Onur Caymaz’a (Gecikmiş) Bir Selam
Popüler
Makale
Kompozisyon değil ki, usturuplu bir girizgah yapayım. Bize öyle öğrettiler. Sanırım sizin kuşak da aynı tornadan geçti. Sizin kuşak dediğime bakma, yaşım, seninkinin bir çentik üstünde; o kadar. Hadi “iltifat” edeyim, bütün bu kalabalık, mekanı muhabbete kapı açmak için. Bilirsin, her şeyde olduğu gibi, bu yazma işinde de müşkül olan, giriş yapmaktır. Ve ben, şu anda onu yapmaya çabalıyorum.
Onur Caymaz’a (Gecikmiş) Bir Selam
Sevgili Caymaz,
Kompozisyon değil ki, usturuplu bir girizgah yapayım. Bize öyle öğrettiler. Sanırım sizin kuşak da aynı tornadan geçti. Sizin kuşak dediğime bakma, yaşım, seninkinin bir çentik üstünde; o kadar. Hadi “iltifat” edeyim, bütün bu kalabalık, mekanı muhabbete kapı açmak için. Bilirsin, her şeyde olduğu gibi, bu yazma işinde de müşkül olan, giriş yapmaktır. Ve ben, şu anda onu yapmaya çabalıyorum.
“Kırmızıgül Sinemasından Nefret Ediyorum*”dan bu yana okurunum. Hani “başıma bir şey gelmeyecekse” sevgilerimi iletmek isterim. “Çok oldu ben o yazıyı yazalı, sevgilerini, şu 3-4G çağında ‘bit’i kırık modem bile daha hızlı ulaştırırdı”, diyebilirsin; da, her keçenin su idrakı başka, ona sayarsın.
Bahtiyarım.
Yazdıklarını okuduktan sonra böyle diyorum; daha doğrusu kendimi böyle yakalıyorum. Diyeceksin ki bahtiyarlığın da şikayeti mi olur? Ne ararsın yazıda, “yahut-u veya” yazıyı niye yazarsın? Nazım’dan öğrendiğimiz, bu işin bahtiyarlık için yapılageldiğidir. Lakin o bahtiyarlık ki, yaramıza, her seferinde poyraz gibi çarpar ya, şikayetimiz onadır.
Memleketimin hayli kısmı bozkırdır. Ben (kendim) de bozkır çocuğuyum. Her ne kadar ömrün üçte biri gurbette geziyorsa da, 1ir, bozkırı; 2ki, Ankara’yı hep özlemişimdir. Her ikisinin de rüzgarı tuzsuzdur. Tuzsuz rüzgar, yarayı acıtır fakat çürütmez.
Farzımuhal, enerjinin formülüne ömür yatırmış bir fani, Einstein’in kapısını çalsın. “Herr Einstein, bana bir eğlence. Ömür verdim lakin henüz “Einführung”u geçemedim. Nedir bu enerjinin sırrı?” “Sırrını bilemem” desin Einstein “fakat tarifini istersen vereyim. Organik olmaları kaydıyla, bir M’yi, iki adet C’yle, ışık tavasında, ak-pak olana kadar çırpıyorsun. Al sana enerji.” “Bu kadar basit mi?” “Kim demiş?”
“Şu dünyada eski solcu kadar korkunç şey yoktur.**” dedin ya, ekranın LCD’sine kıyıp, “eşittir emcekare” yazdım. Meğer bu kadar “basit”miş!
Azrail’in karşısında nasıl duracağımı bilemiyorum; zaten o tecrübeyi bir başkasına aktarabilen henüz olmadı. Yine de sanmam ki, “eskisolcu”nun karşısında düştüğüm çaresizlikten daha beter bir durum olsun.
Çok şükür, Türkçe denen Nazım sahibi dili, yazılı sözlü biraz kullanabilirim. Dünyaya dair bir fikrim de var. Çıkınımda, fikri aç koymayacak kadar bilgi de mevcut ama la ilahe.
Belli ki senin de başına gelmiş. Her şeye; dağa, taşa, kurda, kuşa, ota, …. laf anlatılır da, “eskisolcu”ya anlatılmaz; değil mi? Biliyorum. Hani dersen ki Türkçe’de yan yana gelmiş en talihsiz ikili hangisi? Derim ki “eski solcu.” Ne keder! “Sol”un başına “eski”, “eski”nin ardına “sol” koymak zorunda kalıyoruz ya, aha şurama bir taş koymuş gibi oluyorum. Fakat yanlış anlamayasın, ızdırabım sadece “sol”a değil, “eski”yedir de. Görüyorum. Bazen “eski”yi perdeleyip “sol”u; bazen de “sol”u perdeleyip “eski”yi satıyorlar.
Bu satışı durduralım derim. Çatalım iki kelimeyi, “aha” diyelim “bundan sonra sizin adınız ‘eskisolcu’ Artık ‘e’yi kaldırır, ki ‘devrim’in iki numarası olması hasebiyle gıcığınız var, ‘i’ye uygun bir mevki-makam mı ararsınız; ‘ski’ takımlarınızı alıp Palandöken’de ‘palan’larınızı mı giyinirsiniz, sizin bileceğiniz iş. Yeter ki ‘eski’mizden, hele ki ‘sol’umuzdan uzak durun.”
Sevgili Caymaz,
“O kadar kelime kullandık, cümle yaktık, beyaz sayfaya kara satırlarla patika çizdik; buna mı tav ettik?” diyebilirsin. Neylersin, kumaş, en çok yırtığına yanarmış.
Hal, böyle böyle.
Yaz sağlıcakla
Hasever
e-hayalet.net
Zürich, 12 Temmuz 2011
* Kırmızıgül sinemasından nefret ederim!
** Tefekkürler Sinan Çetin...
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Sen de sağlıcakla yazmaya devam et Hasan. Eline, aklına, diline sağlık hocam.
Murat,
Çok teşekkür ediyorum, sağ ol.
-

Hasan,
Senin güzel yazdığını daha önce pekçok güzel dile getirdik. O yüzden izin ver bu sefer övgülerimi Onur Caymaz'a yönelteyim. Aktardığın iki yazısını da okudum, çok uzun zamandır hiçbir yazara bu kadar yakınlık duymamıştım. Çok sevdim. Nasıl oldu da daha önce hiçbir yazısını okumadığıma, hakkında hiçbirşey duymadığıma şaştım. İşte sinir olduğum nokta da bu; iletişim alanında büyük bir eksiklik olduğunun kanıtı işte..Boşuna yakınmıyoruz..Oysa ki bilinen bir yazarmış, sanıyorum romanları falan da varmış. Kendimizden olanları bile kendi aramızda tanıtamıyoruz..
Hep konuştuğumuz entellektüel şiddetin kusursuz bir örneğini vermiş..Olay işte budur..
-

Önder,
Araya site güncellemesi, arkasından hızlı gündem değişiklikleri girince, yapmayı düşündüğüm Onur Caymaz yorumu eksik kaldı. Tamamlamaya çalışayım.
Yeni bir dil diyoruz ya, övünmek gibi olmasın, ben bunu siyasete başladığım günden beri diyorum. Hakikaten, yeni bir dil; yenilenmiş bir dil yaratmamız gerekiyor. İşin gerçeği bu yüzden “güncel”e bu kadar zaman ayırıyor ve önem atfediyorum. Pratik siyasetin içinden geldiğimden olsa gerek, kendimi kendime hapsedemiyorum ve işin gerçeği bunu doğru da bulmuyorum. Biz kendimizi kendimizle kapatınca, yollar, caddeler, meydanlar, sokaklar, şehirler de kapanmıyor ki. Orası sürekli yaşanıyor. Kimi dostlarım, her yazı göndermemden sonra, illa uzun yazmamı, kitap formatına gelmemi istiyorlar. Lüzumsuz olduğunu söyleyemem ama hayatı durduramıyorum... Bir gün, evlerimizden, odalarımızdan ve hatta parti binalarımızdan çıkacak bir sokak bulamayacağız korkusuyla hep ayağımı kapının eşiğinde tutuyorum. Sanki çeksem o kapı kapanacak ve bir daha açılmayacak korkusu yaşıyorum.
İşte bu ruh hali içinde Onur dilinde insanları duyunca, okuyunca sanki sokakta bir tanıdık görmüşüm gibi oluyor. Hani edebi olsun diye değil, eğer o sokakta tanıdık kimsen yoksa, sokak senin değildir; öyle değil mi?
Sen de çok vurguluyorsun. Sokak girişinde, mahalle arasında, kahve önünde, bakkal duldasında, dolmuş durağında, boş arsada durup iki çift laf edelim; çekirdek çıtlayalım; Marks’ı konuşmak zorunda değiliz, havadan sudan, kızlardan oğlanlardan bahsedelim diyorsun. Kimse kendini yüksek bir kürsünün üstüne çıkıp hatiplik yapmak zorunda ve isteğinde hissetmesin. Hepsine katılıyorum. Her köşe bucağıyla yaşayan bir yer olalım. Ne güzel olur.
Bunun için dile ihtiyacımız var. İnsanlara dokunan, onları içine alan, onların içine giren ama onları uyuşturmayan bir dile.
Slogan dilinden nefret ediyorum. “İşte bu şiyarla” başllayan cümlelerden nefret ediyorum. Ölmüşü ölmemiş ilan eden sözlerden tiksiniyorum. Yol gösteren, emir veren, ikinci/üçüncü tekil şahısa yönelik cümle paragraflardan nefret ediyorum. “Oku” “okut” “bul” “git” “gel” benzeri kelimlerden nefret ediyorum. İnsana insan olduğunu hissettirmeyen; makine mekaniğinde görev ve sorumluluk yükleyen bildirilerden nefret ediyorum. “De”si “da”sı; “mı”yı “mi”yi ayrı yazılmamış kelimelerden nefret ediyorum; dile dil gibi değil; yün tokmağı gibi yaklaşılmasından nefret ediyorum. Bu yüzden, günlük, haftalık yazının en az öykü, roman ve şiir tadında olması gerektiğini düşünüyorum. Kimdi, “düz bile yazsan şiir gibi yazacaksın” diyen unuttum ama dili şiir gibi kullanmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Bunun anlamı herkes şiir yazsın değildir; sıkıntıya lüzum yok, zaten herkes şiir yazamaz.
Onur Caymaz’ı bu yüzden çok sevdim. Okuduktan sonra “bahtiyar” olduğumu söylemekle abartı falan yapmadım. İnsan, sokakta sevdiği birini görürse mutlu olmaz mı? Onur’un, şiir ve öykülerini (henüz) okumadım; kişi olarak da tanımam fakat haftalık yazılarının edebiyat tadında olduğunu söyleyebilirim. Entelektüel şiddet zaten, taşla sopayla olmaz ki: birikim ve dil, bu kadar.
Bu yıl, ilk kez 1 Mayıs’a katılmadım. Avrupada 1 Mayıs “şölen” gibi bir şeydir. Gidersin, yürüsün, trafiğe kapatılmış yolların tadını çıkarır, şehir seninmiş havasında gezinir gelirsin; güzeldir. 1 Mayıslarda dağıtılan bildirilerin çoğu arşivimdedir. Özellikle gider ve alırım. Belki bir gün “online” sergilerim. Hiçbirini dibine kadar okumadım. Kimse alınmasın ama buna gerek yok. Zaten kimsenin okuduğuna şahit olmadım. İlk zamanlar, “isterseniz basmadan önce getirin “bedava” radaksiyon yaparım” diyordum, sonra onu da demez oldum. “Emperyalizm kana doymuyor”la başlayan bir cümlenin ne lezzeti ne de raf ömrü mevcuttur. Her daim ağzına atabilirsin; keçiboynuzu misali; kemir kemir tat yok. Zaten kimsenin de “tat” diye bir derdi yok.
Geçen, Emrah’ın, Tahsin Yücel’in “Yazın Gene Yazın” adlı tanıtımını okudum. Bizim site, gerçekten derya deniz, nereyi kazsam bir yazı fışkırıyor. Ne diyordu Ruhi Su “ Hangi taşı kaldırsam anamla babam.” Böyle bir siteyi insanlar ulaştıramadık ya; çok yanıyorum. Neyse. Emrah’ın nefis tanıtımında, Tahsin Yücel’in şöyle bir belirlemesi var. “Dil çarpıksa, nesnesi de çarpıktır!” İşte budur, nefesimin ve sesimin yettiği yere kadar hep bunu söylemeye çalıştım. Fakat biz hamallık sevmeyiz, disiplini zulm addederiz, detayı gereksiz görürüz. Kaldı ki dil dediğin detay mıdır?
Söz buraya gelmişken iki cümlede dostum Emrah Polat için kurmak istiyorum. Köpek Admlar romanındaki titizliğine, özenine hayran kaldım. Dile dil kıymeti verdiğinden hiç şüphem yok. Günlük olmasa da haftalık yazsa ne kadar güzel olur. Belki sosyal paylaşım ağlarında yazıyordur ama e-hayalet’e haftada bir de olsa bir şeyler dese, çok zamanını almaz diye düşünüyorum. E-hayalet’in ilk zamanlarında yapmış ve çok da güzel olmuş. Beklediğimi yazmış olayım. Bir edebiyatçının günlük hayata edebiyat getirmesi lezzetli olmaz mı?
Kapatmadan,
Birgün çevresinin dilini genel olarak beğeniyorum. Gerilmiş, gerilemiş olarak değil bir şeyler almış olarak sitelerinden ayrılıyorum. Kendi adıma bu çok sevindirici. Fakat aşmamız gereken bir noktayı da belirmek zorundayım.
Metin Lokumcu’nun öldürülmesiyle birlikte yazılara hakim olan dil hala “klasik sol” tonundaydı. Şunu bütün samimiyetimle söylemek istiyorum, öldürülen insanlarımızın arkasından altılan sloganların neredeyse hiçbirini sevmiyorum. Sanki sloganlar, ölümü kanıksamamıza sebep oluyormuş gibime geliyor. Birgün gazetesinde Metin Hoca’nın hareket halindeki bir fotoğrafı çok kullanıldı, bence sınıfta, öğrencileriyle birlikte bir fotoğrafı kullanılsa çok daha iyi olurdu. Ne kadar insan vurgusu yaparsak o kadar iyi. Biz daha ziyade, belki de acıya katlanabilmek için bulduğumuz bir kaçış, “kavga” “mücadele” “militan” vurgusu yapıyoruz. Bence, “durun, bir insan(ımız) öldü, ağlayalım” demeliyiz. Ama ağlamak “erkek” ve “kavga” işi değil; yakıştırmayız kendimize. Oysa, işkenceciliği tasdikli birileri öldüğünde, gazeteler, onun kedi köpek, akvaryumunu resmederler; insan vurgusu ön plana çıkarılır ve en hınçlımızı bile yumuşatılır. Bizse tersini yapıp, insnalarımız hayattan kopraıyoruz. E ne olacak, hayattan koparılmış birinin hayattan kopmuş olması da çok dokunmuyor bize.
Hal böyle böyle...
-

arkadaşlar,
geçen onur caymazın yazısı hakkında yaptığım kısa yorum yanlış anlaşılmış ve onur caymazın ideolojik bakışını arızalı bulmama bir arkadaşımız üzülmüş.(inanın kim olduğunu hatırlamıyorum, yorumu da aradım nedense bulamadım, önemli değil gerçi) niyetim o. caymazın samimiyetine vurgu yapıp onu bütünüyle olumlamaktı. zira kim hangi kuramın ve bakışın yüzdeyüz bütünlüklü, işlevsel ve etik olduğunu iddia edebilir. kuramlar arası geçişlerin ve aralarındaki sınırların kuramların kendisinden daha önemli olduğunu düşündüğüm şu zamanlarda demek istediklerime daha çok dikkat etmem gerek. geçiş konusuna şidilik girmeyelim, henüz pişmiş değil ancak sezgisel aklım beni sürüklüyor.
bu arada emrahın tefrika romanını okumaya başlayacağım, ağır ağır, şimdiden kutlarım.
-

Murat
Sanıyorum benim yorumumdan bahsediyorsun..Benim entelektüel şiddet başlıklı yazıma yazdığın eleştriye cevap olarak yazmıştım - ferdi tayfur'un kanatlı kapının demir sürgüsü gibi uzun bir isim tamlaması oldu-..
Hiçbir ideaolojinin kendi üzerine kapanamayacağı konusunda tabii ki yüzde yüz haklısın..Bu konuyu bende sık sık ele alırım..Her ideoloji yapısal bir eksikliğin etrafında kuruludur..İdeolojiyi geç, Zizek Lacan üzerinden bize öğrettiği gibi insanın konuştuğu dil temel bir eksikliğin etrafında kurulur vs..Bunlara tabii itiraz yok, geleneksel sol ile temel fark da budur zaten..
Ancak Onur Caymaz'ın bu bağlamda da sandığın gibi olmadığını sanıyorum..Zira şöyle enfes bir laf eder;
Bayramlarda namaz kılacak kadar da solcuyumdur..
Zıtların böyle bir araya getirilişi, öyle sekter, yekpare bir ideoloji anlayışında olmadığını da gösteriyor..
-

O artık ünlü biri Hasan..Bizim gibi avamdan insanların hangi birine selam versin..
Günahını da almayalım, bizim sitenin etkisi çok düşük..Kimsenin iplediği yok..Sağdan soldan bizim tarzımızda birsürü yazı aktarılıyor Facebook'ta ama bize gelince dediğin gibi Allah rızası için yoksayılıyor...
Viral marketing yapamıyoruz..Sanmam ki Onur bizim sitenin varlığından bile haberdar olsun..
-

Önder,
Bizim de yarın ünlü olmayacağımız ne malum
Demiştin ya "çoktandır kimseyi kendime bu kadar yakın hissetmemiştim" ben de öyle hissetmiştim. Neyse görüşünce sitemimizi ederiz.
Viral Marketing ne bilmiyorum ama dün bir dostum, "Hasan yazılarını facebook'umda linkleyebiklir miyim?" diye sordu. Ölüm mü öldürüm mü bilemedim. Sana daha önce demiştim ya, "çalı-k- grubu değil ya, biz biribirimizin "promosyonunu" yapacağız."
-

Önder, Caymaz ideolojik kimliğini teorik olarak bütünlüklü bir söylem çerçevesinde savunabilir, savunmayadabilir. kendisini tanımıyorum. makalesine bakarak klasik soldan ne kadar ayrıksı davrandığına dair net ontolojik tespitler yapmak "tahmin ya da umut etmek düzeyinde" mümkün olabilir açıkçası o kadar çözümleyici okumadım kaldı ki format bana kalırsa biraz da içli sitemkar bir tema üzerine oturtulmuş. bütün bunlar bir tarafa onurun samimiyetinde ısrara ediyorum ve bünyesinde yapısal eksiklikler barındıran barındırmadığı sanılan bütün bakışlardan bir makale süresince de olsa çok daha işlevsel ve göstereni kıymetli bir mesaj olduğunu düşünüyorum. bir metnin hangi kavrayışla okunması gerektiği ve hangi teze denk düştüğü ayrı bir tartışma konusu. onurun dediği gibi bayram namazına gidecek kadar solcu olmak bu bağlamda yürekleri kavrıyor ama bu laf bile kendi içinde "sakatlık" barındırıyor. örneğin onur hakkında ref. vermesen, cepheden sekter biri popülist pragmatik laf gibi algılayabilir. aslında "öznel" bağlamını bilmek lazım. nesnellik daha sarih yorumlanabilir. sen daha iyi tanıyorsun gerçi.
-

Senden daha iyi tanımıyorum Murat..Hasan'ın yukarıdaki yazısından önce adını bile duymamıştım..Hasan'ın aktardıklarından sonra da 2-3 yazısını okudum hepsi o..
Valla ben neyi tartıştığımızın ucunu kaçırdım..
Sözkonusu yazılarına bakarak, klasik tefrimci tipinden çok farklı bir kişilik gördüm..Misal; Godard'a hayran..Klasik sol zihniyetlerde -yani radikal, örgütlü olanlarda- Godard tipik bir Fransız, dejenere aydındır..En azından kendi çevremden bildiğim kadarıyla Fransızlar'dan çok fazla moda, "post-modern" düşünür çıkarttığı için nefret edilir..Salt Fransız olmak bile bizim bir solcunun tiksinmesi için yeterlidir..
Bianet'te Derrida'nın Marx'ın Hayaletleri adlı, ölümünden önce yazdığı son veda kitabı üzerine bir yazıya denk gelmiştim..Bu konuyu daha önce ele almıştım..Uzatmayayım o yüzden..Sonuç olarak rezili rüsvan, kepaze, paspaye, iğrenç bir yazıydı..Bianet arşivi taranırsa sanırım hala bulunabilir..
O kadar sinirlenmiştim ki, tuttum bir yazı kalem aldım, göderdim, yayınlanmadı..Kürkçü'ye niye yayınlamadınız diye mesaj atınca, çok uzun redakte etmesi zaman alıyor dedi..Yıllar geçti redakte işi bitmedi..
Yani bizim solcuların ruh hali bu; içinde bulunduğumuz kültürün temel özelliklerini yansıtıyoru..Hani yapılan son anketlerde, halkımızın 70%'i,80'i yabancı komşu, hristiyan, eşcinsel komşu istemiyormuş ya, solcularımızı tavrı da başka düzlemde çok farklı değil..
Onur'da böyle bir kompleks göremedim..Birsürü düşünürü sayıyor, çok hoşlanmasa da, öyle Taraf'ın sahipleneceği türden adamlar da olmadığını belirtiyor..Yani katılırsın katılmazsın ayrı, ama dünyada insanlar neleri tartışıyor haberin olursa, Taraf gibilerin çakallığına da müdahale edebilecek araçların elinde olur..
Hep söylüyorum, Taraf solun potansiyel tabanından çalmak için kurulmuştur..O potansiyel tabanı geleneksel sol eklemeleyemiyor, zira çok geride takılıp kaldılar..Marxist teoriye yeni birşey katamadılar..Okumuyorlar, araştırmıyorlar çünkü..Ya da sadece iktisat ile ilgili okuyorlar, ya da güncel politika..Ama koca Marxism bunlardan ibaret değil ki..
İşte Onur'daki farklılık, başka düşnürüleri, yönetmenleri takip ediyor olmanın sol vicdandan feragat etmeyi gerektirmediğini göstermesi..
Kendisinin verdiği örneğe bakalım; Baudrillard mesala..Ben de sevmem..Aşırı karamsar biridir..Tası tarağı bırak git kendini at aşağı..Özeti bu..Ona göre otantik insan varoluşu bitmiştir, geri dönüş yoktur..
Eh bunlar sempatik olabilecek düşünceler mi? Ama bütün bunlara rağmen Baudrillard okumak isanı zenginleştirir..
Ama bizim solun mantığı bunlarla uğraşmak vakit kaybıdır, kafa karştırmaktan başka işe yaramaz..
Ama işte ortada, net kafalar değil, sözde yeni sorular soran Taraf kitleselleşiyor, ne olduğu bilinmez devrimci politikalar diyen geleneksel sol değil..
-

Murat
senin arkadas neden uye olamadigini biraz detaylandrir, aldigi hata mesajini falan gonderirse cok makbule gecer..neyse e-mai adresi varsa site yonetim sayfasindan kaydederiz..
gorsel algi acisindan iyi olmadığı saptamasına wallahi ben bile katılıyorum..Çok hakli.. Gerçekten benim de hiç hoşuma gitmiyor..Gazete/Portal usulu minimalist olmasını cok ısterdım, milliyet vs gibi reklama boğulmuş değil de radikal'inki gibi daha cok..Lakin elden birşey gelmiyor..Programcı değiliz..Hazır programları alıp koyuyoruz..Bizimkisi şuna benziyor; hani puzzle'lar var ya..Ortada büyük bir canvas'ı -site alanı- olan, ve doldurmak için de yapboz'un parçaları..o parçaları -farklı eklentileri yani- evirip çevirip nereye gider diye bakıyoruz, deneme yanılma oraya buraya koyuyoruz..bir de her farklı parçanın farklı insanlar tarafından, farklı tasarım algısıyla yaratıldığını düşün..oraya buraya farklı parçalar ekleme ortaya haliyle bir yamalı bohça çıkarıyor..tek bir tasarım yapılamıyor...
Yani sorun bir tercihten kaynaklanmıyor..İmkanlar kısıtlı..Şöyle internet programcılığından ve grafik tasarımedan anlayan bir arkadaş aramıza katılsa, kardeşim sen bu işten anlamıyorsun, çekil kenara işi bana bırak dese, zıplaya zıplaya çekilirim..keşke tüm boş zamanımı tasarımdan ziyade içeriğe ayırabilsem, ne güzel olurdu..
Kimbilir belki birgün öyle biri çıkar gelir..Çıkana kadar idare edeceğiz mecburen..O zamana kadar yorumlarda bulunmak lazım, spesifik olarak şurası iyi değil, şunu kaldıralım, şöyle yapmaya çalışalım falan demek lazım
Yorumlar
senin arkadas neden uye olamadigini biraz detaylandrir, aldigi hata mesajini falan gonderirse cok makbule gecer..neyse e-mai adresi varsa site yonetim sayfasindan kaydederiz..
gorsel algi acisindan iyi olmadığı saptamasına wallahi ben bile katılıyorum..Ço k hakli.. Gerçekten benim de hiç hoşuma gitmiyor..Gazet e/Portal usulu minimalist olmasını cok ısterdım, milliyet vs gibi reklama boğulmuş değil de radikal'inki gibi daha cok..Lakin elden birşey gelmiyor..Progr amcı değiliz..Hazır programları alıp koyuyoruz..Bizi mkisi şuna benziyor; hani puzzle'lar var ya..Ortada büyük bir canvas'ı -site alanı- olan, ve doldurmak için de yapboz'un parçaları..o parçaları -farklı eklentileri yani- evirip çevirip nereye gider diye bakıyoruz, deneme yanılma oraya buraya koyuyoruz..bir de her farklı parçanın farklı insanlar tarafından, farklı tasarım algısıyla yaratıldığını düşün..oraya buraya farklı parçalar ekleme ortaya haliyle bir yamalı bohça çıkarıyor..tek bir tasarım yapılamıyor...
Yani sorun bir tercihten kaynaklanmıyor. .İmkanlar kısıtlı..Şöyle internet programcılığınd an ve grafik tasarımedan anlayan bir arkadaş aramıza katılsa, kardeşim sen bu işten anlamıyorsun, çekil kenara işi bana bırak dese, zıplaya zıplaya çekilirim..keşk e tüm boş zamanımı tasarımdan ziyade içeriğe ayırabilsem, ne güzel olurdu..
Kimbilir belki birgün öyle biri çıkar gelir..Çıkana kadar idare edeceğiz mecburen..O zamana kadar yorumlarda bulunmak lazım, spesifik olarak şurası iyi değil, şunu kaldıralım, şöyle yapmaya çalışalım falan demek lazım
bu arada iş yerindeki genç arkadaşlardan biri(ekşisözlük yazarı) ehayalete üye olmaya çalışmış ama olamamış. mail adresini veriyorum. adı metin çelik. sayfa mizampaşlarının görsel algı açısından çok iyi olmadığını söyledi.
O yazımı aradım ama bulamadım maalesef..Birgü n çıkarsa biryerlerden yollarım..
bianetin yazısına ulaşmaya çalışırım. seninkini okumuşmuyduk, ya da, gönderebilir misin?
Valla ben neyi tartıştığımızın ucunu kaçırdım..
Sözkonusu yazılarına bakarak, klasik tefrimci tipinden çok farklı bir kişilik gördüm..Misal; Godard'a hayran..Klasik sol zihniyetlerde -yani radikal, örgütlü olanlarda- Godard tipik bir Fransız, dejenere aydındır..En azından kendi çevremden bildiğim kadarıyla Fransızlar'dan çok fazla moda, "post-modern" düşünür çıkarttığı için nefret edilir..Salt Fransız olmak bile bizim bir solcunun tiksinmesi için yeterlidir..
Bianet'te Derrida'nın Marx'ın Hayaletleri adlı, ölümünden önce yazdığı son veda kitabı üzerine bir yazıya denk gelmiştim..Bu konuyu daha önce ele almıştım..Uzatm ayayım o yüzden..Sonuç olarak rezili rüsvan, kepaze, paspaye, iğrenç bir yazıydı..Bianet arşivi taranırsa sanırım hala bulunabilir..
O kadar sinirlenmiştim ki, tuttum bir yazı kalem aldım, göderdim, yayınlanmadı..K ürkçü'ye niye yayınlamadınız diye mesaj atınca, çok uzun redakte etmesi zaman alıyor dedi..Yıllar geçti redakte işi bitmedi..
Yani bizim solcuların ruh hali bu; içinde bulunduğumuz kültürün temel özelliklerini yansıtıyoru..Ha ni yapılan son anketlerde, halkımızın 70%'i,80'i yabancı komşu, hristiyan, eşcinsel komşu istemiyormuş ya, solcularımızı tavrı da başka düzlemde çok farklı değil..
Onur'da böyle bir kompleks göremedim..Birs ürü düşünürü sayıyor, çok hoşlanmasa da, öyle Taraf'ın sahipleneceği türden adamlar da olmadığını belirtiyor..Yan i katılırsın katılmazsın ayrı, ama dünyada insanlar neleri tartışıyor haberin olursa, Taraf gibilerin çakallığına da müdahale edebilecek araçların elinde olur..
Hep söylüyorum, Taraf solun potansiyel tabanından çalmak için kurulmuştur..O potansiyel tabanı geleneksel sol eklemeleyemiyor , zira çok geride takılıp kaldılar..Marxi st teoriye yeni birşey katamadılar..Ok umuyorlar, araştırmıyorlar çünkü..Ya da sadece iktisat ile ilgili okuyorlar, ya da güncel politika..Ama koca Marxism bunlardan ibaret değil ki..
İşte Onur'daki farklılık, başka düşnürüleri, yönetmenleri takip ediyor olmanın sol vicdandan feragat etmeyi gerektirmediğin i göstermesi..
Kendisinin verdiği örneğe bakalım; Baudrillard mesala..Ben de sevmem..Aşırı karamsar biridir..Tası tarağı bırak git kendini at aşağı..Özeti bu..Ona göre otantik insan varoluşu bitmiştir, geri dönüş yoktur..
Eh bunlar sempatik olabilecek düşünceler mi? Ama bütün bunlara rağmen Baudrillard okumak isanı zenginleştirir..
Ama bizim solun mantığı bunlarla uğraşmak vakit kaybıdır, kafa karştırmaktan başka işe yaramaz..
Ama işte ortada, net kafalar değil, sözde yeni sorular soran Taraf kitleselleşiyor , ne olduğu bilinmez devrimci politikalar diyen geleneksel sol değil..
Bizim de yarın ünlü olmayacağımız ne malum
Demiştin ya "çoktandır kimseyi kendime bu kadar yakın hissetmemiştim" ben de öyle hissetmiştim. Neyse görüşünce sitemimizi ederiz.
Viral Marketing ne bilmiyorum ama dün bir dostum, "Hasan yazılarını facebook'umda linkleyebiklir miyim?" diye sordu. Ölüm mü öldürüm mü bilemedim. Sana daha önce demiştim ya, "çalı-k- grubu değil ya, biz biribirimizin "promosyonunu" yapacağız."
Ben mektubu "ucu yanık word" dosyası ve e-hayalet'teki linkle birlikte gönderdim. Pek tabi bana yanıt verdi. Sanırım e-hayalet'e de bakmıştır zira kısacık ama üzerinde çalışılmış yanıtından anladığım kadarıyla o da sesinin yeterince uzaklara gidemediğinden yakınıyor(du).
Günahını da almayalım, bizim sitenin etkisi çok düşük..Kimsenin iplediği yok..Sağdan soldan bizim tarzımızda birsürü yazı aktarılıyor Facebook'ta ama bize gelince dediğin gibi Allah rızası için yoksayılıyor...
Viral marketing yapamıyoruz..Sa nmam ki Onur bizim sitenin varlığından bile haberdar olsun..

İyi hem de çok iyi. Sözcükler lezzete lezzet katmış. Yabancı kökenli sözcükler de bir eski tüfek havası vermiş ki deyme gitsin. Ne anlattığına gelince, ben o tarafla pek az ilgiliyim. Yani yemeğin damağımda bıraktığı tada bakarım. Öbür tarafı doktorların işi onlar, değerlendirsin.