benk (Çağdaş Eleştiri, Okuyorum Öyleyse Varım)
6. Melih Cevdet Anday (Açıklığa Doğru)
7. Ahmet Oktay (Yazın İletişim İdeoloji)
8. R. Wellek, A. Warren (Yazın Kuramı) (tekniğe boğulmamış, ders kitabı şeklinden de sıyrılmış çok önemli bir inceleme ve deneme eseri, Adam Yayınlarından)
Benden şimdilik bu kadar...
-
2009-04-17 13:46:57 |Publisher| büşra

Bahsettiğiniz son gerçekten böyle bir başlangıçtaki öyküye yakışır nitelikte olmuş.
Anne karakterinin tanıtımındaki eksiklik kopukluğa sebep oluyor. Anne çalışan bir kadın. Öykü o yüzden hafta sonu kokuyor. Bunu belirtmem gerekiyor sanırım. Karakter tanıtımındaki eksiklik öyküde yetersizliklere sebep olduğunu fark etmemek mümkün değil artık. Okuyucunun zihninde bu kadar fazla soru işareti uyandırmak, hem de ana karakterle ilgili, eksiklik yarattı.
-
2009-04-17 11:47:42 |Publisher| erkan
Türkiye'de çocuklu, ekonomik özgürlüğe sahip olmayan bir kadın, aldatıldığını anlarsa, bıçak alıp kocasını öldürmeye kalkmaz. Doğru, ilk aklına gelen öldürmek veya çekip gitmek olacaktır ama yapamaz. Sizin kahramanınız bunu yapmaya kalkıyor, yapsın da. Ama o zaman okuyucunun aklına gelen, bu kadının, tipik yurdum kadınından farklı olduğudur. Bu fark, kahramanımız eline bıçağı almadan, öykünün ilk bölümünde ortaya konulsa, karakter ile icraatı arasındaki kopukluk ortadan kalkar diye düşünüyorum. Yani yuvasını dağıtacak, hayatını mahvedecek, belki de en önemlisi çocuklarını anasız-babasız koyacak bir eyleme girişen birini yakından tanımalıydık. Sevecen bir annenin katilliğe giden yolunu anlamamız ve şaşırmakla beraber normal kabul edebilmemiz için onun karakterindeki ve yaşamındaki çelişkileri iyi bilmeliydik derim ben.
Aynı anneyi, çocuklarının elinden tutmuş yolda yürürken düşünelim. Onlar yürürken, kötü adamın teki çocuklara zarar verecek bir hareket yapmaya kalksın. Bu durumda, anne, bıçağı kapar ve adamın boğazını keserse, bu vahşi hareketi açıklamak çok kolaydır. Niye yaptın diye soran polise, çocuğuma zarar verecekti derse daha fazla açıklamaya gerek kalmaz. Ya da annemizin mutlu olmadığını, evliliğinin ve çocuklarının onu boğduğunu, bilincinde canından çok sevdiği çocuklarına, bilinçdışında bir nefret duyduğunu bilseydik, aldatılmanın bardağı taşırdığını anlardık, cinayet niyeti kahramanımıza çok iyi giderdi..
-
2009-04-16 20:19:05 |Publisher| büşra

Hem çok yakın, hem de çok uzak olduğum yazarlar. Uzaklığım onlar hakkında, eserleri hakkında yetersizliğimden. İlerleyen günlerde daha içli dışlı olacağım her biriyle. Türk edebiyatı geçmişine bakıyorum; Tanzimat'a Servet-i Fünun'a bakıyorum nice şair-yazarların henüz yirmili yaşlarındayken nadide ederlerini ortaya koyduklarını görüyorum. Yazarlardan, yazılanlardan hatta kağıttan ve kalemden, harflerden uzak yaşar olduk. Buna çok üzülüyorum. Bu sitedeki nezih ortam insanı yazmaya bağlıyor. İşte bu sevindirici.
Sihirli cümlelerin sırrı bol bol okumak ve yazmaktan geçiyor sanırım. Ayrıca tavsiye ettiğiniz ve edebileceğiniz yazarları ve eserleri, edebiyat/sanat dergilerini olabildiğince okumaya gayret göstereceğim.
-
2009-04-16 17:47:07 |Publisher| büşra
-
2009-04-16 17:59:29 |Publisher| fetekos

Aslında yalnızca koca değil de genel anlamda karakterlerin geliştirilmesiyle ilgiliydi eleştirim. Ama koca hakkındaki açıklaman da çok aklıma yattı. Doğru, ona bu anlamı yükleyip öyküye bu şekilde yerleştirmen pek yerinde olarak "yokluğuna" vurgu olabilir.
Öykü okumaları konusunda ilk aklıma gelen öykücülükte tarz haline gelmiş yukarıda da sözünü ettiğim Maupassant ve Çehov. Birçok öykücü bu iki isimden etkilenmişlerdir. Özellikle de Türk öykücülüğünde izleri açıkça görülür. Türk edebiyatında sıkı bir hayranı olarak ilk aklıma gelen isim Sait Faik olur. Orhan Kemal, Memduh Şevket Esendal, Ömer Seyfettin, A. H. Tampınar, Nezihe Meriç, Haldun Taner, Oğuz Atay... Daha birçok isim sayılabilir. Ancak iyi ki anımsattın. Makale, deneme, araştırma türleri de bence fazlasıyla önemli. Yazar da okur da mutlaka eleştiri ve deneme yazıları okumalı. Nurullah Ataç, Vedat Günyol, Fethi Naci, Orhan Burian gibi isimler değerli eleştirmenler. Melih Cevdet'in, Ahmet Oktay'ın yazın, sanat makaleleri okunabilir. Bunları listeleyip sana sunabilirim, belki başkaları da eklemeler yapar, hepimizin elinde iyi bir kaynak liste oluşur.
Açıkçası, belirttiğim gibi, senin öykü yazman beni de geliştiriyor. Bu nedenle ben de sana teşekkür ederim. Öykülerini merakla bekler oldum...
-
2009-04-16 17:29:00 |Publisher| emrahpolat

m2312,
Söylediklerinden sonra aklıma, bazı yazma seminerlerinde uygulanan bir yöntem geldi. Öykü yazma sürecinin gelişimi açısından son derece etkili bu yöntem şu: Herhangi bir yazarın, bilmediğin bir öyküsünü alıyorsun ve belirli bir noktaya kadar okuyorsun. Sonrasına bakmıyorsun ve okuduğun yerden yola çıkarak, başlıyosun öyküyü tamamlamaya. Kendi öykün bitince, diğer öyküyle ne kadar farklı olduğunu görüyorsun. Yazma pratiğini ilerleten, çok güzel bir süreç bu. Dolaylı yoldan, fetekoş'un söylediklerini kanıtlıyor: Ele alınan konular aynı olsa bile her yazar birbirinden farklıdır.
-
2009-04-16 17:13:43 |Publisher| büşra

Öyküde abla ile kardeş arasındaki diyolagları aza indirerek kardeş hakkında bilgiler serpiştirmem daha yerinde olurdu belki ama koca hakkında aynı şeyi düşünmüyorum. Kadına onun yokluğunda bir hayat yaşatmak istedim. Birbirlerinin varlığında yok olan insanlar gibi. Birçok evlilik gibi. Koca hakkında okuyucuya bilgi vermek istemedim. Okuyan etrafında eşini bu şekilde aldatan veya aldatmaya meyilli lim varsa onu koysun oraya istedim. Üstelik şöyle de bir durum var. Bu kadın çocuklarına ani çıkışları olan, aynı zamanda her anne gibi onları seven bir kadın. Ama onun nasıl bir eş olduğuna dair hiçbir şey ortada değil. Çünkü kocasından bahsetmiyor. Son bölümde adamın kurduğu "Bıçak beni değil onu yaraladı... " gibi bir cümle ondaki soğukkanlışığı yansıtıyor. Bir sorun var demek ki. Dışardan yolunda görünen ama içte çatışmaları bitmeyen bir evlilik.
Söylediğiniz gibi kadının iç dünyasını, yüksek tansiyon hastası olmasının; baş ağrılarının nedenini, bir iyi bir kötü hallerininin nedenlerini ortaya döksem belki daha anlaşılır olurdu. Ama anlaşılır olmasın istedim. Hangimiz ne kadar anlaşılırız ki? Her geçen gün yeni bir huyumla tanışırken ben, yakınlarımın hiç beklemediğim davranışlarıyla karşılaşırken bu ne kadar mümkün olur? Belki de edebiyatın; romanın, öykünün insan hayatında doldurmaya çalıştığı yer bu. Harflerle oluşturulan karakterin dışına çıkamıyorz, eserin kahramanın çıkmasına da müsaade etmiyoruz ama bi her gün bu kuralı ayaklar altına alıyoruz.
Öyküyle ilgili bahsetiğiniz konuda daha önce hiç düşünmemeiştim. İtiraf etmek gerekirse şu güne kadar daha çok roman okudum. Üniversiteyle ve okuduğumun bölümün etkisiyle okuma sınırlarım genişleme fırsatı buldu. Zihinimize "kitap = roman" gibi bir denklem kazındı. Öykülerden, masallardan, makalelerden, denemelerden, araştırmalardan bihaber yaşadık. Kendimi çok yetersiz, daha doğrusu aç hissediyorum. Tavsiye edebileceğiniz öykü kitapları veya araştırma-inceleme türünde eserler varsa keyifle okurum.
Yazılmış öykülerden yola çıkarak bir öykü yazmayıı deneyeceğim uyugun bir zamanda. Böyle bir fikir için teşekür ediyorum. Eleştrileriniz için de. Vakit ayırdığınız için ayrıca teşekkürler...
-
2009-04-16 17:06:56 |Publisher| emrahpolat
-
2009-04-16 16:54:18 |Publisher| fetekos
-
2009-04-16 17:54:13 |SAdministrator| Murat
-
2009-04-16 16:08:36 |Publisher| emrahpolat
Yorumlar
Deneme kısmında Asım Bezirci'yi atlamışım, üzüldüm. Tüm eserlerini koplayayım:
Asım Bezirci Tüm Eserleri
- 1950 Sonrasında Hikâyecilerimiz
- Abdülhak Hamit
- Bilimden Yana
- Edebiyat Bahçesinde
- Güle Dil Verenler
- Halk Ve Sosyalizm İçin Kültür Ve Edebiyat
- Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri
- İkinci Yeni Olayı
- Nazım Hikmet
- Nezihe Meriç
- Nurullah Ataç
- Orhan Kemal Yaşamı, Sanatı, Eserleri
- Orhan Veli Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Eserleri
- Pir Sultan Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Şiirleri
- Rıfat Ilgaz
- Sabahattin Ali
- Seçme Hikâyeler
- Seçme Romanlar
- Sosyalizme Doğru
- Temele Gül Dikenler
- Türk Yunan Dostluk Şiirleri
- Şairlerimizin Diliyle Barış
Arayış içinde olduğum şu dönemde bana böyle net bir liste hazırlamanız beni çok sevindirdi.
2. Ahmet Hamdi Tanpınar (Şu an yapı kredinin bastığı kitaplarını bir ara Dergah ve sanırım Hisar gibi dinci yayınevlerinin de basmış olması seni yanıltmasın. Türkoloji kökenli olduğundan ve Türkoloji de Türk-İslamcılar ın elinde bulunduğundan böyle bir haksız sahiplenme girişimleri olmuş. Üniversitede benim onu okumamla dalga geçtiklerinden iyi bilirim, bir ara kimileri bu nedenle uzak durmuşlardı Tanpınar’dan ama büyük yanılgı, müthiş bir yazar. Bütün eserlerini öneririm. “Bir tren yolculuğu” öyküsü çok iyidir)
3.Memduh Şevket Esendal (Bütün öyküleri çok iyidir ama “Otlakçı” başkadır)
4.Orhan Kemal
5.Sait Faik
6.Sabahattin Ali
7.Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı. “Mavi Sürgün”ü okuyup da etkilenmeyen var mıdır acaba?)
8.Haldun Taner
9.Nezihe Meriç (Öykü kitapları "Bozbulanık" ve “Topal Koşma”ydı sanırım. “Korsan Çıkmazı” romanı da etkileyicidir)
10.Vüs’at O. Bener
11.Adalet Ağaoğlu (“Karanfilsiz” etkileyici bir öyküsü)
12.Bilge Karasu
13.Tahsin Yücel
14.Aziz Nesin
15.Oğuz Atay (Öykü kitabı “Korkuyu Beklerken”)
16.Onat Kutlar ( Öykü kitabının ismi “İshak” ama “Yeter ki Kararmasın” isimli kitabını da mutlaka okumanı öneririm)
17.Orhan Duru
18.Sevgi Soysal
19.Leyla Erbil
20.Selim İleri
21.Nedim Gürsel (Okumaktan hiç hoşlanmam ama bir öyküsü var ki yazamadan geçemedim: “Dönüş”)
22.Feyza Hepçilingirler
Dünya:
1.Guy de Maupassant (Romanları da var ama bence Sait Faik gibi romanda öykü kadar başarılı değil ya da ben öyküyü onunla özdeşleştirdiği mden romanını doğru değerlendiremedim.)
2.Anton Çehov (Oyunlarını da okumanı öneririm)
3.Edgar Allen Poe
4.Nikolay Gogol
5.Lev Tolstoy
6. O. Henry (“son yaprak” aklımdan hiç çıkmaz)
7.Marcel Ayme (Fr. yazar, genelde çocuk kitaplarıyla tanınır ve Türkiye’de pek okunmadığını zannediyorum ama çok iyi öyküleri var.)
8.Marguerite Yourcenar (modern çağda klasik’i en iyi ifade eden yazar denir kendisine. “Zenon” ve “Doğu Öyküleri” çok iyidir)
9.Carlos Fuentes (Öykü kitabı "Körlerin Şarkısı". Romanlarını da kuvvetle öneririm)
Deneme-Eleştiri:
1. Nurullah Ataç (Günlerin Getirdiği, Günce, Prospero ile Caliban, Söz Arasında, Diyelim, Okuruma Mektuplar)
2. Orhan Burian (Deneme Yazıları)
3. Vedat Günyol (Dile Gelseler)
4. Fethi Naci (İnsan Tükenmez)
5. Adnan Benk (Çağdaş Eleştiri, Okuyorum Öyleyse Varım)
6. Melih Cevdet Anday (Açıklığa Doğru)
7. Ahmet Oktay (Yazın İletişim İdeoloji)
8. R. Wellek, A. Warren (Yazın Kuramı) (tekniğe boğulmamış, ders kitabı şeklinden de sıyrılmış çok önemli bir inceleme ve deneme eseri, Adam Yayınlarından)
Benden şimdilik bu kadar...
Anne karakterinin tanıtımındaki eksiklik kopukluğa sebep oluyor. Anne çalışan bir kadın. Öykü o yüzden hafta sonu kokuyor. Bunu belirtmem gerekiyor sanırım. Karakter tanıtımındaki eksiklik öyküde yetersizliklere sebep olduğunu fark etmemek mümkün değil artık. Okuyucunun zihninde bu kadar fazla soru işareti uyandırmak, hem de ana karakterle ilgili, eksiklik yarattı.
Aynı anneyi, çocuklarının elinden tutmuş yolda yürürken düşünelim. Onlar yürürken, kötü adamın teki çocuklara zarar verecek bir hareket yapmaya kalksın. Bu durumda, anne, bıçağı kapar ve adamın boğazını keserse, bu vahşi hareketi açıklamak çok kolaydır. Niye yaptın diye soran polise, çocuğuma zarar verecekti derse daha fazla açıklamaya gerek kalmaz. Ya da annemizin mutlu olmadığını, evliliğinin ve çocuklarının onu boğduğunu, bilincinde canından çok sevdiği çocuklarına, bilinçdışında bir nefret duyduğunu bilseydik, aldatılmanın bardağı taşırdığını anlardık, cinayet niyeti kahramanımıza çok iyi giderdi..
Sihirli cümlelerin sırrı bol bol okumak ve yazmaktan geçiyor sanırım. Ayrıca tavsiye ettiğiniz ve edebileceğiniz yazarları ve eserleri, edebiyat/sanat dergilerini olabildiğince okumaya gayret göstereceğim.
Öykü okumaları konusunda ilk aklıma gelen öykücülükte tarz haline gelmiş yukarıda da sözünü ettiğim Maupassant ve Çehov. Birçok öykücü bu iki isimden etkilenmişlerdi r. Özellikle de Türk öykücülüğünde izleri açıkça görülür. Türk edebiyatında sıkı bir hayranı olarak ilk aklıma gelen isim Sait Faik olur. Orhan Kemal, Memduh Şevket Esendal, Ömer Seyfettin, A. H. Tampınar, Nezihe Meriç, Haldun Taner, Oğuz Atay... Daha birçok isim sayılabilir. Ancak iyi ki anımsattın. Makale, deneme, araştırma türleri de bence fazlasıyla önemli. Yazar da okur da mutlaka eleştiri ve deneme yazıları okumalı. Nurullah Ataç, Vedat Günyol, Fethi Naci, Orhan Burian gibi isimler değerli eleştirmenler. Melih Cevdet'in, Ahmet Oktay'ın yazın, sanat makaleleri okunabilir. Bunları listeleyip sana sunabilirim, belki başkaları da eklemeler yapar, hepimizin elinde iyi bir kaynak liste oluşur.
Açıkçası, belirttiğim gibi, senin öykü yazman beni de geliştiriyor. Bu nedenle ben de sana teşekkür ederim. Öykülerini merakla bekler oldum...
Eleştiri bölümünde yazdığın, öykülerin yeniden işlenmesi konusunu Forum'a taşımayı düşünür müsün?
Söylediklerinden sonra aklıma, bazı yazma seminerlerinde uygulanan bir yöntem geldi. Öykü yazma sürecinin gelişimi açısından son derece etkili bu yöntem şu: Herhangi bir yazarın, bilmediğin bir öyküsünü alıyorsun ve belirli bir noktaya kadar okuyorsun. Sonrasına bakmıyorsun ve okuduğun yerden yola çıkarak, başlıyosun öyküyü tamamlamaya. Kendi öykün bitince, diğer öyküyle ne kadar farklı olduğunu görüyorsun. Yazma pratiğini ilerleten, çok güzel bir süreç bu. Dolaylı yoldan, fetekoş'un söylediklerini kanıtlıyor: Ele alınan konular aynı olsa bile her yazar birbirinden farklıdır.

Eleştiren Erkan Nisan 15, 2009
Rica ederim Büşra. Ben de senin gibi okumaya devam ediyorum. Hatta yazamadığım için sırf okuyorum :-)
Deneme kısmında Asım Bezirci'yi atlamışım, üzüldüm. Tüm eserlerini koplayayım:
Asım Bezirci Tüm Eserleri
- 1950 Sonrasında Hikâyecilerimiz
- Abdülhak Hamit
- Bilimden Yana
- Edebiyat Bahçesinde
- Güle Dil Verenler
- Halk Ve Sosyalizm İçin Kültür Ve Edebiyat
- Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri
- İkinci Yeni Olayı
- Nazım Hikmet
- Nezihe Meriç
- Nurullah Ataç
- Orhan Kemal Yaşamı, Sanatı, Eserleri
- Orhan Veli Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Eserleri
- Pir Sultan Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Şiirleri
- Rıfat Ilgaz
- Sabahattin Ali
- Seçme Hikâyeler
- Seçme Romanlar
- Sosyalizme Doğru
- Temele Gül Dikenler
- Türk Yunan Dostluk Şiirleri
- Şairlerimizin Diliyle Barış