Emre Aköz: Az ve Öz Popüler
Emre Aköz son yılların öne çıkan kanaat önderlerinden biri. Eskiden bir çeşit "geyik muhabbeti" yazarken, özellikle "Ergenekon Davası" sürecinde sözü dinlenen, televizyonlarda arz-ı endam eden bir "düşünür" haline geldi. Kendisini okurken, aslında liberal iddialı bir zihniyetin nasıl olduğunu da, hak, hukuk, adalet türünden temel değerlere nasıl yaklaştığını da bütün berraklığıyla görebiliyoruz.
Ben tek satır yazmadım, bütün sözler ona ait, montaj yok, kolaj yok, tüm bu yazılanlar Sabah arşivinde mevcut...
“Atatürkçü Düşünce Derneği'nin önümüzdeki pazar Ankara'da düzenleyeceği miting, artık 'Ergenekonculara destek' gösterisinden öteye gitmiyor.
2007'deki mitinglere şevkle katılan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Emekli Subaylar Derneği işin içinde olmadıklarını açıkladı.
Çünkü bu kez mitinge katılanların 'Ergenekon dostu oldukları' tescillenecek.
Artık kimsenin 'Ben bunların darbe yapmak için miting düzenlediğini bilmiyordum' deme hakkı kalmadı.” (14/05/09)
“Artık herkes biliyor ki 2007'deki cumhuriyet mitinglerinin perde arkasında Ergenekoncular vardı.
Onlara hevesle yardım edenlerin başında ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan geliyordu.
Türkan Saylan aynı zamanda, hem demokrasiye, hem de Anayasa Mahkemesi'ne müdahale eden 27 Nisan (2007) elektronik muhtırasının destekçisidir.”
“Türkiye'de kişilerin görünüşüne ya da uzmanlığına bakarak, siyasi fikirlerini anlayamazsınız.
Çünkü ilişki çoğu kez tersine işler: Kişi bir Batılıya ne kadar benziyorsa, o derece demokrasi karşıtı bir otoriter rejim heveslisidir.” (13/05/09)
“Eğitim seviyesi yükseldikçe, otoriter zihniyet de güçleniyor.
'Gerektiğinde asker yönetime gelebilir', 'Bize demokrasi uymuyor', 'Bu ülkeye Atatürk gibi bir tek adam gerek' gibi sözleri en çok eğitimli kesimden duyuyoruz.
Hatırlayalım: ' Ordu göreve' pankartı altında yürüyen profesörler ve üniversite öğrencileri görmedik mi?
“Şu nokta da önemli: Eğitim seviyesi yüksek kişiler tarafından desteklenen siyasi partinin, bir ülkeyi daha iyi yönettiğine ilişkin hiçbir ciddi veri sunmuyor tarih bize.” (08/05/09)
“AKP'YE kapatma davası açıldığında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, biraz da fevri biçimde, ' Birileri Yargıtay'a kadar sızmış' demiş ama sonra lafı çevirmişti.
Belli ki bir bildiği vardı. İşittiğim andan itibaren o ağır sözün yerli yerine oturmasını bekler oldum.
Ve nihayet Ergenekoncuların yargıyı etkilemek için çevirdiği dolaplar, delilleriyle ortaya çıkıyor. Soruşturma sonucunda bazı büyük başlar koltuklarını kaybedebilir.
Peki ya Günay'ın tepkisi için, "Sosyal demokrat çizgiden geldi ama şimdi tarikat sözcüsü gibi konuşuyor" diyen, medyadaki Ergenekon dostları ? Onlara ne olacak?” (07/05/09)
“Tanıdık çifte standart yine yürürlükte: Ergenekon savcılarının telefon dinlemesine laf edenler, mesela Jandarma'nın yaptığı dinlemeler hakkında gıkını çıkarmıyor.
Halbuki, Ergenekon savcıları; darbe şebekesinin çalışmalarını, silahları, patlayıcıları, işkenceleri, suikast planlarını ve yargısız infazları soruşturuyor.
Yani o dinlemeleri niye yaptıkları belli. Ortaya dökülen birçok Jandarma dinlemesinin ise suç soruşturmasıyla alakası bulunmuyor.
"Gün gelir, gerekir" denerek dinlenmiş birçok kişi. Allah bilir, kurumdaki ' çürük elmalar' başka niyetlerle de kullanmışlardır o kayıtlarını.” (05/05/09)
“Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Süleyman Çelebi anlaşmayı kabul etmiş: 1 Mayıs İşçi Bayramını kutlamak için Taksim'e küçük bir grupla çıkacak. Meydana çiçek bırakacak. Çelebi, "Biz şiddet yanlısı değiliz" diyor.
Olayı geçen yıl ile karşılaştırın. Çelebi, 1 Mayıs 2008 günü, saat 11.00 sularına dek, Taksim ısrarını sürdürdü.
İşçiler ve solcu gençler, polisle kapıştı. Kameralara yeteri kadar şiddet görüntüsü sunulduktan sonra Çelebi, Taksim'den vazgeçti.
Bu kez Ahmet Necdet Sezer tarafından tebrik edilme ihtimali pek olmayan Çelebi, "Geçen yıl nerede hata yaptım" diyor mudur acaba?” (01/05/09)
“Türkiye'nin en önemli koleksiyoncularından Mert Sandalcı ile Denizler Kitapevi 'ndeki mini mezatta karşılaştığımızda elinde kalın bir albüm vardı.
Bize göstermek için getirmiş.
Albümün içinde, bazısı müzayedelerden 1.000 (bin) euroya alınmış kartpostallar vardı.
"Bin euroya da kartpostal mı olurmuş" diyeceksiniz. Evet, oluyor işte ve bu fiyat olağan!
Çok nadir bulunan o kartlarda nelerin fotoğrafları vardı, biliyor musunuz?
Sıkı durun: Batı klasik müziği çalan, nefesli aletlerin ağırlıkta olduğu Osmanlı orkestralarının fotoğrafları.
Siz hiç ' Merzifon Filarmoni Orkestrası ' diye bir müzik topluluğu duydunuz mu hayatınızda?
Duymadınız! Duymadık!
Peki ya ' Elazığ Filarmoni Orkestrası ' desem, ne düşünürsünüz?
Sakın bana, "Canım onlar gayrimüslimlerin orkestralarıydı" demeyin. Mert Sandalcı'nın iğneyle kuyu k azarak biriktirdiği fotoğraflar apaçık gösteriyor:
Manisa, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Trabzon, Giresun ... Bu kentlerde, başında fesi, elinde fagotu, klasik müzik çalan Osmanlı Müslümanları, Türkleri vardı.
28 Şubat (1997) darbesinin organizatörlerinden Cumhurbaşkanı Demirel, Beethoven 'in 9 'uncu senfonisini dinleyenler için "İşte çağdaş Türkiye" demişti.
Halbuki, 'dinlemek' ne kelime, bu toprağın çocukları bu müzikleri bizzat icra ediyordu.
Saray çevresinde ve askeriyede başlayan modernleşme dalgası, yavaş yavaş bütün topluma yayılıyordu: O insanlar camiden çıkıp konsere giderdi.
Ama cumhuriyet bu bağı kopardı: Üsttekiler ile alttakiler arasında, vatandaşlıktan başka ortak payda kalmadı.
Çünkü alttakiler, Batı kültürünü ' dayatma ' şeklinde öğretmeye çalışan 'çağdaş' üsttekileri, kendilerine örnek almadılar, taklit etmediler.
( Engin Ardıç bu kopuşun hikâyesini farklı açılardan defalarca yazdı.)
Çok zaman kaybettik çok!
İş o hale geldi ki dindar bir insanın, hele türbanlı bir genç kızın, Batı müziği çalıp söylemesi, şaşırtır oldu.
' Sopalı çağdaşlığın ' yerini ' gönüllü modernleşme ' aldıkça kültürel olarak da gelişiyoruz.” (29/04/09)
“…(D)arbe şebekeleri, ideolojik olarak karşıt çizgideki radikal solcularla da gayet iyi geçiniyor.
12 Mart (1971) muhtırasına giden süreçte, kimi solculara "leblebi gibi bomba attırıyorlardı."
Yani solcu gençler ' devrimcilik' yaptıklarını sanırken, aslında darbecilerin yolunu açıyorlardı.
( Not: 'Kullanma ve kullanılma' açısından bakıldığında, 'zinde güçlere' göz kırpan, 'asker-sivil aydın zümre' teorileri yapan Doğan Avcıoğlu- Mihri Belli -Doğu Perinçek çizgisi hiç olmazsa açık sözlü gözüküyor.)
Bugün de durum çok farklı değil.
Geçen yıl Emniyet'ten bazı yetkililerle sohbet ediyorduk. Dev Sol (DHKP/C) tipi bazı örgütler hakkında şöyle dediler:
"Bunlar suçu öven dergiler yayınlıyor. Savcıların emriyle dergileri topluyoruz. Bürolarına kilit vuruluyor; vs. vs. Ama bakıyoruz ki bir ay sonra dergiyi yine çıkarmışlar."
Ardından da gayet imalı bir biçimde şöyle sordular: ' Bu para nereden geliyor?'
Ergenekon şebekesi, ideolojik açıdan bakıldığında, ulusalcılık üzerinden milliyetçilerle, devletçilik ve laiklik üzerinden de bazı solcularla işbirliği yapıyor.
Mesela Özdemir Sabancı cinayeti tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulabilirse, Ergenekon'un sol bağlantıları da ortaya çıkmış olacak.
Özdemir Bey ve arkadaşlarının katledilme sebebi sadece 'görünüşte' solculuktur. Fehriye Erdal ve diğerleri birer maşaydı.
Ayrıca liderliğini Ağustos 2008'de Hollanda'da ölene kadar Dursun Karataş'ın yaptığı Dev Sol'un arşivi de bu açıdan önemli. Bu arşivin açığa çıkarılması, tam anlam veremediğimiz birçok karanlık olayın aydınlatılmasına yol açacak.
‘Bostancı'da operasyon düzenlenen sol örgütün adresini, Ergenekon savcıları verdi’ şeklindeki haberlere bir de bu gözle bakın.
Ev basarak militan yakalamak aslında işin 'tali' yanı: Bağlantılar çok daha derin.
Mesela Bedrettin Dalan/İstek Vakfı arazisinde ele geçirilen silahlar hakkında, "Prostatlı ihtiyarlar mı bunları kullanarak darbe yapacaktı" diye soranlar olursa... Onlara Özdemir Sabancı cinayetini hatırlatın.
Danıştay saldırısında olduğu gibi, Özdemir Bey öldürüldüğünde de nasıl şaşırmış ve sarsılmıştık!
Bazen bir kurşuna bakar iş: Silahı verirsin üç, beş gencin eline, biraz da bilgi desteğiyle istediğin cinayeti işleyiverirler. Tabii devrimcilik adına!
Not: Solcuların çoğu, Ergenekon soruşturmasına niye soğuk bakıyor? İlişkiler karmaşık ama sanırım cevap basit.” (28/04/09)
“1) Hükümeti ve AKP'yi devirmek amacıyla her türlü parlamento dışı ve hukuka aykırı çaba zaten ortaya kondu. Eğer davanın amacı toplumsal muhalefeti susturmak olsaydı, Ergenekon soruşturmasının çok daha önce başlaması gerekirdi.
2) Gazeteci İlhan Selçuk ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yöneticileri, Rektör Mehmet Haberal gibi, bir kesimin itibar gösterdiği kişilerin gözaltına alınması, Türkan Saylan'ın hasta hasta medyaya pozlar vermesi, Hükümetin işine gelmiyor ki!
Çünkü her seferinde, ' Yaşlı ve hasta insanlara bu yapılır mı' diye bas bas bağıran büyük bir ' vicdan korosunu' karşısında buluyor.
Aslında Hükümet, elinden gelse, savcıların bazı operasyon kararlarını, "Bize zarar veriyorsunuz" diyerek engeller.
Özetle: "Ergenekon davasıyla muhalefeti susturuyorlar" iddiasını samimiyetle dile getirenlerin, olup biteni hiç anlamadığı ortada.” (17/04/09)
“Şu iki basit noktayı akılda tutarsanız, ' Koskoca rektör nasıl Ergenekoncu olur' deme naifliğine kapılmazsınız:
1) Bu tip alengirli işlerin beyin takımı, daima iyi eğitim almış kişilerden oluşur.
2) Atatürk'ü seven herkes darbeci değildir ama tüm darbeciler Kemalist'tir.
Not: Pazar günü Şener Eruygur'a ' demokrat' diyebilen Atatürkçü Düşünce Derneği afişinden söz etmiştim ya... Mesajını yanlışlıkla sildiğim bir okurumuz şöyle diyordu: "Bunda anlamayacak ne var? Darbe yapmaya demokratik oylamayla karar vermişler." Çok güldüm.” (13/04/09)
“En çok sevdiğim yerli rock gruplarından Duman, 2 CD'den oluşan yeni albümündeki 'Rezil' adlı parçada, 'Lem yelid ve löp yutar' sözleriyle bazı dindarları kızdırdı.
Eleştirim şudur: Evet, "dini alet ederek, onu bunu kandırarak para kazananlar" vardır, bu bir gerçektir ama en azından 100 yıllık bir konudur, yani eskidir, demodedir, hatta sıkıcıdır; rock gibi hep yeni şeyler söylenmeye çalışılan bir türde eğreti durur.” (08/040/09)
“Eğer bir yöneticinin yolsuzluk yaptığından kuşkulanıyorsan, elinde geçerli belgeler varsa mahkemeye gideceksin.
TV'de bunu tartışmanın hiçbir âlemi yok. Çünkü o kısıtlı zaman diliminde hakikat ortaya çıkmaz. Çıkamaz. İmkânsız!
Aynı olay Kadir Topbaş geldiğinde de tekrarlandı. Bir buçuk saatlik programın yarım saati, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ortaya attığı yolsuzluk iddialarını konuşmakla geçti.
Saçmalık! Ortada (programda) belge filan yok. Hem olsa ne fark eder, biz uzman değiliz ki!
Biz gazeteci olarak, "Sayın Başkan, bu iddialara ne diyorsunuz" diye soruyoruz. Başkan da kendi üslubunca cevap veriyor.
Eğer Başkan, mimikleri, jestleri, ses tonu ve sayıp döktüğü rakamlarla 'inandırıcı' bir konuşma yaparsa, 'Bravo, çok güzel cevap verdiniz' diyoruz.
Buna karşılık Başkan'ın üslubu inandırıcı değilse, ondan kuşkulanmaya başlıyoruz.
Böyle şey olur mu?
Yolsuzluk gibi ciddi bir suçlamanın konuşulduğu ve karar verildiği yer TV ekranı olabilir mi?
"Yolsuzluk var mı, yok mu?" Bu soruya cevap bulmak için mahkeme yıllarca uğraşıyor. Biz ise kararı 15 dakikada vermeye kalkışıyoruz.
Asıl yaptığımız, suçlamalar karşısında iyi rol keserek inandırıcı olabilen siyasetçinin bizi aldatmasına çanak tutmaktan başka bir şey değil.
Yani siyaseti ve hukuku adeta tiyatro oyununa döndürüyoruz.” (26/03/09)
“Mustafa Balbay yazdığı bir makaleden ya da TV'de yaptığı bir yorumdan, eleştiriden dolayı mı tutuklandı?
Yani Balbay, demokratik hakkını kullandığı ve mesleğinin gereklerini yerine getirdiği için mi yargılanıyor?
Hayır! Alakası yok.
Balbay, Ergenekon Davası kapsamında tutuklandı. Darbecilere yardım ve yataklık etmekle suçlanıyor.
Türk Ceza Kanunu'nun 309'uncu maddesi uyarınca, ' Anayasal düzeni silahla değiştirmeye teşebbüs' suçlamasıyla yargılanacak.
Yani ' demokrasi açısından yüz kızartıcı' bir suçlamayla karşı karşıya.
Evet, yüz kızartıcı bir durum bu.
Çünkü Balbay'ın pek sevdiği birtakım silahlı bürokratlar, eğer darbe yapabilselerdi, ortada basın ve ifade özgürlüğü filan kalmayacaktı.
12 Eylül 1980 döneminde Cumhuriyet gazetesi nasıl darbecilerin bir telefonuyla kapatıldıysa, aynı facia, günümüzün bazı yayın organlarının başına da gelecekti.
Bir kere daha altını çizelim:
Aksini söyleyene kanmayın: Mustafa Balbay yazı ve yorumları nedeniyle tutuklu değil!” (14/03/09)
“Metrobüsün Anadolu yakasına ulaşması nedeniyle düzenlenen törene katılan Başbakan için, ' Son Osmanlı Padişahı Recep Tayyip Erdoğan' diye pankart açıldı. Bunun üzerine Başbakanın korumaları pankartı indirdi.
Bu pankartı açanlar acaba provokasyon peşinde miydi? Belki de Erdoğan karşıtı medyanın eline koz vermeye çalışıyorlardı. Hepsi olabilir.
Ancak biz, samimi olduklarını varsayarak konuyu ele alalım.
Ben buradaki fikrin yaygın olduğundan eminim. Bu ülkenin birçok vatandaşı, Osmanlı'nın şaşaalı günlerini yeniden yaşamak istiyor.
Peki, niye Cumhuriyet kavramı ile yetinmiyor, mesela ' İşte Gelmiş Geçmiş En büyük Başbakan' filan demiyorlar da, illa Osmanlı'ya gönderme yapıyorlar?
Çünkü bizde cumhuriyet kelimesi, sınırlar içinde tıkılıp kalmışlığı çağrıştırır. Bu şekilde algılanır.
' Biz bize yeteriz'... ' Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı'... ' Bir Türk dünyaya bedeldir'...
Bu ve benzeri sloganlar, hep dışa kapalı bir ülkenin düşünce biçimini ortaya koyar.
Yurtdışı seyahatlerinde bin bir türlü insanla tanışanları, ülke ülke dolaşıp mal satmaya çalışanları, ABD'de, İngiltere'de, Almanya'da eğitim görenleri bu ufku dar laflar kesmez.
Onlar için Cumhuriyet askerdir, polistir, validir, kaymakamdır, jandarmadır, gümrükçüdür.
Velhasıl memurdur, bürokrattır. Belki biraz da eşraftır, esnaftır, köylüdür. Hadi hadi Vehbi Koç'tur, biraz da üniversite hocasıdır.
Cumhuriyet işadamı değildir, tüccar değildir. Burjuva hiç değildir.
Hatırlayın: Modern anlamda Osmanlılık ya da Yeni Osmanlılık ne zaman ortaya çıktı? Turgut Özal'ın ekonomik reformları döneminde!
Türkiye'nin girişimcileri, elde bond çanta, dünyaya açıldıkları günden itibaren, cumhuriyetin bu haliyle ne kadar kavruk bir kavram olduğunu gördüler ve teşvik edici yeni sözler aramaya başladılar.
O zamanlar, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne diyorlardı. Şimdi ise basitçe Osmanlı'yı köpürtüyorlar.
'Ya sen ne diyorsun' diye sorarsanız: Ben imparatorluğun 'Son Padişah'ı yerine cumhuriyetin ' İlk Başkan'ı olmayı tercih ederdim.” (04/03/09)
“AKP'yi yok etmeye yönelik bir plan geçen yıl yürürlüğe kondu. Ergenekoncuların destek verdiği bu plana göre, önce parti kapatılacak, ardından yolsuzluk dosyalarıyla toparlanma çabaları sekteye uğratılacak, adres olarak yeni ve temiz oluşumlar gösterilecekti.
Ayrıca siyasi yasak getirilen Başbakan Erdoğan'ın ardından, Cumhurbaşkanı Gül de istifaya zorlanacaktı.
Bu tezgâh ABD ve Avrupa Birliği'nden gelen telkinlerin de etkisiyle bozuldu. AKP ayakta kaldı, Erdoğan'ın başbakanlığı devam etti.
Öte yandan bu günlere hazırlanmış olan CHP, biriktirdiği yolsuzluk dosyalarını ortaya sürmeye başladı.” (20/02/09)
Üye eleştirileri
-
2009-05-18 10:16:14 |Publisher| Talay
-
2009-05-19 04:36:02 |Publisher| annakarenin

Aköz ailesinin sıradan bir akşam yemeğinde olası konuşmalar:
Emre: Hayatım, bugün öyle bir yazı yazdım ki, sittin sene sırtımız yere gelmez.
Nur: Aaaa! Ne yazdın? Dur dur tahmin edeyim... "En büyük Tayyip, başka büyük yok!" diye attın başlığı değil mi? Seni hınzııır...
Emre: Canım abartma sen de... O zaman çok belli olur... Tayyip başkan olsun dedim, o da aynı kapıya çıkmaz mı zaten?
Nur: Aferin aşkım... Ben de günlerdir Hayrinnüsa'ya oynuyorum. Emine'ye demode dediler geçen gün Nişantaşı'nda...
Emre : Off, gene mi alışverişe gittin sen? Yine kredi kartları tavan yapacak sayende... Kaç para harcadın?
Nur: Yahu nolcak ki? Hem biz böyle yazılar yazmaya devam ettiğimiz sürece bizim sırtımız yere gelmez hayatım... Sen Başbakanlık Konutu, ben Çankaya. İki koldan...
Emre : İyi de Aydın Doğan topu dikerse nolcak?
Nur: Radikal satılırsa, bu sefer Ziraat Bankası "bizim Albayraklara" kredi verecekmiş... Dert etme sen.
Emre : Tamam o zaman... Yarın da "Obama gitsin, Tayyip ABD Başkanı olsun" diye başlık atayım bari...
-
2009-05-15 13:48:55 |SAdministrator| Murat
-
2009-05-15 17:23:53 |Administrator| guclu

Aköz'ün yazdıklarının anfikri şunlar:
1- Kemalistler darbecidir.
2- Okumuşlar ülkede demokrasi istemiyorlar, onların gücü kırılmalı.
3- Tayyip Erdoğan başkanlık sistemini getirip başkanlığa geçmelidir.
4- Cumhuriyet, Osmanlı devletine göre dar ve sönük bir sistemdir. Bu halka yeterli gelmez.
5- Solcular Ergenekoncularla ilişkilidir ve darbe için çaba sarfederler.
6- Sendikacılar da Ergenekon bağlantılıdır.
Tüm bunları üst üste koyarsak ne görürüz? Solculara, Kemalistlere, sendikacılara, tüm okumuş yazmış insanlara saldıran; Osmanlı'yı övüp Cumhuriyet'in getirdiği her şeyi yok sayan ya da zaten önceden başladığını iddia eden; "Ergenekon davası" ile tüm bu saydıklarının tasyiye edilmesini ve RTE'nin tek adam yönetimine geçmesini açık açık savunan bir yazarla karşılaşırız.
Aköz bir zamanlar Boğaziçi Sosyoloji'de asistanmış; bu engin fikirleri orada geliştirdiğini sanmıyorum. O zaman hangi tornadan geçirdiler bu "babayiğiti"?
Yorumlar
Emre: Hayatım, bugün öyle bir yazı yazdım ki, sittin sene sırtımız yere gelmez.
Nur: Aaaa! Ne yazdın? Dur dur tahmin edeyim... "En büyük Tayyip, başka büyük yok!" diye attın başlığı değil mi? Seni hınzııır...
Emre: Canım abartma sen de... O zaman çok belli olur... Tayyip başkan olsun dedim, o da aynı kapıya çıkmaz mı zaten?
Nur: Aferin aşkım... Ben de günlerdir Hayrinnüsa'ya oynuyorum. Emine'ye demode dediler geçen gün Nişantaşı'nda.. .
Emre : Off, gene mi alışverişe gittin sen? Yine kredi kartları tavan yapacak sayende... Kaç para harcadın?
Nur: Yahu nolcak ki? Hem biz böyle yazılar yazmaya devam ettiğimiz sürece bizim sırtımız yere gelmez hayatım... Sen Başbakanlık Konutu, ben Çankaya. İki koldan...
Emre : İyi de Aydın Doğan topu dikerse nolcak?
Nur: Radikal satılırsa, bu sefer Ziraat Bankası "bizim Albayraklara" kredi verecekmiş... Dert etme sen.
Emre : Tamam o zaman... Yarın da "Obama gitsin, Tayyip ABD Başkanı olsun" diye başlık atayım bari...
1- Kemalistler darbecidir.
2- Okumuşlar ülkede demokrasi istemiyorlar, onların gücü kırılmalı.
3- Tayyip Erdoğan başkanlık sistemini getirip başkanlığa geçmelidir.
4- Cumhuriyet, Osmanlı devletine göre dar ve sönük bir sistemdir. Bu halka yeterli gelmez.
5- Solcular Ergenekoncularl a ilişkilidir ve darbe için çaba sarfederler.
6- Sendikacılar da Ergenekon bağlantılıdır.
Tüm bunları üst üste koyarsak ne görürüz? Solculara, Kemalistlere, sendikacılara, tüm okumuş yazmış insanlara saldıran; Osmanlı'yı övüp Cumhuriyet'in getirdiği her şeyi yok sayan ya da zaten önceden başladığını iddia eden; "Ergenekon davası" ile tüm bu saydıklarının tasyiye edilmesini ve RTE'nin tek adam yönetimine geçmesini açık açık savunan bir yazarla karşılaşırız.
Aköz bir zamanlar Boğaziçi Sosyoloji'de asistanmış; bu engin fikirleri orada geliştirdiğini sanmıyorum. O zaman hangi tornadan geçirdiler bu "babayiğiti"?

Sevgili Güclü Hocam, bu kadar derlemeden sonra özet yapmana hiç gerek yoktu, bu dümbğün resmini koyman yeterliydi kanımca